3. bölüm · CAMDAN EV
Kaybolan Kağıt
Bu güzel buluşmadan sonra sürekli görüşmeye başlamışlar, babam anneme şiirler okumuş, annem babamı sevgiyle seyretmiş... Başta her şey o kadar güzelmiş ki babam, annemin ona olan sevgisinin iyileştirici gücü olduğunu bile düşünmeye başlamış. Ta ki babam değişene kadar, babam her geçen gün annemin onu ilk tanıdığı halinden uzaklaşıyormuş.
Babam ne zaman kontrolü kaybetse soluğu annemin şefkat dolu kollarında alıyormuş, zaman ilerleyip ilişkileri ciddiye binmeye başlayınca annem babamı psikoloğa götürmeye ikna etmiş. Annemin kardeşi yani Dilhun teyzem psikologmuş, soluğu onun yanında almışlar. Biraz sohbet ettikten sonra Dilhun teyzem, ortada bir problem olmadığını söylemiş. Annem baya şaşırmış o zaman, fakat babama belli etmemeye çalışarak klinikten çıkmış.
—Mahru hanım!
Duyduğum sesle korkudan yerimden zıplayıp arkaya döndüm. Nakliyeci İhsan Bey dış kapının demirleri arasında sinirli gözlerle bana bakıyor sesli şekilde ofluyordu. Hızlı adımlarla dış kapıya yönelip kapıyı açtım.
—İhsan Bey hayrola bir sorun mu var?
—Bu soruyu benim size sormam lazım Mahru Hanım, 10 saattir aynı yerde hareketsiz şekilde karşıya bakıyordunuz, kaç kere seslendim fakat duymadınız.
—Kusura bakmayın bir şeyler düşünüyordum dalmışım duymadım sesinizi.
—Bir sorun mu var Mahru Hanım varsa hemen yardımcı olayım.
—Yok yok İhsan Bey teşekkür ederim, siz neden geldiniz?
—Bu koliyi unutmuş çocuklar, üzerinde önemli yazdığı için de ertelemeden getirdim.
İçinde anne ve babamın hatıralarını sakladığım koliyi eski evde unutmuşum ve bunu günlerdir fark etmemişim. Kendime sitem ettikten sonra koliyi aldım.
—Teşekkür ederim size de iş çıkardım.
—Önemli değil, iyi günler.
Koliyi göbeğime dayayıp eve doğru yürümeye başladım, tam da anne ve babamı düşünürken kolinin gelmesini garipsedim. Odamın kapısını tekmeleyerek açtıktan sonra üstü toz tutmuş koliyi yatağımın üzerine koydum. Koliyi açıp mektup ve fotoğraflara bakacak gücü kendimde bulamıyordum, kolinin dışını incelerken bir yerinin hafif yırtıldığını ve bir kâğıdın hafif dışarı sarktığını gördüm. Kâğıdı delikten yavaşça çekip çıkardım, daha önce defalarca okuduğum babamın mektuplarına benzemiyordu, katlanan kısmı düzelttikten sonra olduğum yerde donakaldım, sabah bir anda kaybolan mektup şu an ellerimdeydi. Nasıl olur da kendi ellerimle bantladığım koliye girebilirdi, üstelik daha sabah benim elimdeydi ve bahçeye ev sahibinden başka kimse girmemişti.
Kâğıdı, sabah karşısında deli durumuna düştüğüm ev sahibine götürmek için can atıyordum, duruma kendim de anlam veremiyordum ama sabah küçük duruma düştüğüm için rahatsız olmuştum. Kâğıdı katlayıp arka cebime koyduktan sonra salonumun ahşap komodininin üstünden telefonumu ve ev anahtarımı aldıktan sonra evimin dışına çıktım. Kapımı kilitledikten sonra ev sahibimin evine yöneldim.
Bahçesinden bile başak burcu olduğu anlaşılıyordu. Aşırı temiz ve düzenliydi. Kapı zilinin hemen yanında küçük bir kamera vardı, zili çaldıktan sonra beklemeye başladım, aniden sürgülü kapı açılmaya başlayınca içeriye adımımı attım. Büyük bir havuz, şık bir kamelya, çeşit çeşit harika kokan çiçekler...
Kadrajıma üstünde beyaz tişört altında çizgili pijama ve elinde kocaman bir kahve bardağıyla Korhan Bey girince nerede olduğumu ve ne için geldiğimi hatırladım.
—Kahve?
—Şekerli olursa içerim tabi.
—Zararlı.
Şey biliyorum ama yani şekerli seviyorum, dedikten sonra kendimi garip hissettim, hem adamın evine baskın yapar gibi geliyordum hem de zorla şekerli kahve istiyordum.
Peki öyleyse şu kamelyaya geçin ben yapıp geliyorum deyip sırtını döndü. Olduğum yerde onu incelemeye başladım, boyu yaklaşık 1,90 ve hafif yapılı biriydi. Hareket etmediğimi fark etmiş olacak ki arkasına dönüp anlamayan gözlerle bana baktı, irkilip bakışlarımı kaçırdıktan sonra kamelyaya yöneldim.
Kamelyanın yumuşacık yastığına sırtımı dayadıktan sonra biraz öne eğilerek elimi arka cebime attım, herhalde oturuşumdan parmaklarım kâğıda değmiyor diye düşünüp ayağa kalktım, elimi cebimin içine biraz daha soktuktan sonra kâğıdın orada olmadığını anladım.
—Şaka mı bu ya cidden şaka mı, neden kaybolup duruyorsun?
Kafamı eve doğru çevirdiğimde Korhan Bey'in elinde kahvemle merdivenden indiğini gördüm. Yavaşça kalktığım yere tekrar oturdum.
Kahvemi bana uzattıktan sonra: Neyi bulmuştunuz?
—Ne neyi bulmuştum?
E demin dediniz ya buldum buldum diye dedikten sonra sırtını oturduğu koltuğun minderine yaslayıp, gözlerini üzerimden çekmeyip kahvesini yudumladı.
—Aman Korhan Bey ne önemi var ,bu arada sizde ne kadar çok çiçek varmış ya ne güzellermiş bunlar.
—Korhan demen yeter aramızda çok yaş farkı olduğunu sanmıyorum, evet çiçekleri severim özel ilgim var hepsiyle teker teker ben ilgilendim.
Kalkan kaşlarımı fark etmiş olacak ki:
—Ne o hiç çiçeklerle ilgilenen bir erkek görmedin mi hayatında?
—Açıkçası görmedim, ama babam çiçeklerin insanı sakinleştirdiğini söylerdi, sizin de iş yorgunluğunuzu bir nebze olsun hafifletiyordur o zaman.
—Çalışmıyorum ben, burası ve birçok şey dedemden bana kaldı bir ömür yetecek kadar param var.
—Peki aileniz nerede?
—Annem intihar etti, babam da beni dedeme emanet edip gitti nerede bilmiyorum, umurumda da değil açıkçası.
Dudaklarından soğuk bir şekilde çıkan kelimeler karşısında duraksadım, anladığım kadarıyla hiç de hoş olmayan şeyler yaşamıştı, fakat bunlara rağmen hala dimdik ayaktaydı.
Tıpkı geçen gün bana bahsettiğiniz eski kiracılar gibi dedikten sonra iç çektim, bakışlarını üzerimde hissedince kafamı ona çevirdim.
Eski kiracılar benim öz ailemdi zaten dedikten sonra sertçe yutkunup, kahvesinden büyük bir yudum aldıktan sonra öne eğilip kupayı beyaz mermer masaya bıraktı. Hareketlerinden anladığım kadarıyla yaşananlara karşı üzülmekten çok geçmişinde yaşanan bir şeye karşı büyük bir nefret duyduğunu hissediyordum, hareketleri yavaş olsa da keskindi, sanki dışarıya hiçbir şeyi belli etmemek için kıvranıyordu.
—Hareketlerimi analiz etmeye çalışmayın, siz psikologlar boşuna bu işi yapıyorsunuz, çünkü yaşadığımız korkunç ve acı verici olan tüm olayları bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermemiz hiçbir şeyi değiştirmiyor aksine her seferinde geçmişi hatırlamak kabuk tutmuş tüm yaralarımızı sızlatıyor, kanatıyor.
Sarf ettiği cümleleri iş hayatım boyunca defalarca duyduğum için alışıktım. Derin bir nefes alıp sesli bir şekilde verdikten sonra:
—Kafanızı bir çekmece gibi düşünün Korhan Bey. Size acı veren her olayı bu çekmecelerde biriktirdiğinizi. Zamanla çekmeceler tıklım tıklım dolacak, iyi anılarınızı yerleştirmek için yeriniz kalmayacak. Kafanızdaki acı verici olayların çokluğuyla artık iyi olan şeyleri görmekte zorluk çekeceksiniz, yorgun kafanız ve bedeniniz iyi bir şey için çabalayacak enerjiyi kendinde bulamayacak, çünkü yer olmadığını bilecek. İşte bundan dolayı ben danışanlarımın geçmişlerine iniyorum, onları yalnız bırakmıyorum, paslanmış çekmecelerinin hepsini birlikte temizliyoruz, bu zaman alıyor. Kolay değil geçmişte yaşanan ve kalbimize yavaşça bıçak gibi saplanan acıları çekip atmak, temizlemek. Geçmişinizden kaçarak bahanelere sığınarak çekmeceleri boşaltamazsınız, belki de yaşayabileceğiniz, tadabileceğiniz tüm güzel duyguların önündeki engel kafanızın içindeki paslanmış çekmecelerdir?
Gözlerini gözlerime dikmiş boş bakışlarla konuşmamı dinlerken içimden cidden her şeyi boşa mı anlatıyorum diye düşündüm. Tam tekrardan konuşmaya başlayacaktım ki telefonu çaldı. Parmağıyla 1 dakika işareti yaptıktan sonra telefonunu alıp kamelyadan uzaklaştı. Gözlerimi devirip kahvemden bir yudum aldım, sıcak olduğu için kendimi tutamayıp aldığım yudumu püskürttüm. Yaptığım bu anlamsız davranış karşısında utanarak kafamı ona çevirdim, püskürttüğümü görmüş olacak ki sırıtıyordu. Kendime sinirlenip fincanı masaya bıraktıktan sonra sessiz bir şekilde peçete var mı?' diye seslendim.
Tamam, bana haber verirsiniz eğer bulamazsanız benim tanıdığım biri var ona yönlendiririm görüşmek üzere. Deyip telefonu kapattıktan sonra yanıma doğru yürümeye başladı.
—Kusura bakma Korhan tadı biraz acı olmuştu ondan kendimi tutamadım, peçete falan varsa alabilir miyim ortalık biraz kahve lekeleriyle doldu.
—Önemli değil, mutfakta.
—İnsan nezaketen getirir, onu bile gidip benim almamı bekliyor o kadar güzel konuşma yaptım insan sarf ettiğim güzel cümleler hatırına getirirdi ya.
—Dıştan konuşuyorsun bu arada duyuyorum yani.
Utançtan elim ayağıma dolaştı ne yapacağımı şaşırdım hem adamın koltuklarını mahvediyordum hem de adamdan hizmet bekliyordum bir de üstüne üstlük sesli şekilde adama laf sayıyordum.
Ben mutfağa gideyim dedikten sonra hızlı adımlarla Korhan'ın evine doğru yürümeye başladım, merdivenin 2.basamağında terliğimin basamağa takılmasıyla neredeyse düşüyordum, görüp görmediğini kontrol etmek için hızlıca kafamı arkaya çevirdim, sırtı bana dönük şekilde kamelyada oturmuş telefonuyla ilgileniyordu. Oh çektikten sonra içeri girdim. Eve girer girmez ciğerlerim müthiş bir kahve kokusuyla doldu, koyu kahve deri koltuklar, siyah komodinler, raflarında dağılmış kitapların bulunduğu kocaman siyah bir kitaplık, kocaman yapraklı çiçekler, koyu gri jaluzi perdeler...
Kocaman salonu inceleye inceleye mutfağı aramaya başladım, bulduktan sonra biraz peçete koparıp mutfaktan çıktım. Salonun köşesinde kocaman piyanoyu da gördükten sonra şaşırdım, adamın zevki cidden iyiydi. Piyanoya doğru yürüyüp parmaklarımı tuşlarında gezdirmeye başladım, lise yıllarımda piyano çalmayı öğrenmeyi çok istemiştim. Birkaç tuşa bastıktan sonra arkamı döndüğüm an Korhan'ın dibimde olduğunu fark ettiğim an sıçradım.
Ne o şimdi de piyanoma mı kahve dökeceksin? deyip sırıttı.
Nefesindeki kahve kokusuyla yüzüme doğru konuşuyordu. Elimdeki peçeteleri alıp cebime soktu.
—Kahve lekesini boş ver şimdi, istediğin bir parça varsa çalabilirim?
— Experience?
Gülümsedi.
Nazikçe bileğimden tutup beni kenara çektikten sonra piyanosunun taburesine oturdu.
—Annemin en sevdiği parçaydı, zevkliymişsin.
Hafifçe gülümseyip piyanonun hemen yanında bulunan koltuğun kenarına ona dönük şekilde oturdum, parmakları piyanoya o kadar çok yakışıyordu ki sanki piyano çalmak için doğmuştu, parçanın ortalarında gözlerini kapatıp çalmaya devam etti, hiç duraksamadan ve hiç yanlış yapmadan çalıyordu. Gözlerimi kocaman açmış, parmaklarının tuşlar üzerindeki müthiş dansını izliyordum. Parçanın sonunda gözlerini yavaşça araladı, kafasını hızlı şekilde çevirip yüzünü sildi. Ağlamıştı. Hafif değişmiş sesiyle:
—Bu da seansınızın bir parçası mı yoksa?
—Hayır tabi ki ben nereden bilebilirdim annenizin en sevdiği parça olduğunu.
—Siz psikologlar her şeyi bilirsiniz bu yüzden size hiç ısınamıyorum.
Gözlerimi kısıp devirdim, sanki biz ona bayılıyorduk.Önümden geçip mutfağa yöneldi.
Ben artık gideyim diye seslendim.
Bir dahaki gelişinde kahveni çimlerde içmenin bir sakıncası olmaz umarım her gidişinde koltuklarımı yıkatamam çünkü deyip sırıttı.
Sadece size de iyi günler deyip evden çıktım...
Sembol
1 HAFTA SONRA
İşbaşı yapmama sadece 1 gün kalmıştı içimdeki heyecan kelebekleri az da olsa stres yapmama sebep oluyordu, aynı işi yapacaktım fakat mekânım, koltuğum, evim değişmişti ve daha önce tanımadığım yeni danışanlarım olacaktı. Yeni hikayeler duyacak ve çözüm bulabilmek için elimden geleni yapacaktım. Ofisim olacak camdan evi çoktan temizleyip düzenlemiştim, ortamın sertliğini bozacak güzellikte çiçekler ve tütsüler almıştım. Yatağımda uzanıp yarının heyecanıyla düşüncelere dalarken telefonuma gelen mesaj sesini duymamla yanı başımdaki telefonumu elime aldım. Müdürümden mesaj geldiğini gördüğüm an heyecanım daha da arttı, yatakta doğrulup mesajı açtım.
—Mahru Hanım öncelikle yeni ofisiniz hayırlı olsun, henüz ziyaretinize gelemedim fakat en kısa zamanda bir kahvenizi içmeye geleceğim, bu arada yeni danışanınızla ilgili dosyaların kısa özetinin kopyasını mailinize attım, şimdilik 1 danışan yönlendirdim size. Görüşmek üzere.
—Teşekkür ediyorum müdürüm ben de sizi ağırlamaktan keyif duyarım en kısa zamanda bekliyorum sizi, dosyalara da hemen göz atacağım merak etmeyin. Görüşürüz.
Mesaja yanıt verdikten sonra duş almak için banyoma geçtim, suyun saçlarımda dolaştıktan sonra bedenime yaptığı yumuşak darbeler eşliğinde gözlerimi kapattım, önümde bir karartının olduğunu hissettiğim an gözlerimi hızla açtım, gözümü yakan sabunun etkisiyle etrafımı bulanık görüyordum, duşa kabinin mermer desenli kısmında kocaman bir göz sembolünü gördüğüm an duraksadım, bu sembol az önce yoktu. Kalbimin deli gibi çarpmasıyla, hayal gördüğümü düşünüp hızlıca akan suyla gözlerimi yıkadıktan sonra duşa kabinin üstüne attığım havluyu çekip yüzümü kuruladım, tekrar aynı yere bakışlarımı korkarak çevirdiğimde sembolün olmadığını görmemle oh çektim, hayal gördüğümü düşünüp havluyu bedenime sardım.
Üstüme rahat giysiler giyindikten sonra ofisime geçtim. Ofisimin kocaman camlarını açtıktan sonra vanilyalı tütsümü yaktım, ne zaman stresli olsam vanilya kokusu beni rahatlatırdı. Bilgisayarımı açıp müdürümün attığı e-postalara göz atmaya başladım.
Elif/ 12 / depresyon (yeni ev sahibinizin arkadaşının kızı)
Korhan'ın beni daha doğru düzgün tanımadan arkadaşına önermesine şaşırmış olsam da sırıtmadan edemedim. Bilgisayarımı kapattıktan sonra terapi koltuğuma uzandım, ne zaman duş alsam sonrasında kendimi uykunun kollarında buluyordum. Hafiften göz kapaklarımın ağırlaşmasıyla iyice koltuğa yayıldım. Uykuya daldığım an kendimi kocaman bir ormanın içerisinde buldum, üzerimde kırmızı ve tüllü uzun bir elbise, elimde kanlı bir bıçakla deli gibi koşuyordum, sanki bir atın üzerinde gibiydim yanından hızlıca geçtiğim ağaçlar hızımdan seçilmiyordu bile, arada arkama dönüp tekrar önüme dönüyordum. Nefessiz kalıp dinlenmek için yavaşladığım zaman biraz ilerideki kulübeyi görmemle oraya doğru hızlıca yürümeye başladım. Kapısının aralıklı olduğunu görünce yavaşça parmaklarımla kapıyı daha fazla araladım. Evin tüm duvarlarının siyah oluşu ve duvarların üzerinde sabah duş alırken gördüğüm göz sembolüyle dolu olduğunu fark edince irkildim. Yerlere saçılmış kâğıt parçaları, eskimiş perdeler, çürümüş meyveler, ölü insan kokusu... Kulağıma gelen uğultulu seslerin de etkisiyle daha fazla dayanamayıp kulübeden çıktım, dikkatimi yapraklarından kan damlayan ağaçlar çekince yavaşça ağaçlara doğru yürümeye başladım tam o an da kulübenin kapısının sertçe kapanmasıyla irkilerek rüyadan uyandım. Uyandığım zaman ter içindeydim, gördüğüm sembolün bu denli beni etkileyebileceğini düşünmemiştim. Koltukta doğrulup ellerimle yüzümü kapatıp birkaç saniye bekledikten sonra derin nefes alıp kalktım, küçük mutfağıma yönelip soğuk su içtim, rüyalara inanmazdım ama ilk defa bir rüyamdan bu kadar etkilenmiştim. Tanıdığım iyi bir rüya tabircisi aynı zamanda falcı olan bir kadın vardı. Lise zamanlarımda arkadaşımın zoruyla gitmiştim ve kadın gerçekten olacakları önceden söylüyordu. Masamda bıraktığım telefonu alıp Sara'yı aradım.
—Mahru? sen mi aradın yoksa ben mi yanlış görüyorum.
—Merhaba Sara, hayır yanlış görmedin. Nasılsın çok uzun zaman oldu?
—Kızım sen şaka mısın yıllar oldu yıllar hatta biliyor musun öldün falan sandım ben.
—Yok yok hala yaşıyorum merak etme.
—İyiyim ne olsun, evlendim, çocuk, ev işleri falan, sen ne yapıyorsun kendi iş yerini açabildin mi?
—Ne evlendin mi? Denizle mi yoksa eğer Deniz ise cidden bayılırım şurada.
Bayılabilirsin deyip kıkırdadı.
—İnanamıyorum cidden çok mutlu oldum bana bebeğinin de fotoğraflarını gönder mutlaka. Bu arada evet açtım hatta şu an bir evim ve ofisim var.
—Sen ne diyorsun şaka yapma bana bak ağlarım! çok sevindim çok bir gün misafir edersin artık bizi.
—Seve seve, ya Sara onu bunu geçte şeyi hatırlıyor musun lise zamanımızda kolumdan zorla tutup beni bir falcıya götürmüştün gördüğün rüyanın anlamını öğrenmek için.
—Sanırım evet hatta olabilecek çoğu şeyi önceden söylemişti ay gerçekten kadın çok korkunçtu, ne oldu ölmüş mü yoksa?? ay yazık ya vallahi çok üzüldüm giderdik kızım ya daha şimdi nereden bulacağız böyle yetenekli birini.
—Saracım sakin olur musun öyle bir şey yok kadın ölmedi, yani bilmiyorum tabi de sadece ona ulaşmam lazım nereden ve nasıl ulaşabilirim bilmiyorum aklıma direkt sen geldin.
—Sırf bunun için mi aradın deyip saatlerce kafanı şişirebilirdim ama dua et kızım uyuyor, numarası var fakat hala aynı numarayı kullanıyorsa tabi, atarım şimdi sana.
—Tamam çok teşekkür ederim kızını öp benim yerime görüşürüz.
—Görüşürüz deli kız.
Sırıtıp telefonu suratına kapattıktan sonra kendime kahve yapmak için evime geçtim. Kahveyi hazırlayıp salona geçerken mesaj sesiyle heyecanlandım küçük ve hızı adımlarla koltuğuma yöneldim, yüksek ihtimal Sara numarayı atmıştı. Koltuğuma oturduktan sonra ayaklarımı sehpama uzattım. Kocaman kupayı parmaklarımla zor kavrıyordum, sol elimle telefonumu cebimden çıkarıp mesajı açtım, numaraya basıp telefonu kulağıma dayadım ikinci çalışta açtı.
—Sonunda aradın.
—Anlamadım?
—seni de almaya gelecekler, sen- sen olma onlar gibi olma koru kendini, kafanı bulandırmalarına izin ver-
—Kim? kim almaya gelecek beni? Neden kendimi koruyayım? Alo?
—Gözler…
Telefonun üstüme kapanmasıyla afallayıp yutkundum. Yanlış duymadığıma emindim, gözlerden bahsediyordu. Hem banyomda hem rüyamda hem de falcıdan duyup, görmüştüm. Bir şeylerin döndüğüne emindim, bir filmin oyuncusu olmadığıma da. Bu tip tesadüflerin filmlere sıkça konu olduğunu biliyordum fakat gerçek hayatta da yaşandığına ilk defa tanık oluyordum. Ya ben bir şeyleri yanlış anlayıp yanlış yorumluyordum ya da ortada garip olaylar dönüyor ve ucu bana dokunuyordu. Hemen rehbere girip Sara'yı tekrar aramak için tuşladım, 4-5 defa çalmasına rağmen açmayınca telefonu kapatıp olduğum yere dikilip mantıklı düşünmeye çalıştım, aklıma gelen tek düşünce falcının yaşadığı yere gidip ne demek istediğini anlamaktı. Başka yapabileceğim mantıklı hiçbir şey yoktu.
Hızlıca makyaj yapıp, ceketimi ve çantamı aldıktan sonra kapımı kilitleyip arabama yöneldim, sanki kalbim belirsizlik haliyle boğuluyor ve kurtulmak için deli gibi çarpıyordu. Kadının işini yaptığı yeri zar zor anımsıyordum, yeni evime biraz uzaktı. Hafif titreyen elimle anahtarı çevirdikten sonra eski liseme doğru sürmeye başladım. Aklımdaki tek düşünce ve istek bana her şeyin bir tesadüf olduğunun söylenmesiydi. Deli gibi bunu istiyordum çünkü yaşadığım şeyleri idrak edemiyordum. Sanki yapbozun parçaları kayıp ve hiçbirinin yerini bilmiyor gibi hissediyordum.2 saatlik araba yolculuğumdan sonra eski liseme vardım, arabamı lisenin arka sokağına park ettikten sonra aynadan kendimi kontrol edip arabadan çıktım.
Eski lisemi görmeyeli uzun zaman olduğu için sokakta yürürken liseyi inceleye inceleye yürüdüm, değişen çok bir şey yoktu, duvarlar krem ve maviye boyanmış ve birkaç kamelya eklenmişti. Sulu gözlerle bir önüme bir okula bakarken arkamdan gelen ambulans sesiyle hızlıca kenara çekildim, o kadar hızlı şekilde yanımdan geçmişti ki ceketim neredeyse elimden uçacaktı. Umarım her kimse fazla acı çekmeden atlatır dedikten sonra falcının sokağına daldım. Sokağın ilerisinde duran ambulans ve kalabalık insan topluluğunu görünce adımlarımı sıkılaştırıp kalabalığın arasına daldım. Yerde yatan kolları ters dönmüş, yüzü parçalanmış ve ağzından kam damlayan kadını gördüğüm an kanım dondu. Tam dayanamayıp gözlerimi çevirecekken gözüm kadının bileğinde olan dövmeye takıldı, bu dövmeyi bir yerden hatırlıyordum, sesli şekilde konuştuğumu fark etmeyip lütfen o falcı kadın olmasın lütfen olmasın dedikten sonra sol tarafımdaki bir sesle ayak tabanlarımdan onlarca çiviyle yere çakılmış gibi hissettim.
—Evet falcı Mehtap abla maalesef, siz neyi oluyorsunuz?
—Eski bir tanıdığımdı da şu an bir önemi yok bunun nasıl bu hale geldi Mehtap abla?
—Ben de tam bilmiyorum şuurunu kaybettiğini ve odasında kendi kendine bağırarak ikide bir ben bir şey demedim bilmiyor dediğini, sonrasında 9.kattan atladığını duymuşlar.
—Kaç saat önce bu haldeydi?
—İki saat önce sanırım.
—Tamam teşekkürler dedikten sonra kulağımdaki boğuk ağlama seslerini duymazdan gelerek geri dönüp sendeleye sendeleye sokağın girişine doğru yürümeye başladım. Sokağı geride bıraktığım an dizlerimdeki titremeyi dindiremediğim için kaldırım köşesine yığılıverdim. Deli gibi ağlıyordum fakat tam olarak ne için ağladığımı bilmiyordum, ölümlerden etkileniyordum fakat dedemin ölümünde bile bu kadar ağlamamıştım. Kendimi neden suçlu gibi hissediyordum bilmiyordum tek isteğim ağlamaktı.
Omzumdaki naif dokunuşu hissedince parmaklarımı yüzümden çekip başımı yukarı kaldırdım. Bana endişeli gözlerle bakan tanımadığım genç adamın bu temasından rahatsız olduğum için omzumu sıcak parmaklarından sıyırıp burnumu çektim. Bulunduğum hale anlam veremiyordum, boş gözlerle karşı tabelayı izlemeye başladım. Bir şey konuşmadığını fark edince:
—Ben iyiyim bir sorun yok gidebilirsiniz.
Cebinden mendil çıkarıp bana uzatıp yanıma oturunca mecbur hissedip yavaşça mendili elinden aldım. Gözlerimi silip burnumu mendille sildim. Teşekkür etmek için kafamı ona çevirdiğim an ile bana gülmesi bir oldu, gözlerime bakıp gülmeye devam edince:
—Ne o! ağlayan bir insan sana komik mi geliyor? deyip sesimi yükselttim.
—Hayır hayır da, sadece makyajın biraz.
Dediği an durumu idrak etmiştim, makyajlı gözlerimi peçeteyle silmeye çalışmıştım ve eminim şu an tam berbat bir haldeydim. Durumu kurtarmaya çalışmak için sinirli olmaya devam ettim.
—Bak cidden şu an senin eğlencene ayak uyduracak halde değilim beni rahat bırakır mısın?
—Zaten bırakıyorum peçete uzattığım için rahatsız mı oldun?
—Neyse iyiliğin bir kere daha yapılmaması gerektiğini anladım deyip yanımdan kalktı.
Cevaplanmamış sorular-
Genç adam yanımdan uzaklaştıktan sonra düşüncelerimi susturan kalçamın hafif sızlaması oldu, kaldırım taşında oturduğumu hatırlayıp doğruldum, üstümü başımı silkeleyip arabama doğru yöneldim.
Falcı kadının intiharından o kadar etkilenmiştim ki ikide bir yüzünün parçalanmış hali gözümün önüne geliyordu yola odaklanmaya çalıştıkça odağım daha çok kadına kayıyordu. Ya sorumlusu bensem ya benim yüzümden kadına zarar verdilerse ama ben bir şey yapmamıştım ki? sadece rüyamın anlamını soracaktım. Umarım ölümünün ucu bana dokunmaz deyip arabamı bahçeme park ettim. Sanırım intihar görüntülerini zihnimden silmek için bir psikolog olarak yine bir psikoloğa ihtiyacım vardı...
Akşam yemeği için kremalı mantar soslu penne yapmak için mutfağa geçtim. Yemek yaptığım zaman kafam çok iyi dağılıyordu ve bu yemeğe bayılıyordum. Tavşanlı şort, pembe tişörtüm ve dağınık topuzumla evde kalmış kadınlara benziyordum. Yüzümdeki dans eden perçemleri ikide bir üfleyip kulak tarafıma itiyordum. Çekmecemden siyah kapaklı üzerinde büyük kırmızı güller bulunan defterimi alıp makarna tarifi için sayfalarını karıştırmaya başladım. Son sayfalarına doğru tarifi buldum ve defteri diğer masaya koymak için elime aldım. Defterin arasından yere bir şey düştüğünü fark edince yere çömeldim, yemek masasının altına giren ve ucu hafif gözüken kâğıdı ince parmaklarımla çekip çıkardım, bu eski bir fotoğraftı. Anne ve babamın lise yıllarında birbirlerine sarılarak çektirdikleri fotoğraf. İkisinin de yüzü o kadar gülüyordu ki birbirlerine deli gibi âşık oldukları fotoğraftan bile belli oluyordu. Çekim tarihe bakmak için fotoğrafı çevirdiğimde babamın mektuplarındaki aynı el yazıyla yazılmış şiiri görünce duygulandım. Öğrendiğim kadarıyla babam şiir yazmak konusunda çok başarılıymış, doğaçlama yeteneği sayesinde annemle olduğu her an ortaya harika şiirler çıkarabiliyormuş. Doğrulup fotoğrafı mutfak rafımdaki kahve kutusuna dik bir şekilde bıraktım, sanki o an bana bakıyor gibilerdi, sanki o kötü şeyler hiç yaşanmamış gibiydi...
Açlıktan guruldayan karnımın sesiyle hüzünlü ortam yerini komik bir ana bıraktı. Defterdeki tarifin malzemelerini okumaya başladım.
Makarnayı hazırlayıp yedikten sonra duş almak için odama yöneldim. Ilık suyun bedenimdeki gezintisi sona erince bakım maskemi de yapıp yatmak için odama geçtim. Yarın için, sabah dinmek bilmeyen bir heyecan içinde kıvranıyordum ama şimdi sabahki halimden eser yoktu. İntiharın o kötü görüntüsü, cevaplanmamış tonlarca soru, aileme olan derin özlemim...Ne zaman köşeye sıkışmış gibi hissetsem boş tavanı izleyip biraz da olsa ağlamak beni rahatlatırdı, ama yarın işbaşı yaparken insanları şişmiş göz torbalarımla karşılamak istemiyordum. Şu an yapmam gereken tek şey yaşanılan şeyleri sindirmeyi biraz da olsa ertelemek ve hakkında düşünmemek, çünkü kişisel sorunlarımı işe taşımaktan hiç haz almam.
Alarmın tiz sesiyle gözlerimi yavaşça araladım, sonunda beklediğim gün gelmişti, çalışmayı cidden özlemiştim. Kocaman esnedikten sonra doğrulup alarmımı kapattım. Yumuşak terliklerimi giyip banyoya yöneldim. Aynadaki yorgun ve şişmiş yüzümü inceleyip kısa bir of çektikten sonra duşa girdim. Saçlarımı sardığım gri havlumla odama geçip gömlek ve rahat bir kumaş pantolon seçip yatağıma bıraktım. Geç kalma gibi bir durumum olmadığı için işlerimi yavaş ve özenli yapıyordum.
Saçlarımı taramak için çekmeceye uzanacakken zilin çalmasıyla anlık şok geçirdim, çünkü sabahın şafağında hiçbir danışanımın gelmesini beklemiyordum. Kafamdaki kocaman havluyla dış kapıya yöneldim açar açmaz anlamayan gözlerle karşımdaki genç adama bakıyordum.
—Günaydın!
—Şafak operasyonu mu yapıyorsun? saatin farkında mısın?
—Ya hiç mi özlemedin sekreterini kızım, sen iyice kalpsiz bir şey oldun.
Göz devirdikten sonra Günaydın deyip kapıyı araladım.
—Ne zaman işbaşı yapıyorum ofis nerede?.
—Pekâlâ, bana biraz izin verir misin Orkun? saçlarımı halledip geleceğim, bahçede oturman için küçük bir kamelyam var hemen solda sen geç otur geliyorum ben gelince detaylı konuşuruz.
Saçlarımı tarayıp üstümü giyindikten sonra kahve yapmak için mutfağıma yöneldim. Kocaman 2 kupaya kahve doldurduktan sonra Orkun’un yanına doğru yürümeye başladım. Sırtı bana dönük şekilde telefonla konuşuyordu.
Olduğum tarafa döndüğü an hiç bozuntuya vermeden elimdeki kahve kupasını aldı.
—Teşekkür ederim, amcam üstüme çok düşer bilirsin her şey yolunda mı diye soruyordu.
—Anladım, yolunda mı peki?
—Evet neden yolunda olmasın, ortam harika kahvemiz bile var daha ne olsun.
—İyi sevindim öyleyse bu arada kahvaltı yaptın mı Orkun önce bir kahvaltı yapalım istersen?
Hayır fırsatım olmadı ama sen de istersen çok iyi bir yer biliyorum dedikten sonra Orkun'un bahsettiği mekânda kahvaltı yaptık.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra saat ikiye geliyordu zaman ne de hızlı geçmişti. Hesabı ödeyip arabalarımıza döndük. Eve vardığımızda ilk randevuya yarım saat kalmıştı.
Yarım saat sonra Korhan bahçeme yanında küçük bir kız çocuğuyla girdi. Bu küçük kız Elif olmalıydı. Ofisten çıkıp onları karşılamak için verandada beklemeye başladım. Küçük kız Korhan'ın elini sıkı sıkı tutuyor ve ikide bir Korhan'ı geriye doğru çekmeye çalışıyordu. Arkamdan gelen adım sesleriyle Orkun'un da Elif'i karşılamak için yanıma geldiğini anladım. Korhan'ın bir bana bir de Orkun'a attığı bakışları fark edince:
—Korhan tanıştırayım sekreterim Orkun.
Korhan Orkun'un elini sıkmak için elini Elif'in elinden ayırmaya çalışınca Elif tiz sesiyle kısa bir çığlık attı. Attığı çığlıkla birlikte kuvvetli bir rüzgâr bahçedeki tüm ağaçları yerinden oynattı. Korhan Elif'i tozdan korumak için kucağına alıp Orkun'un kapısını açtığı ofise hızlı adımlarla girdi. Daha demin hava çok güzelken bir anda fırtınanın çıkmasını garipsediğim için olduğum yerde bahçenin tozla bir olmasını izledim, tam arkamı dönüp içeri girecekken tozun yerde göz sembolü oluşturduğunu fark edip daha yakından bakmak için yavaş adımlarla verandadan aşağı indim. Bu sembol banyoda gördüğüm sembolle aynıydı.
—Mahru? kapıyı kapatıyorum içerisi toz doldu gelmiyor musun?
Orkun'a cevap vermek için kafamı çevirip önüme döndüğümde sembolden eser kalmamıştı, rüzgârın şiddetli esintisi yerini müthiş bir dinginliğe bırakmıştı. Sembolü sürekli görmeye başlamış olmak beni içten içe germeye başlamış ve kafamı karıştırmıştı. Orkun'un bana tekrar seslendiğini duyduğumda içeri girmek için kalan basamağı çıkıp ofise girdim. Korhan Elif'in saçlarını nazikçe okşayıp onu sakinleştirmeye çalışıyordu, Elif Korhan'ın ellerini tırnak izleriyle doldurmuştu. Yavaşça Elif'e doğru yürüyüp önünde hafif diz çöktüm.
—Merhaba, ben Mahru
Hafif dizlerim çökük şekilde Elif'in bana karşılık vermesini beklerken Elif kafasını Korhan'ın sırtına yasladı.
—Pekâlâ, şimdilik tanışma işini erteleyelim. Elif, havuzumu görmek ister misin? Bence çok beğeneceksin, bir sürü de güzel ağaçlar var.
—Olur.
Bir oh çektikten sonra elimi tekrar uzattım, kafasını Korhan'ın sırtından kaldırıp yeşil gözleriyle beni süzmeye başladı.
—Ama bakıp hemen döneceğiz tamam mı?
—Tamam söz veriyorum hadi gel.
Elif deri koltuktan indikten sonra önümde yürümeye başladı, şimdiden ileride çok güçlü ve akıllı bir kız olacağı belli oluyordu. Kendinden emin şekilde yürüyor ve arkasına dahi bakmıyordu.
—Elif bak gel bu tarafta havuz.
Havuzun yanına geldiğimiz zaman havuzun yanındaki kahverengi sandalyeye oturdum. Elif sakin bir şekilde havuzu izliyor ve etraftaki kurumuş yaprakları havuza atıyordu. Şiddetli rüzgarlardan dolayı havuzun içi yapraklarla dolmuştu. Yakın zamanda temizletmem gerekiyordu. Telefonumun titreşimiyle irkilip telefonu cebimden çıkarmak için doğruldum, tanımadığım bir numaradan gelen fotoğrafı açmak için mesaja tıkladım.
"مطمئناً نزد ما خواهید آمد". (elbet bize geleceksin) +1 görsel
