10. bölüm · Çizginin Ötesi
10. BÖLÜM: GÜVEN
"Kendimi mükemmel olduğuma nasıl ikna edebilirim?"
"Kendini mükemmel olduğuna inandıramazsın. Ama değerli ve saygıyı hak eden biri olduğuna inandırabilirsin."
"Neden?"
"Başkalarının görünen zirvesini kendi görünmeyen dünyanla kıyaslayamazsın. Mükemmellik sana güven vermez. Kendini inkar etmemek ve kendine karşı dürüst olmak güven verir. Mükemmel olmaya çalıştığında beynin kanıt ister ve onu besleyecek kanıtlar sunmazsan özgüvenini yitirip gidersin."
"Mükemmel olmazsam fazla sevilen birisi olamam. Benim kıstasım bu."
"Neden böyle düşünüyorsun ki? Sevilmek için senin görünen zirven değil, seven kişinin gözündeki zirven önemlidir. Neticede onun dünyasının zirvesinde sen olabilirsin."
"Eğer mükemmel olmadan da sevilebileceğime inanırsam başarı elde etmeye çalışmam. Nasıl olsa olduğum gibi de birilerinin gözüne girebilirim ve bu şekilde hayatı akışına bırakırım. Ama sevilmek için mükemmel olmam gerektiğine inanırsam olduğum kişinin üzerine koymaya çalışırım."
"Bu sadece kısa vadede işe yarar. Uzun vadede seni yıpratır. Tıpkı stresle çalışan bir mekanizma gibi. Hızlıdır ama çabuk yıpranır. Gücünü her zaman maksimumda kullanamazsın. Bazen güçlenmek için dinlenmen gerekir."
"Benim mükemmellik kavramım seninki gibi değil. Eğer güçlenmek, mükemmel olmak için dinlenmem gerekiyorsa dinlenirim."
"Gücünü kanıtlamak mı istiyorsun yoksa onu uzun süre ayakta tutmak mı?"
"Gücümü uzun süre ayakta tutarak kanıtlamak istiyorum."
"..."
"Benim mükemmellik tanımım kusursuz olmak değil, yapabildiğimin en iyisini yapmak. Ben yapabileceğimin en iyisini yaparsam kendi mükemmelliğime ulaşırım."
"Atahan, senin için temennim mükemmelliğine ulaşman."
...
"Komutanım, enkazdan geriye bulabildiklerimiz bunlar. Çokta önemli bir şey yok gibi görünüyor."
Teğmenlerden birisi bulduğu bazı belgeleri Esin'e uzattı.
"Ayrıca şöyle bir kağıt bulduk. Üzerinde bilmediğimiz harflerle bir şeyler yazılmış. Belki siz biliyorsunuzdur."
Esin, belgeleri ve farklı alfabeyle yazılmış kağıdı aldı. Kağıttaki harfler dikkatini çekmişti. Daha önce hiç böyle bir harf dizisi görmemişti.
"Daha önce hiç böyle bir şey görmedim. Ama Asya ülkelerinden birisinin alfabesi olabilir. Bunu dönünce araştırma departmanına iletiriz. Onun dışındaki belgelerde pek bir şey yok gibi. Zaten yazıların çoğu okunamaz halde. Herkes toparlansın, bir an önce üsse dönmeliyiz. Kabine toplantısı yaparak vaziyet almalıyız."
Esin, tüm askerlerle beraber geri dönmek için yola çıkmıştı. O sırada diğer ekip yaralılar ile birlikte üsse dönmüşlerdi. İlk bulgulara göre komutan Alp'in durumu kritikti. Kerem ve Salim'in ise ciddi hasar almalarına rağmen tehlike arz eden durumları yoktu.
Kerem'in bir süre doktor gözetiminde kalması gerekiyordu. Yanında refakatçı olarak Esila bulunuyordu.
"Kerem, biraz daha iyi misin?"
Kerem'in hiç yakını olmadığından kız arkadaşı olarak ona eşlik eden Esila, Kerem'in durumunu merak etmişti. O kaçırıldığı günden beri gözüne hiç uyku girmemişti. İçi rahatlamış olmasına rağmen hala kafasında tereddütler vardı. Bu nedenle sürekli olarak Kerem'e sorular sorarak onu sık boğaz ediyordu.
"Hayır. Hiç iyi değilim."
"Neden? Bir yerlerin mi ağrıyor yoksa?"
"Hayır."
"Neyin var o zaman?"
"Esila, kafam o kadar bulanık ki şuan seninle uğraşamam."
Kerem'in bu sözlerinden sonra Esila'nın yüzü düştü. Yüksek ilgisi ve soruları Kerem'in öfkelenmesine sebep olmuştu. Yaşadığı olaylar psikolojisini baya bir etkilemişti. Esila ise sadece onun iyiliğini düşündüğünden dolayı üstüne fazla düşüyordu. Kerem, çocuk yaşlarda yetim kaldığı için fazla ilgiyi ve yılışıklığı sevmediği gibi şimdi de yaşadığı olaylar Esila ile önlerine yeni bir ilişki sınavı olarak çıkmıştı.
"Bak sadece biraz dinlenmem gerekiyor. Yaşadıklarımı ilk önce ben hazmedeyim ondan sonra sana anlatırım."
"Merak etme açıklama yapmak zorunda değilsin. Seni anlıyorum."
Esila, aralarındaki gerilimi yükseltmeden kontrollü bir şekilde konuşmayı bitirdi. Ardından odadan çıkarak kabine toplantısına katılmak için ayrıldı. Son savaşla ilgili yaşanan olayları masaya yatırmak üzere kabine toplantısı yapılacaktı. Komutan Esin üsse geri döndükten sonra vakit kaybetmeden kabineyi toplamak için herkese haber göndermişti.
Komutan Alp'in durumu hala kritikti. Doktorlara göre uyanamama ihtimali bile vardı. Çok fazla kan kaybetmiş ve ruh enerjisini çok fazla kullanmıştı. Onun dışında hayati risk taşıyan fazla asker yoktu. Komutan Alp sayesinde savaşta herhangi bir kayıp yaşanmamıştı. Sadece hafif yaralılar ve ağır yaralılar vardı. Komutan Alp ve Salim bir süre doktor gözetiminde kalmaları gerektiğinden dolayı toplantıya katılamayacaktı. Ayrıca toplantı sonrası Kerem hakkında inceleme başlatılacaktı. Yaşadığı durum sorgulanıp nasıl devam etmesi gerektiği kararlaştırılacaktı.
Kabine toplantısı gerçekleştirilmek üzere davetli olan herkes toplanmaya başlamıştı. Bu sefer sadece komutanlar toplantıya katılıyordu. Bu görevlerde yaşananlar üzerine yapılan bir toplantı olduğundan daha kısa sürmesi bekleniyordu.
"Herkes toplandığına göre toplantıya başlıyoruz. Komutan Esin söz sizindir."
"Teşekkürler başkanım. Öncelikle araştırma departmanına göndermeden önce sizlere göstermek istediğim bir şey var. Bunu karargahta bulduk ve üzerinde daha önce hiç görmediğim harflerle yazılmış bir metin var. Belli ki aralarında kullandıkları şifreli bir dil. Fakat farklı belgeleri incelediğimde bunun gibi bir harf dizisi görmedim. O yüzden bu yazı bana daha çok amaçları doğrultusunda yazılmış bir vizyon gibi geldi."
"Bu yazı bana bir yerlerden tanıdık geliyor ama çıkartamadım. Avrupa veya Batı da daha önce böyle bir yazı görmemiştim. Daha çok Asya esintisi veriyor ama Asya dillerine pekte hakim değilim."
"İlk başta ben de öyle düşünmüştüm ama araştırma departmanına göndermeden kesin bir kanıya varmamak gerekir."
"Haklısın."
"Savaş hakkında anlatmak istediğin başka önemli konu var mı?"
"Evet. İlk olarak sizlere büyük savaşın yakın olduğunu söylemekle başlayalım. Her saldırdığımız karargah sonrası savaşa bir adım daha yaklaşıyoruz ve harekete geçmek için tüm karargahlarını yok etmemizi beklemeleri saçma olurdu. Maskeli adam bize ismini açıkladı ve büyük savaşın yakın olduğunu söyledi."
"İsmi neymiş?"
"İsmi Behram."
"Behram mı? 1000 yıl önceki savaşta adı geçen kötü kralın adını mı taşıyor?"
"Evet. Üstelik sadece adını taşımakla kalmıyor aynı zamanda kanlı canlı kendisinin Behram olduğunu iddia ediyor. Ben inanmamıştım ama gücü ve söyledikleri "Acaba olabilir mi?" diye bir şüphe uyandırdı. Koca bir orduya karşı tek başına savaştı. Alp'i bu hale getiren de o. Ayrıca Salim ve Kerem'i de. Alp, en güçlü saldırısını yapmasına rağmen onu durduramadı. Üstüne Kerem ve Salim'i tek başına alt etti. Karşısına ben çıkınca savaşı uzatmak istemediğini söyledi; değişik bir konuşma yaptıktan sonra oradan uzaklaştı."
"Hala hayatta olması imkansız."
"Ya doğruysa. O zaman-"
"O zaman savunma birliği onu durduracak."
"Başkomutan. Size olan güvenimizi hiç bir zaman boşa çıkarmadınız. Fakat işler daha fazla ciddileşirse olaya müdahale etmekten geri durmayız. Burada mühim olan şey kralın güvenliği."
"Kral kendini koruyacak kadar güçlü değil mi? Neden biz onu korumaya çalışıyoruz ki? O bizi korusa daha iyi olurdu. Karşımızdaki düşman daha öncekilere hiç benzemiyor."
"Haddini bil Atlas komutan. Kral bildiğin üzere insanların ruhuyla bedenini dengede tutmaya çalışıyor. Yoksa sen de dahil buradaki herkesin ruhsuza dönüşmesi an meselesi olurdu."
"Evet, evet. Denge. Denge yoksa olmaz. Denge yoksa biz bugünlere nasıl gelirdik."
"Tamam. Bu kadar gevezelik yeter. Şimdi derhal bütün birlikler savaş hazırlığına başlasın. Belli ki işler daha fazla kızışacak."
Toplantı fazla uzun sürmeden bitti. Şimdiden hazırlıklara başlamaları durumun ciddiyetini anlatıyordu. Eğer savaş sesleri halka yayılırsa panik havası tüm dünyayı sarsabilirdi. Hükümet, halkın panik yapma ihtimaline karşı savaşla ilgili açıklama yapmayı planlıyordu. Bu sırada Esin, görevde buldukları kağıdı araştırma departmanına gönderdi. Kağıtla ilgili bilgiler yakın bir zamanda savunma birliklerine iletilecekti. Kağıtta yazan yazı kısa bir metindi ve daha çok vizyonlarını temsil ediyor gibi bir hava veriyordu. Kağıtta yazan metin şöyleydi:
𐰾𐰃𐰖𐰀𐰴 𐰋𐰀 𐰋𐰀𐰖𐰔. 𐰴𐰀𐰖𐱃 𐰽𐰀𐰓𐰲𐰀 𐰃𐰚𐰃 𐱃𐰀𐰺𐰯𐱃𐰀𐰣 𐰢𐰃 𐰃𐰋𐰀𐰺𐱅? 𐰃𐰤𐰽𐰀𐰣 𐰖𐰀 𐰚𐰇𐱅𐰓𐰼 𐰖𐰀 𐰑𐰀 𐰃𐰘𐰃 𐰉𐰀𐱁𐰴𐰀 𐰋𐰃𐰼 𐰃𐰚𐱅𐰃𐰢𐰀𐰞 𐰆𐰞𐰀𐰢𐰔! 𐰏𐰀𐰼𐰲𐰀𐰚𐱅𐰀𐰤 𐰇𐰘𐰠𐰀 𐰢𐰃?
𐰋𐰃𐰔𐰠𐰀𐰼 𐰾𐰃𐰖𐰀𐰴𐰞𐰀𐰺𐰃𐰣 𐰋𐰀 𐰋𐰀𐰖𐰔𐰞𐰀𐰺𐰃𐰣 𐰀𐰺𐰽𐰃𐰦𐰀 𐰴𐰀𐰞𐰣𐰞𐰀𐰺 𐰤𐰀 𐰯𐰀𐰚𐰃? 𐰾𐰃𐰖𐰀𐰴𐰞𐰀𐰺𐰀 𐰏𐰇𐰼𐰀 𐰋𐰀𐰖𐰔 𐰋𐰀𐰖𐰔𐰞𐰀𐰺𐰀 𐰏𐰇𐰼𐰀 𐰾𐰃𐰖𐰀𐰴. 𐰉𐰀𐱁𐰴𐰀 𐰋𐰃𐰼 𐱁𐰀𐰘 𐰆𐰞𐰀𐰢𐰖𐰃𐰔. 𐰚𐰀𐰦𐰃 𐰯𐰃𐰚𐰼𐰠𐰀𐰼𐰃𐰢𐰔 𐰆𐰞𐰀𐰢𐰔. 𐰚𐰀𐰦𐰃 𐰓𐰇𐱁𐰨𐰀𐰠𐰼𐰃𐰢𐰔 𐰆𐰞𐰀𐰢𐰔. 𐰾𐰃𐰖𐰀𐰴 𐰋𐰀 𐰋𐰀𐰖𐰔𐰃𐰣 𐰆𐰺𐱃𐰀𐰽𐰃 𐰆𐰞𐰀𐰢𐰖𐰃𐰔. 𐰲𐰇𐰤𐰚𐰇 𐰆𐰣𐰞𐰀𐰺𐰀 𐰏𐰇𐰼𐰀 𐰴𐰀𐰖𐱃 2 𐱃𐰀𐰺𐰯𐰞𐰃. 𐰯𐰀𐰚𐰃 𐰆𐰣𐰞𐰀𐰺 𐰚𐰃𐰢? 𐰋𐰃𐰔𐰃 𐰘𐰇𐰤𐰀𐱅𐰤𐰠𐰀𐰼 𐰢𐰃? 𐰋𐰃𐰔𐰃 𐰘𐰇𐰤𐰠𐰀𐰦𐰃𐰼𐰀𐰤𐰠𐰀𐰼 𐰢𐰃? 𐰋𐰃𐰔𐰀, 𐰴𐰀𐰖𐱃𐰞𐰀𐰺𐰃𐰢𐰔𐰃 𐱁𐰀𐰚𐰃𐰠𐰠𐰀𐰦𐰃𐰼𐰀𐰲𐰚 𐰀𐰏𐰃𐱅𐰢𐰃 𐰋𐰀𐰼𐰤𐰠𐰀𐰼 𐰢𐰃?
𐰋𐰀𐰖𐰔𐰞𐰀𐰺 𐰃𐰘𐰃, 𐰾𐰃𐰖𐰀𐰴𐰞𐰀𐰺 𐰚𐰇𐱅𐰇. 𐰯𐰀𐰚𐰃 𐰖𐰀 𐰋𐰃𐰔, 𐰋𐰃𐰔 𐰤𐰀𐰘𐰃𐰔? 𐰋𐰃𐰔 𐰚𐰃𐰢𐰔 𐰚𐰃? 𐰋𐰃𐰔, 𐰋𐰃𐰔𐰔. 𐰋𐰃𐰔, 𐰋𐰀𐰤𐰃𐰢. 𐰋𐰀𐰤𐰃𐰢 𐰓𐰇𐱁𐰨𐰀𐰠𐰼𐰃𐰢 𐰋𐰀 𐰋𐰀𐰤. 𐰋𐰃𐰔𐰠𐰀𐰼, 𐰀𐰏𐰆 𐰢𐰆 𐰖𐰀𐰤𐰃 𐰋𐰀𐰤𐰃 𐰆𐰞𐱁𐱃𐰆𐰺𐰖𐰺. 𐰋𐰃𐰔 𐰓𐰀𐰓𐰃𐰏𐰢, 𐰚𐰃𐱁𐰠𐰀𐰼 𐰓𐰀𐰏𐰃𐰠, 𐰋𐰀𐰤𐰃 𐰆𐰞𐱁𐱃𐰆𐰺𐰀𐰣 𐰓𐰇𐱁𐰨𐰀𐰠𐰼. 𐰤𐰀 𐰾𐰃𐰖𐰀𐰴, 𐰤𐰀 𐰋𐰀𐰖𐰔.
Araştırma departmanı bu yazı üzerine araştırmalarını yaparken savunma birliği de savaş hazırlığı yapmaya başlamıştı. Komutan Alp'in durumu aynı şekilde devam ederken, Salim baya toparlanmış ve birliğe dönmek için gün sayıyordu. Kerem de iyileşmiş ve birliğe dönüp dönmeyeceğiyle ilgili karar verilmesi için sorguya çekilecekti. Savunma Birliğini hareketli ve bol aksiyonlu günler bekliyordu. Komutan Alp'in iyileşip iyileşmeyeceği bilinmediği için onun yerine geçici bir süreliğine yardımcısı Ahu Keskin bakacaktı. Birinci savunma birliği onun liderliğinde savaş hazırlıklarına başlamıştı.
"Kerem Karagül. Öncelikle geçmiş olsun. Sana soracağım bir kaç soruya dürüstçe cevap vermeni istiyorum. Hazırsan başlayalım mı?"
"Hazırım."
"O gün kaçırılmadan önce yaşadıklarını anlatır mısın?"
"O gün Esila'ya yardım etmek için yanına gittim. Keskin nişancıyı durdurmak için karargahın karşısındaki küçük tepe de onunla savaşıyordu. Destek için gittim ve onunla savaşmaya başladım. Bu kısmı uzun uzun anlatamama gerek yok o yüzden atlıyorum. Nerdeyse onun işini bitirmiştim. Keskin nişancının ölümü için sadece son bir saldırı yeterli olacaktı. Fakat o geldi."
"O dediğin kişi kim?"
"Maskeli adam."
"Behram mı?"
"Evet. Kendisinin Behram olduğunu söylüyor."
"Anladım. O geldikten sonra ne oldu."
"O kısmı tam hatırlamıyorum. Beni etkisiz hale getirdi ve sonra gözümü karanlık bir yerde bağlı bir şekilde açtım."
"Nasıl bir yere benziyordu?"
"Yani karanlık olduğu için net göremedim ama görebildiğim kadarıyla şöyleydi; geniş bir alanda etrafta benim bağlı olduğum platform dışında herhangi bir şey gözükmüyordu. Fazla dolu bir oda değildi. Büyük bir hapishane hücresine benziyordu. El bileklerimden ve ayak bileklerimden bağlanmıştım. Gözümü açtığımda ilk aldığım nefes boğazımı yakmıştı. İçerisinin soğuğu kemiklerimi sızlatıyordu. Uzun süre baygın kalmış olmalıyım ki ipler bileklerimde iz yapmıştı. Önümde loş ışıklı bir oda vardı ve camdan içerisini biraz görebildim. Oradan bana bakan siluetler gördüm."
"Sonra ne oldu?"
"Kendime geldiğimde karşımda Behram dikilmiş bana bakıyordu. Beni, konuşarak kendi tarafına çekmeye çalıştı. Oda hafif yankılıydı. Onun yankılı sesini dinlemek istemedim. Sesi kulaklarımı tırmalıyordu. "Hükümet sizi kandırıyor. Gözlerinizi açın artık." diyordu. Konuşması bittikten sonra önümdeki camlı odanın yanında bulunan demir kapıdan birisi girdi."
"Sözünü kesiyorum ama Behram'ın yüzünü gördün mü?"
"Hayır. Maske takıyordu. Adam resmen maskeyle doğmuş gibi."
"Peki diğeri. Onunla ilgili öğrenebildiğin şeyler var mı?"
"Sadece içeri geldiğinde Behram, ona profesör diye hitap etmişti. Ama çok karanlık olduğundan tipini net göremedim. Yine de anladığım kadarıyla yaşını söyleyebilirim. Tahminimce ellili yaşlarında. Sesi de hafif yaşlı gibiydi. Onun dışında çokta bir şey göremedim. Zaten yaralıydım ve gözlerimi zor açık tutuyordum."
"Profesör dediği kişi sana herhangi bir şey söyledi mi?"
"O da Behram gibi kendi tarafına çekmeye çalıştı. Hükümeti kötüledi, halkın ve bizim kandırıldığımızı söyledi ve savaşmak istemediklerini söyledi. Ama biz direnmeye devam edersek başka şansları kalmayacakmış falan filan. Aynı şeyleri zırvalayıp durdu. Ben Savunma Birliği askeriyim. Burada savaşmak için ant içtim, söz verdim ve sözümden geri dönmek kendime; geçmişime büyük bir ihanettir."
"Oradan nasıl çıktın?"
"Beni bayılttılar. Sonra gözümü başka bir yerde açtım. Nerede olduğumu anlamaya çalışırken patlama sesleri geldi. Çıkışı bulmaya çalıştım. Dışarı çıktığımda savunma birliği ekiplerini gördüm. Daha sonra bildiğiniz üzere savaşa dahil oldum."
"En başından beri orada mıydın yoksa bayıltılıp oraya mı getirildin?"
"Bilmiyorum. Gözümü açtığımda başka bir yerdeydim ama aynı karargahın faklı bir yerinde mi yoksa farklı bir karargahta mıydım bilmiyorum."
"Şimdilik sana soracağım sorular bu kadardı. Eğer unutup daha sonra hatırladığın bir şey olursa bize bildir. "
"Birliğime geri dönebilecek miyim?"
"Karar zamanı seninle son bir görüşme daha yapacağız. Kısa bir süre sonra kesinleşir."
Kerem'in sorgusu bitmişti. Söylediği her şey değerlendirilmek üzere kayıt altına alınmıştı. Nihai karar daha sonra açıklanacaktı. Savunma Birliği, özellikle içlerinde hain olduğunu fark ettiklerinden beri prosedürleri daha da katılaştırmıştı. Ne olur ne olmaz diye Kerem'i iyice test etmeden içlerine almak istemiyorlardı.
Halk içinde kötü amaçlı dedikodular çıkmadan önce açıklama yapmak için hükümet tarafında hazırlık vardı. Bu yapılacak olan açıklamayla birlikte artık savaş yolu kesin olarak gözükmüştü. Açıklamayı kralın yardımcısı olan Atahan bizzat kendisi yapacaktı. Halk kendisini kralın temsilcisi olarak görüyordu. Keza kralı hiç görmemişlerdi ki onun yerine tüm açıklamaları Atahan yapıyordu. Açıklama tüm dünya da canlı olarak yayınlanacaktı. Açıklama için herkes televizyonların ve meydanlardaki ekranların karşısında sabırsızlıkla bekliyordu.
Atahan, uzun saçlı ve kumraldı. Tam bir prens gibiydi. Herkes onun çekiciliği ve duruşu karşısında büyüleniyordu. Aynı şekilde hitabeti de kuvvetliydi. İnsanlara güven veren bir yapısı vardı. Kralın temsilcisi olduğunu belli ediyordu. Onun açıklama yapacağı salon ve kürsü hazırlanmıştı. Tek eksik Atahan'dı ve o da saatini bekliyordu. Salonda sadece basın mensupları vardı. Atahan, yavaş ve sakin adımlarla kürsüye doğru hareketlendi. Herkes onun söyleyeceği sözleri merakla bekliyordu. Kürsüye geldi, mikrofonu ayarladı ve konuşmaya başladı.
"Herkese iyi akşamlar. Kralın temsilcisi olarak sizlere içinde bulunduğumuz durumla ilgili bazı açıklamalar yapmak için buradayım. Müsaadenizle konuşmama başlıyorum. Son zamanlarda ki görevlerimizde ağır kayıplar vermemiz üzerine bazı dedikodular çıkmış. Ben bu dedikoduları duydukça gülüyorum. Savunma Birliğini dünya üzerinde devirebilecek tek bir örgüt dahi yoktur. Sizlere durumun ciddiyetini şöyle anlatayım; ben yaşanan olayları daha yeni öğrendim. Evet her askerimizin kaybı bizi çok üzüyor ama onların kanını yerde bırakmamak için önümüze bakmalıyız. Bu yüzden ortada tehdit olmadığı sürece yaşananlar kral tarafına pek iletilmez. Aslında şuan burada sizlere açıklama yapmam durumun ciddi olduğundan değil, sadece içlerinizi rahatlatmak istediğimizden. Yoksa kimsenin bize karşı savaş açacağı falan yok. Buna kimse cüret edemez. Edecek olurlarsa da karşılarında beni bir kere görürler. Ve o da son görüşleri olur."
Ekran karşısında izleyen herkes rahatlamıştı. Salondaki basın mensupları ise alkışlamaya başlamıştı. Atahan'ın sözleri devam ediyordu.
"Savunma Birliği hiç olmadığı kadar güçlü. Son zamanlarda uzun vadede güçlenmek için bazı değişiklikler yaptık. Bunun sonucu olarak da kısa vadede bazı kayıplarımız oldu. Ama şuan her zamankinden daha güçlüyüz..."
"Hala bu ucuz sözlerle insanları kandırabiliyorlar."
"Bazen benim bile reddetmek istediğim ama kulağa mantıklı gelen bir söz var: İnsanlık acizdir, fakat bizler aciz insanlığında en dip noktasıyız."
"Bu sözleri kimden peydahlıyorsun lan sen?"
"Kimseden."
"Hehe kesin öyledir. Baksana Timur, sence halkın gözünü açabilecek miyiz?"
"Bilmiyorum. Ben sadece yapmam gerekeni yaparım; gerisi onlara kalmış. Kimsenin kafasına silah dayayamam ya."
Hafif gülerek: "Dedi. Herkesin kafasına kılıç dayayan adam"
Ciddiyetini bozmadan alaycı bir ses tonuyla: "Ah profesör. Bu benim tercihim değil ki. Onlara iki seçenek sunuyorum ve gerisini akışına bırakıyorum."
"Tabii canım kesin öyledir."
Aralarındaki şakalaşmadan sonra tekrar yüzlerine ciddi ifade takınmışlardı.
"Halk her geçen gün daha da fakirleşiyor. Böyle devam ederse eğer hükümet devrilse bile insanlar barbarlaşacak ve bunun önüne geçemeyeceğiz. Karmaşıklık çıkması çok olası."
"Yapacak bir şey yok. Halk fakirleşmeden kimseye gelecekte olacaklara göre yön veremezsin. Maalesef akıllanmaları için zorda kalmaları gerekiyor."
"Buna pek katılmıyorum. Biz nasıl akıllandık o zaman?"
"Biz istisnayız. İstisnalar kaideyi bozmaz."
Gülerek: "Bu yaşta böyle konuşman bazen beni ürkütüyor. Olgun sözlerin yüzünden kendimi senin yanındayken daha genç hissediyorum."
"Ben olgun değilim. Siz çok toysunuz."
"Tamam tamam. Bu kadar yeter bay filozof. Daha fazla beynimi çalıştırmana izin veremem. Bu beyin düşünmemeyi daha çok seviyor."
"Sen bilim insanı değil misin? Beynini çalıştırmayı sevmemen tuhaf."
"Beynimi çalıştırmam gereken zamanlarda mecburen çalıştırıyorum o kadar. Yani sadece işimi yapıyorum da diyebiliriz."
