6. bölüm · CAMDAN EV
Aşkın Kalpteki Filizi
Aynı gece, Mahru rüyasında yeniden tapınağa çekilir. Yedi üye masanın etrafında toplanmıştır. Ortada bir alev havuzu yanmaktadır.
Üye 4 (soğuk sesli bir adam):
—Karanlık seninle temas etti ve sen bunu bizden gizledin. Bu, Sekizli Yemini ’ne aykırıdır.
—Kendimden bile saklıyordum… çünkü korktum.
Mahru kızgın bakışlarını Miran’a çevirir. Gölgenin temasını, üyelere onun söylediğini düşünür.
Üye 3 (yaşlı kadın):
—Korku kabul edilir. Yalan kabul edilmez.
Üye 5 (sarı gözlü bir genç):
—Belki de bu kız… gölgeyle daha önceden bağ kurmuştu. Belki o bizi içeriden çürütmeye geldi. İçimizde bir “taşıyıcı” varsa ya Miran ya da Mahru’dur.
Miran (ayağa kalkarak):
—Yeter! Onu ben getirdim. Onun varlığıyla döngü tamamlanıyor. Ayrıca benimle nasıl konuşuyorsun sen? Senden üstün olduğumu unutmuş olmalısın.
Miran parmaklarını şıklatır ve Mahru kendini tekrar evinde bulur.
Elif’in Suretinde Gölge
Mahru o gece bir kez daha rüyaya çekilir. Bu sefer annesiyle birlikte oldukları eski bir anıdadır. Annesi gülüyordur… ama bir şey farklıdır.
Annesi (tatlı sesiyle):
—Beni yalnız bırakmayacaktın, değil mi Mahru?
Mahru (şaşkın):
—Sen… annem misin?
—Ben senin vicdanınım Mahru.
Annesinin yüzü kararır, gözleri simsiyah olur, yorgun ve hasta bedeni geri gelir ve sesi Gölge’ye dönüşür.
—Sadece bir seçim Mahru… ya kabullenip benimle yürürsün, ya da onları da geçidi de seninle birlikte yakarım.
—Yalnız değilim artık. Kendimi affetmesem de senin bedenimi ele geçirmene izin vermeyeceğim.
Gölge (fısıldayarak):
—O zaman senin yerine anneni alırım Mahru, ne de olsa senin için bir önemi yok.
Mahru irkilir. Gölge geri çekilir, annesinin gülümseyen, sağlıklı hali kaybolur. Mahru kan ter içinde uyanır, saate baktığında gece yarısını çoktan geçmiştir. Hızlıca üstüne bir şeyler alıp arabaya biner ve annesinin olduğu hastaneye doğru sürmeye başlar. Annesini görmeyeli uzun zaman olmuştur. Yol boyunca ağlar, göz yaşlarının buğusundan yolu zor görür.
Miran (kısık sesle):
—Yavaş sür Mahru.
Mahru duyduğu ses karşısında irkilerek direksiyon hakimiyetini kaybeder. Miran müdahale edip arabayı durdurur. Mahru kafasını çevirip sağ koltukta Miran’ı görür.
—S…ssen nasıl geldin buraya nasıl girdin arabaya?
Miran (kısık sesle):
—Sana her şeyi açıklayacağım Mahru ama önce seni evine götüreceğim.
—Hayır hayır önce annemin yanına gitmem lazım onu çok ihmal ettim onu mutlaka görmem lazım.
—Mahru bilmiyor olamazsın artık şoktan çık.
Mahru(yutkunarak)
—Neyi bilmiyorum? ne şoku neyden bahsediyorsun?
Miran arabadan iner Mahru’nun kapısını açar ve onu tek koluyla kucağına alır. Mahru’nun titreyen bedeni karşısında kalbinde derin bir sancı hisseder. Kafasına ufak bir öpücük kondurduktan sonra arabanın arka kapısını açar ve Mahru’yu uzandırır ardından şoför koltuğuna geçer.
Mahru ( bağırır)
—Sana diyorum beni duymuyor musun!
Miran cevap vermeden arabayı kullanmaya devam eder ve bir süre sonra bir mezarlığın önünde durur. Mahru’nun annesi çoktan vefat etmiştir.
—Neden buraya geldik Miran? Anlamıyor musun beni anneme götür diyorum beni, in arabadan ben kendim sürer giderim.
Mahru arabadan inip şoför koltuğunun kapısını açmaya yeltendiğinde Miran’ın gözünden akan göz yaşını görür ve işte tam o an beyninden vurulmuşa döner, işte tam o an Mahru’nun kalbi durur, artık bedenindeki tüm kemiklerin kırılma acısını hisseder, nefesi ciğerlerine zehir olarak çeker, başı dönmeye başlar, avuçlarının içi yanmaya başlar ve bedeni artık Mahru’yu taşıyamaz ve olduğu yere yıkılır. Miran hızlıca kapıyı açar ve Mahru’nun başını ellerinin arasına alır.
—Hayır! Şaka yapıyorum de yalvarıyorum sana bak yalvarıyorum. Lütfen beni öldür Miran lütfen beni öldür! ben annemsiz yaşayamam, ben onsuz yapamam, ben bu vicdan azabıyla yaşayamam, ben 1 aydır onu görmeye bile gitmedim Miran, annem sevgisizlikten öldü, Miran bu nasıl bir acı. Kurban olayım şaka yaptım de yalvarırım şaka de. Nasıl olur? Kim yapar bunu? Neden öldü annem? Konuşsana!
Miran ağlamaya devam eder. Mahru ayağa kalkmaya çalışır.
—Nerede? mezar nerede? Nereye gömdüler benim güzel annemi? göster n’olur üşür, annem üşür Miran, annem korkar, tek kalamaz.
Mahru sendeleyerek mezarlığın bahçesinden içeri girer, bağırarak Anne neredesin? Diye seslenir. Fakat etrafta ölüm sessizliği vardır. Miran arkadan yavaşça gelir ve Mahru’nun koluna girer yavaşça yürümeye başlarlar, bir süre sonra sağ tarafta bulunan isimsiz, çiçeksiz, sahipsiz gibi olan mezarın başına gelince dururlar. Mahru yaşlı gözleriyle Miran’ın gözlerinin içine anneme böyle bir mezar mı layık görüldü der gibi bakar.
Dizlerinin üstüne çöken Mahru tıpkı vücudunda hiçbir kemik yokmuş gibi mezarın üstüne kapanır. Kapandığı an Miran tutacakken dokunmaz çünkü vedalaşması gerektiğini biliyordur.
Mahru (hıçkıra hıçkıra ağlayarak)
—Ben geldim anne, Mahru’n geldi, biricik kızın geldi. Özür dilerim kendi karmaşamda seni geri plana attığım için, özür dilerim sana kızdığım için, özür dilerim sana inanmadığım için, özür dilerim anne, yalvarırım beni affet. Ben bencilin kalpsizin tekiyim, sana layık bir evlat olamadım, özür dilerim anne. Beni duyuyor musun? Üşüyor musun anne? Korkuyor musun? Sana söz veriyorum bulacağım, bulacağım anne. Yemin ederim canım pahasına ne olursa olsun bulacağım sana bunu yapanı.
Mahru omzunda hissettiği parmakların sahibiyle gözlerini buluşturunca gözünden akan yaşlar daha da hızlanır çünkü karşısındaki daha yeni yeni tanıdığı adam da ağlıyor ve acısını onunla yaşıyordur. Miran dizlerinin üstüne çöküp Mahru’nun gözyaşlarını sildikten sonra sıkıca sarılır ve kulağına beraber o kişiyi bulacağız ve anneni geri getireceğiz der…
ERTESİ GÜN
Gözlerimi açtığım an inanılmaz bir baş ağrısı hissettim, gün ışığı beni şu an mahvediyordu. Yattığım koltuktan doğrulduğumda kendi evimde olmadığımı ve üstümdeki kıyafetlerin değiştiğini görünce irkildim ve direkt ayağa kalktım.
Miran elinde bitki çayıyla salona girer.
—Günaydın hatta tünaydın.
—Miran dün gece olanlar gerçekti değil mi?
—Dün gece ne oldu ki?
—Mezarlığa gittik ya hani annem öldü? Dalga mı geçiyorsun? Şaka malzemesi olacak bir konu değil bu.
—Mahru dün gece beni aradın ve iyi hissetmediğini söyledin, geldiğimde arabanda oturmuş bekliyordun. Gece saatlerce sohbet ettik sonra da uyuyakalmışsın zaten.
Mahru duyduklarının karşısında şoka girer, kalktığı koltuğa geri oturur ve parmaklarını saçlarında gezdirip gözlerini kapatır. Miran yanına oturur ve bitki çayını uzatır.
—Mahru kâbus falan mı gördün? Dün gece de hep ben anlattım zaten genelde sustun anlatmadığın bir şey mi var?
—Anlayamıyorum nasıl bu kadar gerçekçi olabilir? Her detayı gerçek gibiydi, o acıyı iliklerimde hissettim. Telefonum nerede? Annemi aramam lazım.
Miran ayağa kalkar ve telefonu getirir.
—Mahru ne gördüğün kimi gördüğün çok önemli farkında mısın bilmiyorum ama sen sekizincisin ve geleceği görebiliyorsun. Eğer ciddi bir şeyse bana anlatmalısın.
—Miran teşekkür ederim, bana biraz izin verir misin? Daha sonra konuşuruz olur mu bu konuyu?
Miran salondan çıktıktan sonra Mahru annesini arar.
—Merhaba buyurun?
—Ben Mahru, Rüya’nın kızıyım. Beni anneme bağlar mısınız?
—Bağlıyorum, biraz bekleteceğim.
—Mahru, kızım?
Annemin sesini duyduğum an hayata yeniden bağlandığımı hissetmiştim, içim huzur dolmuştu gördüğüm kâbusun gerçek olmayışı omzumdaki tüm yükleri almış gibiydi.
—Annem. Seni almaya geliyorum hazırlan artık orada kalmayacaksın. Beraber yaşayacağız ,ben sana bakacağım, bugüne kadar seni orada bırakmam bile büyük bir hataydı. Belki iyi gelir diye düşündüm ama artık orada kalmanı istemiyorum.
—Kızım şükürler olsun, hiç gelmeyeceksin hiç aramayacaksın sandım, hazırlanayım şimdi ben sen gelince her şeyi konuşuruz.
—Tamam annem.
Mahru telefonu kapattıktan sonra hızlıca ayağa kalkar ve Miran’dan arabasının anahtarını alır.
—Benim de gelmemi ister misin?
—Hayır teşekkür ederim, sonra görüşürüz olur mu?
—Mahru dikkat et.
Mahru buruk bir şekilde gülümsedikten sonra arabasına yönelir. Kontağı çevirdiği sırada müdürü arar.
—Mahru senin derdin ne? Kaç gündür nerelerdesin? Bak bu gidişle gerçekten bozuşacağız.
—Size de merhaba müdür bey, haklısınız çok haklısınız fakat hayatım yolunda değil özel sebeplerim var bu yüzden de bir süre işten uzaklaşmak istiyorum. Bunun için sizi arayacaktım fakat bunun için bile müsait olamadım.
—Bunu seninle daha kaç defa konuşacağız acaba? Böyle bir şey mümkün değil Mahru, en kısa zamanda işine dön.
Müdür telefonu Mahru’nun üstüne kapatır. Mahru telefonunu yan koltuğuna fırlattıktan sonra annesinin kaldığı yere doğru sürmeye başlar. Gece yaşanılanlar, mezarlık, iş, sekizinci olmak…aklını bulandıran o kadar çok şey vardır ki. Kafası dağılsın diye radyoyu açar ve çalan şarkı ‘’ Mark Eliyahu – Derinlerde’’ olur. Şarkıyı mırıldanırken aynı zamanda Miran’ın sureti gözünün önüne gelir,bal rengi gözleri, uzun kirpikleri, keskin çene hatları…bu yabancı adam ne kadar da yaralarına iyi geliyordur, kısacık zamanda Mahru için merhem olmuştur. Bunca yaşanan şey varken aklı bu kadar bulanıkken bir de âşık olmaktan deli gibi korkar, zaten aşk yaşamayalı uzun zaman olmuştur, dengesinin şaşacağına emin olduğundan daha fazla hayale dalmadan şarkıyı değiştirir…
Annesinin kaldığı yere vardığında kendisini uzun zamandan sonra iyi hisseder, arabayı park ettikten sonra bir süre arabada kalır ve annesine olanları nasıl açıklayacağını düşünür, ne olursa olsun annesinin onu affedeceğini biliyodur fakat yine de içini garip bir korku sarar. Arabadan inip kilitledikten sonra annesinin yatırıldığı yerin bahçesine girer, birçok hemşire deli olan hastaların kollarına girmiş vaziyette bahçede bulunan yürüyüş yolunda yürüyordur. O duruma düşmüş çaresiz insanları gördükçe kendini kötü hisseder, onlarla göz teması kurmaktan kaçınıp açık mavi binanın kapısından içeri girer Mahru. Koridor hastahane gibi koktuğu için midesi bulanır, annesinin olduğu odaya hızlı adımlarla ilerler.
Annesinin bulunduğu odanın kapısının hafif aralık olduğunu görünce yavaşça yaklaşıp içeriye bakar, annesi camın önündeki sandalyede oturmuş dışarıyı seyrediyordur, Mahru’nun gözleri yavaşça aşağı kayar ve annesinin ayak bileklerine takılır, kırmızı izleri ve cılız ayak bileklerini görür. Bugüne kadar annesine burada iyi baktıklarını düşündüğü için onu yanına alma girişiminde bulunamamıştır fakat şimdi gördükleri karşısında kendisini hayırsız evladın ta kendisi gibi hisseder. Gözleri dolar ve kapıyı hafif aralayıp içeri girer. Annesi kapı sesini duyduğu an hızlıca başını kapının olduğu yöne çevirir, Mahru’yu gördüğü an çenesi titrer, masmavi gözlerinden yaşlar süzülür. Ve ağzından sadece tek kelime çıkar “kızım”.
Mahru hızlı adımlarla annesine yaklaşır ve dizinin dibine çöker, yüzünü annesinin dizlerine gömer ve hıçkırarak ağlar. Anne kokusuna hasret kalmış küçük bir bebek gibi annesinin kokusunu ciğerlerine kadar çeker. Annesi titreyen parmaklarıyla Mahru’nun saçlarını okşamaya başlar. Mahru saçında hissettiği parmakla irkilir, uzun zamandır kimse Mahru’ya şefkatle yaklaşmadığından bu his onu anlık korkutur. Fakat sonra gözlerini kapatır ve göz yaşları süzülürken anın tadını çıkarmaya çalışır. Gördüğü kabusun gerçek olmadığına binlerce şükreder tam şu an, herkese karşı ne kadar dik başlı durmaya çalışırsa çalışsın boynunun kıldan ince olduğu sadece annesi vardır. Onun en hassas noltası biricik annesidir. Kafasını kaldırır ve annesinin narin parmaklarını teker teker öper. “Özür dilerim anne.”
Mahru’nun yüzüne buruk bir gülümsemeyle bakan annesi kafasını samimi şekilde aşağı yukarı sallamakla yetinir. Gözlerinden Mahru’ya ne kadar kırgın olduğu çok net bir şekilde okunuyordur. Çünkü annesi onca yaşanan şeyden sonra burada yapayalnız bırakılmıştır.
“Ayak bileklerine ne oldu anne? Neden kırmızı?”
“Giydiğim eşofman sıkmıştır kızım geçer bir önemi yok.” Mahru annesinin bu cümle karşısında göz göze gelmekten kaçtığını fark edince sinirlenir.
Hazırlandın mı? Gidiyoruz buradan tamamen.
Evet kızım fakat çıkış işlemlerimi yapman lazım, istersen müdürün odasına uğra.
Tamam zaten çıkmadan iki güzel lafım var ona.
Mahru sinirli bir şekilde odadan çıkar, müdürün odasına merdivenleri kullanarak çıkarken ikili ikili çıkar. Odaya girip adamın boğazına yapışıp “ siz nasıl benim en kıymetlime bu şekilde davranabilirsiniz!?” Diye sormak için tüm vücudu adrenalinden titriyordur. Kapıyı çalmadan içeri girer, müdür sert bakışlarını Mahru’nun gözlerine diker ve onu baştan aşağı süzer.
Dingonun ahırı mı burası?
Evet ben bir fark göremiyorum, insanlar sevdikleri insanları belki bir nebze iyi olurlar diye buraya gönderiyor ve siz ne yapıyorsunuz? Onlara şiddet uyguluyorsunuz? Siz kimsiniz ha? Kimsiniz benim annemin ayaklarını bağlıyorsunuz? Sizi her yere şikayet edeceğim.
Müdürün bakışları keskinleşir ve burnundan solumaya başlar.
Bakın anneniz ufak çaplı krizler yaşadığı zaman onu istemeyerek de olsa yatağa bağlamak zorunda kalıyorduk, çünkü çalışanlara o kriz anında zarar veriyordu.
Ne krizi? Ne saçmalıyorsunuz?
Tabi uzun zamandır buraya uğramadığınızdan hiçbir halttan haberiniz de olmuyor haliyle, bir de karşıma geçmiş ahkam kesiyorsunuz! Sanki annenizi çok seviyorsunuz da!
Mahru hızlı adımlarla müdürün yanına yaklaşıp yakasından tutar.
Sakın bir daha benim hayatım hakkında en ufak bilgiye sahip olmadan konuşma! Seni mahvederim, büyük müyük müdür falan da dinlemem!
Adam dişlerinin arasından Mahru’ya “ siz bir de psikolog olacaksınız, yazıklar olsun sizin gibi psikoloğa, böyle mi tedavi ediyorsunuz hastalarınızı!”
Ya adam sanane! Sanane! Sen canına mı susadın? Çıkış işlemlerini yap hemen benim sinirlerimi daha fazla bozma.
Mahru müdürün yakasını bıraktıktan sonra odadan çıkar ve kapıyı sertçe çarpar. Müdür sert kayaya çarptığını anlamış olacak ki çıkış işlemlerini hızlıca yapar.
Hadi annecim gidiyoruz.
Konuştun mu kızım? Çıkış işlemlerim yapıldı mı?
Konuştum konuştum çok güzel bir şekilde konuştum hatta.
Mahru annesinin bavulunu aldıktan sonra annesinin koluna girer. Odadan çıktıkları an karşılarında müdürü görürler. Müdür sinirli bakışlarını Mahru’nun gözlerine diker. Mahru müdüre göz devirdikten sonra onu umursamadan çıkışa doğru yürümeye devam eder. Annesi kafasını arkaya doğru çevirip müdüre bakar.
Anne önüne döner misin?
Tamam kızım da ne oldu müdür bey neden öyle sinirli baktı sana?
Hayır canım ne siniri sana öyle gelmiştir.
Mahru arabasının bagajını açıp annesinin bavulunu yerleştirir. Ön kapıyı da annesine açar ve annesi oturur. Mahru kendi kendine sorar “neden daha önce bunu yapmadım ki? Kadının düştüğü hale bak.” Ağzının içinden homurdanırken çıkan sözlerden sonra şöför koltuğuna geçer.
Evet annem, şimdi yeni evime doğru gidelim bakalım.
Yeni ev mi? O harabeden taşındın mı?
Evet, eskisinden çok daha güzel bir eve taşındım...
