9. bölüm · ÇİFTE REZERVASYON
9. BÖLÜM - HADİ İTİRAF ET
Julian’ın eli hala Chloe’nin elinin üzerindeydi. Parmaklarındaki o sıcaklık, Chloe’nin teninde ufak çaplı bir yangın başlattı. Aralarındaki mesafe o kadar azalmıştı ki, Chloe Julian’ın göğsünün hızlı hızlı inip kalktığını, gözlerindeki o donukluğun yerini derinliğe bıraktığını yakından görebiliyordu. Julian’ın nefesi, Chloe’nin dudaklarının sadece birkaç santim ötesindeydi.
Chloe, sürahinin soğukluğunu değil, Julian’ın elinden kendi koluna doğru yayılan o devasa elektrik akımını hissediyordu. Kalbi, öncesinde yaşadığı ihanet dolu ilişkisinden sonra ilk defa bu kadar kontrolsüz ve delice çarpıyordu. Nefesini tuttu. Gözleri onun dudakları ve gözleri arasında gidip geldi.
Julian’da farklı bir durumda değildi. Chloe’nin darmadağın olmuş saçlarından yayılan o tatlı narenciye ve pahalı parfüm kokusu ciğerlerine doluyordu. Elini onun elinden çekmek onun çoktan yapması gerteken şeydi ama parmakları sanki Chloe’nin tenine mühürlenmiş gibiydi. “Chloe,” dedi Julian. Sesiinin titrediğin fark ederek, öksürdü ve kendini toparladı. “Yine gittiğin her yere yıkım götürüyorsun.”
Chloe, yakınlığın ve havanın getirdiği sıcaklığa çok dayanamadı ve kendini geri çekti. “Ben mi?” dedi Chloe, gülümsemeye çalışarak.
Julian da arkasına yaslandı. Boşta kalan parmaklarını hafifçe kapattı. Sanki hâlâ onun teninin sıcaklığını avucunda tutmak istiyormuş gibi. Yüzündeki o soğuk, kontrol delisi maskeyi jet hızıyla yeniden takındı ama bakışlarındaki o kıvılcımı gizlemekte ara sıra zorlanıyordu. “Masanın yarısı Akdeniz’e döndü Chloe,”dedi sessiz bir kahkahayla. “Seni bu halde gördükçe, gerçekten ne iş yaptığını merak ediyorum. Kimlerle çalışıyorsun ve sana nasıl katlanıyorlar?” dedi Julian.
Garson elinde ikinci bir bardakla geldiğinde masanın durumunu görüp neşeyle kahkaha attı. “Ah! Limonata bile sizin aranızdaki sıcaklığı soğutamamış.”
İkisi de aynı anda garsona baktı. ulian boğazını temizleyip bakışlarını kaçırırken, Chloe peçeteyi masaya bıraktı.
Şebekenin hâlâ gelmediğini, telefonların sustuğu öğlen sıcağında, ağacın gölgesinde oturan iki yabancı, aralarındaki o sessiz ve kaçınılmaz çekimle baş başa kalmıştı. Ne kadar inkar etseler de her tartışma, her temas arlarındaki o görünmez duvarı bir bir yıkıyordu.
Chloe, buzlu bardağın dışındaki buğulu yüzeye parmağıyla küçük, belirsiz çizgiler çizerken kalbinin ritmini tamamen kontrol altına almaya çalışıyordu. “Eee,” dedi Chloe, bardağından büyük bir yudum alıp sırtını dikleştirirken. Bakışlarındı doğrudan Julian’ın gözlerine dikti. “Telefonlar ölü, şebeke yok ve burası resmen her şeyi bırakıp biraz sohbet edin diye alan açıyor.”
Julian’da bardağından büyük bir yudum aldı ve masaya bıraktı. Parmaklarını birbirne kenetledi. “Ne öğrenmek istiyorsun?” dedi.
Chloe’nin aklından binbir türlü soru geçti. Nerelisin? En son ne zaman ilişkin oldu? Gerçekten bir ilişki istedin mi? Ailen nasıl birileri? Sana benziyorlar mı? Üniversite de başarlı bir öğrenci miydin? Ne işlerle meşgulsün? Seni bu kadar düzenli olmaya iten bir durum mu yaşadın? Hep böyle suratsız mıydın? Yoksa bana özel mi? Sahi, daha öncesinde birine samimi davrandığın oldu mu?
Chloe Julian’a bakıp gülümsedi. “Seninle ilgili neden bir şeyler merak edecek mişim? Normal bir insansın işte Julian,” dedi.
Julian biraz bozulsa da belli etmemeye çalıştı. “Yani, bende seninle ilgili şeyler duymaya meraklı değilim. Tuhaf ve karmaşık hayatınla ilgili detaylarda boğulmak istemiyorum.”
“Aslında o kadar da karmaşık bir hayatım yok.”
“Emin misin?” dedi Julian. “İlk geldiğin gün, hiç de öyle görünmüyordun.”
“Ne yani? Bunu koz olarak mı kullanacaksın,” diyerek ellerini masaya dayadı ve ayağa kalkıp ona doğru sinirle eğildi. “İnsanların zor duruma düşmesi hoşuna gidiyor sanırım, Julian. Ama şunu söyleyeyim; normal insan olmak böyle bir şey. Senin gibi kasıntı olmaktan iyidir.”
Chloe sinirle yerinden ayrılıp yürümeye başladı. Julian arkasından hızla ilerleyip klundan tuttu ve kendine çevirdi. “Bak, ben özür dilerim. Öyle demek istememiştim,” diyerek mahçup bir ifadeyle gözlerinin içine baktı.
“Çok kabasın,” dedi Chloe, başını eğerek. “İnsanları nasıl bu kadar kolay kırabiliyorsun?”
Julian kendiyle ilgili şeyler duymaya bayılırdı ama iyi şeyler. Yaptıklarına o da anlam veremiyordu ama kötü birisi olmadığını da dile getirmesi gerektiğini biliyordu. “Ben sanırım, yabancı birisiyle aynı alanda kalmaya pek alışık değilim. Yani, öncesinde hiç kimseyi bu kadar hayatımın içerisine dahil etmemiştim sanırım,” diyerek tuttuğu kolunu daha da sıktı.
“Neden?” diye sordu Chloe. Bu anı asla bozmak istemiyordu. Tam da istediği gibi dökülmeye başlamıştı.
“Bilmiyorum. Sanırım yalnızlığa fazla alıştım. Çocukluğumdan bu yana…”
Chloe kendini tutamadı ve kahkaha atarak Julian’ın tuttuğu kolunu ondan kurtardı. “İşte böyle koca adam, hemen dökülmeye başladın.”
“Sen, oyun mu oynadın bana?”
“Tabii ki evet!”
“Bu kadar sinir bozucu olmayı nasıl başarıyorsun?”
“Aynı evde yaşıyoruz Julian. Aynı havayı soluyoruz. Virüs gibi her yerime yayılıyorsun,” dedi Chloe. Neşesini o kadar belli ediyordu ki, sanki o her güldüğünde Julian biraz daha somurtuyordu.
“Neyse, seni güldürebilmek de güzel bir şey.”
Chloe tam cevap verecekken, ikisinin de telefonu aynı anda yüksek sesle titremeye ve ardı ardına bildirim sesleri çıkarmaya başladı.
Şebeke geri gelmişti. Dijital dünyanın o gürültülü gerçekliği, şu an bu alanda hissettikleri, yaşadıkları her duyguyu bir balon gibi patlattı.
Chloe hızla teleonunu eline aldı. Ekranına onlarca mail, tedarikçilerden gelen mesajlar ve gelin Olivia’dan gelen panik dolu mesajlar ve aramalar düşmeye başladı. “Harika,” dedi Chloe eşyalarını alarak. “Gerçek dünyaya dönme vakti.”
Julian’da telefonuna gelen mesajlara göz atarken, arkasında bıraktığı bir şey var mı diyerek masayı kontrol etti.
Chloe, tam gidecekken durup Julian’a baktı. “Arabayla geldim. Villaya dönüyorsan seni bırakabilirim. O dik yolları bu sıcakta yürümek istemezsin herhalde, Bay…” dedi ve durdu Chloe.
“Bir lakap bulamadın sanırım?” dedi Julian gülerek. Tek kaşını kaldırdı. “Senin sürdüğün arabaya binmek sanırım şu an yapabileceğim şey değil. Yaşamayı seviyorum.”
“Hadi ama bir kez olsun kendini bana bırak,” dedi Chloe, göz devirerek. “Seni öldürmek istesem, evde birçok fırsat geçiyor elime, merak etme.”
“İnanır mısın, içimi rahatlattın,” diyerek elini kalbine koydu Julian. “Tek bir şartla. Direksiyona ben geçerim.”
Chloe arabanın anahtarını ona doğru fırlattı. Julian anahtarı havada tek hamlede yakaladı.
“Anlaştık Bay otomobil uzmanı. Ama unutma, o araba benim rehinceden kalan tek varlığım. Ona bir çizik bile atarsan seni o döküm tavayla ben kovalarım.”
İkisi yan yana, dar sokaklardan aşağı arabaya yürümüye başladılar. Aralarındaki o sessiz kıvılcım, arabaya doğru attıkları her adımda daha da güçleniyor, kader onları aynı evin, aynı gizli projenin ve aynı kaçınılmaz aşkın içine adım adım çekiyordu.
