Bölümler 5Şu an: Bölüm 3- kapının ardındaki sır
Kapı, paslı menteşeleriyle inlerken, sanki yıllardır sakladığı sırları açığa çıkarmak istemiyordu. Gıcırtı, kütüphanenin taş duvarlarında yankılandı ve üç gencin kalplerinde derin bir iz bıraktı. Elif, korkuyla ellerini göğsünde kavuşturmuştu; parmakları titriyordu. Baran kapının yanında durmuş, bir elini cebine sokmuş, diğer elini kapının kenarında tutuyordu. Asya ise, sanki bu anı uzun süredir bekliyormuş gibi dimdik duruyor, gözlerini karanlığa dikmişti.
Kapı tamamen açıldığında, önlerinde dar bir koridor belirdi. Koridorun duvarları rutubetten kabarmıştı; bazı yerlerde taşların arasından ince kökler sarkıyordu. İçeriden ağır, metalik ve küf kokusuna karışan tuhaf bir koku yayılıyordu.
Elif - “Buraya girmesek mi? Gerçekten kötü bir şey olacak gibi hissediyorum…”
Baran - “Bence de fazla ileri gitmeyelim. Ama madem bu kadar uğraştık, en azından şöyle bir göz atalım. Sadece birkaç adım.”
Asya - (soğukkanlı) “Korkuyorsanız geri dönebilirsiniz. Ama ben devam edeceğim.”
Elif’in gözleri büyüdü. Geri dönmek istiyordu ama Asya’nın kararlı bakışları, Baran’ın da geri adım atmaması onu çaresiz bırakmıştı. Derin’in sözleri kulaklarında yankılandı: “Cesedi asla bulunamamış…”
Adımları istemsizce öne doğru kaydı.
---
Koridor daraldıkça hava ağırlaşıyordu. Üçü, sessizlik içinde yürüyordu. Tek duyulan şey, ayakkabılarının taş zeminde çıkardığı yankılı seslerdi. Birkaç adım sonra, sol tarafta kırık bir kapı gördüler. Kapının tahtaları çürümüş, bazı kısımları oyulmuştu. Üzerinde eski bir levha vardı ama yazılar pas ve tozla silinmişti.
Baran, elini kapıya sürdü. Tahta parçaları elinde ufalandı.
Baran - “Burası çok eski… Sanki okulun planlarında bile yok.”
Elif - (kısık sesle) “Burada neden böyle bir oda var ki?”
Asya - “Çünkü bazı şeyler… unutulsun diye saklanır.”
Asya kapıyı iterek açtı. Kapı büyük bir gürültüyle açıldı. İçerisi tamamen karanlıktı.
Baran cebinden telefonunu çıkarıp feneri açtı. Işık, odanın içinde dans ettiğinde, eski mobilyalar, devrilmiş sandalyeler, tozla kaplı defterler ortaya çıktı. Duvarlarda eski okul afişleri vardı. Bir tanesi yarısı yırtılmış şekilde asılıydı: “Okul Panayırı – 1998”.
Baran - “Burası… yıllar önce kullanılan bir oda olmalı.”
Elif - (fısıldayarak) “Ama neden terk edilmiş?”
Baran masaların üzerine bakarken, Asya sessizce odanın köşelerine doğru ilerledi. Elif de istemeden onu takip etti.
Bir köşede, yarısı yanmış defterler buldular. Elif titreyen elleriyle birini açtı. İçinde mürekkep lekeleri vardı, bazı sayfalar ise yanık izleriyle siyaha dönmüştü. Ama okunabilen bir cümle vardı:
“…O gün çatışma sırasında olanları kimse bilmemeli. Cesedi sakladık…”
Elif’in kalbi hızlandı.
Elif - “Bunu gördünüz mü? Burada… cesetten bahsediyor!”
Asya defteri elinden aldı, gözleri satırları taradı.
Asya - “Yarım bırakılmış. Devamı yok.”
O sırada Baran başka bir şey buldu. Tozların arasında metal bir düdük vardı. Düdüğün üzerinde kazınmış bir isim vardı: M. Kaya.
Baran - “Bir öğrenciye ait olmalı. Belki de yıllar önce burada yaşamış biri…”
Elif’in yüzü bembeyaz oldu.
Elif - “Ya bu, ölen öğrenciye aitse?”
Asya gülümsemeden, soğuk bir şekilde konuştu.
Asya - “Olabilir. Ama bu sadece başlangıç.”
---
Tam o sırada, odanın içinden bir ses geldi. Çok hafif, çok derinden gelen bir tıkırtı. Üçü birden irkildi. Baran feneri sesin geldiği yöne çevirdi. Rafların arasında bir gölge kayboldu.
Elif - (panikle) “Biri var! Biri var burada!”
Baran - “Sakin ol, belki de fareydi.”
Ama o gölge, farenin gölgesine hiç benzemiyordu. Uzun, ince, insana aitmiş gibi bir siluet…
Elif geri geri çekildi, nefesi hızlanıyordu.
Elif - “Burası doğru değil. Çıkalım buradan, lütfen!”
Asya’nın gözleri hâlâ gölgenin kaybolduğu yerdeydi.
Asya - “Hayır. Burada ne saklandığını bulmadan çıkmayacağım.”
Baran, ikisinin ortasında kalmıştı. Bir yandan Elif’in korkusunu görüyordu, diğer yandan Asya’nın inadı ağır basıyordu.
Baran - “Tamam… biraz daha bakarız, sonra çıkarız.”
---
Odadan diğer bir kapı daha vardı. Ağır demirden yapılmış, üzerinde büyük bir asma kilit sallanıyordu. Kilit paslanmış, neredeyse parçalanacak gibiydi.
Baran kilidi eline aldı, hafifçe salladı. Kilit anında kırılıp yere düştü. Ses koridorda yankılandı.
Kapı açıldığında, içeriden boğucu bir koku yayıldı. Metalik, çürük, mide bulandırıcı… Elif hemen ağzını kapattı.
Elif - “Bu koku… dayanılmaz!”
Baran - “Sanki… paslı metal değil. Daha farklı…”
Asya, yüzünü buruşturmadan içeri girdi. El feneriyle etrafı taradı. Odanın ortasında büyük bir sandık vardı. Ahşabı çatlamış, demir kenarları paslanmıştı.
Asya - “İşte… cevabımız burada.”
Baran tereddütle sandığın kapağını kaldırdı. İçeriden toz ve küf bulutları yükseldi. Ama bununla birlikte ağır bir çürüme kokusu yayıldı.
Sandığın içi eski giysiler, yırtık defterler ve… bir insan kemiğiyle doluydu.
Elif çığlık attı.
Elif - “Aaaaaaahhh!”
Dizlerinin bağı çözüldü, yere düştü. Gözlerini kapattı, nefes nefese ağlıyordu.
Baran - “Tanrım… bu… bu gerçek!”
Elinde tuttuğu şey, insan kafatasına benziyordu. Çatlamış, sararmış, zamanla parçalanmış…
Asya’nın gözlerinde hiçbir korku yoktu. Yalnızca soğuk bir merak.
Asya - “Demek ki söylentiler doğruymuş. Cesedi saklamışlar.”
Elif’in titreyen sesi duyuldu.
Elif - “Buradan gitmeliyiz… hemen gitmeliyiz!”
Ama o sırada, odanın kapısı kendiliğinden kapandı. Gürültüyle çarpan kapı, arkasından kilitlenmiş gibi bir ses çıkardı.
Üçü birden kapıya döndü.
Baran - “Hayır… biri bizi burada kilitledi!”
Elif’in kalbi çılgınca çarpıyordu. Gözlerinden yaşlar süzülürken fısıldadı:
Elif - “Bizi istemiyorlar… Burada olmamızı istemiyorlar…”
Ve tam o anda, sandığın içinden gelen bir ses duyuldu. Çok derinden, boğuk, nefes gibi bir ses.
“Gitmediniz…”
Baran feneri sandığın içine çevirdi. Kemikler hareket etmiyordu. Ama ses tekrar duyuldu.
“Gitmediniz…”
Elif’in çığlığı karanlıkta yankılandı.
---
Ve böylece üçü, okulun gizli katında yıllardır gömülü kalan bir sırrı açığa çıkarmıştı. Ama bu sadece geçmişin hayaleti değildi. Onları daha karanlık bir hikâyeye sürükleyecek bir başlangıçtı.
Bölüm etkileşimi
