9. bölüm · Çizginin Ötesi
9. BÖLÜM: SESSİZLİĞİN SESİ
"Hadi o zaman başlayalım."
Kerem, hızla rakibinin üzerine atladı. Maskeli adam Kerem'e bakıp gülümsedi.
"Hahaha. Bu şekilde üzerime gelirsen çok fazla açık verirsin. Bir Savunma Birliği askerine göre baya acemice bir hareket doğrusu."
Maskeli adam Kerem'den kaçındıktan sonra arkasından komutan Salim çıktı ve silahının ucunda bulunan süngü ile rakibine ilk hamlesini yaptı. Silahının boy avantajıyla birleşen süngü, ona rakibini yaklaştırmadan mesafeli bir şekilde saldırmasını sağlıyordu. Salim, daha çok Kerem'in arkasını kolluyordu. Çünkü Kerem'in yakın dövüşlerde daha iyi olduğunu biliyordu. Maskeli adam ikisine karşı kılıcını çıkarmadan savaşmaya çalışıyordu. Fakat bu şekilde kaçınmaktan ileriye gidemiyordu. Yine de kılıcını çıkartmamakta ısrarcıydı. Saldırmak için doğru zamanın gelmesini bekliyor gibiydi. Kerem kılıcını savurmasına rağmen maskeli adamın refleksleri o kadar iyiydi ki bir sıyırık bile atamamıştı. Eğer böyle giderse ikisi de yorulup güçsüz düşeceklerdi. Buna karşı maskeli adamın da önceki dövüşünden aldığı hasarlar ona dezavantaj sağlıyordu. Her kaçındığı saldırıdan sonra ardından gelen saldırıyı savunmakta biraz daha zorlanıyordu. İki tarafında bu dövüşü fazla uzun tutamayacağı aşikardı. Bir yerden sonra silahlar daha sert çarpışacaktı.
Kerem'in saldırısını savuşturduktan sonra maskeli adamın verdiği boşluğu değerlendirmeye çalışan Komutan Salim, komutan olmanın kazandırdığı yılların tecrübesi ile her saldırısını savunulması zor ve hayati risk tehdidi oluşturacak şekilde tekrarlıyordu. Maskeli adam sınırına ulaşmasıyla Salim'in savunulması zor olan ani saldırısından kaçınamayacak bir durumda kalmıştı. Salim, silahının süngüsünü; Kerem'in saldırısından kaçınmak için tek ayağını kaldırmak zorunda olan rakibinin ayağının arkasındaki tendona doğru salladı. Tek ayağının üzerinde duran maskeli adam saldırıyı kaçarak savunamayacağını anladı ve elini kılıcına attı. Kılıcının kınından çıktığını bile göremeden Kerem'in göğsünü keserek, önlerinden kaybolup arkalarına geçmişti. Kerem aldığı hasar sonrası dizinin üstüne çöktü. Komutan Salim hemen Kerem ile düşmanının arasına girdi.
"Bir an beni zorluyorsunuz sanmıştım ama dağılmanız tek bir saldırıma bakıyormuş. Hayal kırıklığına uğradım. Özelliklede sen. Beni yenebilecek bir güç taşıyorsun. Fakat daha gücünün ne olduğunu bile bilmiyorsun."
"Yine ne zırvalıyorsun lan sen! Tek bir kesik beni devirmez"
"Hala beni reddediyorsun. Sanırım senin gözlerini açmak için biraz daha uğraşmam gerekecek. Ama önce müsaadenle aramıza giren bu engeli ortadan kaldırayım."
"Gerçekten beni aranızdaki bir engel olarak mı görüyorsun? Sizi ziyarete gelen bir misafire karşı böyle konuşmak hiç hoş değil."
"Aaa evet. Lütfen kullandığım dili aldırış etmeyin. Tek başıma üç birliği alt ettiğim için biraz gaza geldim yalan yok."
"Hiç bir şeyi alt ettiğin falan yok. Ben ve ekibim hala karşındayız. Sen asıl kendi askerlerine dön bir bak ne haldeler."
"Sanırım haklısın ama en azından kendi amaçları doğrultusunda onurlu bir savaş verdiler. Fakat sizin savaşınız ne kadar onurlu onu bilemiyorum. Sonuçta sizler çalışan sınıfının ne halde olduğunu umursamayan bir hükümeti savunuyorsunuz."
"Kendi yaptığın saçmalıkları bir mantığa sığdırarak gerçek bir deli olduğunu göstermiş oldun. Eğer hükümet olmasaydı-"
"Eğer hükümet bu saçma sistemi kurarak insanları savaşlarla kandırmasaydı, askerler üzerinden halkı sömüremezlerdi. Onlar dünyayı tek bir çatı altında yönetmelerine rağmen hala savaşları bitirmemek için ruhsuzları bile bilerek durdurmuyorlar."
"Bu ağır bir iddia. Sözlerini unutma."
Komutan Salim, silahını sallayarak ucundaki süngü ile rakibine karşı ilk hamlesini yaptı. Maskeli adam, bu saldırıdan kaçındı. Salim, saldırısı savuşturulduktan sonra aralarındaki mesafe arttığı için rakibine bu defa süngüyle değil silahını ateşleyerek hasar vermeye çalıştı. Maskeli adam bu saldırıyı beklemediği için tekrar kılıcına elini attı ve Kerem'e yaptığı gibi Salim'e de karşı saldırıda bulundu. Komutan Salim, bu şekilde bir hamle yapacağını bildiği için hasar alacağını kabullenip maskeli adamın belirdiği yeri tahmin edip ateş etti. Bu tahmini başarılı olmuştu. Hasar almıştı ama rakibine de hasar vermişti.
"Bunu nasıl tahmin ettin?"
"Her zor durumda kaldığında elini kılıcına atıyorsun ama kılıcını çıkardığını bile görmeden rakibine saldırıp başka bir yere geçiyorsun. Henüz bunu nasıl yaptığını bilmediğim için hasar almayı kabullendim. Kerem'e yaptığın saldırı esnasında ikimizin de kör noktasında belirdiğini fark ettim. Ve bilinçli olarak kör noktama gitmene izin verdim. Bu şekilde sana hasar vermeyi başardım."
"Bu gerçekten etkileyici. Tek bir saldırımla zayıf noktamı çözmeni beklemezdim. Yine de hasar alarak bu savaşı kazanabileceğini sanmıyorum."
"Amacımın kazanmak olduğunu söyleyen kimdi ki?"
Maskeli adam, Salim'in bu sözlerinden sonra Alp'in yanında olan Komutan Esin'i fark etti. Esin, ikisinin savaşını izleyerek maskeli adama karşı nasıl savaşabileceklerini analiz ediyordu. Komutan Salim yenilse bile Esin, maskeli adamın hasarlarını da göz önünde bulundurarak onu yenebileceğini düşünüyordu. Yaralı da olsa Kerem, ona destek verebilecek kadar enerjisini korumuştu. Bu şekilde maskeli adamı köşeye sıkıştırmayı planlıyorlardı.
"Anlıyorum. Beni bu şekilde yeneceğinizi düşünüyorsunuz. Eğer gücümün ne olduğunu bilseydiniz bu planınızın işe yaramayacağını bilirdiniz. Sürekli kör noktalara doğru hareket etmeyi tercih etmem başka hareket alanlarımın olmadığı anlamına gelmez ki. Evet, bir kereliğine tahminin tutmuş olabilir ama sadece tahminlerle nereye kadar gidebilirsin?"
Maskeli adam, eliyle kılıcının kabzasını tuttu ve kimse saldırıyı görmeden komutan Salim bir yara daha almıştı. Salim, el hareketini gördüğü gibi silahını tekrar kör noktaya doğru nişan aldı ama bu sefer rakibi orada değildi. Tam karşısında, olduğu yerde duruyordu. Salim odağını kör noktasına çevirdiği için bir anlığına açık vermişti. Bunu fırsat bilen rakibi kılıcını kınından çıkardı. Kılıcını kolay kolay kullanmazdı. Bu sefer herkesin çıplak gözle görebileceği şekilde kılıcını Komutan Salim'in göğsüne sapladı. Ardından Salim, şaşkın bakışlarıyla yere yığıldı. Kerem, "KOMUTANIM!" diye bağırdı. Maskeli adam, Kerem'e doğru yaklaştı. Kerem, sinirden küplere binmişti. Hiç düşünmeden süper fazını ortaya çıkardı. "Süper Faz: Kardelenin Yaprakları"
"İşe yaramayacak anlasana. Duygularınla savaşmak sadece vurup kırmaya yarar. Gerçek bir savaşı kazanamazsın. Savaş kazanmak için ortaya iradeni koyman gerek. Söylesene bana. Ne için savaşıyorsun hiç düşündün mü? Ailenin başına gelenlerden dolayı intikam mı almak istiyorsun? Ya da halkı korumak mı? Yoksa sadece hükümetin köpekliğini mi yapıyorsun?"
Maskeli adam, Keremin göğsüne bir kılıç darbesi daha vurdu. Sonra yumruğunu sertçe karın boşluğuna salladı. Kılıcını kınına koyduktan sonra yumruklarıyla Kerem'i pataklamaya devam etti. Kerem, kılıcını düşürdü. Maskeli adam bunu aldırmadan bir yumruk, bir tekme vurmaya devam ediyordu. Kerem'in enerjisi tükenmek üzereydi. Daha fazla dayanamazdı.
"Bin yıl önce olan o büyük savaşı biliyorsun değil mi? Hani melek hükümetinizin kurulmadan önceki büyük savaşı. Karşılarında kim vardı biliyor musun? Hain ve şeytan olarak tarihe yazılan, amacının dünyayı ele geçirmek olduğu kişi kimdi biliyor musun? O kişi kanlı canlı karşında duruyor. Ama adının ve hayatının kurulan hükümet tarafından kirletildiği kişi olarak değil. Gerçek Behram olarak karşındayım."
Komutan Esin araya girdi;
"Yalan söylüyorsun. O bin yıl önce öldü."
"Kim dedi? Cesedini bulabilmişler mi? Belki de öldüğünü düşündükleri için hiç aramadılar bile."
"Bu mantığa da aykırı. Eğer orda ölmemiş bile olsa şimdiye kadar yaşlanarak ölürdü. Bu imkansız."
"Kullandığımız gücün nerden geldiğini hiç düşündün mü?"
"Ruhumuzdan."
"Kısmen doğru. Peki ruhun ne olduğunu biliyor musun? Bizim biz olmamızı sağlayan şey bedenimiz mi yoksa ruhumuz mu? İnsanlar bedeni çürüyünce ölüyorlarsa eğer, o ruh başka bir beden kullanarak tekrar hayata dönemez mi? Ya da bedeni bir şekilde ruhumuzla bir bütün hale getiremez miyiz?
Esin cevap veremedi. Hala bunun imkansız olduğunu düşünüyordu ama söyledikleri kafasında bir şüphe yaratmıştı. Eğer bu doğruysa savaştıkları kişiyi yenmelerinin pekte bir mümkünatı yoktu. Eğer doğru değilse bile psikolojik olarak onları etkilemişti. Bu savaşı kazanmaları giderek zorlaşıyordu. Yine de üçüncü karargahı yok edebilmişlerdi. Komutan Esin, Kerem'in durumuna daha fazla kayıtsız kalamazdı. Alp'i elinden geldiğince hayata bağlamaya çalıştı. Buradan sonrası onun elindeydi. Esin'in Salim'e ilk müdahale yapması, aynı zamanda da Behram ile savaşması gerekiyordu. İşler iyice zorlaşırken teğmenler ve ayakta kalan bazı askerler yardıma geldi.
"Komutanım. Siz onunla ilgilenin, Komutan Salim ile Kerem'i bize bırakın."
"Ben de kim eksik diyordum. Bu savaşın daha kısa süreceğini düşünmüştüm."
Esin, Behram'ın karşısına geçti. Behram, hiç beklemeden saldırmaya başladı. İkisi de kılıçlarını çarpıştırıyordu. Behram'ın enerjisi baya azalmıştı bu yüzden zorlandığı yüzünden okunuyordu. Ama kılıcının ivmesinden oluşan hava akımı etkisini kaybetmemişti. Esin, ona karşı kafasında bir plan kurmuştu. Salim'in dövüşü kendisinin stratejisini belirlemesinde yardımcı olmuştu. Gücünü çoğu zaman savaşmak için kullanmazdı. Daha çok savaşta yaralanan askerleri iyileştirirdi ama iyileştirme yeteneğini kendisinde kullanınca daha etkili olduğundan bu dövüşte ona avantaj sağlayabilirdi. Ama dövüşe başlamadan önce ona bir kaç şey sormak istiyordu.
Kerem'in onlara katılması çok ani olmuştu. O yüzden kafasında bazı soru işaretleri vardı. Kerem'in ihanet edeceğini düşünmüyordu ama savaşa dahil olunca, Behram hiçte şaşırmamıştı. Hatta daha çok beklediği bir şey olmuş gibi bir izlenim veriyordu. Esin, kafasında dönen düşüncelerin üzerine gitmek istiyordu.
"Kerem'i neden serbest bıraktınız."
Konuşmaya başladığı gibi kılıçlarda onlara eşlik etmeye başladı. Bir yandan kılıçlarını çarpıştırıyor diğer yandan da konuşuyorlardı.
"Onu serbest bıraktığımızı kim söyledi ki?"
"Karşında Kerem'i görünce tepkilerin fazla suni geldi. Bence planladığın bir şeydi."
"Ne yalan söyleyeyim onunla işim bitti. Bu yüzden sizinle beraber ortadan kaldırmak hiçte fena olmaz diye düşündüm."
"Eğer gerçekten onu öldürmek isteseydiniz elinizdeyken yapmanız daha kolay olurdu sanki."
"Öyle yapsaydım size yeterince psikolojik hasar veremezdim. Sonuçta gözünüzün önünde ölümünü seyretmeniz sizi daha da kışkırtır."
"Bu kadar bizi kışkırtmak istiyorsan bunun başka yolları da vardır."
"Fark ettin mi? Bize her saldırdığınızda güç kaybediyorsunuz."
"Bunun karşılığında size de güç kaybettiriyoruz."
"Güç kaybettiğimizi gösteren bir kanıtın var mı? Belki de bizi kaybettiğimiz güç sizinkinin yanında hiçtir."
"Hayır. Beni manipüle etmeye çalışıyorsun."
"Savunma Birliği. Neden her şeyi reddederek karşılıyorsunuz? Aklınızdan hiç şüphe etmek geçmiyor mu?"
"Siz de aynı şeyi yapmıyor musunuz?"
Behram, yavaş yavaş Esin'i zorlamaya başladı. Esin, geri geri adımlamaya başlamıştı. Behram onu kılıcıyla ite ite Kerem ve Salim'in bulunduğu yere gelmişlerdi. Esin oradan uzaklaşmak istiyordu. Çünkü tüm ekip ordaydı ve onların yanında savaşmak tehlikeli olabilirdi. Hem kendisini hem diğerlerini koruyamazdı ki kendisini bile zar zor savunuyordu. Esin daha fazla rakibinin saldırılarına direnemedi ve diğer askerlerin olduğu yere iyice yakınlaştı. Behram'ın son saldırısından sonra yalpaladı ve askerlerin arasına doğru savruldu. Herkes kılıcını çekerek pozisyon aldı. Ama Behram tam tersine kılıcını kınına geri soktu.
"Size gerçek manipülasyon neymiş anlatmamı ister misiniz? Her seferinde manipülasyon yapan kişinin düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz. Karşınızdakinin kim olduğu fark etmeksizin, doğru olan hep sizsiniz ve yalanlarla manipüle eden kişi ise düşmanınız. Mesela bir kişi düşünün. Herhangi birisi olabilir fark etmez. O kişi bir yalancı ve herkesi yalan söyleyerek kendi tarafına çekiyor. Bu şekilde güç elde ediyor, gelişiyor falan filan. Siz ise diğer insanları kendi tarafınıza çekemiyorsunuz çünkü onun yalanları sizin gerçeklerinizden daha parlak, daha eğlenceli ve daha güzel. Yani idelerinde olduğu gibi düşlerini süsleyebilecek düzeyde. İnsanların inanmak istediği imkanları sunan yalanlar. Tüm bunların yalan olduğuna kim inanmak ister ki? Özellikle de biraz gücü varsa mıknatıs gibi çeker değil mi? Buraya kadar anladığınızı var sayıyorum ve devam ediyorum. Peki, onun yalanları sizin gerçeklerinizden üstünse nasıl insanları kendinize çekebilirsiniz?"
"Ateşe ateşle karşılık vererek."
"Değil mi? Ateşe ateşle karşılık vererek yenebiliriz. Yalanı kendisiyle vurarak, onun insanları çekme özelliğini nötrlemiş olursunuz. Bunu ilk duyduğunuzda muhtemelen çoğunuz hatta hepiniz mantıklı bulmuştur. Niye mi? Çünkü bunu ben istedim. Size cevabın olduğu yolu oluşturdum siz de o yolda yürüdünüz ve buna da "Özgür İrade" deniyor. İşte sizin cevaplarınız da böyle. Kendi iradenizle seçtiğiniz yol olduğunu düşünüyorsunuz fakat sadece başkası tarafından yapılan yolda dümdüz yürüyorsunuz. Fazla ağır gelmesin diye şu anki durumunuzu örnek vermiyorum ama bunu anlamışsınızdır. Sizin yalan söyleyen kişiden ne farkınız kaldı? Bakın benim amacım savaşmak değil, dünyayı özgür kılmak ve sizi öldürmek benim isteyeceğim en son şey. Ama belli ki savaşmaktan başka bir yolumuz yok gibi görünüyor."
"Klasik kötü adam replikleri. Maalesef bu sözlerden çok duydum."
"Duyduğun sözleri gerçek kılacak olan şey ardından gelen zaferlerdir. Neticede herkesin yanlış bildiği yolun doğrusunu bir tek siz biliyorsanız, artık herkes doğru siz yanlış biliyorsunuzdur. Zaferimden sonra bu söylediklerimi tekrar düşün."
Behram, kılıcını kınından çıkardı. Sanki zaman yavaşlamış gibiydi. Kimse hareket edemiyordu ama Behram'ı görebiliyorlardı. Behram, kılıcını savurdu ve kınına geri soktu. Hiç bir şey olmamıştı. Arkasını döndü ve yavaş adımlarla oradan uzaklaşmaya başladı.
"Bu savaşı daha fazla uzatmanın anlamı yok. Burada sizi öldürsem de öldürmesem de zaten yeriniz illa dolacaktır. En azından asıl savaş başladığında güçlerini kendi gözlerimle gördüğüm kişilerle savaşmam bana kolaylık sağlar. Geri dönünce büyük savaşa az kaldığını üslerinize iletirsiniz. Tabii gerçekten başka bir yol yoksa."
Bu sözlerinden sonra oradan uzaklaşarak ufukta kayboldu. O gider gitmez askerlerin üzerine doğru yoğun bir rüzgar geldi. Öyle sarsıcıydı ki çoğu asker ayakta durmakta zorlanıyordu. Ama fazla uzun sürmedi. Esin, o hava basıncının nasıl oluştuğunu anlamıştı. Behram'ın kılıcını sallamasıyla olmuştu. İşte onun gücü bu denli ürkütücüydü. Herkes bir süre hareketsiz kalmıştı. İçinde bulundukları durumu sindirmeye çalışıyorlardı. Kimse bundan bahsetmese de bu seferki düşmanları öncekilerden farklı bir seviyedeydi. Komutan Esin, ayakta kalan tek komutan olduğundan görevin devamını devralmıştı. Askerlerin bir kısmını karargahta inceleme yapmak için görevlendirdi. Bir kısmını ise yaralı olanları sağ salim üsse göndermek için görevlendirdi. Esila, Kerem'i görür görmez yanına gitti. Komutan Esin onu dönüş yolunda liderlik etmesi için görevlendirdi. Kendisinden sonra en yetkili kişi oydu. O da diğer askerlerin incelemelerine eşlik ederek faydalı olabilecek bilgileri toplamak üzere liderlik edecekti. Üslerine döndükten sonra bir an önce kabineyi toplamak istiyordu. Önlerinde onları bekleyen zorlu bir savaş vardı.
...
"Zamanı geldi demek."
"Uzun zamandır bu an için hazırlanıyoruz."
"Ve hiç bu kadar hazır olmamıştık."
"Hükümeti elimizden geldiğince yüz yüze savaştan kaçınarak devirmeliyiz. Yoksa onlardan bir farkımız kalmaz."
"Evet ama yine de fazla yumuşak davranamayız. Unutma, yarın bugün yapmadığımız fedakarlıktan daha fazlasını kaybedeceğiz."
