9. bölüm · CEPHEDEKİ ATEŞ

8. BÖLÜM

Neşe cabbar

"Ailenin güçlü olduğu yerde, ulus da güçlü olur."

M. Kemal Atatürk

İlahi Bakış Açısı, Geçmiş zaman

Türkiye terör örgütü ile ölümüne bir savaş veriyordu. Türk askerlerinin silahlarını kanı bozuklara dönüktü.

Cephede büyük bir ateş vardı.

Murat Yılmaz ve Özer Ateş aynı cephe arkadaşıydı. Özer Ateş yaralıydı. Timlerinden ayrılmışlardır. Özer Cephe arkadaşı Murat Yılmaz'ın sırtındaydı. Şehit olmaya o göz yummuştu ama arkadaşı vurmamıştı.

Büyük bir kayanın arkasına geçtiklerinde Murat arkadaşını bıraktı. Silahını çıkardı. Düşmana doğrultu. Mermisi azdı. Ama son kurşununa kadar bu cephede savaşacaktı

Türk askeri şehit olmaktan korkmazdı.

Onların kanı al bayrağa geçtiğinde unutulmazlardı.

Özer'in nefes almakta zorlanıyordu. "Tertip beni bırak kaç. Kurtar canını." dedi. Murat kendine gelen kurşundan son dakika kurtuldu.

Murat ona inanmaz gözlerle bakıyordu. "Evde çocukların yok mu senin? Onlar için yaşa." dedi Murat.

Onun da evde bir oğlu vardı. Bir de daha karısının karnında onu bekleyen kızı. Onun döneceği zaman kızı doğacaktı. Eve dönmeliydi.

"Ben eve dönemeyeceğim tertip. En azından sen canını kurtar. Çocuklarına bak." dedi Özer. Şehit olmayı şimdiden göze almıştı. Cephe arkadaşı buna izin vermeyecekti.

"Ben çocuklarımın yanına gittiğimde bir Türk askerinin şehit olmasına göz yumdum mu diyeceğim?" dedi Murat.

Türk askeri diğerinin şehit olmasına göz yummazdı.

**************

Elvan Yılmaz

Eve geldiğimde kapıyı kapatıp, kilitledim. Yalnız kalmalıydım. Korkuyordum. Gerçeklerden korkuyordum.

Telefonum çalmaya başladığında arayan kişiye baktım. Annemdi. Olayları duyduysa muhtemelen beni suçlayacaktı. Değişmezdi. Neden onun gözünde babam yüzünden suçluydum?

Telefonu açtım. "Alo" dedi. Sesindeki katılıktan belliydi. Yargısız infaz.

"Efendim anne." dedim.

"Ben sana anlatma demedim mi? Bir de o adam yaşıyormuş." diye bağırmaya başladı. Gözlerimi kapattım. Bir şey hissetmiyordum ki.

Ne hissedebilirim? Şaşırayım mı, Güleyim mi, Ağlayayım mı, Sinirleneyim mi?

"Ben bir şey demedim. Yaşadığını bile daha yeni-" kendimi açıklamaya çalışırken sözüm yarıda kesildi.

"Kes sesini sana ömrüm boyu bir daha inanamam." dedi. Telefonu suratıma kapattı. İnanmazdı ki.

Annem bana ne zaman inanmıştı?

Küçükken abimle kavga ederdik. Abim sırf annem bana kızmasın diye her zaman suçu üstlenirdi. Ama onun gözündeki tek suçlu bendim. Kendi doğurduğu kızı.

Abimin evinde bana özel bir oda vardı. İlk evi alacağında bana söz vermişti. Odaya girdim. Bilgisayar masamın oraya oturdum.

Benim ilacım kelimelerdi.

Kitabımı bir platformda yayınlıyordum. Blog tarzı olması dikkat çekmişti. Sosyal medya da "AnonSatır" olarak biliniyordum.

Ellerimi klavyede oynattım. Ellerim titriyordu. Derin bir nefes alıp önce üzerimi değiştirmeye karar verdim.

Dolabımı açıp üzerime beyaz crop ve siyah bir şort geçirdim. Telefonumu elime aldım. Ardından sessizce mutfağa geçtim. Telefonu yemek masasının üzerine bıraktım. Ardından kollarımı sıvadım. Ağlayamıyordum. Bu yaşıma kadar çok ağlamıştım. Kapı çaldığında. Kaşlarımı çattım. Bu saatte abimin bütün komşuları işte olurdu.

Kapının önünde durduğumda. Önce "Kim O?" dedim.

"Benim , Oğuz Ateş." dedi. Bunun burada işi neydi?

Kapıyı bekletmeden açtım. Gülümseyerek ona baktım. Elinde bir sürü dosya vardı. Ne içindi? "Buyurun." dedim gülümsememe devam ederken.

Oğuz'da bana gülümsedi. "Ablam ve komutanım birazdan gelecekte çalışmalar hızla başladı." dedi. Misafir vardı. Çok şükür yarabbi misafirler için hazırlık yapmıştım.

Merdivenlerden bir ses yükseldi. "Bana bak akıl hastanesi kaçkını kim lan!? Elimde kalırsın. "

İklim abimle kavga ediyordu. Ben buraya çok nadiren gelirdim. Genelde timi falan tanımazdım. Ama İklim belli ki tanıyor.

"Ne diyeyim anasını satayım. " Dedi bağırarak abim. Şuan bütün apartmanı inletmişlerdi.

Teşekkür ederiz.

Merdivenlerden çıkan abim ve İklim'i gördüm. Oğuz kapıda kalmıştı. Garibim.

Oğuz'a döndüm. Kibarca "Sen buyur geç." dedim. Oğuz ayakkabılarını çıkarıp içeri geçti.

Bu sırada abim ve İklim'i gördüm. Bir şey dersem dayak yiyebilirdim.

Shipledum sizi.

Çok yakışıyorlardı. Abim kabul etmese de bilinç altında bir şeyler hissediyordu. Hukuk da gözünden anlarlardı. Bende abimin gözünden anlıyordum.

Aşk mı yoksa yanıltıcı bir duygu mu?

Aşk ve yanıltıcı bakışlar ayırt edilemezdi.

Merdivene geldiklerine abim "Ne bakıyon velet birader." dedi. Yaratıcı lakapları.

Göz devirmekle yetindim. İklim'e döndüm. Gülümseyerek "Buyur geç." dedim. İklim gülümseyerek ayakkabılarını çıkararak içeri girdi. Abime döndüğümde ona deccal gibi baktım.

O da bana baktı. Hayır misafir varken kibar Elvan var.

"Ne bakıyon lan. " Dedi. Hala bakmaya devam ettim.

"Sabahlamayı mı düşünüyorsun? Geç içeri. " Dedim. O da ayakkabılarını çıkarıp içeri girdiğinde kapıyı kapatıp yanlarına gittim.

Mutfak masasının üzerinde bir sürü belge vardı. Bu görüntüyü görünce aklım adliyeye gitti. Mesleğimi geri istiyorsam. Bu görevi başarıyla tamamlamak zorundaydım. Sadece mesleğim için değil. Vatanım için.

Abimin yanında ki sandalyeyi çekip oturdum. Gözlerimi Oğuz'a kaldırdım. Lanet olsun. Bana bakıyordu. Hemen bakışlarımı çektim. Sadece konuşurken göz teması kur. Kendime hatırlattım. Sadece konuşurken göz teması kur.

İklim eline mavi dosyayı aldı. "İlk olarak Elvan buradaki adliyeye atanacak." dedi. Nee. Mesleğime devam edecektim. Şaşkınlıkla ağzımı açtım. Abimin eli ağzıma kapattı. Tamam mizah patlaması yükleniyor.

"Ağzına sinek girer." dedi. Gözlerimi devirdim. Elini ağzımdan çektim.

İklim'e döndüm. "Gerçekten mesleğime devam edebilecek miyim?" Diye sordum heyecanla. İklim gülümseyerek başını salladı.

İçimi bir heyecan kaplamıştı. Mesleğime devam edebilecektim. Mutluydum. İklim elinde ki dosyayı bıraktı. Oğuz farklı bir dosyayı eline aldı. Dosya alarak konuma seansı. Dosya aga ben alaka.

Dosyayı açarak içinde ki kağıtları çıkarttı. Bana uzattı. "Haftaya ilk göreve başlayacağız. Şuan şüphelilerimiz bunlar. Bir bağlantıları varsa bunu sen fark edebilirsin." Dedi.

Kağıtları elime alıp incelemeye başladım. Bu sırada abim "Bir bağlantısı varsa bunu sen fark edebilirsin." diye Oğuz'un ağzına hökündü. Yaş 31, akıl yaşı 5. Harbi bunu nasıl asker yaptılar? Bu zekayla imkansız gibi de. Neyse.

İlk kişiyi incelemeye başladım.

Gökay Oktay.

Yargıç.

Yargıçlara erişmek zordu. Davalarımız çakıştığında da nadiren konuşurduk. Ya da önce ki adliyemde ki yargıçlar öyleydi. Oğuz'a döndüm. "Yargıçlarla yalnız dava için görüşebiliyordum. Araştırmak zor olur." dedim.

Oğuz kafasını salladı. "Biliyorum. Yargıçlarla kolay kolay konuşulma. Zaten adam düpedüz yavşak. Taciz gibi olaylar olursa o zaman müdahale edeceğim. Veya gerektiğinden fazla yaklaşırsa." dedi güven verircesine.

Bilmiyordum. Antalya'da işler böyle yürümezdi. Yargıçlar ciddi insanlardı. Burada demek ki ciddi değillerdi.

Başımla Oğuz'u onayladım. Abime döndüm. İklim'e bakıyordu. Onların görevi neydi acaba?

Abim derin bir nefes aldı. "Öncelikle görevlerde kudurma, başına buyruk hareket etme lütfen ki Yarbay Hasan'la görüşmek zorunda kalmayayım." dedi. İklim kaşlarını çattı. Evet başladı bizim mesai dövüşün.

"Bana bak paçalı tavuk. Haddini aşma görevdeyiz falan demem seni evinin balkonundan aşağı atarım." dedi. Gülme, Hayır gülme Elvan.

Abim kaşlarını sertçe çattı. "Hep birlikte görevimize mi dönsek." dedi Oğuz.

Haklıydı. İklim önüne döndü. Abim kaşlarını düzeltti. Herkes önüne döndü. Ortam sessizleşti. "Başka bir şey yoksa kalkalım komutanım." dedi Oğuz. Sessizliği bozarak. Abim başıyla onayladı.

"Şey... Elvan Hanım görev gibi gelişmeler için sizi haberdar etmem gerekecek, numaranızı alabilir miyim?" dedi. Ona döndüm. Masanın ucunda ki telefonumu aldım. Ona uzattım. Numarasını tuşlayıp aradı. Cebindeki telefonu çalınca alıp aramayı kapattı. Telefonu bana uzattığında şortumun cebine koydum. İklim'le de vedalaştıktan sonra uğurladık.

İçeri geçtiğimde abim beni bekliyordu. Konuşacağımız şey belliydi. Babamız.

Belki ona söyleseydim bu kadar kızmazdı. Anneme de haber vermeliydim. Zamanım yoktu, ayrıca ne diyecektim. Anne babam beni aradı yaşıyormuş Ayça'da biliyormuş.

Karşısına oturduğumda bana baktı. Aramızda sessiz bir gerginlik vardı. Mavi gözlerini bal rengi gözlerime dikti. Gözler her şeyi anlatırdı. Biz de anlıyorduk ama kelimeler dökülmeliydi.

"Babamın yaşadığı ne zamandan beri biliyorsun?" diye sorarak aramızda ki sessizliği bozdu.

Boğazım düğümlendi. Derin bir nefes aldım. "Yaşadığını bilmiyordum. Buraya gelmeden önce yolda beni aradı. Ayça aracılığıyla." dedim. Aldatma mevzusunu söylememiştim. Annem bana inanmazdı ama anlatmayacaktım.

Abim ellerini saçlarından geçirdi. Gergindik. Yıllardır tanımadığımız babamız yaşıyordu. Ve bunu ben önceden bilip söylememiştim.

"Ayça. Kuzen Ayça." dedi. Gözlerimi devirdim. Yok canım ebem.

Gözlerimi devirmemle abim cevabını almıştı. "Nasıl lan? Nasıl? yıllardır adam ortada yok. 4 yaşındayken askere gitti. " dedi. Yutkundu. Kelimeler boğazında kalıyordu. Konuşamıyordu. Diyeceği tek iki kelime vardı oysa 'şehit oldu.'

Kafam basmıyordu. Askere gidip annemi nasıl aldatabilirdi. "Şehit oldu." dedim. Abimin söyleyemediği kelimeleri dile getirerek. Göğsüm sıkışmıştı. Gözlerim doluyordu. Geçecek. Bunlarda geçecek.

Abim derin bir nefes aldı. "Babamla ilk sen konuşuyorsun." dedi.

İlk ben mi konuşacaktım? Benim küçüklüğümde olmayan bir adamla mı?

Ağzımı konuşmak için açtığımda. "Madem yaşadığını biliyordun ilk sen konuş." dedi. Aklınca beni mi cezalandırıyordu?

Abim de bana inanmıyordu. Elvan'a kim inanırdı ki?

Ayağa kalktım. Sendeledim. Elimi saçlarımdan geçirdim. Gözyaşlarım yanaklarımdan aşağı süzüldü. Abim ayağa kalkıp yanıma yaklaştı. Geri adım attım.

"Elvan." dedi abim endişeli bir şekilde. Nefes almakta güçlük çekiyordum.

Kriz geçiriyordum. Ama bana inanmayan birinden yardım istemiyordum. Abim de bana inanmıyordu.

Kimse bana inanmazdı. Ben hep yalnızdım.