13. bölüm · Bozkırın kızı(Tamamlandı)
12. Bölüm- yaşayan geçmiş
Merhabaa 🌷
Yeni bölüme hoş geldiniz. Umarım beğenirsiniz. Bölümü okuduktan sonra yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın. 💗
Keyifli okumalar. ✨🐺
~~~
"Sen..."
Sesim fısıltıdan öteye geçmiyor.
Yağmur, yüzümden süzülürken karşımda duran adama bakıyorum.
Yıllardır zihnimin en karanlık köşesinde duran o yüz...
Bir fotoğraf karesinden çıkıp karşıma dikilmiş gibi.
İmkânsız.
Bu adam...
Babamın en yakın silah arkadaşıydı.
Albay Kaan Ergin.
Ben çocukken evimize gelir, bana çikolata getirirdi.
Sonra bir gün ortadan kaybolmuştu.
Bana onun da şehit olduğu söylenmişti.
Adam gözlerini bana dikiyor.
Yüzünde ne öfke var ne de korku.
Sadece yorgunluk...
"Eda..."
İsmimi biliyor.
Bir adım atıyorum.
"Sen... ölmemiştin."
Dudaklarının kenarı acı bir gülümsemeyle kıvrılıyor.
"Bazı insanlar ölmez."
"Sadece öldü sanılır."
Tam bir şey söyleyecekken...
"Eda! Geri çekil!"
Turan'ın sesi sokağı dolduruyor.
Aynı anda bir silah sesi duyuluyor.
Refleksle eğiliyorum.
Kurşun duvara saplanıyor.
Kaan Ergin bana bakıyor.
"Henüz zamanı değil."
Arkasını dönüp dar sokağa koşmaya başlıyor.
"Dur!"
Peşinden fırlıyorum.
Bu kez kaçmasına izin vermeyeceğim.
Sanayi bölgesinin dar sokaklarında nefes nefese koşuyorum.
Yağmur zemini kayganlaştırıyor.
Ayak seslerim boş depoların arasında yankılanıyor.
Önümde Kaan.
Aramızdaki mesafe giderek azalıyor.
Tam kolundan yakalayacakken...
Bir motosiklet sokağa dalıyor.
Kaan arkasına bile bakmadan motosiklete atlıyor.
Gaz sesi geceyi yarıyor.
"Lanet olsun!"
Silahımı kaldırıyorum.
Ama ateş etmiyorum.
Çünkü motosikletin arkasında sivil araçlar var.
Tek bir hata...
Masum insanların hayatına mal olabilir.
Motosiklet gözden kaybolurken yumruğumu duvara vuruyorum.
Bu kadar yaklaşmıştım.
"Eda!"
Turan yanıma geliyor.
Yüzü her zamankinden daha sert.
"İyi misin?"
Başımı sallıyorum.
"Kaçtı."
"Neden ateş etmedin?"
Ona bakıyorum.
"Siviller vardı."
Kısa bir sessizlik oluyor.
Sonra başını hafifçe sallıyor.
"Doğru karardı."
Bu cümleyi ondan duymak...
Beklediğimden daha fazla şey hissettiriyor.
Depoya geri döndüğümüzde Kerem bizi kapıda karşılıyor.
"Komutanım!"
"İçeriyi temizledik."
"Bir kişi sağ yakalandı."
Emir, elleri kelepçeli adamı önümüze getiriyor.
Adam başını eğmiş.
Konuşmuyor.
Turan karşısına geçiyor.
"Adın."
Sessizlik.
"Konuş."
Adam yine susuyor.
Kerem sabırsızlanıyor.
"Komutanım, ben konuştururum."
Turan sert bir bakış atıyor.
"Hayır."
Tam o sırada ben adamın kolundaki dövmeyi fark ediyorum.
Küçük bir bozkurt sembolü.
Kalbim hızlanıyor.
"Aynı işaret..."
Adam ilk kez başını kaldırıyor.
Göz göze geliyoruz.
Sonra alaycı bir şekilde gülümsüyor.
"Çok geç."
"Neye geç?"
"Eğer Kaan'ı gördüysen..."
Bir an duruyor.
"...oyun çoktan başladı."
Şüpheli üsse götürülüyor.
Saat gece üç.
Sorgu odasının camının arkasında Turan, Emir ve Mert var.
Ben de içeri giriyorum.
Adam sandalyeye yaslanmış.
Hiç korkmuş gibi görünmüyor.
Turan masaya eski bir fotoğraf bırakıyor.
"Bu adam nerede?"
Şüpheli fotoğrafa bakıyor.
Sonra gülüyor.
"Aradığınız kişi sizi çoktan buldu."
Odadaki hava bir anda değişiyor.
"Ne demek istiyorsun?"
Adam bana dönüyor.
"Eda..."
İsmimi söylemesi tüylerimi diken diken ediyor.
"Babana çok benziyorsun."
Yumruklarımı sıkıyorum.
"Babamı nereden tanıyorsun?"
Adam cevap vermiyor.
Sadece aynı cümleyi tekrarlıyor.
"Gerçek sandığından çok daha ağır."
Sorgudan sonuç çıkmıyor.
Sinirle dışarı çıkıyorum.
Koridor bomboş.
Derin bir nefes almaya çalışırken Selin yanıma geliyor.
Elinde iki bardak kahve var.
Birini bana uzatıyor.
"İyi görünmüyorsun."
"Beni kandırmışlar, Selin."
"Küçüklüğümden beri..."
"Ne gerçek bilmiyorum."
Selin sessizce beni dinliyor.
Sonra omzuma hafifçe dokunuyor.
"Bazen en zor savaş..."
"...silahla verilen değildir."
"Gerçekle verilen savaştır."
İlk kez gözlerim doluyor.
Ama ağlamıyorum.
Çünkü kendime yıllar önce söz verdim.
Görev bitmeden gözyaşı yok.
Tam o sırada alarm çalıyor.
Aybüke koridorda koşarak geliyor.
"Nerede Turan?"
"Toplantı odasında."
"Hemen gelin!"
Hepimiz toplantı odasına giriyoruz.
Aybüke bilgisayarı ekrana yansıtıyor.
"Ellerimde yeni görüntüler var."
Video açılıyor.
Tarih...
On beş yıl önce.
Eski bir askerî üs.
Kamera uzaktan kayıt alıyor.
Görüntüde dört kişi var.
Annem...
Babam...
Kaan Ergin...
Ve yüzünü ilk kez net gördüğüm dördüncü kişi.
Odadaki herkes nefesini tutuyor.
Çünkü o kişi...
Bugün hâlâ görevde olan çok üst rütbeli bir subay.
Albay görüntüyü görünce bir adım geri çekiliyor.
"Bu..."
Sesi titriyor.
"Bu mümkün değil."
Video tam devam edecekken ekran kararıyor.
Tek satırlık bir yazı beliriyor.
"Gerçeği öğrenmek istiyorsanız, Doğu'ya gelin."
Altında yine aynı sembol.
🐺
Bozkurt.
~~~~~
Bölüm sonuna geldik. 🖤
Sizce videodaki dördüncü kişi kim? Gerçekten hain mi, yoksa daha büyük bir planın parçası mı?
Yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın. 💗
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. 🌷🐺📖✨
