15. bölüm · Born to die (Tamamlandı)

15.Bölüm

Vasilyaves .

Bu adamda ileri görüşlük vardı her şeyi biliyordu. Bende fazla hafife alıyordum. Sandığımdan daha fazla zekiydi. Tüm davetli çalışmalara çıkmaları için işaret yaptı. Hepsi sırayla odadan çıktığında ben, Asil, Asrın ve Balım kalmıştık.

“Biliyor muydun?” Ona yönelik bu sorum karşısında aramızdaki mesafeyi kapatarak önüme geldi. “Evet.” Oldukça soğuk bir tavırla konuştu. Ne zamandır biliyordu? Bana hep güvenmişti. Bu konu üzerinde daha fazla konuşacaktır ama Balıma döndü.

“Planın hiç iyi işlemiyor Balım. Örgüte giriş ve çıkışları kapatıldı. İnternet bağlantısı da yok bu yüzden kimseyi arayıp haber veremezsiniz.” İtiraz edeceğim sırada tekrardan Balıma konuştu.

“Şimdi izninle kırılan ailemi toparlamam lazım” Birkaç adım asansörleri doğru ilerlediğinde Asile seslendi. “Hiç bir yere kalmasınlar sana emanet.” Askerlik arkadaşı mıyız? Ayrıca neden bu kadar soğuk konuşuyor?

Asrının gitmesinin ardından Balım ile göz göze geldik. Keşke daha önceden haber verseydim. Şuana kadar çoktan gelirlerdi. Asile baktım. Asrına bağlı kalan tek kişi o kaldı.

Önce İris, sonra ben ve Balım.

Sırayla herkes örgüte ihanet ediyordu.

“Telefonumu almam lazım. Benim iki gün sonra uçak biletim var. İptal etmeliyim” Asil oldukça rahat bir tavırla bacaklarını öne uzatmış küçük sehpanın üzerindeki atıştırmalıktan tıkınıyordu. “Seni çoktan gitti biliyorlar”

“Ne?”

“Öyle yani. Alinin de sana yazdığı veda konuşmasını okuyamam.” Balım bu sefer telefonunu almak için konuya girdi. Telefonumu çok sonra fark etmiştim. Geldiğimde masanın üzerine koymuştum ama Asrın gidince fark ettim ki ortada yoktu.

Balımın da telefonu ortada yoktu ki. Kimse iletişime geçmiyordu. Bu konudan çoktan hazırlanmıştı olmalıydı ki Asilin telefonunda yoktu. Balım ile ona saldırıp telefonunu alabilirdik.

“Benim de telefonumu ver. Annem için kalacak yer bulmam lazım” Önündeki içeceği kafasına dikti Asil. Umursamaz duruyordu. “Onu hallettik sen kendi durumuna bak.”

Balımın da hain olduğunu biliyor muydu? Yada benim olduğumu sadece Asrın mi biliyordu? Sessiz bir bekleyiş geçti. Kimse konuşmadı. Herkes yaşadığı bu geceyi sindirmeye çalıştı.

Sonunda dayanamayıp asansöre ilerleyip kartımı okuttuğumda açılmadı. Tekrar denedim yine açılmadı.

“Kartlarınız iptal edildi. Artık çalışmıyor” Asilin sesi sakin geliyordu. Benin ardımdan Balım da kartını okuttu. O da Asilin dediğine inanmadı. Aynı tepkiyi onda da verdi. Asansör açılmadı.

“Terastan atlarım” diye inat ettim. Teras kapısını açıp dışarıdaki oturma bölümüne geçtim. Hava fazlasıyla soğuktu. Bacaklarımın titrediğini hissettim. Asile veya Balım ardımdan gelmiyordu. Çünkü bunu yapmayacağımı biliyordu.

Bu gece yıldızlar yoktu. Ay bile yoktu. Tamamen kapalıydı hava. Koltukların olduğu yeri geçerek en uç köşesine ilerledim terasın. Yüksekti. Çok yüksekti. Bir an geriye çektim kendimi.

Gerçekten atlayacak mıydım?

Atlamazsam buradan çıktığımda emniyete şikayet edeceğimi biliyorlardı. En acilinden bir operasyon hazırlayıp onları bitirecektim. Buradan çıkmamak için beni daha fazla esir tutacaklardı.

Yüksek olması umurumda değil. Atlarsam tahminen birkaç ay komada kalırım. Kemiklerim kırılır ama yaşarım. Ayaklarım tam köşesinde duruyordu. Sağ ayağımın hareket ettirip zeminden ayırdım ve boşluğa bastım. Aşağıya doğru düşmemi beklerken öyle olmamıştı.

Birinin elini belimde hissettiğimde geriye doğru çekildim. “Deli misin sen?” Bunu soran Asrındı. O biliyordu çünkü. Yapacağım dediğim her şeyi yapıyordum. Asil buna inanmasa da. Ailesi ile ne konuşmuştu? Beni ilgilendirmiyordu ama merak ediyordum.

“En ufak bir sorunda canından vazgeçmenden nefret ediyorum” diye mırıldandı kendince. Duymam sanmıştı ama duydum sadece cevap vermedim. Yürümem için Asil ve Balımın olduğu yeri işaret etti. İstemesem de şuan emirleri o veriyordu. Açıklanması uzun konular vardı. Kapalı terasa doğru ilerlerken sordum. “Ne zamandır biliyordun?”

“En başından beri” O zaman bana neden güvendin? Geçmem için kapıyı açtığında açık olan kapıdan geçtim. Balım da Asilin karşısındaki sandalyeye oturmuş birbirine nefret dolu bakışlar atıyorlardı. Oysaki düne kadar en iyi arkadaşlardı.

Balımın yanındaki sandalyeye oturunca Asrın da Asilin yanındaki sandalyeye oturduk böylece ikişerli ama karşılıklı oturuyorduk. “Anlat bakalım Balım.” Herkesin toplanmasını ardından Asil balıma kışkırtıcı sorular sormaya başladı. “Kimin içindi bu ihanet?”

“Kendim için.” Balım omuzlarını dikleştirip cevap verdi. Bu gece çok olay olacaktı. “Biliyorsun e çok kendimi düşünüyorum” dedi. Asilin Sıradaki kurbanı bendim. Aynı soruyu benim için de sordu. “Ya sen? Sen kimin için ihanet ettin?”

“Benim işim bu.” Dedim kısaca. Asrının bu mavi gözlerini üzerimde hissediyordum. Balım konuşurken bile beni izliyordu. Ne düşündüğünü bilmiyorum ama onca insanın içinden bir tek benim ihanet etmeme takılı kalmıştı. Zaten biliyordu, yaşanması mı asıl konuydu.

“Sen bilmene rağmen neden bana güvendin?” Bu sorum Asrına yönelikti. Cevap vermedi. Cevapsız soruların ikincisi eklendi. Asrın bu sefer balıma sordu. “Ailemi buraya getirerek amacın neydi?”

“Kuru kuru gitmezdi bu haberler. Renk gelsin istedim.” Balım o kadar cesurca konuşuyordu ki şaşırmadım değil. “Senin amacın ne? Bizi ne kadar burada tutacaksın?”

“Çıktığınız an ihbar edeceğinizi biliyorum.” Alayla güldüm.

“Sence çıkmadan yapamaz mıyım?” Ardından kapının sertçe kırılma sesi ve ellerinde silahla polis üniformalı adamlar. Kendimle gurur duydum. Kimse beklemiyordu. Onların gelmesi ile bende ayağa kalktım.

“Komiserim?”

Evet. Artık komiserim.

Elinde tuttuğu kelepçeyi bana fırlattığında havada yakaladım. “Tüm binayı boşaltın. Balım ve Asili serbest bırakabilirsiniz. İfade almaya gerek yok.” Başlarını onaylarcasına sağladılar ve diğer polisler etrafı incelemeye başladı. İki polis de Asil ve Balımı dışarıya çıkardı.

Asrın ile karşı karşıyaydık. Bir elimdeki kelepçeye, bir de Asrına baktım. Yolun sonuna geldik. Gözlerinde yüzlerce ifade geçti. Buruk hissettim. Çoğu konuşmamız teras katta başlamıştı ve her şeyi burada son buluyordu. Kelepçeyi açtığımda bir adım daha atıp aramızdaki mesafeyi kapattım. Pek gerçekçi olmayan bir gülümseme yerleştirdim dudaklarıma. Neden ağlayacak gibi hissediyorum?

Ben bu örgüte ait değilim. Ama neden üzülüyorum? Fazla mı darbe vurmuştuk? Hem benim hem Balımın ihaneti bitirmişti örgütü. Onu bitiren bunların yanı sıra ailesinin de gelip onu suçlamasıydı. Aynısını bende Haziranda yaşamıştım. O benim yanımda olmuştu. Ben onun hiç yanında olamamıştım. En azından hapse girmeden önce ailesi ile son kez konuşmuştu.

Bileklerini uzattığını gördüm. Zorluk çıkarmadan kabullendi. Bileklerini kelepçeye yerleştirince geri kapattım kelepçeyi. Son kez mırıldandım. “Özür dilerim” Bu özür gerçek bir özürdü. Babasını öldürdükten sonra dilediğim özür ile alakası yoktu. İçtenlikle söylemiştim.

Güvendiği kız onu bitiren oldu.

“Komiserim ondan uzak durun kalanını arkadaşlar halleder.” Arkamdaki polisin sözlerinin ardından birkaç polis gelip Asrını çıkışa doğru yürüttü. Onun gözleri benim gözlerim ile olan bakışmayı kesmedi. Konuşmadı ama çok şey anladım. Mavileri en yoğun tonunda baktı. Kahvelerim ise olması gerektiği gibi belki biraz buruk.

Kapının sonuna kadar götürdüklerini bakışmamızı bölen duvar oldu. Siyah saçlarının ve mavi gözlerini bir daha görmedim.

Polisleri ben çağırmamıştım ama Alin ile anlaşma yapmıştık. Mesaj atmazsam ters gidenler vardır diye bilmesini istedim. O haber etmiş olmalıydı ki tam zamanıydı.

Aradan çok geçmeden bende karakola gittim.

“İnanamıyorum başardın. Tebrik ederim” Adımımı atar atmaz Selin bana doğru gelerek tebrik etti. Biraz yüksek sesle konuşmuş olmalıydı ki tüm gözler bana döndü. Ardından bir alkış tufanı. Tebrikler sesi yükselişi. “”Teşekkür ederim hepinize.” Selin bana sarılmayı bıraktığında Kerem bana doğru geliyordu.

“Öncelikle tebrik ederim ama baş komiser dedi ki ifadeyi sen alçakmışsın. Seni bekliyorlar.” Ardından yanımdan geçip gitti. Ben mi alacaktım?

“Sonra konuşuruz o zaman sen işini bitir gelirsin” dedi Selin de. Koridorda ağır adımlarla sorgu odasına gidiyordum. Önce sorgu odasının yanındaki izleme odasına gittim. İçeri girmemi ve ifade almamı istiyorlardı. Zorla da ola yapmam gerekiyordu.

Asrın umarım ağzından yanlış bir şey kaçırmaz. Çünkü bizi dinleyeceklerdi. Fazlasıyla soğuk davranacaktım. Odanın kapısından içeriye girdiğimde Asrının masa başında elleri hala kelepçeli gördüm. Başının üzerinde florasan lamba küçük odayı aydınlatıyordu.

“Merhaba” Başını kaldırıp gelene bakma gereği duymamıştım. Benim olduğumu anladın diye konuşmuştum. Karşısındaki sandalyeye çekip karşılıklı masanın kenarlarında oturduk. Başını kaldırıp göz göze geldik. Arkamdaki siyah camın ardından bizi izliyorlardı. Yanlış bir kelime söylememe gerekiyordu.

“Uzatmayacağım. Sadece birkaç soru soracağım” diye bilgilendirme yaptım. Konuşmadı ama dinleyeceğine emindim. Mavileri anlam veremediğim türden bakmaya başladı.

“Neden babanın ardından örgütü yönetmeyi kabul ettin?”

“Sözüm vardı”

“Kime?”

“Birisine” Bu konuşmanın sonunda itiraflar geleceğini biliyordum. Kulağımdaki kulaklıktan ses yükseldi. Baş komiser Murat sormam gereken bir kaç soruyu söyledi. “Kaç kişiyi öldürdüğünü ve neden yaptığını sor?”

“Tahminen kaç kişiyi öldürdün?”

“Çok kişiyi.”

“Neden öldürdün? Yada neden öldürmeyi bir çözüm olarak gördün?” Evet sanki bende aynısını yapmamışım gibi işim gereği ona soruyordum. “Sen fazla adalete güveniyorsun. Rüzgar hala yaşıyor.”

Rüzgar hala yaşıyor.

Ben onu öldürmüştüm. Nasıl yaşıyordu? Şuan bunu söyleyerek bana küçük bir uyarı yaptığına emindim. Açık açık söylemiyordu ama anlayabiliyorum.

“Bu beni ilgilendirmiyor” Tam tersi fazlasıyla ilgilendiriyor. Belli etmemek için öyle söyledim ama sesimin titremesi yalan olduğunu gösteriyordu. Konuyu değiştirerek başka bir soru sordum.

“Değdi mi bu birisi için devam ettirdiği örgüt?” Başta cevap vermedi. Sustuk. Bakıştık sadece. Mavileri geceyi anımsatıyordu. “Değdi” kısık sesle mırıldandı.

Kulaklıktan yine ses yükseldi. “Tüm bu adamları nasıl topladığını sor? Ne zamana kadar devam ettirecekti bunu?”

“Nasıl kendi ekibini kurdun? Hepsini tehdit mi ettin?”

“Benim iş anlayışım sizinkinden daha farklı.” Cevap vermedi. Daha çok darlayıp, üzerine gittim ama aynı şeyleri söylemekten başka sesini çıkarmıyordu. Konuşma sonlandı evet hala sormam gereken sorular vardı. Ama o bu kısa sessizlikten yararlanıp benden rica etti.

“Kelepçeyi açar mısın?” Bileklerindeki kelepçe açık değildi. Göründüğü üzere bileklerini de fazla sıkmaktan kızartmıştı. Tereddüt ettim. Baş komiser bu sefer kulaklıktan değil odaya bağlı mikrofondan konuştu. Böylece söylediğini bende duydum Asrın da.

“Hayır sakın Mayıs! Adamın ne yapacağı belli olmaz. Açmıyorsun o kelepçeyi.” Tüm söylediklerini pek dikkate almadım. Cebimden çıkardığım anahtar ile kelepçeyi açmaya başladım. Baş komiserin itiraz sesini duyuyorduk.

“Sana zarar verirse ne yapmayı düşünüyorsun? Aptallık yapma.” Anahtar ile kelepçeyi açtığımda bilekleri hava almıştı. Kelepçe o kadar çok sıkıştı ki bileğini. Kıpkırmızı olmuş ve iz bırakmıştı. Baş komiser cevap olarak sessizce mırıldandım.

“O bana zarar vermez” İstemsizce kelimeler çıktı dilimden. O kadar emin söylemiştim ki. Asrın ile göz göze geldik. Gülümsedi bende öyle. Sessiz söylentimi kulağımdaki kulaklıktan sayesinde Baş komiser de duydu.

“Seni oraya göndererek en büyük hatayı yaptığıma eminim. Çok değişmişsin.”

“Soracağım başka bir konu kaldı mı?”

“Hayır. Tüm bilgiler davasında yazıyor. Yaptığın on araştırma çok işimize yaradı. Nasıl kendini sevdirdin onu da anlamadım ama işe yaradın” Baş komiserin aşağılayıcı konuşmasının ardından göz devirdim. Asrın bu sürede konuşmalarımızı dinliyordu çünkü odanın içine yayılan mikrofonu kapatmamıştı.

Sayfa çevirme sesi geldi. “Çalışanların adı, paranın nereden geldiği, binanın ne zaman kurulduğu, kurulurken çalışan ustalar... semboller teknolojik aletler.. hesap bilgileri.. Hepsi tamam.” Davasındaki bilgilere göz atıyordu.

“Balım Beyazgül ve Asil Akyaz.” İsimlerini söyledi sadece. “Bunların ifadesini almadan bıraktığın söyleniyor. Ne sebeple?”

“Yaptıklarımı mi sorguluyorsun? Bunca zaman onların yanında ben durdum. Gerçekten görmemişimdir.” Sertçe ona çıkışınca cevap vermedi. Yüzünün sinirden aldığı ifadeyi tahmin edebiliyorum.

“Kelepçeyi kapat. Adamlar birazdan onu götürecek.” Bileklerine baktım. Çok kötü yara olmuştu. Elim istemsizce üzerinde gezindi ve kızarık ize baktım. Ne yaptığımı fark edince elimi hızla çektim. Asrın beni izliyordu. Her hareketimi. “Gerek yok! Bileği kötü halde daha fazla kelepçe takılamayacak. Ters bir durum olursa suçlusu ben olurum” Bu halde kelepçe takılmasın destekleyecek değilim.

“Sen iyi misin?” Baş komiserin bağıran sesini işittim. “Adam insan öldürmüş sen bileğinde iz var diye kelepçe taktırmıyorsun. Ne yapacaksak hak etti.” Şiddetle bağırıyordu.

“Size ne oluyor? Sorumluluğunu ben üstleniyorum. Yorum yapmaya kapalı bir konu.”

“Çık dışarı Mayıs! İstifanı ben bile yapabilirim o yüzden derhal çık dışarı!” Odanın kapısı açıldı. Baş komiser girmişti. Alev saçan gözleri ile bana bakıyordu. Eskiden daha düşük bir rütbedeydim, şimdi öyle değil. Bu yüzden beni suçlamasına izin vermem.

“Çık dışarı!”

“Bir kez daha ona sesini yükseltirsen senin gırtlak borunu s*kerim” Asrın oturduğu yerden bağırarak ayağa kalktığında kapının önünde duran Baş komiser bile geriye doğru adımladı. Korktuğu belliydi. Bu görüntü istemsizce beni gülümsetti.

“Bana saldıracak. Sorumluluğu bende dedin tak şuna kelepçeyi!” Öncekine göre daha kısık çıktı sesi. Kapının ardında koridor gözüküyordu ve herkes arkasına toplanmış içerisini izliyordu.

“Size şuan saldırmıyor. Korkmuyorsan sen götür onu ister misin?” Kışkırtıcı bir şekilde ona sordum. Herkesin zayıf noktası vardı. Koskoca Baş komiser bile olsa korkuyordu Asrından.

“Haddini aşıyorsun Mayıs! Nerede olduğunu unutma. Ben senden büyüğüm. Bana karşı çıkamazsın.” Egosu zedelenmişti. Ona karşı çıkmıyordum benimki sadece meydan okuma.

“Onun yerine ben karşı çıkayım, ister misin?” Murat’ın üzerine yürüdü. Aralarında beş adımlık bir mesafe vardı. Baş komiser yine geriye adımladı. Asrının bileğinde iz olduğu için acıtmak istemedim ve kolundan tutarak onu durdurdum. “Sorun yok. Daha fazla uzatmayalım konuyu.” Murat şaşkınlıkla bizi izliyordu.

“Onu mu savunuyorsun? Onun tarafında mısın?”

“Kimsenin tarafında değilim.” İnanmasa da başını salladı. Arkasındaki beş, altı güvenliğe işaret yapıp Asrını almasını söyledi. Normalde iki kişi olurken altı kişi güvenlik tedbiri almak için içeriye girdi.

Onları da aynı şekilde uyardım. “Kelepçe takılmayacak” Hepsinin korktuğu gözünden anlaşılıyordu. Çünkü Asrın istese de altısını da yete sererdi.

Kollarından tutarak odadan çıkardılar. Bakışları bendeydi. Kapıdan geçtiği sırada Baş komiser öne takılmayı unutmadı. “Avukat istemediğini emin misin?” Asrin ona ters bakış attı. Susması için yeterliydi. O canına susadığım için polisler götürürken arkasından konuştu. “Haklısın. Seni savunan olmaz. Senin yaşayacağın zaman da pek olmaz”

Alttan alta ima ediyordu bir şeyleri. Koridora bende çıktığımda Asrının gözünün bende olduğunu gördüm. Koluna girmiş polisler onu ileri yürütüyordu ama o arkası dönük bana bakıyordu.

En önemlisi tüm iş arkadaşlarım koridorda onu izliyordu, ve ban baktığı için beni.

Pişman olmalı mıyım?

Yanlış bir şey yapmadım. Öyleyse neden en başında beri hatalıymışım gibi hissediyorum.

Yaptıklarım yanlış değildi ama öyle hissediyorum. Her bakışında daha çok burkuluyorum. İçimden keşke yapmasaydım nidaları yükseliyordu.

Göz temansını kesmiyordu. Koridoru dönene kadar devam etti bakışmamız. Belki de son kez mavilerine baktım. Burukça.

Bakışmayı kesen bendim. Gözlerimin dolduğunu ve göz yaşımın aktığını hissettiğimde bakışlarımı kaçırıp, önüme eğdim. Elimin tersi ile hızlıca silip kendimi toparladım.

Tekrar geri baktığımda gitmişlerdi.

Böylesi daha iyiydi belki..

Belki..

Kulaklarıma alkış sesleri doldu. Tebrikler gibi kutlama sözleri havada uçuştu. Yanıma gelip sarılanlar oldu. Onlara odaklanamıyordum.

“En yakın zamanda bunun kutlamasını yapıyoruz” diyerek bağırdı Selin. Başımı onaylayarak salladım. Mesleğimi, kariyerimi tercih etmiştim. Çünkü her duygu gelip geçicidir.

Duygularıma göre oynamıyordum. Bunu için tek pişman olduğum konunun bu olması kalbime daha ağır geliyordu.

“Mayıs!” Baş komiserin gür çıkar sesi ile ona döndüm. Arkamda duruyordu. Gözlerinde şüpheci bir ifade vardı. “Tebrik ederim. Odamda imzalanan gereken birkaç belge var. Onları da imzaladıkları sonra artık komiser olarak devam edeceksin. İstersen şimdi halledelim?”

“Tabi. Olur” Onun odasına yürümediğini ardından kalabalığın dağıldığını da gördüm. Beni kahraman olarak görüyorlardı ama benim de o yargıladıklarından bir farkım yoktu.

Şu anlık bilmeceler daha iyi, hiç bilmeceler de iyi.

“Evet burayı imzalanan yeterli.” Odasındaki kapıdan geçtikten sonra zaten masanın üzerinde duran belgeyi bana uzattı ve ardından bir tükenmez kalem.

Uzattığı kalem ve belgeyi imzalarken arkamdan geçip kapıyı kapattı. Az önce ikimiz de ateş püskürüyorduk. Bir kaç laf edecekti. Belgeyi imzaladıktan sonra masanın üzerine birkaç arkamı döndüm.

“Onunla aranda ne var?”

“Kiminle?”

“Salağa yatma Mayıs. Anlayabiliyoruz” Neyden bahsettiğiniz farkındayım. Cevaplamak istemiyordum çünkü onunla aramda ne olduğunu bende bilmiyordum. Tarifini bilmediğim bir duyguydu. Kötü mü, iyi mi onu bile ayırt edemiyordum.

“Adamı savunacağım diye beni karşına alıyorsun. Sen böyle biri değilsin!”

“Çok mu iyi tanıyorsun beni?” Hakkımda bilmeden yorum yapıyordu. Ben bile kendimi tanıyamıyorum. Başkalarının söylediği hangi cümleye inanayım?

“Konuşmayalım istersen. Bugün değil.” Cevap vermesini beklemeden odayı terk ettim. Saat haliyle geç olduğu için arabayı son sürat eve bastım.

💨

Saat 12:35, günlerden Çarşamba.

Bakışlarımı telefonuma indirdim. Henüz bir gece geçmesine rağmen her şey iki katı hızla ilerliyordu. Susmayan düşüncelerim, yaptığımın hata olduğunu söylüyordu.

Telefonumdaki bildirime baktım. Bilinmeyen bir numaradan bir konum. Açıklama yoktu. Bir yere gelmem için beni çağırıyorlardı. Kim olduğunu az çok tahmin edebiliyordum.

Asrın.

İlk günden hapisten kaçacak değildi.

Özellikle benimle konuşmak için, biri bana benim ona yaptığımı yapsa affetmem, yüzüne bile bakamazdım. Bu davetini kaçıracak değildim bu yüzden üzerime belden oturmalı mavi bir gömlek ve siyah bir pantolon geçirip evden çıktım.

Attığı konuma gidecektim. Arabayı hızla konuma sürerken konun şehrin dışına yakın bir yerde gösteriyordu. Açık açık meydanda buluşmazdı benimle. Selini aradım ama açmadı ardından mesaj attım.

Mayıs: Selin bugün biraz dinlenmem gerekiyor, yıllık izninde kullanacağım. Haberin olsun

Kısaca yazdıktan sonra araba nihayetinde konuma yaklaşmıştı. Ağaçların olduğu bir yer. Ormanın içine doğru ilerleyince sağda bir ev gördüm.

Haziran ile kavgamızda sonra geldiğimiz ev. Karşıydı. Yanında küçük bir göl vardı, ve salıncak. Hızlı adımlar ile eve doğru ilerledim. Mesafe fazla uzundu. Çok yakın gibi duruyordu, bir o kadar da uzak.

Telefonumdaki titreşimi hissettim. Ekrana baktığımda Selin arıyordu. Eve gelene kadar kısaca konuşabilirdik. Aramayı yanıtladığımda Selinin endişe dolu sesini duydum. “Sakin evden çıkma. Asrın kaçmış. Sana zarar verebilir, çok dikkatli oluyorsun” Ona gerçekleri söyleyemezdim.

“Tamam sorun yok.” Dedikten sonra telefonu kapattım. Evin önüne de gelmiştim. Kapıyı tıklatacağım sırada elim havada asılı kaldı ve kapı açıldı. Karşımda tam da beklediğim üzere Asrını gördüm. Benim gözümde hep aynı kişiydi. Sadece siyah saçları daha çok dağılmıştı. Mavi gözleri derin bakıyordu.

“Merhaba” dedim kısaca. O da ayni şekilde selamladı. İçeri geçmedim çünkü o dışarıya çıktı. “Neden kaçtın?” Dün akşamki sorgu yetmemiş gibi evet, şimdi de sorguya çekiyorum.

“Konuşmamız gereken konular olduğunu düşünüyorum” Başımı salladım. Ne hikmetse bende öyle düşünüyorum.

“Konuşalım” sessizce mırıldandım. Evin girişinde ayakta dikiliyorduk. “Neden fikrin değişmedi?” Hangi konuda diye sormak istiyorum ama geçersizdi. Biliyorum ne mamada sorduğunu.

“Değişmedi.” Neden bunca süre onların yanında olmam onları şikayet etmeyeceğimi inandırdı. Onun da amacıydı. Beni kendi örgütüne bağlayıp kolay ihanet etmememi sağlamaktı.

“Sen en başından beri biliyordun madem, neden bana daha çok güvendin?” İçtenlikle tüm soruları sormaya başladım. Aklıma gelen her düşünce ben engel olmadan ağzımdan çıkıyordu.

“Ya neden bana bu kadar güvendin? Neden her dakika yanında tuttun?” İfadesiz bir suratla beni izliyordu. Tüm bunları söylerken bağırdığımın farkında değildim. “Biliyordun. Bile bile neden-” Nefesim yetmedi. Konuşmam yarıda kesilince nefesimi tazeleyip tekrar bağırmaya başladım.

“Ben bile kendimden bu kadar emin değilken sen nasıl inandın ihanet etmeyeceğime?” Artık söylemesi gerekiyordu. Her anlamda. Neden bu kadar çok güveniyordu? Adam örgütün lideri dostlarını bile teste sokuyor. Her birini ayrı ayrı inceliyor ona göre örgütüne alıyor ben ne yaptım da bana bu kadar güveniyordu?

“Her sorumu cevapsız bıraktığın gibi bundan kaçamazsın.” Üzerine doğru birkaç adım atıp aramızdaki mesafeyi kapattım. Bunun sebebi beni daha iyi anlamalıydı. Kahvelerimde alev gibi şiddetli bir öfke varken onun mavileri söndürüyordu. Bakışlarımdaki yangını.

“Bunu da açıkla. Anlamıyorum. Neden güvendin? Ben senin güvenini kazanacak ne yaptım?” Fazla bağırıyordum. Sinirlenince elimde olmadan sesim fazla yüksek çıkıyordu.

Bir dahaki sefere daha sakin konuştum. “Son kez soruyorum. Neden bilmene rağmen bana güvendin?” Susacağını, cevap vermeyeceğini düşündüm. Ama öyle yapmadı. O da şiddetle bağırmıştı. Bu durumu bana kabullendirmek için belki. Ağzım açık onu dinledim.

“Seviyorum çünkü seni. Seviyorum lan anlamıyor musun?” Bu sefer cevap vermeden onu dinleyen bendim. Kabullendirmeye, anlatmaya çalışıyordu. “Yeterince açık değil mi? Herkes anladı seni sevdiğimi.” Ben bu kadar kör olamazdım. Farkında değildim. Hislerimin bile önüne geçmişti amacım.

Tam kavganın ortasında neden bunu söylüyordu şimdi ben nasıl bağıracaktım ona? Böyle bir aşk itirafı beklemiyordum. Onun beni sevdiğini görmeyecek kadar kör olmuş ama içimdeki ona karşı olan hisleri dinletmeyecek kadar da çaresiz hissediyordum.

Hisleri karşılıksız değildi.

Benim hislerimin aşk olduğunu kabullenmemiştim ben.

Onun gözlerinde ise anlam veremediğim o bakış Aşktı.

“İstemiyorum. Görmek istemiyorum. Yenilmek istemiyorum. Farkındayım fakat seni sevmek gururumu hiçe saymak gibi” İtirafı böyle söylememeliydim. Biraz daha ayrıntılı söylemem gerekiyordu. “Fakat sana olan hislerimi gururumdan üstün. Yenilmeyi kabul ediyorum ” Kısık sesle söylemiştim. Çünkü ona aşık olmak sanki gururumu hiçe saymak gibiydi.

Hiç beklemediğim bir gülümseme yerleşti yüzüne. Yağmur yağmaya başladı. Şiddetle yağıyordu. Yağmur damlaları sanki yüzümü dövüyordu. Son kez olacağını bilerek dudaklarını dudaklarıma bastırdı.

Geri çekilirken kulağıma doğru fısıldadı. “Sen aklımda hiç eskimeyecek kadar güzel bir anısın” Gülümsedim. Bazı şeyler sondu. Bunu hissediyorum çünkü onu yasatmayacaklardı. Benim yüzümden.

Buna rağmen bana olan sevgisi hiç azalmamış, değişmemişti.

Geri çekildiğinde cebinden bir şey çıkardı.

Kurumuş pembe lilyum çiçeği

Benim yıllar önce ona vermiş olduğum çiçekti. Ve hala saklıyordu. Gözyaşlarıma engel olamadım. Tekrar sarılacağım sırada aramızda elim kadar mesafe vardı. Kısacık o mesafede son gördüğüm onun kalbine saplanan bir kurşun.

Ve benim çığlığım.

Yere düşen bedeni..