11. bölüm · Çizginin Ötesi
11. BÖLÜM: UFUKTAKİ ÇİZGİ
"Ne diyorsun bu işe? Sence tutar mı?"
"Umarım tutar. Eğer tutarsa insanlar kendilerini daha farklı bir bakış açısında bulacak. Ama aslında bu kendi bastırılmış olan bakış açıları olacak. Tek yapmamız gereken beklemek."
"Evet. Bu sırada saldırı yapmaya devam ederler mi acaba?"
"Şu an saldırdıkça savaşın daha çok yaklaştığını biliyorlar. O yüzden aceleci davranmazlar."
"Yani fırtına öncesi sessizlik hakim olacak diyorsun."
"Aynen öyle diyorum. Biz de bu sırada saldırma planı yapmaya başlayalım. Onları biz yönlendirirsek savaşı kazanabiliriz."
"Peki savaş konusuna geçelim o zaman. Planladığımız gibi giderse önümüzdeki ayın sonlarına doğru saldırmamız gerekiyor. "
"Bence daha erken. Halkın iyice ayaklanmasını beklemek daha doğru olur."
"Merak etmeyin öyle şak diye saldırmayacağız. Dalga dalga saldırıp halkın ayaklanmasını hızlandıracağız. Hem o sırada son savaş için analizlerimizi yapıp hazırlıklarımızı tamamlayacağız."
"Dalga dalga saldırdığımızda onları sarsabilecek kadar askerimizin olduğunu sanmıyorum."
"Saldırılarımızı vur kaç yöntemi ile gerçekleştireceğiz. Yani amacımız direk saldırmak değil ufak ufak hasar vermek. Tıpkı son saldırımızdaki gibi. Eğer ortalığı karıştıracak kadar hasar verebilirsek hedefimize bir adım daha yaklaşırız. Savunma Birliği her ne kadar güçlü de olsa çok komplike bir yapısı var. Ufak hasarlar bile karmaşıklığa sebep olabiliyor. Özellikle yüksek rütbeleri hedef alırsak daha iyi olur."
"Yüksek rütbeler çok riskli olur."
"Komutanları değil de yardımcılarını veya teğmenleri hedef alırsak olmaz. Onları da zayıflıklarına göre inceleyip seçersek bir sıkıntı olmaz."
"Ayrıca kimse savaşın kayıpsız olacağını söylemedi. Tüm savaşlar riskli ve tehlikelidir."
"Profesöre katılıyorum. Şunu da söylemeliyim ki bizim en büyük kozumuz kan savaşı değil, akıl savaşıdır. Aramızda çok değerli savaşçıların olduğu aşikar ama gerçekçi yaklaşmalıyız. Karşımızda küçük bir bölge değil koca bir dünya hükümeti var. İlk başta müfrezelere ayrılacağız. Ufak saldırılarla Savunma Birliğini karıştırıp son bir saldırı ile hükümeti devireceğiz."
"Evet millet, planımız bu. Bir dahaki toplantıda sizlere müfrezeleri açıklarız ve planımızı uygulamaya başlarız. İyi günler dağılabilirsiniz."
Herkes dağıldıktan sonra Profesör, Timur ile konuşmaya devam etti: "Kısa süren toplantı gibisi yok. Bir sürü süslenmiş cümlelerle klasik politikacılar gibi konuşup on dakikalık toplantıyı iki saate uzatmak çok sinirimi bozuyor."
"Al benden de o kadar. Şimdi hükümet toplantısında yalancı samimiyet diliyle konuşan komutanları dinlemek işkence gibi olurdu."
Yüzünü buruşturarak "Midem bulanmadan önce konuyu kapatalım."
Kısa bir sessizlikten sonra konuşmasına devam etti "Müfreze konusunda ne yapmayı planlıyorsun?"
"Bu yapacağımız saldırıları ilmek ilmek örmeliyiz. Çok az kişiyle en sert hasarları vermeliyiz ama asıl planımızı sakın kimseye çaktırmayalım. Nasıl olsa tüm bunlar dikkat dağıtmak için. Eğer vur kaç planımızı yeterince etkili yaparsak asıl planımızı kimse anlayamaz."
"Asıl planımızın gerçekleşeceğini düşünüyor musun?"
"Düşünmekten başka şansımız yok."
...
"Soylu Edwards ailesinden Jonathan Edwards ikinci savunma birliğini ziyarete geliyor. Birazdan burada olur o yüzden beni misafirimiz gidene kadar rahatsız etmeyin."
Elini alnına götürerek "Anlaşıldı komutanım."
"He bir de misafirimiz gelince bana haber verin onu kapıda karşılayacağım."
Bir elinde tepsi ve bir elinde bez ile hizmetçi "Komutanım. Bu ziyaret için hazırlamamızı istediğiniz bir şey var mı?"
"Onu misafirimiz gelince sorar mısın? Odaya girdikten 2 3 dakika sonra uğrarsın."
"Emredersiniz."
"Size şu emir ifadelerini kullanmayın demiştim. Sınıfsal konuşmaları çok sevmem."
"Emredersiniz komutanım."
İmalı bir bakış atarak suskunluğunu korudu.
"Komutanım. Misafirimiz üsse giriş yaptı."
Oturduğu yerden kalktı ve hızlıca kapıya yürüdü "Etrafta fazla gözükmemeye çalışın."
Kapı açıldı ve komutan dışarı çıktı. Jonathan Edwards, Merdivenlerin son basamaklarını adımlıyordu.
Gülümseyerek "Bay Jonathan Edwards. Sizi ağırlamak ne büyük bir şeref."
Hafif nefes nefese kalmış bir ses ile gülümseyerek "Hiç mütevazi olmaya çalışmayan Bayan Karsu Badem. Asıl size misafir olmak benim için bir şereftir."
"Buyurun odaya geçip orada rahat rahat konuşalım."
Odaya doğru yürürken konuşmaya devam ettiler.
"Bay Jonathan, umarım aileniz iyidir. Bir gün hepinizi ağırlamak isteriz."
"Tabii neden olmasın. Oğlum bu yıl SBS ye girecek onun için kendisi biraz yoğun ama mutlaka gelmeye çalışırız."
Şaşırmış bir yüz ifadesiyle "Bunu öğrendiğim iyi oldu. Eğer yapabileceğim bir şey olursa bana danışmaktan çekinmeyin."
Gülümseyerek "Sizden gelecek bir yardıma hayır diyemem doğrusu."
Oda kapısını açarak "Buyurun. İstediğiniz yere oturabilirsiniz."
Etrafa bakınarak "En son geldiğimden farklı gibi."
"Bay Jonathan, gerçekten gözünüzden hiç bir şey kaçmıyor. Koltukların yanına bir kaç sehpa ekledik sadece o kadar."
"Bu odanın duvarlarındaki mat kırmızı renk her zaman hoşuma gitmiştir. O yüzden bu odanın düzeni aklımda yer edindi. Buraya gelince insanın tüyleri ürpermiyor değil."
Gülerek "Hadi ama Bay Jonathan. Emekli bir asker olduğunuzdan dolayı gözünüz ayrıntıları hemen görüyor."
Ufak bir kahkaha atarak "Yani yalan yok ama emekli olduğumu kabullenmek istemediğimden geçmişte asker olduğumu pek hatırlamak istemiyorum. Sanırım yaşlılığımı kabullenemiyorum.
"Aa hayır. Siz hala gençsiniz."
Kahkahalarla "Madem sen öyle diyorsun o zaman kabul edilmiştir."
Kapı çaldı ve hizmetçi içeri girdi "İstediğiniz bir şey var mı?"
Eliyle işaret ederek "Bay Jonathan, sizlere ne ikram edebiliriz."
"Ben büyük bardak ile soğuk su alabilir miyim?"
Şaşırarak "Ne o. Yoksa içkilerimizi beğenmiyor musunuz?"
"Hayır. Sadece artık içmiyorum. Bilirsin kabul etmesem de yaşım gereği daha dikkatli olmam gerekiyor."
"Peki o zaman kahve?"
"Şekersiz bir kahveye hayır diyemem açıkçası."
"Bize iki fincan sade kahve getir lütfen. Benimkinin yanında maden suyu da olsun."
"Hemen komutanım."
"Ee işler nasıl gidiyor?"
"İşler bu aralar biraz yoğun. Yaşananları illa ki duymuşsunuzdur."
"Ne yalan söyleyeyim bu aralar gündemden biraz uzağım."
"Aslında çokta ciddi bir durum yok ama önümüzde bir savaşın bizi beklediği muhtemel."
"Hangi örgüt?"
"Yeni Çağ."
"Demek Yeni Çağ. Yeni nesil örgütlerden mi?"
"Evet. Başka bir örgütten ayrılanların oluşturmuş olduğu bir ekip ama yeni diyebiliriz."
"Dünya ilk defa tek bir çatı altında toplanmışken bunu neden yok etmek isterler ki?"
"Normalde bende buna anlam veremiyorum ama bu defa durum biraz daha farklı. Bu örgüt daha çok yapılanmaya değil yapılanmanın işleyişine karşı. Hükümetin alenen halkı sömürmek örgütleri ve ruhsuzları bilerek yok etmediklerini düşünüyorlar."
Sinirli bir çıkışla "Askerler halkın güvenliği için canını ortaya koyarken ve hatta bu amaç doğrultusunda ölenler olurken nasıl olurda böyle bir ithamda bulunurlar anlamıyorum."
"İlla ki anlam aramamıza gerek yok. Kötülük dünya tarihinde her zaman kendini anlamsızca göstermiştir."
Derin bir iç çekişten sonra "Evet ama insan yine de mantık aramadan edemiyor."
Sakin bir ifadeyle "Size bir tavsiyede bulunabilir miyim?"
Elini açıp buyurun işareti yaparak "Tabii bunun için sormanıza gerek yok"
"Mantık çok sağlam bir dayanak değildir. Herkesin mantığı en azından bir yerden sonra kendine göre işler. Pekte standart olmadığından bazen gerçekleri görmemizi engeller."
Hafif gözlerini kısarak "Ne demek istiyorsun yani? Sence mantıksız olan biz miyiz?"
"Hayır Bay Jonathan. Sadece dikkatli olmanızı söylüyorum."
Oturduğu yerden kalktı "Ben artık gideyim."
Şaşkın bir ifadeyle "Daha kahvemiz gelmemişti."
"Biraz acelem var. Konuşmanın daha kısa süreceğini düşünmüştüm ama yanılmışım."
"Peki, siz öyle diyorsanız."
El sıkışıp vedalaştılar.
"Ben sizi kapıya kadar geçireyim."
"Zahmet etmenize gerek yoktu."
"Lafı mı olur?"
Odadan çıktılar ve dış kapıya yürüdüler.
"Bay Jonathan, sizi tekrar burada görmek isterim. Ama bir dahakine bu kadar kısa kalmanıza izin vermem."
Sahte bir gülümsemeyle "Umarım en kısa zamanda yine görüşürüz."
Ellerini önünde buluşturmuş merdivenlerden inen Jonathan'a bakarak "Başımızın üstünde yeriniz var."
Komutan Karsu'nun yanına gelen yardımcısı "Daha yeni gelmişti sanki."
"Malı çok olanın korkusu büyük olur. Sadece onu uyarmak istemiştim."
"Komutanım bunu bilerek yaptınız değil mi?"
Gülümseyerek "Tabii ki de hayır."
"Evet evet. Kesin öyledir."
"Sen şimdi bunu bırakta işine dön."
"Benim işim sizin yanınızda durmak."
"Bazen yardımcım olduğunu unutuyorum."
Komutan Karsu ve yardımcısı işlerine devam etmek üzere üsse geri döndüler.
...
"Bütün gün boş olmak çok sıkıcı." Dedi Kerem.
"Bence anın tadını çıkar. Kısa süre sonra aramıza geri dönersin."
"Umarım ama bir daha dönememe ihtimalim de var. Savunma Birliğin de öncelik her zaman güvenliktir."
"Neyse şimdi bunu kafaya takmanın bir anlamı yok."
"Evet."
"Bu arada Esila ile aranız nasıl?
Yüzünü asarak "Bilmiyorum. Sanırım sorunlarımız var ama ikimizde yokmuş gibi davranıyoruz."
Sakin ve ciddi bir ifadeyle "Her çiftin ilişkilerinde bazı sarsıntılı dönemler olur."
Kaşlarını hafif çatarak "Sen bana dert arkadaşı olmak için mi geldin yoksa dert olmak için mi?"
Küçük bir tebessüm ederek "Hayır hayır. Amacım moralini bozmak değildi. Sadece ben..."
"Sen ne?"
Yüzünü asarak "Zor günler bizi bekliyor. Esila ile aranı iyi tutmaya çalışmalısın. Sonraki gün barışmak için çok geç olabilir. Beş dakikalık özür yüzünden hayatın boyunca acı çekme."
"Sanki yarın savaş olacakmış gibi konuşuyorsun."
Elini kafasının arkasına attı ve saçını okşayarak gülümsedi "Bugüne kadar sezgilerimin doğru çıktığını hiç görmedim açıkçası. O yüzden endişelenmeye gerek yok."
Tebessüm ederek "Buna öyle değil demek isterdim amaaa..."
Gülerek "Seni bayadır pataklamıyorum. Anlaşılan bir ara elimden geçmen gerekecek."
Kahkaha atarak "Hahaha. Tabii canım sen ve beni pataklamak. Rüyanda bile göremeyeceğin bir şey."
Elini uzattı "O zaman sen dönünce eskisi gibi antrenman yapmaya devam edelim."
Kaan'ın elini sıkarak tokalaştılar "Şimdiden hazırlanmaya başla. Yakında döneceğim."
Kaan ve Kerem sohbet ettikten sonra moralleri yerine geldi. Oturdukları antikacı havası veren kafeden kalktılar. Daha sonra ayrıldılar.
Kaan kendi kendine mırıldandı "Tamamdır. Şimdi iyice dinlenip yarın ki göreve odaklanmam lazım."
...
Nefes nefese kalmış bir şekilde "Komutanım bulduğunuz belge ile ilgili ilk rapor gelmiş."
"Otur ve biraz soluklan. Daha sonra ne yazdığını bana özetlersin."
Oturdu ve biraz soluklandıktan sonra anlatmaya başladı.
"Bu alfabe çok eski bir Türk alfabesiymiş. Henüz yazılanları tam olarak çevirmemişler ama hangi alfabe olduğunu öğrendikleri için bulmaları an meselesi."
Derin düşüncelere dalarak "Neden bu alfabeyi kullanmışlar ki?"
"Onunla ilgili bir şey yazmıyor."
Kafasını tavana kaldırıp iç çekerek "Üff insanı illa uğraştıracaklar."
Sohbetin arasına derin bir sessizlik girdi. Oturdukları yerde odanın içinde göz gezdirdiler Bir süre sonra devam ettiler.
"Hava da çok güzel."
"Değil mi? Tam da bir göl kenarında piknik yapmalık."
Gülümseyerek "Ne tesadüftür ki bugün göl yakınında bir operasyonumuz var.
Aynı şekilde gülümseyerek karşılık verdi "Evet onu unutmuşum."
"Acaba birkaç eşya alsak mı yanımıza?"
Hafif bir tebessüm ile "Komutanım acaba biraz ciddileşsek mi?"
"Haklısın. Önümüze ne çıkacağı belli olmaz. Ama yakın zamanda bir piknik yapmalıyız. Bazen güçlenmek için eğlenmemiz gerekir. Psikolojiyi diri tutmakta önemli sonuçta değil mi?"
