12. bölüm · Bozkırın kızı(Tamamlandı)
11. Bolum- ihanetin gölgesi
Merhabaa 🌷
Yeni bölüme hoş geldiniz. 💗 Umarım bu bölümü de beğenirsiniz. Bölümü okuduktan sonra yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın.
Keyifli okumalar. ✨🐺
~~
Hayat bazen tek bir cümleyle değişir.
Benimki...
Tek bir notla değişiyor.
"Geç kaldınız."
O küçücük kâğıt parçasına bakarken içimde garip bir öfke büyüyor.
Birileri bizi adım adım izliyor.
Ne yapacağımızı biliyor.
Ve bizden hep bir adım önde.
Telefon gitmişti.
Babamın bana bırakmaya çalıştığı tek ipucu...
Bir kez daha elimden alınmıştı.
Yumruk yaptığım elim titriyor.
"Lanet olsun!"
Sesim laboratuvarın içinde yankılanıyor.
Aybüke bilgisayarın başında nefes nefese oturuyor.
"İmkânsız..."
"Ekranlar sadece dört saniyeliğine kapanmış."
"Kapılar hiç açılmamış."
Emir notu eline alıyor.
"Dışarıdan biri değil."
Başımı kaldırıyorum.
"Nereden biliyorsun?"
Kâğıdı bana uzatıyor.
"Bu not yeni bırakılmış."
"Yani telefon çalındıktan hemen sonra."
"Demek ki hırsız hâlâ üssün içindeydi."
O an herkes susuyor.
Turan'ın çenesi sıkılıyor.
Kimse söylemese de hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz.
Köstebek...
Gerçekten aramızda.
Albay bütün üssü alarma geçiriyor.
Hiç kimsenin dışarı çıkmasına izin verilmiyor.
Odalar tek tek aranıyor.
Silah depoları...
Araçlar...
Bilgisayarlar...
Her yer didik didik ediliyor.
Saatler geçiyor.
Ama hiçbir şey bulunamıyor.
Ben koridorda yürürken omzum yeniden sızlıyor.
Kurşunun acısı geçmişti.
Ama içimdeki boşluk...
Geçmiyordu.
Tam o sırada yanıma biri yaklaşıyor.
Doktor Selin.
Elinde küçük bir ilk yardım çantası var.
"Yine sargını değiştirmedin."
Gülümsemeye çalışıyorum.
"Fark edilmeyecek sandım."
"Ben fark ederim."
Kolumu tutup revirin yolunu gösteriyor.
"Gel."
İlk kez hiç itiraz etmiyorum.
Revir her zamanki gibi sessiz.
Selin dikkatlice bandajı çıkarıyor.
"İyileşiyor."
"Birkaç güne izin vermez."
"Kim?"
"Sen."
İkimiz de gülüyoruz.
Tam o sırada kapı açılıyor.
Kerem.
Elinde kocaman bir çikolata kutusu var.
Selin kaşlarını çatıyor.
"Yine ne oldu?"
Kerem masum bir ifadeyle gülümsüyor.
"Hiç."
"Geçerken uğrayayım dedim."
Selin çikolata kutusuna bakıyor.
"Bu ne?"
"Size."
"Neden?"
"Doktorlar çok çalışıyor."
Selin birkaç saniye sessiz kalıyor.
Sonra kutuyu alıyor.
"Teşekkür ederim."
Kerem'in yüzündeki gülümseme büyüyor.
Tam çıkacakken Selin sesleniyor.
"Başçavuş."
Kerem umutla dönüyor.
"Efendim?"
"Bir daha bahane uydurup revire gelirsen seni gerçekten hasta ederim."
Revir kahkahaya boğuluyor.
Kerem başını iki yana sallıyor.
"Ben vazgeçmeyeceğim."
Selin istemsizce gülümsüyor.
Sanırım...
O da bunu fark ediyor.
Akşam üzeri acil toplantı yapılıyor.
Albay masaya yeni bir dosya bırakıyor.
"Bu sabah sınır hattında yakalanan bir araç var."
Harita açılıyor.
Aracın rotası doğrudan Ankara'yı gösteriyor.
"Bagajından bir hafıza kartı çıktı."
Kalbim hızlanıyor.
"İçinde ne var?"
Albay derin bir nefes alıyor.
"Sadece tek bir fotoğraf."
Projektör açılıyor.
Fotoğraf duvara yansıyor.
Bir anda nefesim kesiliyor.
Fotoğrafta dört kişi var.
Babam...
Annem...
Ve tanımadığım iki kişi.
Ama bu kez yüzleri karalanmamış.
Adamın yüzüne dikkatlice bakıyorum.
Bir yerden tanıyorum.
Nereden?
Tam o sırada Mert konuşuyor.
"Bu adamı gördüm."
Herkes ona dönüyor.
"Nerede?"
"Üç yıl önce."
"Suriye'de."
Odanın içi sessizleşiyor.
Mert devam ediyor.
"Kod adı..."
Bir an düşünüyor.
"...Akrep."
Emir'in yüzü sertleşiyor.
"Yaşıyor olamaz."
"Öldüğü rapor edilmişti."
Mert başını sallıyor.
"Ben de öyle sanıyordum."
Toplantı bitmeden telsizden bir ses geliyor.
"Komutanım, acil ihbar!"
Albay mikrofonu alıyor.
"Dinliyorum."
"Şehrin eski sanayi bölgesinde silahlı çatışma çıktı."
"Şüphelilerden biri 'Akrep' kod adını kullandı."
Odadaki herkes ayağa kalkıyor.
Turan hiç vakit kaybetmeden emri veriyor.
"Teçhizat alın!"
"Beş dakika sonra araçtayız."
Gece çökmüş durumda.
Yağmur ince ince yağıyor.
Araç sessizce sanayi bölgesine yaklaşıyor.
Sokak lambalarının çoğu kırık.
Her yer karanlık.
Turan telsizden konuşuyor.
"Kerem ve Mert sağ taraftan."
"Emir benimle."
"Aybüke araçta kalıp kameraları takip et."
Sonra bana bakıyor.
"Eda."
"Bu kez benden ayrılma."
Başımı sallıyorum.
"Tamam."
İçimde garip bir huzur oluşuyor.
İlk kez...
Bana güveniyor.
Tam binaya yaklaşırken içeriden iki el silah sesi geliyor.
Ardından bir adam koşarak dışarı çıkıyor.
Yüzünü seçemiyorum.
Siyah kapüşon.
Elinde siyah bir çanta.
"Dur!"
diye bağırıyorum.
Adam arkasına bile bakmadan kaçıyor.
Peşinden koşmaya başlıyorum.
Aramızdaki mesafe gittikçe azalıyor.
Tam yakalayacakken...
Adam aniden duruyor.
Yavaşça arkasını dönüyor.
Ve yüzündeki maskeyi çıkarıyor.
Gözlerim büyüyor.
Çünkü karşımda gördüğüm kişi...
İmkânsız.
"Sen..."
Dizlerim olduğum yere çakılıyor.
Bu yüzü çocukluğumdan beri unutamamıştım.
Ama...
Ölmüştü.
Ya da bana öyle söylenmişti.
~~
Bölüm sonuna geldik... 🖤
😱 Sizce Eda'nın karşısına çıkan kişi kim?
Gerçekten ölü sanılan biri mi, yoksa büyük bir oyun mu oynanıyor?
Yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın. 💗
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. 🌷🐺📖✨
