6. bölüm · ÇİFTE REZERVASYON
6. BÖLÜM - KALBİMİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE
Kapının kapanma sesi evde yankılandı ve tamamen içeriyi sessizliğe bürüdü.
Chloe, Julian’ın kollarından geriye doğru sıçrayarak uzaklaşırken, o da belindeki elini hızla çekti. İkisi de derin nefesler alarak, sanki az önce dünyanın en tehlikeli, en adrenalin dolu suçunu işlemişler gibi birbirlerine bakıyorlardı. Koridordaki o birkaç saniyelik temas, aralarındaki o ‘yabancılık’ duvarına ilk ciddi darbeyi indirmişti. Chloe, kalbinin göğüs kafesini zorlayan o çarpıntısını resmen duyabiliyordu. Sanki durduruabilecekmiş gibi elini hafifçe göğsüne koydu.
“Bu…” dedi Julian, derin bir nefes alıp üstünü başını düzeltti. elini darmadağın olmuş saçlarında gezdirirken sesi titriyordu. “Hayatımda yaptığım en absürt, en mantık dışı tiyatroydu Bayan Chloe. Saçlarımı ne hale getirdiğinin farkında mısın?”
“Şaka mısın? Teşekkür edeceğine, saçının derdine düşüyorsun,” dedi Chloe. Saçlarını arkaya savurup salona doğru yürüdü. Yüzünde, kazandığı zaferin haklı gururu vardı. “Eğer planımı uygulamasaydık resmen patlayacaktık. Resmen hayatını kurtardım, bana bir teşekkür borçlusun.”
Julian koridorun loş ışığından çıkıp mutfak tezgahına doğru ilerledi. yarım kalan makarnasına bakarken bile yüzündeki o gergin ifade tam olarak dağılmadı. “Sadece bu gecelik bir çözümdü ama yarın sabah o kadının buraya taze limonlar ve kahvaltıyla geleceğini kendi kulaklarınla duydun. Bu demek oluyor ki…”
“Bu demek oluyor ki,” diye araya girdi Chloe, mutfak barının yüksek sandalyesine çıkarak. “Signora Bianchi buradayken ya da evin yakınlarındayken sırılsıklam aşık bir çift rolünü kusursuz oynamak zorundayız.”
Julian derin bir iç çekti. Bakışlarını villanın o yüksek tavanlı, otantik ahşap kirişlerle bezeli tavanında gezdirdi. Bu taş villanın iki farklı kanadında, birbirine uzak iki ayrı yatak odası vardı. Biri, terasa doğrudan açılan odaydı, diğeri ise koridorun sonundaki, begonvil dallarının pencerelerine süzüldüğü o son derece şık ve konforlu misafir odasıydı.
“Neyse ki,” dedi Julian. Sesine yeniden o mesafeyi yerleştirdi. “Bu ev ikimizin de birbirinin yüzünü görmeden yaşayabileceği kadar büyük. Koridorun sonundaki o oda tamamen senin. Benim yatak odam ise bu tarafta. Sınırlarımız net.”
“Çok net,” diye onayladı Chloe. “Zaten senin o her şeyi cetvelle ölçülen dünyana dahil olmaya hiç niyetim yok. Ben o odada kendi kaotik düzenimle son derece mutluyum.”
“Güzel,” dedi Julian, tezgaha yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi. “O zaman yeni protokolü açıklıyorum. Birincisi, evin içindeyken odalarımızın kapısı kapalı olduğu sürece tamamen iki yabancıyız. Kimse kimsenin odasına izinsiz, kapıyı çalmadan tek bir adım bile atmayacak. İkincisi, dışarıda yani o kapının eşiğinden adımımızı attığımız ya da pencerelerden birinin önünde durduğumuzu an, Signora Bianchi’nin radarına girmemek için dünyanın en mutlu nişanslı çiftiyiz.”
“Vay be! Kulağa oldukça güzel bir plan gibi geldi. Yaratıcısı kim?” diyerek güldü Chloe. Oturduğu sadalyeden indi. Bugünün yorgunluğunu, dolandırılma şokunun getirdiği o zihinsel çöküş ve yaşadıkları adrenalin dolu yeni çifte hayat, bedenini tamamen teslim alıyordu. “Şimdi izninle, o tamamen bana ait olan odaya gidip uyumak istiyorum. Yarın büyük gün.”
Julian başıyla koridorun sonunu işaret etti. “İyi uykular, nişanlım,” diyerek göz kırptı. Tezgah üzerinde hazırlığı yarım kalan şeylere devam ederek, vaktinin çoğunu orada harcadı.
Chloe, onun bu alaycı tavrına sinir oldu. Koridor boyunca ilerleyip odanın kapısını araladı ve onu kucaklamak ve sarıp sarmalamak için bekleyen yatağa kendini bıraktı. Resmen yatak tüm yaşantısını, o rahat uyku uyuyabilsin diye çekip alıyordu içinden. Her şeyi ve herkesi unutturan bu yatak, bu gece sadece o kapıda, belini sımsıkı kavrayan o eli unutturamadı. “Sadece bir rol,” diye fısıldadı Chloe, kendi kendine. Gözlerini kapatsa görüntüler silinecekmiş gibi, olabildiğince sıktı kendini. “Sadece bu harika düğünü bitirene ve paranı geri kazanana kadar sürecek zorunlu bir rol.”
Aynı dakikalarda, villanın diğer ucundaki o mutfakta yarattığı kargaşayı toparlamaya çalışırken, sanki kendi kafasını toparlıyormuş gibi hisseden Julian vardı. Dokunduğu her bir eşyaya, sanki parmak uçlarına bulaşmış olan Chloe’nin parçalarını bırakıyor gibi hissediyordu. Sanki ilk defa, o sınırları olan hayatına yeni bir boyut gelmiş ve onu kendi içine çekmek için sabırsızla itekliyordu. Belki bir kez olsun, kısa süreli de olsa kendini bu yeni düzene kaptırabilirdi. Ne de olsa kısa süreliydi…
