4. bölüm / 5
Creator4*Hayatın Anlamı*
Bölümler 5Şu an: 4*Hayatın Anlamı*
- 1 1*Yaratıcı*979 kelime
- 2 2*Halüsinasyonlar*1.453 kelime
- 3 3*Gerçekler*1.565 kelime
- 4 4*Hayatın Anlamı*1.743 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5*Eski Aşk*1.260 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kendimi amansız bir koşuşun içinde bulduğumu düşündüm. Olaylar çok hızlı ve tekinsiz gerçekleşmişti. Ölümün pençesinde duruyorduk. Elimden gelen tek şey kimse zarar görmesin diye çabalamaktı. Ama kendimi yeterince güçlü hissetmiyorum.
"Anladım." diye fısıldadım kendime. Alistar karşımda kocaman cüssesi ile duruyordu. "Ellerini bu şekilde kapatacaksın. Yoksa parmakların kırılır." dedi eliyle bana yumruğunu gösterirken. "Olabildiğince sert vuracaksın. Gücün omzundan gelecek." kafamı salladım. Aynı gösterdiği gibi elimi yumruk yaptım. Ellerini kaldırdı. Kendimi toplayıp tüm gücümle Alistar'a yumruk attım. Elim onun avucuna sertçe çarptığında acıyla çırpınarak geri çekildim. Ayağım kendi ayağıma takıldı ve olduğum yere devrildim.
Matteo gülerek olduğu yerden kalkıp yanıma geldi. "Gücümü açığa çıkartmak için bunları yapmamız gerektiğine emin misin?" dedim yorgunlukla. "Daha fazla koşmak istemiyorum." diye karşılık verdi Penny. Ardından kendini yere bıraktı. Ormanın sessizliği can sıkacak kadar korkutucuydu.
"Gücünü açığa çıkartmak için benimle çalışman lazım. Alistar size kendinizi korumayı öğretiyor." dedi beni yerden kaldırırken. Beni bırakıp az önce oturduğu kütüğün yanına gitti. Onu takip ettim. Yerden matarayı alıp bana uzattı. "Seni zorlamak istemezdim. Ama buna mecburuz." diye mırıldandı. Suyu içip ona geri verdim. "Çok yoruldum!" diye sitem ettim. Bana gülerek baktı. "Daha yapacak çok şeyimiz var" diye mırıldandı yere bakarak. Aramızda boşluk olmasına rağmen vücudundan gelen sıcaklığı hissediyordum.
'Belki de daha fazlasını' diye düşündü beynim. İstemsizce ona ait olmak istiyordum ama aramızda keskin bir duvar vardı. Alistar, Penny'e doğru yürüdü. Onun kollarından tutup yerden kaldırdı. Gözlerimi onların üzerinde tutmaya devam ettim. "Acıktın mı?" diye sordu Alistar. Penny bu yaklaşımdan utanmış olacak ki gözleri bana döndü. Ellerini saçlarından geçirdi ve ondan bir adım geri uzaklaştı. Ardından iri cüsseli adama geri döndü. "Birazcık" diye mırıldandı. Alistar ona gülümsedi. Ellerini kollarından aşağı kaydırdı ve elini tuttu. "Onu geri götürüyorum." dedi. Bize bakmıyordu bile. Gülümsedim ve onu sürekleyerek ormanın açıklık alanlarına gitmelerini izledim. İşte baş başa kalmıştık.
Matteo derin bir nefes aldı. Aramızda geçen uzun bir sessizliğin ardından yavaşça ayağa kalktı. Öksürerek bana döndü. "Biraz pratik yapalım." dedi. Sesindeki gerginlik vücuduma elektrik gibi çarptı. Kafamı sallayıp ayağa kalktım ve yanına yürüdüm. Kollarımı sallayıp kendimi gevşetmeye çalıştım.
İşe yaramadı.
Beni gerginleştiren şey tam karşımda duruyordu. Karanlık. Yakışıklı. Gizemli. Gözlerindeki kararlılığa baktım. Derin bir nefes aldım. "Kendini serbest bırak." dedi gözleriyle beni izlerken. Aramızdaki elektrik giderek artıyordu.
Kendimi serbest bırakmaya çalıştım. Fakat kaslarım itiraz edercesine vücuduma karşı koydu. Beni fark etmiş olacak ki bir adım yanıma yaklaştı. Ellerini kollarıma koydu. Ardından yavaşça yukarıya doğru çıkartmaya başladı. "Sudaymışsın gibi." diye mırıldandı. Elleri yavaşça omzuma ordan boynuma çıktı. Dokunduğu yer alev almışcasına yanıyordu. Ona doğru gitmek istedim. Kendimle başa çıkmaya çalışıyordum.
Bana biraz daha yaklaştı. Bir eli boynumdayken diğer eli yavaşça yüzüme doğru sürüklendi. "Benimle nefes al." dedi sessizce. Nefesini dinledim ve ona ayak uydurdum. Bir adım daha attı. Aramızda artık mesafeler kalmamıştı. Tıpkı dediği gibi artık aynı dünyada ve aynı zamandaydık. Birbiri için yaratılmış iki insana dönüşmüştük. Vücudundan ince bir ışık yayılmaya başladı. Işığın rengi bu sefer farklıydı. Siyahtı. Etrafımızda dolanıp onun üzerinde durdu. Kafamı kaldırdım.
Işığı takip ettim. Matteo'nun etrafını sarıp sarmaladı ardından kalbinde durdu. Matteo derin bir nefes daha aldı. "Seni çok uzun zamandır arıyorum." diye mırıldandı. Nefesini yüzümde hissediyordum. Zihnim çalışmayı bırakmıştı. Bana bu kadar yakınken nasıl uzak kaldığını anlamaya çalışıyordum. Elimi kaldırıp beline koydum. Işık biraz daha canlandı.
"Neden siyah?" diye sorabildim sadece. Aklıma başka bir şey gelmiyordu. Elini yüzümde dolaştırdı. Dudaklarıma dokundu. "Sen benim karanlığımsın." dedi sessizce. Ne demek istediğini anlamayarak ona baktım.
"Işığı takip et." dedi. Işığı gözlerimle takip ettim. Sonunda kendime bakmayı akıl ederek ışığın çıkış noktasını gördüm.
Kalbimden çıkıyordu?
Kalbimden çıkıyordu ve onun kalbinde duruyordu. Elleri dudağımı okşadı ardından çeneme geldi. Kendine bakmam için çenemi kaldırdı. Sonra eğilip beni yavaşça öptü. Dudakları dudağıma değdiği anda içimde tarif edilemez bir duygu hissetmeye başladım. Tamamlanmış gibi hissediyordum.
Çekingen başlayan öpücüğüne karşılık verdim. Boynumdaki elini belime indirdi ve beni kendine yasladı. Öpücük bir anda açlığa dönüştü. Elimi onun belinden çekip omuzlarına koydum. Ardından saçlarına dokundum. Vücudum ona yaslı olmasa şuan yerde olabilirdim. Öpüşü baş döndürüyordu.
Bir an geri çekildi. Sanki bir şeyler kafasına dank etmişti. Kafasını kaldırmadı. Utançla geri çekilmek istedim ama belimdeki eli beni kendine çekiyordu. "Alessia" dedi nefes nefese. İsmim onun ağzından döküldüğü andan itibaren kendime hakim olmaya çalıştım.
Duraksadı. Kafasını yavaşça kaldırıp yüzüme baktı. Gözleri keskin ve siyahtı. Yüz hatları gerilmişti. "Alessia" diye fısıldadı yeniden. Sanki burada onunla olduğumdan emin olmaya çalışıyor gibiydi. Ağzımı açtım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Derin bir nefes aldım. Ellerimi saçlarından kaydırdım ve yüzüne dokundum. Gözlerini sıkıca kapatıp kafasını elime yasladı. Dokunuşumla hayat buluyor gibiydi. Sanki ikimiz de birbirmizi şarj ediyorduk. Onun bana ihtiyacı vardı. Ve bilmediğim bir yanımın da ona ihtiyacı vardı. Elim yüzünü okşamaya devam etti. Ona gülümsemeden edemedim. Küçük bir çocuk gibiydi. Sevgiye aç kalmış yalnız bir çocuk.
"Matteo" diye fısıldadım. Gözlerini açmadı. "Kaybolacaksın diye korkuyorum." dedi sadece. Ses tonu hüzünlü geliyordu. Onu anlamak istiyordum. Yıllarca yalnız kalmıştı. Belki de çoğu zaman tercih etmişti.
'Kaybolacaksın diye korkuyorum.' bunu anlayabilirdim. Ne kadar canım acısada ben de sürekli olarak onu görmek istiyordum. Sanki tam karşımda olması yetmiyordu.
"Matteo" dedim yeniden. Bu sefer yavaşça gözlerini açarak yüzüme baktı. Gözlerinde saf bir endişe görülüyordu. O gerçekti. Ve karşımdaydı. Benimleydi. Benim için doğmuştu. Yıllarca beni aramıştı. Beni kurtarmak için az daha ölüyordu.
Gülümseyemeye çalıştım. Bu sefer uzandım ve onu ben öptüm. Dudaklarım ona temas ettiği anda büyük bir açlıkla karşılık aldım. Beni kendine çekip sertçe öpmeye devam etti. Yıllardır bu anı bekliyor gibi.
Nefeslerimiz birbirine karışmaya devam etti. Elimi kalbine koydum. Dokunuşumla yavaşça geri çekildi. Dudakları benden ayrıldığında derin bir nefes aldım. Ama boşluğu hissediyordum.
"Hissediyor musun?" diye sordu. "Sana olan bağlılığımı?" diye devam etti.
Anlını anlıma yasladı ve gözlerini kapattı. Varlığı nefes almama yardımcı oluyordu. Ondan uzaklaşmak istemiyordum. Fakat ormandan gelen çıtırdı sesiyle Matteo gözlerini açıp arkama baktı. Beni kendine daha sıkı çekti.
"Merhaba Louis" dedi düz bir tonla. Kim olduğunu göremiyordum. Kafam Matteo'nun omzuna gömüldü. Ellerimi belinde kavuşturdum. Ona güvenmeyi seçmiştim.
"Burada seni görmek ne hoş" dedi ince bir ses. Kadının yaklaştığını hissettim. "Ben de seni özlemiştim. Fakat görüyorum ki yeni bir oyuncağın var." dedi kadın. Sesindeki nefreti hissediyordum. "Ne tatlı."
"Ne istiyorsun?" dedi Matteo umursamazca. "Tatlı kızını görmek için geldim." diye karşılık verdi kadın. "Sizi ormana girerken gördüm." diye devam etti. "İzleyecek bir şey kalmadı. Üzgünüm." dedi Matteo alay ederek. Ama vücudunun kaskatı olduğunu hissediyordum. Elimin altındaki beden giderek geriliyordu. Belindeki elimi omuzlarına doğru çıkarttım. Ona dokundum.
Dokunuşumla derin bir nefes aldı. "Onu görmeden gitmeyeceğimi biliyorsun Matte." dedi. Matteo beni yavaşça serbest bıraktı. Kulağıma 'Korkma' diye fısıldadı ve beni kadına doğru çevirdi.
Uzun kızıl saçlar ilk dikkatimi çeken şeydi. Kısa bir kadındı. İnce yüz hatları ve güzel bir burnu vardı. Mavi gözleri üzerimde dolanırken onu izlemeye devam ettim. "İsmin ne?" diye sordu bir adım daha atarken. Sırtım Matteo'nun sert vücuduna dayalıydı. "Alessia" diye cevap verdim. Sesim ormanda yankılandı ve bana geri çarptı. Matteo ellerini belime koydu. Beni tutuyordu. Güçlü durmaya çalıştım.
Fakat kadının kötü bir enerjisi vardı. Tüm vücudumu yakıyordu. Bakışları yüzüme odaklandı. "Tatlı bir kızsın." diye mırıldandı kendi kendine. "Ama yanlış adamla berabersin." dedi. Bir adım daha attı.
Vücudundan gelen ışığı görmeye çalıştım. Fakat hiç bir şey yoktu. Onu hissedemiyordum. Sanki karşımda görünmez bir varlık vardı. Kadın sonunda derin bir nefes aldı. "Papaz seni görmek istiyor. Sanırım bir sorun çıktı." dedi. "Sana bir sürü mesaj gönderdik. Ama görüyorum ki burada öylesine bir kızla oynaşmayı seçmişssin." Belimdeki eller tutuşunu sertleştirdi. "Ona bugün geleceğimi söyle." dedi Matteo. Kadın arkasına dönmeden önce alttan bir bakış attı. "Çok geç olmasın." dedi sinirle. Ormandan çıkana kadar onu takip ettik. Sonunda gittiğinde kendimi Matteo'ya doğru bıraktım. Derin bir nefes alıp yüzünü omzuma koydu. Yorgun hissediyordu. Yorgun ve kaybolmuş.
"İyi misin?" diye sordum. "Kim olduğunu bilmemeleri lazım." dedi boğuk bir sesle. Nefesi tenime çarpıyordu. "Ne yapmalıyım?" diye karşılık verdim. Ona yardım etmek istiyordum. Beni yavaşça kendine döndürdü. Elini kaldırıp yüzüme dokundu. Eğildi ve beni tekrar öptü. Bu seferki kısa bir öpücüktü. Geri çekilip yüzüme baktı. Gözlerindeki değişimi görebiliyordum. Karanlık yavaşça onu ele geçiriyordu. "Seni Penny'nin yanına götüreyim." dedi sessizce. Ardından elimi tuttu ve beni ormandan çıkartmaya başladı.
"İyi olacak mısın?" diye sordum. Omuzları sert ve dikti. Kararlı yürüyüşünün altında düşünceli biri yatıyordu. Ne yapacağını kafasında döndüren biri. Onu tanımaya başlamıştım. Eminim daha buraya gelmeden önce bile bunları hesaplamıştı. Plan kurmuştu ve harekete geçirmek için düşünüyordu. Kafasını salladı.
"İyi olacağız." dedi. Sesi kısık ama netti. Elimi sıktı. Onu takip edip ormandan çıktım. Biraz daha yürüdükten sonra ahşap büyük evi görmeye başladım. Beni kapıya kadar götürdü.
Evin önünde durduk. Elini yavaşça bıraktı. Aramızdaki duvar yeniden örülmüştü. "Bunu yine yapıyorsun." dedim. Kesik bir nefes aldı. Bana bakmıyordu. "Eğer bunu yapmazsam sana daha çabuk ulaşırlar." dedi. "Seni kaybedemem."
"Matteo-" sözümü kesti. "Anlamıyorsun Alessia. Sen-" derin bir nefes aldı. Kafasını kaldırdı ve gözlerime baktı. "Sen benim. Her şeyimsin." diye fısıldadı. Eli bana doğru uzanmak için havalansa da kendini tuttu. "Ben yıllardır seni bekliyorum. Bu benim için daha zor."
Eli eski yerine döndü. Yumruğu giderek sıkılaşıyordu. "Sadece seninle olmak istiyorum ama seni bulmalarına izin veremem. Her şeyden önce seni korumak zorundayım. İçimdeki aşkın bir önemi yok. Sen güvende olmalısın." Sözleri kalbime dokundu.
'İçimdeki aşk' mı? Gözlerim yüzünde dolandı. Hala bana bakmıyordu. Aramızdaki duvarın tek bir bakışla yok olacağından haberdardı. "Seni korumak için seninle arama yıkılmaz bir duvar örmem gerekirse... " dedi. Devam etmesi zordu.
"Bunu yapacağım." Elimi yumruk yaptığı eline götürdüm. "Bana geri dön." diyebildim. Titrek bir nefes aldı.
Yumruğunu gevşektti ve ellerimi tuttu. Duvar hala oradaydı ama çatlakları hissediyordum. "Ben buradayım Matteo. Seninle." Gerçeklik yüzüme çarpmış gibi hissettiriyordu. Kafasını kaldırmadı ve cevap vermedi. Derin bir nefes aldı. Elimi bıraktı ve arkasına bile bakmadan kararlı adımlarla benden uzaklaştı. Siyah bir ışığın onun çevresinde döndüğünü gördüm.
"Onu ben de yakınımda istiyorum." diye mırıldandım kendi kendime. İçgüdüsel bir şeydi. Sanki yıllardır ilk kez nefes alıyordum. Derin bir nefes almaya çalıştım. Gidişini izlemek canımı sıkmıştı. Kapıya yöneldim ve içeriye girdim. "Penny?" diye bağırdım. Ses yoktu. Koridoru geçip büyük odaya adım attığımda etrafa bakmayı sürdürdüm. "Penny?" dedim tekrardan. Evde kimsenin olmadığını anladığım zaman kaşlarım çatıldı. Büyük masanın üzerindeki notu görmem zaman almıştı. Masaya yaklaşıp notu elime aldım.
Okuduğum şeyle başım dönmeye ve midem bulanmaya başlamıştı. Bir tuzağa çekilen adamı düşündüm.
Kararlı adımlarla beni korumak için tuzağa doğru gitmişti. Adımlarım geriye doğru sendeledi. Kapıya koşmak ve onu uyarmak istedim. Ama tek yaptığım olduğum yere çökmek olmuştu.
Gözlerim yanan şömineye takıldı. İçimde aynı böyle bir yangın yerine çok hızlı dönüştü. Hızlıca ayağa kalktım ve koşarak kapıdan çıktım. Kendimi bıraktım. Onu bulmak için kendimi zorlamama gerek yoktu. Biz her zaman birbirmize çekiliyorduk. Başından beri bizi ayrı bırakmaya çalışmışlardı ve şimdi o benden uzaktaydı. Beni de kısa sürede bulacaklarını biliyordum.
Aramızda bir duvar örmesine gerek kalmamıştı. Onlar ilk andan beridir zaten kim olduğumu biliyorlardı.
"Demek buradasın. Prenses. "
Bölüm etkileşimi
