7. bölüm · CEPHEDEKİ ATEŞ

6-BÖLÜM

Neşe cabbar

"Para vardır, ordu yaparız; paramız bitti, ordu intihal etsin..."

M. Kemal Atatürk

Ateş Timi, Yarbay Hasan Tarafından acil göreve çağırılmıştı. Ama bu görevleri diğerlerine benzemeyecekti.

Terör örgütü bu sefer Türkiye'yi merkezinden yani adaletinden vurmayı hedefliyordu.

Ateş Timi yuvarlak masada toplanmış. Yarbay Hasan'ı bekliyordu. Daha yeni görevden çıkmışlardı.

Kapı açıldığında Yarbay Hasan içeri girdi. Ateş Timi saygıyla ayağa kalkıp selam verdi. Yarbay başıyla onayladı.

Masadaki boş yere geçti. Ateş Timi ise dikkatini ona verdiğinde söze başladı. "Fehmi'nin son dönemlerde ne kadar güçlendiğini birçoğumuz biliyor. " Dedi. Yüzbaşı Uraz dişlerini sıktı. O soysuzu öldürmediği ve onun pisliklerini temizleyemediği için kendine kızıyordu.

Son zamanlarda ise yapmadığı saldırı kalmamıştı. Bir günde 7 şehit haberi askeriyeye düşerdi.

Yarbay konuşmasına devam etti. "Bu sefer bambaşka bir şekilde saldırıyor. Hukuk yoluyla. Ve Yüzbaşı Uraz'ın kardeşinin mesleğine kadar ellemişler. " Dedi. Tane tane konuşuyordu. Uraz gibi birçok kişi olduğu yere çakıldı.

Elvan'ın mesleği askeriye ile bağlantısı olduğu için ara verdirilmişti. Uraz öfkesini yatıştırmaya çalışıyordu. Şans eseri onu aradığında bunu öğrenmişti. Şimdi ise görevi kardeşi ile alakalıydı. Alakalı olmasaydı Yarbay burada herkesin yanında anlatmazdı.

"Şimdi ki göreviniz NPWL adı altında yaptıkları saldırıyı kumpası engellemek. Ama bunu engellemek için aranızdan biri ajan olmayacak. " Dedi. Herkes birbirine baktı. Genelde böyle görevlerde Ya Ece ya da Beril ajan olurdu. Ama bu görev farklıydı.

"Ajanlarımız asker, polis veya jandarma değil. Bir avukat ve Gazeteci olacak. " Dedi Yarbay. Herkes yine birbirine baktı. Uraz kaşlarını çattı. Aklından kardeşi ve İklim Ateş geçiyordu. Ama bu fikrin saçma olduğunu düşününce aklından sildi. Yarbay'ı dinlemeye devam etti.

"Ajanlarınız İklim Ateş ve Elvan Yılmaz olacaktır. Ve onlardan sizlerden birer kişi sorumlu olacak." Diyerek herkese baktı.

Ateş Timi buz kesti. Özellikle Uraz ve Oğuz. Birinin ablası diğerinin kardeşi bir göreve seçilmişti. Ve bu görevin sonunda herşey olabilirdi. Geriye kalan bir tabut.

Uraz boğazını temizledi. "Ben kardeşimden sorumlu olurum" Dedi. Konu kardeşi ise Uraz Yılmaz'ın önünde kimse duramazdı. Elvan Uraz'ın doğduğundan beri en kıymetli yavrusuydu.

Elvan çabuk kırılırdı. Uraz çabuk tamir ederdi. Elvan çok ağlar Uraz'ın gözü bile dolmazdı. Onlar birbirine uyumlu iki ters orantıydı.

Komutanı'nın kardeşinin sen sorumlu olmasının istemesinin sonucunda Oğuz da ablasından sorumlu olmalıydı.

"Ben de ablamdan. " Diye ekledi Oğuz.

Yarbay ikisinede baktı. Evet ikiside haklıydı. Ama risk alırlardı. Bu da planları ister istemez tersine döndürürdü.

Dikkatli olmalıydılar. NPWL başarılı olursa her şey bitmişti. Ülke merkezinden vurulurdu.

Masa ölüm sessizliğine boğuldu. Kim ne yapacaklarını bilmiyordu. Ateş Timi tüm zorlu görevlerin üstesinden gelmişti elbet bundanda gelecekti.

Yarbay Hasan arkasına yaslandı. "Ortalama bir saat sonra burada olurlar. Kendinizi hazırlayın Ateş Timi." Dedi. Ayağa kalktı ve odadan çıktı.

Kimse ne olacağını bilmiyordu. Her şey İklim ve Elvan'ın gelmesine kalmıştı.

********

Elvan Yılmaz

Attığım her bir adım içimdeki stres ve heyecan karışımı arttırıyordu.

Başa çıkamıyordum.

Şuan abimin askeriyesinin önündeydim. O beni çağırmamıştı. Beni çağıran Yarbay Hasan Çakıl'dı. Bir görev içindi. Küçüklüğümden beri abimde bende askeriye hayranıydık. Bu babamdan kaynaklı bir şeydi.

Küçükken hep ben avukatım diye gezerdim abimde askerim diye. Şuan ben 27 abim 30 yaşındaydı. O hep hayali olan meslekteydi. Bense hayallerimi kaybetmiştim.

Abimin haberi yok diye düşünüyorum olsa arardı. Di mi?

Aklımı yitirmeden hızlıca ilerlemeye devam ettim. Kumral saçlarımı arkaya attım. Üzerimde kahverengi bir takım elbise içimde ise bej bir saten atlet, ayağımda siyah stiletto vardı. Yanımda bir kadın silüeti belirdi. Yönümü ona döndüğümde karşımda İklim Ateş vardı.

Gülümsedim. İlk görüşmemiz güzel son bulmamıştı. Abim sağolsun.

Siyah pantolonunun üzerinde beyaz renk balıkçı yaka büzgülü bir bluz, ayağında siyah rugan bir topuklu ayakkabı vardı. Gerçekten ona çok yakışmıştı.

Sepetime kombin eklendi.

Abimin ona karşı hisleri vardı. Biliyordum. Onun göt kılına kadar bilirdim ben. Şuan İklim karşımda olunca tuhaf hissetmeden edemedim.

Gülümsemesini bozmadan "Bir sorun mu var? " Diye sordu. Düşüncelerimden yavaş yavaş sıyırıldım.

Düşünme Elvan.

Gülümsedim "Yok" Dedim. Kumral saçlarımı arkaya attım. Ela gözlerimle askeriyeyi taramaya başladım.

Yaz olduğu için ağaçlar yemyeşil değildi. Yanmıştı. Umarım bende burada bronzlaşmazdım.

Allah başka dert vermesin.

İklim'e döndüm "Seni de kardeşin mi çağırdı? " Diye sordum. Umarım sesimden birilerini merak ettiğiniz düşünmemiştir.

777

"Yok hayır bir Yarbay var. O çağırdı bir görev için. " Dedi. Kaşlarımı çattım.

Aynı görev olabilirmiydi. Yok canım imkansız falan. Di mi. Kaşlarımı çatmamdan bir şey anlamış olacak ki merakla yüzümü incelemeye başladı. "Bir şey mi oldu yani anlamadım. Bir an duraksadın. "

Ona döndüm. "Yarbay Hasan Çakıl mı? "

"Evet"

"O benide çağırdı hem de bir görev için." Dedim. Bu sefer şaşırma sırası ondaydı. Ağzı aralandı ama bir şey diyemedi.

"Saat 14:45'e mi çağırdı? " Dedi tane tane.

Evet kesinlikle aynı randevuydu.

"Evet" Dedim. İkimizde ağzımızı açarak şaşırdık.

"Abla" Diye tanıdık uzaktan bir ses geldi. İklim'e yönümüzü o tarafa dönünce onu Gördüm. Oğuz Ateş. Daha ilk kez tanışmamıza rağmen farklı hissediyordum. Sebebini bilmiyordum.

Oğuz yanımıza yaklaşırken beni görünce adımları duraksadı. Benden rahatsız mı olmuştu? Veya görmesi tuhaf mı geldi?

Bir an garip hissettim. Biri böyle yapınca hemen kendimi suçlardım. Abim de hep böyle yapmama kızardı. Sosyal anksiyetem çığır açmıştı.

Kolumu saatine çevirdiğimde saatin 14:30 olduğunu gördüm. Abimle görüşmek iyi olacaktı. Tehlikeli bir şey var mı o bilirdi.

Oğuz yanıma geldiğinde yutkundu. İlk görüşmede abim sağolsun biraz batırmıştı.

Başımla selam verdim. Hafif biraz gülümseyerek selamımı aldı. İklim'e döndüm "Ben gidip bir de abimle görüşeyim. Geldiğimden haberi yok muhtemelen bilsin" dedim. Yüzüme üzülmüş gibi baktı. İklim'e kanım çok ısınmıştı sebebini bilmiyorum ama sıcak geliyordu.

"Oğuz sana yardımcı olsun sonuçta koskoca askeriyeyi bilecek halin yok. Adliyede bu kadar büyük aslında bilmen lazım aynı sistem." Dedi samimice.

Bir dakika.

İklim.

Benim avukat olduğumu adliyede olduğumu nereden biliyor?

Kaşlarımı çattım. İçime şüphe dolmaya başladı. Özellikle annemin Ateş ailesi hakkında anlattıklarından. İklim içimdeki şüpheyi anlamış olacak ki ağzını açtı. "Tabi şimdi merak ettin nasıl bildiğimi. Ben Gazeteci İklim Ateş. Biraz dosyanı karıştırdım tabi." dedi.

Rahatladım. Bir an annemlere konuştuklarımıza döndüm. Belki o Ateşler bunlar değildir. Burada kaç tane Ateş soyadında insan var. Di mi?

Gazeteciydi. Dosyalarıma baktı ise. Allah kahretsin. O yalan haberi görmüştü. Rüşvet aldığım gerekçesi ile mesleğime ara verdirildiği.

Acaba inandı mı? Düşüncelere dalmışken İklim "Merak etme Uraz'dan dolayı seni az çok tanıyorum asla öyle biri olmadığını biliyorum." diyerek beni rahatlatmaya çalıştı.

Korktum arkadaşlar.

Gülümsedim. "Elvan." Diyen abimi sesi ile yönümü sola çevirdiğimde abimi gördüm. Bize doğru geliyordu. İçimi bir heyecan kapladı. Çünkü İklim ve abimi yan yana görecektim. Ama abim duygularını iyi saklardı. Bana sinirlendiğinde sakin davranırdı. Ama biz bir birimizi çok iyi tanıyan bir ikiliydik.

Abim geldiğinde Oğuz'a bakmayı eksik etmedi abim bana yavşayanın Atalay olacağını düşünüyordu ama şaşırmıştı. Atalay işine baktı. Oğuz'un ne yaptığını bilmiyorum ama ben onun yaptığından daha suçlu duruma düşmüştüm.

Abim yanımıza geldiğinde derin bir nefes aldı. İyi değildi. Bir şey olmuştu. Paylaşmıyordu. Göz kapakları düşmüştü. Duygularını çok iyi saklasa bile ben anlamıştım. "Buluşma saatiniz yaklaştı. Gel seni götüreyim." dedi sıcakkanlılığı ile. Onun yanına yaklaştım. Oğuz'a döndü "Ablanı da benim götürecek halim yok. Hadii" dedi.

Abime bakış attım.

Çok kibarsınız beyefendi bir daha bu kadar kibar olmayın.

"Nee?" dedi. Hala bakışlarımı sürdürdüm. "Bu kadar kibar olma mazallah kısmetin falan açılır." dedim. Oğuz'un gülme sesi gelince hepimiz ona döndük. Abim Oğuz'a öyle bir bakış attı ki dağı deldi.

Öncelikle sakin oluyorsunuz Uraz beyciğim.

Oğuz abimin bakışları ile ne dediğini anlamış olacak ki ablasının yanına geçti. Abim ve ben önden gidiyorduk. İklim ve Oğuz bizi arkamızdan takip ediyordu. Binanın içine
girdiğimizde etrafı incelemeye başladım.

Duvarlar beyaz ve ten rengi arası bir şeydi rengini bir türlü çıkaramamıştım. Siyah stiletto ayakkabılarım çok iyi ses çıkarıyordu. Abim ayakkabılarıma bakıp iç çekti. Sese uyuz olmuştu. Rugan topuklu ayakkabılar bu kadar ses çıkarmıyordu. Evet kesinlikle onlardan almalıydım.

Bir odanın kapısına geldiğimizde abim önüme geçti. Kapıyı tıklattı. "Gir." diye bir ses yükseldi. Abim kapıyı açarak odaya girdi. Arkasından sırayla ben, Oğuz, İklim girmiştik. Üzerinde asker üniforması olan adam ayağa kalktı. Dıştan 45-46 gösteriyordu. Sonuç olarak Yarbaydı. Bu rütbeye gelmek için yılları atlatmalıydı.

"Hoşgeldiniz." dedi Yarbay kibarca. Eliyle koltukları işaret etti. Koltukla geçtik. Yanımda abim, karşımda Oğuz, onun yanında İklim oturmuştu. Herkes Yarbay'a döndü. Yarbay derin bir nefes aldı. "Evet herkes neden burada olduğumuzu merak ediyor." diyerek sözlerine başladı.

"Fehmi şuan uğraştığımız bir terör örgütünün başı. Son zamanlarda çok fazla güçlenmeye başladı. Şuan da ise Türkiye'mizi merkezinden vurmayı yani adaletinden vurmayı hedefliyor..." dedi. Sözleri ile şoka uğradım.

Bir adet kanı bozuk benim ülkemi merkezinden vurmayı hedefliyordu. Adaletten. Tırnaklarımı avucuma batırdım. Keşke o adliyede olabilsem bu kanı bozuk için bir şey yapabilsem. Tüm gücüm benden alınmıştı.

"Tabi aslında Elvan kızım senin mesleğinin ara verdirilmesinin sebebi de bu terör örgütü. Askeriye gücünün farkındalar.." dedi. Ağzım açık kaldı. Farkındalardı abimden, benden gücümden de korkuyorlardı. Ama hayallerimden ne istemişlerdi? Tırnaklarımı avucuma kanatmak istercesine bastırdım.

Acıyı hissetmiyordum. Acı bendim. Bu yaşıma kadar anne sevgisizliği, baba yoksunluğu, aşk acısı, terapistler, psikologlar görmediğim şey kalmamıştı. Hissedemiyordum.

Gözlerimi açıp kapattım.

Geçecekti.

Her şey geçti bu da geçecek Elvan.

Aklıma o şarkı sözlerini getirdim ne zaman böyle hissetsem bu sözleri hatırlardım.

"Geçecek geçecek.

Bunlarda geçecek.

Bu çocuk bu akşam birazcık içecek.

Geçecek geçecek.

Bunlarda geçecek.

Bu çocuk akşam birazcık içecek."

Yarbay'a odaklandım. Başka zaman güçsüz görünebilirdim ama şuan olmaz. Ben Elvan Yılmaz bu ben değildim.

Yarbay yüzümü okumuştu ama bir şey diyemiyordu. Ne diyebilirdi ki. "Bizi zorlu bir görev bir bekliyor. Bu görevde sizi ne bekliyor bilemeyiz. Sizlere ihtiyacımız var." dedi. Son sözleri sanki yalvarırcasına çıkmıştı.

Yüzümü sıvazladım. Kendimi hissetmiyordum. Askeri güç bunu yıkamıyordu. Adalette silahlı çatışma yoktu. Hangi mesleği yapacak olursam olayım vatanım için her türlü göreve giderdim. Korku vatanım olunca biterdi.

Ağzımı açtım. Gerçekten kabul etmem lazım mı? Lazımdı. Şuan hayalim olan meslekten alınma sebebim bu terör örgütüydü. Bu vatanda doğdular, büyüdüler. Hak edilen bu değildi.

Benim vatanım bu kanı bozukları hak etmedi.

Abime döndüm. Endişe ile bana bakıyordu. Hayır korktuğu benim bu göreve çıkmam değildi. Beni kaybetmekti.

Haklıydı. Bende aynı endişeyi taşıyordum. Bir akşam abimin şehit haberi gelseydi ne yapardım?

"Ben kabul ediyorum." diyen İklim'in sesi ile sessizlik bozuldu. Bu kadar hızlı nasıl karar vermişti?

"Teşekkür ederiz." dedi Yarbay. Masanın yanındaki evraklara uzandı. "Bu belgeyi imzalar mısın?" diye İklim'e uzattı. İklim belgeyi eline alıp incelemeye başladı. Yarbay bana döndü. Benden yanıt bekliyordu.

Bu görevi kabul edip onlardan hayallerimin intikamını da alabilirdim. Hem de vatanımı kurtarabilirdim.

Sırtımı dikleştirdim. "Kabul ediyorum" dedim kendimden emin bir şekilde.

Hem vatanım hem de kendim için,

Kabul ediyorum.

Yarbay İklim'e verdiği evraklarla aynı yerde olan diğer evrağı bana uzattı. "Teşekkür ederiz. Bu belgeyi imzalar mısınız?" dedi İklim'e dediği gibi. belgeye kısaca göz attım. Bir yere gözüm takıldı.

"Görevde kişiye bir şey olursa o kişi 'şehit' sayılacaktır."

Şehit olmak. Küçükken sadece askerler şehit olur sanırdım. Büyüdükçe anlıyorum ki, kim vatanı için ölmeyi göze alıyorsa o kişi şehittir.

En altta ismimin yazdığı yerin alt tarafında imza yeri vardı. Yarbaya döndüğümde çoktan bana kalemi çoktan uzatmıştı. Başımla teşekkür ettikten sonra belgeyi imzaladım.

İklim çoktan belgeyi vermişti. Ben de belgemi verdikten sonra sessizce beklemeye başladık.

Yarbay, "Bu görevde size yardımcı olacak koruyacak bir yardımcınız olacak" diyerek sessizliği bozdu. Bu kişi abim olmalıydı, beni abim dışımda kimseye emanet edemezlerdi.

"Elvan'dan kıdemli üsteğmen Oğuz Ateş, İklim'den ise Yüzbaşı Uraz Yılmaz yardımcı olacaktır." dedi Yarbay.

Nee?

Ben ve Oğuz. Daha birbirimizi bile tanımıyorduk.

O yüzden adamın bordo bereli olup olmadığını merak ettin.

İç ses, Kapa çeneni.

O değil de, Abim ve İklim. Yok yok şaka.

Yarbay amca şaka mı bu?

"Ben bu akıl hastanesi kaçkınından sorumlu olmam. Ne zaman ne yapacağı belli bile değil. Komutanım lütfen." diye yakındı abim. Şuanda gülmek istedim ama hislerim benden alınmıştı.

İklim şokla abime döndü. "Kes lan dağdan inmişsin seni eve adam diye katmışlar." dedi İklim.

Oooo çift kavgası,

En sevdiğim en sevdiğim.

Yarbay "Yeter." diye sesini yükselttiğinde ikisi de susmak zorunda kaldı.

Yarbay'a döndüm. "Yani hiç birbirini tanımayan birilerinin birbirinden sorumlu olması sizce biraz tuhaf değil mi?" Diye kibarca sordum. Yarbay bana baktı. "Saçma gelebilir ama bu kararı vermemiz de kardeşlik bağları var. Her ikisi de sizler için görevi bozabilir." Dedi.

Dediği doğruydu bir şey diyemezdim. Başımla onayladım. "Bu kadar mıydı komutanım gidebilir miyiz?" Diye sordu abim.

Yarbay derin bir nefes aldı. Artık bir kalmamıştı. Kalmamış olması lazımdı. Bütün hayat bilgime dayanarak söylüyorum derin bir nefes alınca mükemmel konuşmalar olmuyor.

"Elvan ve Uraz babanız, Murat Yılmaz hakkında hala şehit olduğunu mu düşünüyorsunuz?" Diye sordu. Kaşlarımı çattım. Bu da nereden çıkmıştı?

Ayça, Beni arayan numara...

Hayır olamaz. Şehitti. Ben şehit Murat Yılmaz'ın kızı Elvan Yılmaz'dım.

"Babanız yaşıyor. Bundan bir ay önce bulundu. Elvan'a ulaşmaya çalıştı galiba ulaşamadı. Babanız şehit değildi esirdi." Diyerek sözlerini bitirdi Yarbay.

Olduğum yere çakıldım. Babam yaşıyordu. Gerçekten.

Anneme ihanet etmişti.

Ama ben muhtaçtım.

Annem çok sevmedi ama belki o beni sever.

İçimde ki çocuk baba diye bağırıyordu. Ama gidemezdim ona. Onun sevgisi ihanetti.

Yaralar geçerdi hani, Neden benim ki geçmiyor.

O sözler gelsin aklıma.

Geçecek geçecek.

Bunlarda geçecek.

Bu çocuk bu akşam birazcık içecek.

Geçecek geçecek.

Bunlarda geçecek.

Bu çocuk akşam birazcık içecek."

Gözümden düşen bir damla yaşa engel olamadım.

Geçer mi bilmiyorum ama yalvarırım geçsin.