4. bölüm / 8
CEHENNEM LİDERLERİ4.GÖGÜS KAFESİNDEKİ YANGIN
Bölümler 8Şu an: 4.GÖGÜS KAFESİNDEKİ YANGIN
"Tik tak tik tak. Zaman doluyordu. Alevler arasında kalmaktan korkan bir ateş perisiydim ben. Tik tak tik tak. Zaman dolmuştu ve alevlerin arasında kalan bir ateş perisiydim ben. Siz söyleyin bana; gözlerini denizden alan biri ateş olabilir miydi?"
Geçmişten
Bugün Leonard Chiristina'nın günüydü. Daha önce hiç aşkı tatmamıştı şimdi ise Angela sayesinde aşkı sadece hissetmiyor göğüs kafesini oluşturan o kemik yığının içinde atan bir şey olduğunu hissediyordu. Garipti. Çok garipti ama güzeldi işte.
Tek bir sorun vardı ama önünde; ailesi.
Chiristina ailesi şöhreti ve itibarıyla bilinen büyük bir mafya ailesiydi şimdi ise tahtın tek varisi olan oğulları Leonard yetim bir kıza aşık olmuştu.
Ailesi için ne büyük bir utanç sorunuydu ama!
Karşısındaki babasını pür dikkat dinlemesine rağmen aklı; okyanus kadar mavi ve derin olan bir çift mavi gözdeydi.
Karşısında sırıtan oğlunu gören Oscar bir anda sinirle kükredi.
"Aptal gibi sırıtma karşımda!"
Oscar yavaş ve tepkisiz bir ifadeyle babasına baktı. "Yarım saatten beri ne için konuşuyorum oğlum ben!" dedi bu seferde Oscar. Sinirle bastonunu yere vurduğunda Leonard irkildi.
"O kızla evlenmeyeceksin Leonard! Beni duydun mu?" kahverengi gözleri adeta yanıyordu öfkeden.
"Evleneceğim." dedi Leonard rahat bir tavırla. "Ve sende engel olmak yerine, oturup arkamda duracaksın."
"Ben buraya senden izin almaya değil davetiyemi bizzat kendim vermek için geldim," elindeki beyaz kağıda işlenmiş davetiyeyi masanın üstüne bıraktı Leonard.
"Bir kez baba," dedi Leonard büyük bir kırgınlıkla. "Bir kez benim mutluluğum için çabala."
Oscar daha büyük bir öfkeyle bakarken Leonard ayağa kalktı, üstündeki takımı ve elindeki alyansı düzeltip babasını öfkesiyle yalnız bıraktı.
Leonard gittiğinde Oscar kamyon çarpmış gibi olduğu yerde kaldı. Oğlu ne zaman bu hale gelmişti?
Onu karşısına alabilecek yaşa gelmiş olmasının şokuyla olduğu yere çöküverdi.
Bugün evlenecekti oğlu ama Oscar gitmek için tek bir istek belirtisi bile göstermiyordu, tıpkı karısı onu bırakıp gittiğinde de kalması için istek göstermediği gibi.
🔱👑
Rossalina Chiristina
Seth uyanalı yarım saatten fazla olmuştu ama ikimizde tek bir kelime bile etmeden sadece birbirimize bakıyorduk.
O yeşil gözlerini dikmiş beni incelerken göz devirip sesli bir nefes verdim.
"Beni incelemeyi kes Kinsey." dediğimde kaşları havalandı. Ne var? dercesine baktığımda "Karşımda duruyorsan başka ne yapabilirim?" diye sordu bilmiş bilmiş.
Şeytan diyor ki kopar şu siktiğimin zincirlerini onun boynuna dola ve boğ sonra da tamamen kurtul ama; şuan o güce de sahip değildim o şansa da.
"Mesela Lily'e ne yaptığından bahsedebilirsin." maviliklerimi tamamen onun yüzüne çevirdiğimde sert çehresi ve kemikli hatları kasıldı.
"Ona ne yaptığımı düşünüyorsun Chiristina?" diye sordu.
"Emin ol, aklımdaki en iyi ihtimal bile gerçekleşmiş olsa seni şuracıkta gebertirim Kinsey." sesim oldukça sert ve baskın çıkarken, Seth kelepçelerini çekiştirdi.
"O küçük aklından neler geçiyor bilmiyorum Chiristina ama yok öyle bir şey. Lily gayet iyi ve muhtemelen evinde şuan uyuyor." dediğinde aklına gelen şeyle alayla sırıttı. "Ya da ona verdiğim öpücükle sersem bir şekilde beni düşünüyor."
Sinirlerim gerildi.
Yutkundum ve kafamı farklı yöne çevirdim.
"Ne oldu Christina, kıskandın mı?" diye hadsiz bir soru sorduğunda bir hışımla ona döndüm ve bileklerimde ki zinciri çekiştirerek konuştum. Bu lanet kelepçeleri birilerinin çıkarması gerekiyordu artık!
"Buradan çıktığım an seni öldüreceğim Kinsey!" tam da bu anda depo kapısı açıldı. "Öldüremeyeceksin kız çocuğu çünkü burada ölüm emrini ben veriyorum." dedi tanıdık olan o lanet ses.
Ben Pablo'nun sözlerine göz devirirken Seth ise Pablo'ya onu öldürmek istercesine bakıyordu. Koyu yeşil gözleri daha fazla koyulaşmıştı.
"Burada bizi en fazla ne kadar tutabilirsin?" keskin ve öfkeli bu ses Seth'e aitti. Sesi öyle sert ve öfke doluydu ki bana gösterdiği yüzü şimdi ki halinin yanında melekti.
"Sabırsızlık kötü bir huydur genç adam." dedi Pablo alayla gülerken.
Bu sefer araya ben girdim.
"Bana bak tek göz eğer aileme veya-" sözümü bitirmeden Pablo elini kaldırarak susturdu beni ardından Seth ile ikimizi biraz aşağıya indirip ağzımıza bez bağladılar.
Direnmedim bu sefer. Açıkçası Seth'in sesini duymak şu anda isteyeceğim son şey bile olamazdı.
Tekrar bizi yukarı çektiklerinde yer çekimini ne kadar özlediğimi fark ettim. Ayak bileklerimin yara içinde olması da cabasıydı.
"Çok konuşuyorsunuz. Ayrıca," bakışlarını bana çeviride döndü. "Tek bir kez daha bana tek göz dersen sana görmek veya duymak istemeyeceğin şeyler yaparım kız çocuğu."
Sinirle bakmakla yetinmedim bu sefer ama tek yapabildiğim şey ise bileklerimdeki zincirleri zorlamaktı. Sertçe çekiştirdiğimde bana öylece baktı Pablo.
Güldü ve tekrar bizi depoda yalnız bıraktı.
Depoda 2. Gün
Gece miydi gündüz mü artık kestiremiyordum. Kaç gündür buradaydım? 2 mi? 3 mü?
En sonki konuşmadan sonra Pablo'yu daha sonra hiç görmedik. Seth karşımda siyah kirlenmiş takımıyla; kurumuş kan lekeleri ile dolu gömleğiyle ve yarı nemli dağılmış olan saçlarıyla duruyordu.
Ben onu incelerken kafasını kaldırıp bana baktı.
Hâlâ ağzımızda bez vardı bu yüzden bir şey diyemiyordu. Ama gözlerinden bunun onun hoşuna gittiğini anladığımda kafamı yan çevirip gözlerimi onun yeşilliklerinden çektim.
Göğüs kafesimin üstünde bir acı hissettim. Acıyla inlediğimde yavaşca gözlerimi yumdum. Neydi bu şimdi?
Depoda 4. Gün
Su ve kuru ekmek önümde öylece duruyordu. Ekmekten birkaç parça koparıp ağzıma attım ve suyu kafama diktim. Üstümdeki kırmızı elbise yüzünden hem üşüyor hem de etrafımdaki erkekler yüzünden kötü hissediyordum. Birkaç saat önce Pablo'nun emriyle sandalyelere alınmış oraya bağlanmıştık.
Bana dokunamazlardı buna izin vermezdim ama yinede korkuyordum. Ağzımızda ki bez sadece yemek yerken açık olduğu için Seth yavaşca bir şeyler fısıldadı.
"Buradan kaçmamız gerek Kinsey." sesimi yeterince alçak tutmak istercesine konuşsamda korumaların birkaçı olduğumuz tarafa baktı. Yavaşca dinlemiyormus gibi yaptığında önündeki suya uzandı.
"Nasıl yapacağız?" diye sordu sessizce ve suyu alıp bir yudum aldı.
"Üzerimde takip cihazı var." dediğim anda gözleri fal taşı gibi açıldı
"Madem vardı niçin bizi bulamadılar?" diye sordu kısık ama sinirli bir biçimde.
Kafamı yavaşca salladım ve biraz daha yaklaştım.
"Muhtemelen yerin altındayız." kendimden emin bir şekilde konuştum. Aksi halde bizi bulmalarının bu kadar uzun sürmüş olması -ki hâlâ bulamadılar- başka açıklaması olamazdı.
"Peki bayan üstün zeka ne yapacağız? Nasıl kaçacağız?" diye sordu yarı alaylı yarı ciddi.
"Kaçmayacağız," dediğimde aynı anda konuştuk bu sefer. "O bizi bırakacak."
🔱👑
Pablo Rodrigo oturmuş önündeki tabloya karşı bir sigara yakmıştı. Uzunca nefes çekiyordu elindeki sigaradan; uzun zaman sonra ilk kez sigara içmişti. O sevmezdi sigara içmesini. Elena varken Pablo sigara içmezdi; ama şimdi yoktu. O yoktu.
O yangında sadece gözünü değil sevdiği kadını da kaybetmişti. Gözünün önemi bile yoktu bunun yanında; onun kalbini söküp almışlardı, gözünü kaybetmiş çok mu?
Pablo bir kez daha görmek için canını vereceği o kadına baktı. O yoktu, yanında değildi. Onun yüzündendi. Onlar yüzündendi.
İntikam alacaktı.
"Söz sevgilim," dedi titrek bir nefes verirken. "Senin yanmanı sağlayan o ateşi; onların yanması için alevleyeceğim."
Gözünden bir yaş süzüldü. Ayağa kalkıp elini tablodaki Elena'nın yanaklarına, saçlarına, dudaklarına ve kalbine götürdü. Kalbi atıyordu Elena'nın ama ruhunu öldürmüşlerdi onun. Kalbi atıyordu ama nefes alırken bile acı çekiyordu.
Evet yaşıyordu ama en çokta bu acı veriyordu ona.
Tabloya sarıldı Pablo, titrek nefesiyle baktı bir kez daha Elena'nın gözlerine.
"Özür dilerim," dedi göz yaşlarının arasından. "Kurtaramadım seni özür dilerim, benim suçum sevgilim. Özür dilerim." kendisine karşı pişmanlık ve öfke doluydu.
Karısı yan oda da yatıyordu ama Pablo ona sadece kapı eşiğinden bakıyordu.
Bir kez daha körükledi içindeki kini ve nefreti; bir kez daha varlığını belli etti içindeki bitmek bilmeyen kor alev.
Göğsünün üstünde bir ağrı hissetti. Karısı yine ağlıyordu, Elena yine aynaya bakıp ağlıyordu. Pablo göz yaşlarını sildi. Karısının olduğu odanın kapısında durdu.
Haklıydı ağlıyordu.
"Ölmeliyim!" diye haykırdı karısı içerden. "Yaşayamam ben bunlarla! Bu şekilde yaşayamam!"
Göğüsünün tam üzerine bir darbe yemiş gibi sarsıldı Pablo. Biraz daha beklemedi ve kapıyı açtığında alıştığı o görüntüyle karşılaştı.
Ayna dışında herşey yerde; tuz buz olmuş bir şekildeydi. Hiç düşünmeden içeri daldı ve karısını yavaş ve titrek hareketlerle ağladığı yerden kaldırdı.
"Elena.." dedi Pablo'nun çaresiz sesi. "Ağlama." karısı göz yaşlarının arasından baktı ona.
Kafasını salladı yavaşca. "Görmüyor musun?" diye sordu göz yaşları yüzündeki maskenin altından akarken.
"Neyi?" Pablo yutkunarak sorduğu sorunun cevabını gayet iyi biliyordu.
"Beni," bir yaş daha düştü Elena'nın gözlerinden. "Halimi, yüzümü. Pablo bak bana." Pablo'nun elini üzerinden çekti ve omuzunu kapatan elbiseyi sıyırdı.
"Bak! Ben yandım Pablo! Ben yaşayan bir ölüyüm." hiç düşünmeden göğsüne bastırdı Elena'yı Pablo.
"Sus, yalvarırım sus." karısının hıçkırıklarının arasından kayboldu Pablo.
Zaaflar daima zayıflıktı. Pablo Rodrigo zaafı yüzünden intikam istiyordu; Pablo Rodrigo zaafı olan karısının varlığını bile kimseye duyuramamanın intikamını istiyordu.
Pablo Rodrigo onları sadece aynalara değil nefes aldıkları havaya bile küstürmek istiyordu.
Fazlasıyla beni duygusal manada yoran bir bölüm oldu 🥲
Veee bölüm sonu
Arkadaşlar hayır Pablo kötü bir karakter değil gerçekten değil..
Neyse diğer bölümde görüşmek üzere
Tiktok: aleyyindunyyasii
Bölüm etkileşimi
