7. bölüm / 8
CEHENNEM LİDERLERİ7.SAVAŞ MEYDANI
Bölümler 8Şu an: 7.SAVAŞ MEYDANI
"Ateş perisi korkuyordu, kan bulaşmıştı kanatlarına. Kırılmıştı kanatları. Ateş kan mı kokardı? Oysa toprak alırdı içine insanları. O neden çiçek kokuyordu?
Toprak perisi yaklaştı, geriledi Ateş perisi.
Geçmiş girdi araya.
Yaraların kabukları soyuldu.
Sızladı yaralar.
Savaş meydanında vurulmuştu ikiside,
birine kan, birine kötülük bulaşmıştı.
Unutmuşlardı benliklerini.
Zaaflar koyuldu ortaya.
Toprak yaralandı.
Ateş yaralandı.
Su ise yoktu ortalıkta, zaafı var mıydı? Baktı savaş meydanında öylece. Kimsesizce."
Babama sormuştum ölmeden birkaç gün önce ya bu yolda yürümek istemezsem? diye hiç tereddüt etmeden o zaman seni asla zorlayamam, çünkü kimse seni istemediğin bir şey yapman için zorlayamaz inatçı prenses demişti gülerek.
Ama ben bu yolda yürümek için doğmuştum. Ben Rossalina Chiristina, en köklü mafya ailesinin tek kadın vârisi ve taht sahibiyim. Bunun ağırlığını başlarda anlamamıştım tabi. Şimdi ise o ağırlığın altında eziliyordum. Savaş meydanındaydık artık. Savaş vardı. Savaş olacaktı.
Tüm ipler elime verilip, kalan ip de boynuma dolanınca anlamıştım. Güvendiğim herkes arkamda yer alıyordu ama şimdi sanki o ipi boynuma dolayan kişiler onlarmış gibi hissediyordum.
Annem bana hayatımı değiştirebilecek o yalanı söyleyerek güvenimi sarsmıştı. Neden söylememişti sahiden? O mu yönetmek istiyordu, ona devrederdim herşeyi tereddütsüz. Ama bunu yapması içimde bir yerleri sızlatmıştı.
Seth bakışlarımda ki boş ifadeyi görünce ifadesi daha alaylı hale geldi.
"Bilmiyor muydun?" diye sordu cıklayarak.
Gözlerimi kapattım ve yüzümü ellerim arasına aldım. Neden yaşanıyordu bu an?
"Kabul etmekten başka çaren yok." dedi Seth daha derinden gelen bir sesle. Ellerimi yüzümden çekip sert gözlerle baktım ona.
"Başka çarem yok?" dedim kaşlarımı havaya kaldırıp, onun sesini taklit ederek. Öne doğru eğildi ve yeşil hareleri yüzümü dikkatlice inceledi.
"Chiristina," dedi erkeksi tok sesi. "inan bana şuan savaşacak bir kılıcın yok. Ortada senden başka bir şey isteyen kimse de yok, sadece ortak olacağız hepsi bu." Biraz daha yaklaştığında bir elini kaldırıp sıkmam için bekledi.
"Küçük bir ortaklık hepsi bu." diye tekrar etti.
Sanki boynumdaki ip daha sıkı dolanmıştı ve nefes almamı engelliyordu. Midem bulanıyordu, nefesimi kesen o ip benim elime verilecek ve bunu ben yönetecektim ama korkuyordum.
Yutkundum. Boğazımda ki o yumru yerli yerindeydi.
Gözlerim onun yeşil harelerinde gezindi. Güven vermiyordu. Vermeli miydi? Dişlerimi sıktım, o ise yeşillikleri daha koyu bir halde bana bakmaya devam etti.
Önce eline sonra tekrar Seth'in yüzüne baktım. Çenemi dikleştirip oturduğum yerden ayağa kalktım.
Seth kafasını sağa doğru yatırdı yavaşca ve elini geri çekti. Ağzımdan çıkacak o kelimeler tüm ailemin geleceği demekti.
Boğazımda ki ipler sıkılaştı, nefesimi tuttum. Nefes alamıyordum, ama çırpınmadım.
"Unut bunu." dedim kendimden emin bir şekilde. "Böyle bir şey olmayacak. Hem sen ne hakla ne yüzle böyle bir şey istiyorsun benden?"
Seth ayağa kalktığında bir adım bile gerilemeden baktım yüzüne. Bir adım attı ve aramızdaki mesafeyi kapattı.
"O zaman," dedi dilini damağına vurup. "Buradan çıkman imkansız."
"Savaş mı istiyorsun?" dedim bir adım atıp.
"Ortaklık istiyorum." dedi yeşil hareleri yüzümün her noktasında gezerken.
"Yani savaş istiyorsun, ikiside benim nezdimde aynı şey çünkü."
Savaş mı istiyordu, son anıma kadar savaşacaktım.
Boyun eğmemi mi istiyordu, son anıma kadar ona karşı duracaktım.
Güldü. Resmen kahkaha atarak güldü.
"Cesaretine hayranım küçük kız," bir elini beline götürüp silahını çıkardı.
Nefesim gerçekten kesildi, bu sefer ipler boğazımda değildi. İpler ve ben yerdeydim. İp izleri boynumda, kan lekeleri ise yerdeydi. Kan lekelerine basa basa giden bir ayak izi beni tam da kalbimden vurmuştu ama ben sadece ipleri fark etmiştim.
Gözlerim silaha döndü. İşlemeli özel bir silaha benziyordu. Beni öldürecek miydi? Durması bile hataydı.
"Seni öldürmeyeceğim merak etme ama," dedi sanki içimden geçeni anlamış gibi. Silahı anlıma dayadı. "tehdit edebilirim değil mi?"
"Yapsana." dedim, sesimde ki cesaret beni bile şaşırtmıştı.
Yarımca sırıttı. "Ya ortak oluruz ya da ailen şimdi yiyecekleri yemeklerden belki de içecekleri sudan zehirlenerek kendi kanlarında boğulacaklar."
"Şimdi seç Chiristina," namluyu anlımdan çekip kalbime götürüp bastırdı. "Ailen mi?" yeniden anlıma dayandı soğuk namlu. "Ortaklık mı?"
Kelimler ağzımdan çıkmıyordu, doğru mu söylüyordu? Nasıl? Tanrım yardım et bana.
Tanrı o an beni terk etti.
Tanrı da seçim yapmam için beni yalnız bıraktı.
Tüm sesler sustu, dünya dönmeyi bıraktı sanki. Zemin ayağımın altından kayıp gitti ve kulaklarım çınladı.
"Dur sana seçmen için yardım edeyim." kalktığı koltuğa geri oturdu Seth. Ben ise olduğum yere çakılı bir şekilde durdum.
"Şu Lily var ya senin yakın arkadaşın kızıl bomba, işte o da biliyor burada olduğumuzu. Hatta şuan annenin yanında onu teselli ediyor falan." küçük bir kahkaha attı. "İyi kız rolünü iyi oynayan biri. Uyan Chiristina koynunda benim yılanımla büyüdün ve şimdi zehrini salmak için bekliyor. Eğer o zehir bir kez kanına girerse nesliniz kurur ki bu da benim için harika bir haber."
Şimdi anlıyordum beni kalbimden vuran kişi Seth değildi, Lily'di. Arkamdan vurmak yetmemişti kalbimi sökmek istemişti. Niçin?
Başımın döndüğünü midemin bulandığını hissettim.
"Yani eğer şimdi bu ortaklığı kabul etmezsen sadece sen değil ailen de ölecek. Hatta bir bakmışsın babanın yanındasın, çok uzak değil sonuçta."
Belli etmedim, aynı nefretle baktım yüzüne. Ve onu kendi silahıyla vurdum.
"Bir bakmışsın kardeşin yanında değil, aa unutmuşum zaten öleli çok oluyor. Unutma ben yenilirken bile seni yenebilecek tek kişiyim." dedim alaylı bir tınıda.
"Bunca hazırlık da bunun için değil mi?" diye tısladım.
Yüzündeki o mutlu ifade anında uçup gitti. Yerine korkutucu bakışlı o yeşil gözlü Seth geldi. Benim asıl düşmanım. Onu tanıdığım şekilde olan Seth'di bu.
"Büyük konuşuyorsun küçük kız." dedi ve hızla ilerleyip beni dolap ve arasına aldı. Hırıltılı nefeslerini yüzümde hissederken rahatsız bir ifadeyle baktım.
"Buradan ya ceset olarak çıkacaksın ya da," yüzüme biraz daha yaklaştı. "benim küçük ortağım olarak."
Küçük ortak? Hah.
Siktir oradan.
"Asla." dedim ve çenemi dikleştirip ona baktım.
"Sen bilirsin." dedi ve cebinden çıkarttığı küçük kırmızı bir düğmeye bastı. Aynı anda odadaki tüm pencereler kapandı ve oda karanlıkla buluştu. Şaşkınca izledim olanları.
"Beni hafife alıyorsun Chiristina, ben bir şey istersem ya olur ya olur. Başka ihtimal vermem." dedi sesindeki imâyı gizleme gayreti göstermeden.
Ölmen için ateş ederim başka ihtimal vermem.
Bu sözü zihnimde yankılandı ve balo gecesini hatırlamamı sağladı. Yüzümü buruşturdum.
Seth biraz daha eğildi ve tamamen yüzüme baktı.
"Dövmelerin güzel." dedi dudaklarıma doğru tamamen farklı bir konuya atlayarak. Sinirli bir nefes verip onu göğsünden ittirdim. Hiç bir işe yaramadı. Hatta yerinden bile kımıldamadı.
"Çekil Seth." ellerim halka onu ittirirken o yerinden bile kımıldamadan bana bakıyordu.
"Bana bir cevap vermeden mi? Asla."
Sabır diledim Tanrı'dan.
"Haddini aşıyor-" cümlemi yarıda kesen Seth'in elini belime atıp beni kendisine çekmesi oldu. Kulağıma doğru fısıldadı.
"Gelecekte Chiristina, biz şimdi olduğumuzdan daha yakın olacağız ve bu sefer bunu yapan sen olacaksın."
Onu bu sefer daha sertçe ittirdim ve geri çekildi sonunda. Benim yüzümden değil ama kendisi istediği için.
"Haddini bilmen gereken konular var Kinsey." işaret parmağımı ona doğru kaldırdım. "Birincisi, bu söylediğin boktan şey hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. İkincisi, buradan elimi kolumu sallayarak olmasa da çıkacağım ve bu seninle anlaştığım için olmayacak." dedim.
"Cesaretine hayranım küçük kız." dedi sözünü tekrarlayarak. "Kim kurtaracak seni o siktiğimin Rus Mafyası Vance mi?"
"Emin ol onun da icabına çoktan baktım." dediğinde hiç düşünemeden Seth'in boğazına sarıldım.
"Ne yaptın ona?" diye sordum dişlerimin arasından konuşarak.
"Vay! Asıl zaafın o demek."
"Söyle! Konuş Seth! Susmanın sırası değil!" daha çok sıktım boğazını.
"Bir yerde kapalı halde bekliyor, anlayacağın şuan kendisine bile yardım edemez halde." dediğinde ellerimi sertçe geri çektim ve gözlerimi ovaladım. Hırıtılı bir nefes verdi Seth boğazını tutarak.
Tanrım neyin içindeyim ben?
Savaş dedi derinlerden bir ses. Zaafların ortaya konduğu bir savaş bu Rossalina ve senin de büyük zaafların var.
🔱👑
Vance Harold
Önünde ki tabloya bakıyordu Vance. Rossalina ne kadar da güzel burada diye düşünmeden edemedi.
Rossalina'nın maviliklerine baktı. Onu görmeyen mavilikleri. Kırmızı toplu dudaklarına baktı. Zamanı geldiğinde ona arkadaştan öte olamayacaklarını söyleyecek o dudakları. Ellerine baktı. Asla Vance'ın elini bir sevgili tutmayacak o ellere.
Rossalina, Vance için sadece bir arkadaş değilken; Vance, Rossalina için sadece bir arkadaştı. Yakın arkadaş.
"Olsun baş belası," dedi oturduğu yerden ayaklanarak. "yine de gözümün önündesin, benim olmasan da başkasının da değilsin."
Başkasının olma ihtimali bir an olsun aklından geçti, gerçi hiç çıkmıyordu aklından, özellikle düşününce hırıltılı nefesleri duyuluyordu.
"Seni ömrüm boyunca her şekilde korudum, şimdi herhangi bir piç kurusuna yem eder miyim Ross? Bu lanet ülkeden ayrılırken bile seni izledim, her gün ne yaptığını, ne yediğini, saçlarını kestirdiğin anları bile izledim lan." Vance Harold, Rossalina'ya ilk gördüğünden beri aşıktı.
Ama aşkının her daim karşılıksız kalacak olması biraz da olsa canını yakıyordu. Niçin onu bu kadar iyi tanıyan birini değil de başkasını tercih ederdi insan?
Odanın kapısı çaldı. "Gir!" diye gür bir sesle bağırdı Vance. İçeri giren Brian patronuna baktı. Gene sinirliydi.
"Patron.." dedi tereddüt ederek.
"Söyle Brian." Vance anlını ovarak konuştu.
Brian tekrar tereddüt etsede sonunda söyledi. "Rossalina ve Seth birlikte bir dağ evindelermiş."
Bir hışımla karşısındaki adama döndü Vance, delici bakışlarla. Ne demek birliktelerdi?
"Ne zaman öğrendin bunu?" diye sordu dişlerini sıkarak sakin bir şekilde. "Az önce patron." diye net bir şekilde yanıtladı onu Brian.
Ama korkuyordu, patronunun sakinliğinden korkuyordu.
Sakince elindeki sigarayı küllükte söndürüp odadan çıktığında dışarıdan gelen silah sesiyle adımları durdu.
Direkt olarak belindeki silahı çıkarıp ileriye uzattı. Gözlerini kısarak ilerledi ve karşısına çıkan ilk adamı hiç düşünmeden öldürdü. Adam yere yığılınca ceketinin üzerindeki mendili gördü.
Gül ve bıçak.
Eline aldı ve kim olduğunu anladığında elindeki mendil yumruğunun arasında kırıştı. Seth Kinsey. Lanet olası o çocuk.
"Brian!" diye gürledi. "Hazırla herkesi ve onların yerini öğren. Rossalina'yı almaya gidiyoruz." Brian sessizce onayladı ve koşarak ilerledi.
Daha fazlası vardı dışarıda biliyordu. Bu sadece göz dağı vermek içindi.
"Siktiğimin piçi!" diye sinirle ilerledi.
Camdan baktığında kapının önündeki tonlarca adamı gördü. "İşaret verdiğimde aynı anda ateşliyorsun." dedi arkasındaki Brian'a.
Evin yukarısında olan keskin nişancılar ve aralarında olan adamı anında devreye girecekti bu işaretle.
Seth Kinsey zeki olduğu kadar aynı zamanda da aptaldı. Dışarıdan gelen silah sesleriyle birlikte, Vance işaret verdi. Tepedeki keskin nişancılar birbir ateş ederken Vance etrafı kolaçan ediyordu. Birden ensesinde bir şey hissetti.
Gelmişti.
"N'aber Harold?" Vance ensesine dayalı olan soğuk namluyu tanıdı. Sinirli bir nefes verdi ve arkasını döndü.
Felix vardı karşısında; Seth'in en yakın dostu.
"Gilbert, görüşmeyeli nasılsın?" diye sordu rahatça gülümserken. "Keşke haber etseydin seni karşılamak için kapıya bir düzine adam diker, masa hazırlatırdım."
Felix elindeki tabancayı Vance'nin göğsüne yasladı.
"Anne ve babandan sonra kucağımıza düşen bir Harold daha, ne kadar da şaşırtıcı." Kahkaha atarak gülen Felix'in aksine Vance sinirden deliye dönmek üzereydi. Buna rağmen gülümsedi.
"Sizi sikip atmak için buradayım diyelim." ellerini teslim oluyormuş gibi havaya kaldırdı. "Ee, nerede diğerleri?"
"Harold, bana zorluk çıkarma ve yürü." diye emretti Felix.
Vance küçük bir kahkaha attıktan hemen sonra mavi ve kahverengi olan gözleri; Felix'in sarıya çalan yeşilliklerinde durdu.
"Bana emir verme Gilbert, yoksa.."
"Ne, bunca adamı tek başına sadece on kişiyle mi yeneceksin?" alayla güldü. "Cık, cık, cık cesaretine hayran kaldım Harold."
"Yürü hadi, Seth'in sana güzel sürprizleri var." dişlerini göstererek sırıttığında dışarı çıkmışlardı. Vance'in o rahat tavrı gitmiş yerine tehditkar cümleleri olan bir adam gelmişti.
"Birincisi: Bana emir verme Gilbert. İkincisi: Beni hafife alma Gilbert ve üçüncüsü ise," Felix'in yüzündeki ifade yavaş yavaş dağılırken Vance son sözünü söyleyerek onu tamamen bozguna uğrattı. "kendi ellerinizle tuzağıma düşerek bence sürprizlere doydunuz."
Felix tam adamlarına emir verecekken tüm adamların ona silah doğrultuğunu gördü. Kendi adamları ona silah doğrultuyordu.
"Ne oluyor lan bu lanet yerde!" diye bağıran Felix'in öfkeli bakışlarına kıyasla Vance gayet rahat ve mutlu bir şekilde bakıyordu.
"Ne oldu Gilbert? Kendi silahınla vurulmak nasıl bir hismiş?" Vance'in ağzından çıkan her kelime sessiz ama zehirliydi. Onları kendi silahlarıyla vurmuştu, onların güven duvarını sarsmıştı. Tıpkı geçmişte de onların yaptığı gibi.
Kısasa kısss ilkesi her zaman Vance için en harika intikamdı. Kısasa kısas, Vance için sadece adaletin değil, aynı zamanda içindeki öfkenin, kırgınlıklarının ve hırslarının bir yansımasıydı.
O, her yanlışın ve ihanetin, kendi kişisel döngüsünde karşılık bulması gerektiğine inanırdı. Her adımında, herkesin yaptığı hataların, ona geri dönüp hesap vereceği bir anın gelip çatacağını umarak hareket ederdi.
Hızla geçen yıllar, ona intikamın acı bir tat sunduğunu, fakat içinde hiçbir zaman tam anlamıyla bir huzur bırakmadığını gösterdi.
Çünkü kısasa kısas, sadece başkalarına değil, en nihayetinde ona da dönen bir yansıma halini almıştı.
Veee bölüm sonu
İlk kez Vance'nin ağzından bir kısım okudunjzzz nasıldııı??
Diğer bölümleri daha hızlı yazmayaya çalışacağımmmmm
Öptüm hepinizi 🫶🏻 🥹
Tiktok: aleyyindunyasi
Bölüm etkileşimi
