11. bölüm · CEPHEDEKİ ATEŞ
10. Bölüm
Sosyal hayatın kaynağı, aile hayatıdır. "
M. Kemal Atatürk
Heyecan hayatımın vazgeçilmezi bir duygusuydu. Fakat şuan ki bambaşka bir heyecan vardı. Karar vermiştim. Babam ile konuşacaktım. Yıllar geçmişti.
Üzerimde küçük bir çocuğun şeker aldığında ki heyecanı vardı.
Ayça yanımdaydı. Onun varlığı az da olsa rahatlamama sebep oluyordu.
Sarı saçlarını at kuyruğu yapmıştı. Mavi gözleri bana bakıyordu. Elbette onun da üzerinde bir heyecan vardı. Babamla konuşmuştu fakat onun üzerindeki heyecan benim konuşacak olmamdı.
Diğer kuzenlerimle onun kadar yakın hissetmiyordum. Baba tarafını genelde nadiren görürdüm ama gayet de cana yakın insanlardı. Anne tarafım ise asla sevmediğim insanlar ile dolup taşıyordu. Şu zamana kadar adam akıllı iyiliklerini görmemiştim. İyilik beklemiyordum. Ama beni itip kakarlardı. Babamın şehit düştüğü sanıldığı gün için miydi? Hiç sanmıyordum. Bunun için önce baba tarafımın benden nefret etmesi gerekirdi.
Fakat onlar beni sahiplenmişti. Ayça bana dönerek. "Kuzum, hazır mısın. " Dedi Ayça. Yanımdaki varlığı güven veriyordu. "Galiba." Dedim kendimden emin olmadan. Odanın kapısını açtı. İçeri girdi. Bende arkasından girdim. Ayaklarımın titremesini zar zor durduruyorum. Karşımda yatakta yatan babam vardı.
Ne zayıftı ne de kilolu. Mavi gözleri beni görünce parladı. Abim, Ece, Ayça, babam mavişlerimdi. Ama babamınkini canlı ilk kez görüyordum. Onun gözleri bütün mavilerden ayrıydı.
Ayça önceden fotoğrafımı göstermiş olacak ki beni tanıyordu. Sadece bakışıyorduk. "Murat enişte, Elvan kızın." Dedi Ayça. Aramızda ki sessizliği bozdu. Kızıyım.
"Baba." Dedim. Derken sesim titremişti. Babam gülümsedi. 27 yıllık bir esir hayatı vardı. Hayal ediyordum abim ve bana bu hikayeleri anlattığını. İmkansız değildi artık. İmkan dahilindeydi. "Kızım." Dedi gururla.
"Ben sizi yalnız bırakayım." dedi Ayça. Odadan çıktı. Babam yanındaki sandalyeyi işaret etti. Oturdum. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Babam eliyle saçlarımı okşadı. İstediğim o duygu. Bu zamana kadar abim ve Ayça dışında kimse saçımı okşamamıştı. Kuzenlerim hep çekmişti. Bahaneleri de hep oyundu. Oyunlar can yakmazdı.
"Baba özür dilerim." dedim. Özür dilerim baba. Anneme inandığım için, senin yaşadığına inanmadığım için, senin sevginin ihanet olduğunu düşündüğüm için... Bir çok şey için özür dilerim.
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. Allah'tan maskara sürmemiştim. Biliyordum ağlayacağımı. Babam eliyle gözyaşlarımı sildi. Doğrulup beni alnımdan öptü. İçimde ki fırtınalar bitiyordu. Baba şefkati her şeyi bitiriyordu. Herkes baba olamazdı. Ama olanlar öyle bir olurdu ki.
"Üzülme. Ağlama. Ben babayım sen ağladıkça içim yanıyor." dedi. Dudaklarım titreye titreye gülümsedim. Babalar yaraları sarar derlerdi. Ben küçükken yaralarımı abime bile göstermekten korkardım annem yüzünden. Abime kızardı bırak kendisi halletsin diye. Babam değil annem benden nefret ediyordu.
Yüzüne baktım. " Baba bizde bir baba kız olur muyuz" diye sordum.
"En iyisi oluruz." dedi. Yatağının köşesine oturdum. "Göğsüne yatabilir miyim?" dedim. En büyük isteğim buydu. Bunu küçükken yapmıştım ama annem bana hep kalk derdi. Sevmemişti. Nedenini bilmiyorum ama sevmemişti. Sevmesin artık benim babam vardı.
"Tabi ki" dedi. Bana alan açtı. Kafamı onun göğsüne yasladım. Babam da kollarını bana dolamıştı. Hiçbir güven babanın verdiği güvenle ölçüşemezdi. "Baba sana bir şey anlatacağım." dedim. Anlatacak çok şey vardı. Arada koskoca 27 yıl vardı.
"Anlat yavrum." dedi ilgiyle.
"Annem bana ilk buraya geleceğim de dedi ki baban beni orada bir kadın ile aldattı. Hiç bir bilgi vermedi sadece soyadının Ateş olduğunu söyledi." dedim. Babam varken canım yanmazdı. Buna güveniyordum.
"Ah kadın. Çocuklarımı da düşman etmek için yemin etmiş. Öyle bir şey yok Özer Ateş benim cephe arkadaşımdı. Onlardan bahsediyordur. Asla öyle bir şey yapmam." dedi. Sonunu üstüne basa basa demişti. Bana inanmayana değil bana inana güvenecektim.
İlk başta inanmıştım. Babam ortada yoktu. Ama artık vardı. Onun göğsünde yatarken saçlarımı okşamaya devam etti. Arada sırada öpücükler konduruyordu. Aramızdaki sessizliği bölen cebimdeki telefonumdu. Telefonu çıkardım. Arayan kişiye babamla aynı anda baktık. Abim arıyordu. Babama döndüm. "Hoparlöre alayım mı? Duymak istersin." diye sordum. Onun en büyük haklarından biri buydu.
"Olur" dedi. İçimdeki kıpırtıyı hissediyordum. Göğsüne yattığım için kalp ritimlerini duyabiliyordum. Telefonu açtım. Ardından hoparlörü.
"Alo" dedim. Neden aradığı belliydi.
"Abim adliyeden çıkmadın mı?" diye sordu endişeyle. Oğuz mevzusunda haklı olduğunu bir saat havlayarak anlatmıştı. Güvenli değilmiş. Bunun için arabamla göndermemişti. Oğuz bırakmıştı. Çıkışta babama geleceğim belli değildi. Ayça son dakika ikna edip beni almıştı.
"Çıktım. Babamın yanındayım. Sende gelsene." dedim. Amacım yüzleştirmek değildi. Sadece artık o da her şeyi öğrenmesini istiyordum.
"Ne? Sen iyi misin?" diye sordu. Kriz geçiririm korkusu vardı üzerinde. Güvenli yerlerde asla kriz geçirmezdim.
"İyiyim. Hadi sende gel. Hem ay çiçeğimiz ile görüşürüz." dedim. Abimi babam konusunda ikna etmeliydim. Bizimle kalmalıydı. Gözyaşımı silen bir adama hemen bağlanmazdım. Ama şefkatini belli eden bir baba ise tabi ki.
"Geliyorum." dedi. Telefonu suratıma kapattı. Hasbinallah. Telefonu geri cebime attım. Babamı çok yormadan üstünden kalktım. Yanında ki sandalyeye oturdum.
"Baba annemle evlenme hikayeni Ayça'ya mı anlattın?" diye sordum. Ayça babamdan duymalıydı. Ayrıca ayça benimle yaşıttı. Hiç görmemişti. Nasıl tanımıştı?
"Evet. Annen bu aldatma yalanını Narin teyzene de anlatmış. Benden neden nefret ettiği sordu." dedi. Annem neden babamdan nefret etmişti? Ayça her şeyden önce sormuştu. Muhtemelen abim ve benim içindi.
"Anladım. Yani sizi zorla evlendirdiler. Annemin başka birinde gönlü varken. Ama biz yani çocuklarınız var." diye sordum bu sefer. Soru yağmurlarına tutmamak için kendimi zor tutuyordum. Onu boğmak yerine yavaş yavaş sormaya devam edecektim.
"Beni sevdiğine inandırmıştı. Annen güzel bir oyuncu." dedi. Farkındaydım. Annem harika bir oyuncuydu. Timsah gözyaşları olduğunu bile yaklaşık 1 ay sonra öğrenmiştim. Belki de farklı timsah gözyaşları vardı. Ben fark edememiştim.
"Beni de. Baba hastaneden çıktıktan sonra ne olacak?" bunu sormam lazımdı. Ona ne olacaktı? Ayrıca nerede yaşayacaktı?
"Güzelim, görevini biliyorum. Benim de bu saldırı hakkında bildiklerim var. Bir müddet askeriye ile birlikte çalışacağım." dedi. Güzelim. Bir çok kişiden güzelim sözcüğünü duymuştum. Ama kimse babam gibi hissettirmemişti.
"Yarbay Hasan Çakıl ile mi konuştun?" diye sordum. Abimle bana da söyleyen oydu. Benim nefesim kesilmek üzere olduğu için izin alıp eve gelmiştim. Daha sonra Yarbay ile abim arasında ne oldu bir bilgim yoktu.
Başını salladı. Beni avukat cübbesi ile görmesini çok isterdim. En azından artık imkansız değildi. Sadece zaman gerekiyordu. "Abimle hiç konuştun mu kurtulduktan sonra?" ikinci merak ettiğim konuydu. Belki ben kriz geçirince gelmişti. Babam ve abim de birbirine benziyordu. Babam da kumraldı. Saçları ağarmıştı. Ten rengi ortadaydı. Ailecek kumraldık.
"Yok." dedi. Söylerken içi yanıyor gibiydi. Beni tam bilmese de abimi biliyordu. Abim 4 yaşındayken gitmişti. Abimin aklı zor eriyordur o zamanlar. Ama babam farkındaydı.
Kapı açıldığında ikimizde o yöne döndük. Abimle Ayça gelmişti. Ayça ellerini önlüğün önüne koymuştu. Bu sefer gitmeyecek gibiydi. Abim kot pantolon ve kaslarını belli eden bir tişört giymişti. Anladık Uraz beyyy en kaslı sensin. Buraya böyle gelmesinin sebebinin babama karşı güçlü olduğunu göstermekti. Onu çok iyi tanıyordum.
Babam abime bakıyordu. Gözlerinin dolduğundan emindim. En son 4 yaşında gördüğü oğlu şimdi bütün heybeti ile karşısındaydı. İkisinin de vücutlarına yansımasa da içlerinde sayılamayacak kadar çok özlem hissi vardı.
"Oğlum." dedi babam. İlk ona baba dediğimdeki gibi sesi titremişti. Abimin dudakları aralandı ama hiç bir şey diyemedi. Derler ki; hasret çektiğiniz kişiyi gördüğünüzde diliniz tutulur, kelimeler bir araya gelmez. Babam ve abim şuan bunu yaşıyordu.
"Baba." dedi abim. Yutkunduğunda adem elmasının hareketine baktım. Tek gözler ve ruhlardan bir şey anlamazdım. Küçüklüğümden beri adem elmalarına takıntım vardı. Adem elmalarından duygu okuyabilirdim. Abimin şuan ki duygusu heyecan, tedirginlik, kaygı... daha bir çok duygu içindeydi. Duygu karmaşası içindeydi.
Abim babama ilerleyerek ona sarıldı. Babamda ona kollarını sardı. Kolları birbirlerini bir daha bırakmayacakmış gibi sarılmıştı. En azından abimin aklı az da çok eriyordu babamı hatırlıyordu. Ben sadece fotoğraflardan görebilmiştim. Abim bu konuda şanslıydı. En azından fotoğraflara anlatmadı derdini.
Aklım çocukluğuma gitti.
İlahi Bakış Açısı/ Geçmiş zaman
Minik kız çocuğu etraf da koşturuyordu. Dikkatli olmalıydı. Olmazsa annesi ona kızardı. Zaten annesi babasının fotoğraflarını kaldırmıştı. Kız çocuğu ise annesinin yatağının altına koyduğunu biliyordu. Onlardan birisini alıp odasında ki dolabının çekmecesine saklamıştı.
Dikkat çekmemeye çalışıyordu. Annesi duyarsa çok kızardı. Babasını anmasına bile çok kızardı. Kız çocuğu sanıyordu ki annesi üzülüyor. Nereden bilebilirdi annesinin babasından nefret ettiğini. Her gece yıldız kaymasını beklerdi. Genelde uyuya kalırdı ama hep şansını denerdi.
Dileği hiç görmediği babasıydı. Bir gün onu görmek istiyordu. Koşarak odasına girdi. Kapıyı kapattı. Annesi mutfaktaydı. Orada yemek hazırlıyordu.
Çekmecesini açtı. Annesi dün onun kalbini çok kırmıştı. Babasının fotoğrafını eline aldı. Onunla dertleşecekti. Yanında değildi ama inanıyordu. Bir gün babası onunla olacaktı.
Fotoğraftaki babasını öptü. Gözleri doldu. Babası ile konuşmak istiyordu. Ama babası yoktu. Annesinin canı hiç yanmıyordu. Kız çocuğu annesine içinden kızıyordu. Babasını nasıl özlemezdi. İçi yanıyordu. Kalbi sıkışıyordu. Okulda ki sıra arkadaşı demişti; Elini yumruk yap o senin kalbinin büyüklüğüymüş. Kız çocuğu bu sözleri hatırlayınca minik elini yumruk yaptı. Yumruğuna baktı yumruğu küçüktü.
Küçük kalbi ile nasıl herkesi sevebilirdi? Annesi, babası, abisi, kuzenleri... "Baba kalbim küçük ve hemen kırılıyor. Annem çok bağırıyor. Keşke burada olsan da beni savunsan. Neden gittin baba? Abimle kalmışsın. Annemin karnında da sizi hiç kızdırmadım." dedi küçük kız çocuğu. Gözyaşı yanağından süzüldü.
Annesi odasına doğru yaklaştı. "Elvan." dedi. Kız çocuğu hemen elinde ki fotoğrafı çekmeceye sakladı.
Annesi odaya bir hışımla girdi. Kız çocuğu ayakları titreyerek çekmecesinin önündeydi. Annesi kaşlarını çattı. Kız çocuğu yutkundu. Annesi şüphelenmişti. Annesi kızını sertçe kenara çekti. Kızı yere düştü. Ama annesi umursamadı. Çekmeceyi sertçe açtı. İçinde ki fotoğrafı görünce. Aslında aradığı fotoğrafı kızının aldığını gördü.
Sınırlı gözlerini duvara sinmiş olan kız çocuğuna çevirdi. Kız çocuğu annesinin alev dolu bakışlarını gördükçe daha fazla duvara siniyordu. Annesi ona doğru yürüyüp saçlarına yapıştı. Kız acı bir çığlık attı. Fakat annesinin umurunda bile değildi.
"Anne yapma." dedi çaresizce kız çocuğu.
"Bir daha benden gizli bir şey yaparsan. Seni babanın yanına gönderirim." dedi. Kızına acımazdı. O kadın kendi kocasına acımamıştı.
Elvan Yılmaz/ Şimdiki zaman
Babamın yanındayım anne. Göndermene gerek kalmadı. Küçükken annem bana bunları yapmasına rağmen nasıl sevmiştim? Kendime hayret ediyordum. Sevmiştim. Annem bilmiştim onu. Fakat annem değildi. O kadın insan değildi.
"İyi misin kızım?" diyen babamla düşüncelerimden sıyrıldı. Ona baktım. Gülümsedim. Başımı sallayarak. "İyiyim." dedim. İyiyim baba. Sadece annem seni sevdiğim için bana işkence etti, Sadece senin esir düştüğün gün doğduğum için benden nefret etti, Sadece seni unutalım diye fotoğraflarını evden kaldırdı, Sadece annem kızar diye senin fotoğraflarını sadece cüzdanım da taşıdım. Ama asla seni unutmadım.
"Niye suratınız bir karış hadi şarkı açalım." diye bir öneri sundu Ayça. Heyecanla ayağa kalktım. At kuyruğu saçımı çözüp topuz yaptım. Önlüğünün cebinden iki tane kalem çıkardı. Mikrofonlarımız hazırdı. Güldüm. Arkamı döndüğümde abimin yerime oturduğunu gördüm. Kaşlarımı çattım. Asla böyle bir şeye izin veremezdim. Yanına gittim. "Hayırdır kardeş." dedim. Ekran süremi konuşturmuştum.
Ona üstten baktım. Bir müddet baktım. Kalkmayınca vazgeçtim. Ayça şarkı hakkını bana tanımıştı. Overthing şarkılarından vazgeçme günü bugündür.
Şarkıyı açıp bedenimi salladım. Şarkının malum bölümü gelince Ayça'yla aynı anda elimizdeki kalemleri mikrofon yaptık.
"İnancım yıkılsa
Bildiğim doğrular yalan olsa, ah, yalan olsa
Can bu can benim can
Yapılacak tek şey
Aman, unut her şeyi
Aman, salla dertleri
Aman, nasıl olursa yeni bir gün doğacak
Bak görsen
Aman, unut her şeyi
Aman, salla dertleri
Aman, tatlı düşünüp her şey güzel olacak
Bak görsen
Ah, ah, ah, ah
Artık dünyamda değilsin
Umurumda hiç değilsin
Üzülmem boş konulara
Anlamsız anılara
Ne olmuş seni sevdiysem?
Bak, yeniden doğdum ben"
Kahkaha attı abim. Şarkı bitene kadar kafamızı dağıttık. Son dönemlerde acı gerçeklerden sonra buna ihtiyacım vardı.
Ayça benden fazla hareket etmiş olmalıydı nefes nefese kalmıştı. Kolunu omzuma atmıştı. Babam içten bir gülümseme ile bakıyordu. Telefonu elime aldım. Bugüne bahşedeceğim şarkı bambaşkaydı. Duman'a bayılırdım. Ailem tamamlandığına göre bu şarkıyı açabilirdim. İyi ki Duman bu şarkıyı yazmıştı.
"Nereye gider başını alıp, sorarsın?
Kim bilir, durmadan nasıl susarsın?
Bilmeden boşuna atıp tutarsın
Su gibi akıp geçer zaman
Gezdin, tozdun aman, aman, aman
Sazdın, sözdün aman, aman, aman
Giderek üzdün bizi zaman
Giderek üzdün bizi zaman
Yazdın, çizdin aman, aman, aman
İncecik izdin aman, aman, aman
Sıraya dizdin bizi zaman
Sıraya dizdin bizi zaman
Hep kaçıp, yeni bir adım atarken
Dibine kadar çileye batıp çıkarken
İçine atıp atıp, yoluna basıp giderken
Su gibi akıp geçer zaman
Gezdin, tozdun aman, aman, aman
Sazdın, sözdün aman, aman, aman
Giderek üzdün bizi zaman
Giderek üzdün bizi zaman"
Zaman bizi üzdü. Yarınımız belli değildi. Belki geçmişte üzülmüştük ama bu yarınımızın da böyle olacağı anlamına gelmezdi.
