8. bölüm · BİZİM MAHALLE
8.BÖLÜM
Aradan tam bir hafta geçmişti.
Demir'in ayağı artık eskisi kadar ağrımıyordu.
Doktor kontrolünde durumunun iyiye gittiği söylenmişti.
Ama yine de sahalara dönmesine bir hafta daha vardı.
Normal şartlarda bu, Demir için sabırsızlıkla bekleyeceği bir süre olurdu.
Futbolu seviyordu.
Takımını seviyordu.
Sahaya çıkmayı, arkadaşlarıyla birlikte mücadele etmeyi seviyordu.
Fakat son günlerde futbol bile aklına eskisi kadar gelmiyordu.
Çünkü evde yaşananlar, sahadaki sakatlığından çok daha ağır gelmeye başlamıştı.
Maçtan sonra hiçbir şey düzelmemişti.
Tam tersine...
Her şey daha da kötüleşmişti.
Demir'in ailesi, maçın yarıda kalmasını onun üzerine yıkmıştı.
Güneş de aynı baskının altında kalmıştı.
Can ve Çiçek'in evinde ise durum farklı değildi.
Çocuklar ne yaparlarsa yapsınlar yeterli görülmüyordu.
Bir gün başarıları küçümseniyor...
Başka bir gün yaptıkları en küçük hata yüzlerine vuruluyor...
Bazen de hiçbir şey yapmamış olsalar bile suçlanıyorlardı.
Dört genç de artık aynı şeyi hissediyordu:
Yorulmuşlardı.
Hem de yalnızca bedenen değil.
İçten içe...
Sessizce...
Günden güne tükeniyorlardı.
O gün öğleden sonra Can, Çiçek, Demir ve Güneş bir kafede buluşmuştu.
Kafenin en sakin köşesindeki masaya oturmuşlardı.
Masada dört içecek duruyordu.
Ama neredeyse hiçbiri içilmiyordu.
Can sandalyesine yaslanmış, dışarıdaki insanları izliyordu.
Çiçek parmaklarını birbirine kenetlemişti.
Demir sessizce masaya bakıyordu.
Güneş ise arada bir üçünün yüzüne bakıyor, sonra gözlerini kaçırıyordu.
Uzun süre kimse konuşmadı.
Sonunda Can sessizliği bozdu.
"Ben artık böyle devam edemiyorum."
Demir başını kaldırdı.
"Ben de."
Çiçek derin bir nefes aldı.
"Her gün biraz daha kötü oluyor."
Güneş'in sesi çok hafif çıktı.
"Evde kendimi güvende hissetmiyorum."
Bu cümleden sonra üçü de sustu.
Çünkü Güneş'in bunu söylemesi bile ne kadar zorlandığını anlatıyordu.
Can ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
"Bir çözüm bulmamız lazım."
Demir kaşlarını çattı.
"Ne çözümü?"
Can cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.
Sonra gözlerini arkadaşlarına çevirdi.
"Gidelim."
Çiçek hemen ona baktı.
"Gerçekten mi?"
Can başını salladı.
"Başka ne yapabiliriz?"
Demir uzun süre cevap vermedi.
Sonunda sessizce konuştu.
"Ben de bir süredir bunu düşünüyorum."
Güneş şaşkınlıkla ağabeyine baktı.
"Sen de mi?"
"Ben de."
Güneş'in gözleri doldu.
"Ya daha kötü olursa?"
Bu kez kimsenin verecek hazır bir cevabı yoktu.
Çünkü hiçbiri geleceğin ne getireceğini bilmiyordu.
Bildiği tek şey vardı.
Şu anki hayatları artık dayanabilecekleri bir yer olmaktan çıkmıştı.
Can başını ellerinin arasına aldı.
"Ne yapacağımızı bilmiyorum."
Demir ona baktı.
"Ama hiçbir şey yapmazsak ne olacağını biliyoruz."
Çiçek sessizce başını salladı.
Güneş gözlerini kapattı.
Bir süre sonra yavaşça konuştu.
"Ben sadece..."
Sesi titredi.
"...bir sabah uyandığımda yine aynı şeylerin yaşanmasından korkuyorum."
Çiçek kardeşinin elini tuttu.
"Yalnız değilsin."
Güneş ona baktı.
Çiçek hafifçe gülümsedi.
"Hiçbirimiz yalnız değiliz."
Masadaki sessizlik bu kez farklıydı.
İlk başta çaresizliğin sessizliğiydi.
Şimdi ise karar vermenin ağırlığı vardı.
Can sandalyesinde doğruldu.
"Her şeyden vazgeçmeye hazır mısınız?"
Demir hiç düşünmeden cevap verdi.
"Evet."
Çiçek birkaç saniye bekledi.
Sonra başını salladı.
"Evet."
Güneş'in cevabı daha sessizdi.
"Ağabeyim yanımda olacaksa..."
Demir kardeşinin elini sıktı.
"Olacağım."
Can üçünün yüzüne baktı.
"Ben de."
Dört genç bir süre birbirlerine baktılar.
Hiçbirinin yüzünde mutluluk yoktu.
Çünkü bu, hayalini kurdukları güzel bir macera değildi.
Bu...
Kendilerini çaresiz hissettikleri bir anda tutundukları son ihtimaldi.
Çiçek gözlerini masaya indirdi.
"Ya ailelerimiz bizi affetmezse?"
Can acı bir tebessüm etti.
"Zaten bizi anlamıyorlar."
Demir hemen araya girdi.
"Belki bir gün anlarlar."
"Belki."
Can başını salladı.
"Ama önce bizim iyi olmamız gerekiyor."
Güneş pencerenin dışındaki kalabalığa baktı.
İnsanlar günlük hayatlarına devam ediyordu.
Kimi alışveriş yapıyor...
Kimi telefonuyla konuşuyor...
Kimi arkadaşlarıyla gülüyordu.
Dışarıdaki hayat normal görünüyordu.
Onların hayatıysa hiç normal değildi.
Güneş tekrar masaya döndü.
"Bir gün gerçekten her şeyin düzeleceğine inanabilir miyiz?"
Çiçek onun elini biraz daha sıkı tuttu.
"İnanmak zorundayız."
Demir başını salladı.
"Başka türlü devam edemeyiz."
Can derin bir nefes aldı.
Sonra üçünün de gözlerinin içine baktı.
"Öyleyse kararımız belli."
Kimse konuşmadı.
Ama hepsi aynı şeyi düşünüyordu.
Gideceklerdi.
Ne kadar zor olacağını bilmiyorlardı.
Nelerle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı.
Hayatlarının bundan sonra nasıl değişeceğini de bilmiyorlardı.
Ama bildikleri bir şey vardı:
Bazen insanın önünde hiçbir kapı kalmadığını düşündüğü anlarda, elinde kalan küçücük umuda sarılır.
Belki o umut onları bambaşka bir hayata götürecekti.
Belki de hiç beklemedikleri insanlarla karşılaştıracaktı.
Belki yıllardır bilmedikleri bir gerçeği ortaya çıkaracaktı.
Ama henüz bunların hiçbirini bilmiyorlardı.
Şimdilik sadece dört genç vardı.
Ve dördünün de kalbinde aynı düşünce:
"Bir kez olsun kendi hayatımız için bir karar verelim."
Masada son kez birbirlerine baktılar.
Sonra sessizce ayağa kalktılar.
Kafeden çıktıklarında akşam güneşi şehrin üzerine düşmeye başlamıştı.
Dört genç yan yana yürüdü.
Arkalarında bıraktıkları şey yalnızca bir ev değildi.
Çocuklukları...
Aileleri...
Alıştıkları hayat...
Ve yıllardır taşıdıkları bütün o yük...
Hepsi arkalarında kalacak gibiydi.
Fakat hiçbirinin bilmediği bir şey vardı.
Onların "son umut" diye sarıldığı bu karar, aslında hayatlarının en büyük değişiminin başlangıcı olacaktı.
Ve o değişimin onları nereye götüreceğini...
Henüz hiçbiri bilmiyordu. 🤎
⚽️
Öğleden sonra güneşi pencereden içeri süzülüyordu.
Mahalle her zamanki gibi sakindi.
Sokaktan ara sıra çocukların sesleri geliyor, uzaktan bir motorun sesi duyuluyor, evlerin açık pencerelerinden günlük hayatın küçük sesleri dışarı taşıyordu.
Elif odasında yatağının kenarına oturmuş, dalgın dalgın telefonuna bakıyordu.
Fakat aklı telefonda değildi.
Bir haftadır hastanede yaşanan o anı düşünüyordu.
Demir'in yüzündeki ifade...
Arslan'ın bir anda susması...
Ve Demir'in kolunu hızla kendisine çekmesi...
Elif bunları unutamamıştı.
Kapı hafifçe tıklatıldı.
Elif başını kaldırdı.
"Gel."
Kapı açıldı.
Arda içeri girdi.
"Ne yapıyorsun?"
"Hiç."
Arda gülümseyerek yanına oturdu.
"Ben de sana bir şey soracağım."
Elif telefonunu bıraktı.
"Ne?"
Arda birkaç saniye sustu.
"Demir'le ilgili."
Elif'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ne olmuş?"
"Hiçbir şey olmadı."
Arda sakin bir şekilde konuştu.
"Ben bir şey öğrenmeye çalışıyorum."
Elif kaşlarını çattı.
"Ne öğrenmeye?"
Arda kardeşine dikkatlice baktı.
"Sen hastaneden çıktığında bir tuhaflık vardı."
Elif sustu.
"Demir'in odasına girmiştin."
"Sonra çıktın."
"Ve çıktığından beri aklın oradaymış gibi davranıyorsun."
Elif gözlerini kaçırdı.
"Abi..."
"Bir şey fark ettin, değil mi?"
Elif cevap vermedi.
Arda bu kez daha ciddi bir ifadeyle konuştu.
"Ben seni tanıyorum."
"Bir şeyi içine atıyorsan mutlaka önemli bir şeydir."
Elif derin bir nefes aldı.
Başta anlatmak istemedi.
Çünkü Demir'in kendisine söylediklerini değil, gördüklerini anlatacaktı.
Hem de başkasının aile meselesini konuşmak ona doğru gelmiyordu.
Ama Arda'nın bakışlarından bunu kolay kolay bırakmayacağını anlamıştı.
"Tamam."
Arda ona döndü.
"Anlat."
Elif birkaç saniye düşündü.
"Hastanede Demir'in yanına girdiğimde babası da odadaydı."
Arda başını salladı.
"Sonra?"
"İlk başta normal bir şey var sandım."
"Ama..."
Elif duraksadı.
"Bir şeylerin ters gittiğini hissettim."
Arda'nın yüzündeki ifade ciddileşti.
"Ne gördün?"
Elif ellerini birbirine kenetledi.
"Demir'in babası onunla konuşuyordu."
"Ses tonu sertti."
"Demir de sessizdi."
Arda dikkatle dinliyordu.
"Sonra babası Demir'in kolunu tuttu."
Arda'nın kaşları çatıldı.
"Nasıl yani?"
Elif devam etti.
"Sıkıyordu."
"Demir canının acıdığını söyledi."
"Sonra ben içeri girdim."
"Babası elini hemen çekti."
Arda bir süre konuşmadı.
Elif devam etti.
"İşte o an anladım."
"Ne anladın?"
"Demir'in sadece sakatlık yüzünden kötü olmadığını."
Arda'nın bakışları sertleşti.
"Ne demek istiyorsun?"
Elif gözlerini abosine çevirdi.
"Demir ailesinden baskı görüyor."
"Belki uzun zamandır."
"Ben o gün bunu fark ettim."
Arda birkaç saniye sessiz kaldı.
"Sen neden o anda hiçbir şey söylemedin?"
"Çünkü emin değildim."
"Bir de Demir'in yanında babası vardı."
"Orada bir şey söyleyip durumu daha kötü yapmak istemedim."
Arda başını salladı.
Bu kez yüzündeki merakın yerini düşünceli bir ifade almıştı.
"Demek o yüzden..."
Elif ona baktı.
"Ne?"
Arda bir süre düşünerek konuştu.
"Maçtan sonra Demir'in yüzü zaten çok garipti."
"Sonra hastanede ailesi..."
Cümlesini tamamlamadı.
Elif sessizce başını salladı.
"Ben de bir şeylerin ters olduğunu düşündüm."
Arda yatağın kenarına yaslandı.
"Fakat anlamadığım bir şey var."
Elif baktı.
"Ne?"
"Demir'in ailesi zengin."
"Yani..."
Arda duraksadı.
"Bu kadar büyük bir sorunları ne olabilir ki?"
Elif hafifçe kaşlarını kaldırdı.
"Abi, zengin olmak insanların sorun yaşamasını engellemiyor."
"Onu demiyorum."
Arda hemen düzeltti.
"Tabii ki onların da sorunları olabilir."
"Ama..."
Bakışlarını yere indirdi.
"Bizim mahallede herkes birbirine sahip çıkar."
"Bir çocuk evde sıkıntı yaşıyorsa en azından bir kapısı vardır."
"Onların çevresinde ise para, imkân, insanlar..."
"Nasıl böyle bir durumda kalabilirler?"
Elif bir süre düşündü.
"Belki de mesele sahip oldukları şeyler değildir."
"Belki sahip olmadıkları şeydir."
Arda ona baktı.
"Nedir?"
Elif yavaşça cevap verdi.
"Anlayış."
Arda sustu.
Elif devam etti.
"İnsan bazen her şeye sahip olabilir."
"Ev, para, imkân..."
"Ama kendisini anlayan tek bir kişi bile olmayabilir."
Bu söz Arda'nın dikkatini çekmişti.
Kardeşine baktı.
Sonra hastanede gördüğü Demir'i düşündü.
Sessizliği...
Bakışları...
Babası odaya girdiğinde değişen hâli...
Arda'nın zihninde parçalar yavaş yavaş birleşmeye başladı.
"Demek bu yüzden..."
Elif başını salladı.
"Ben sadece gördüğümü söylüyorum."
"Kesin olarak ne yaşadığını bilmiyorum."
"Ama bir şeylerin yolunda olmadığı kesin."
Arda derin bir nefes aldı.
"Rakip takım diye onları sadece rakip olarak görüyorduk."
Elif hafifçe gülümsedi.
"İnsanların hayatı sahadaki formalarından ibaret değil."
Arda başını salladı.
"Doğru."
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Dışarıdan mahallede oynayan çocukların sesleri geliyordu.
Arda pencereye doğru baktı.
"Belki de onları biraz daha tanımamız gerekiyor."
Elif abisine baktı.
"Belki."
Arda ayağa kalktı.
Ama kapıya yönelmeden önce durdu.
"Bu arada..."
Elif başını kaldırdı.
"Demir yanında olduğumuzu bilsin."
Elif gülümsedi.
"Sen zaten herkese karşı böylesin."
Arda omuz silkti.
"Mahallede öyle öğrendik."
Sonra kapıdan çıktı.
Elif arkasından bakarken tekrar düşüncelere daldı.
Hastanedeki o birkaç saniye...
Belki de düşündüğünden çok daha önemliydi.
Ve henüz ikisinin de bilmediği bir şey vardı:
Demir'in yaşadığı baskı, Can ve Çiçek'in hayatında yaşananlarla aynı hikâyenin farklı bir parçasıydı. 🤎
