7. bölüm · BİZİM MAHALLE
7.BÖLÜM
Hastanenin koridorları gecenin ilerleyen saatlerine rağmen hâlâ hareketliydi.
Beyaz ışıklar koridoru aydınlatıyor, hemşireler ellerindeki dosyalarla bir odadan diğerine geçiyor, bekleme salonunda oturan insanların sessiz konuşmaları koridorlara karışıyordu.
Demir'in odasının önünde ise alışılmadık bir kalabalık vardı.
Sadece ailesi değildi orada.
Arda...
Elif...
Ozan...
Neşe...
Mahalle takımından birkaç genç daha...
Hepsi koridorun bir köşesinde bekliyordu.
Kimse aslında neden burada olduklarını açıklamıyordu.
Kimse de bunu sorgulamak istemiyordu.
Çünkü birkaç saat önce sahada yaşananlar hâlâ herkesin aklındaydı.
Demir rakipleriydi.
Ama sakatlanmıştı.
Hepsi bu kadardı.
İnsan, karşısındaki kişinin kim olduğundan önce onun canının yandığını görebiliyordu.
Arda duvara yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmişti.
Ozan yanında sessizce oturuyordu.
Neşe ise arada bir odanın kapısına bakıyordu.
Elif diğerlerinden biraz daha uzakta duruyordu.
Sağlıkçı olduğu için Demir'in durumunu herkesten daha fazla merak ediyordu.
Bir süre sonra doktor odadan çıktı.
"Endişelenecek bir durum yok."
Herkesin yüzündeki gerginlik biraz olsun azaldı.
"Nasıl yani?"
diye sordu Arda.
"Şanslı."
Doktor sakin bir ses tonuyla devam etti.
"Önemli bir kırık ya da ciddi bir hasar görünmüyor. Bir süre dinlenmesi gerekiyor."
Elif rahat bir nefes aldı.
"Futbola ne zaman dönebilir?"
"En azından bir iki hafta sahalardan uzak kalması iyi olur."
Arda başını salladı.
"Anladım."
Doktor gittikten sonra herkes birbirine baktı.
Neşe sessizce,
"İyi bari."
dedi.
Ozan da iç çekti.
"Çok korktuk."
Elif'in gözleri odanın kapısına takıldı.
"Ben bir bakayım."
Kapıyı açıp içeri girdi.
Demir yatağın üzerinde oturuyordu.
Ayağı bandajlanmıştı.
Yüzü yorgun olsa da bilinci yerindeydi.
Elif içeri girince başını kaldırdı.
"Sen..."
Elif gülümsedi.
"Merhaba."
Demir hafifçe gülümsedi.
"Maçın yarıda kalmasına sebep oldum."
Elif kaşlarını kaldırdı.
"Saçmalama."
"Önemli olan iyi olman."
Demir kısa bir süre sustu.
"İyi olacağım."
"Doktor öyle söyledi."
Elif başını salladı.
"Bir iki hafta futbol yok."
Demir yüzünü buruşturdu.
"En kötü kısmı da o."
Elif güldü.
"Sen de biraz dinlenirsin."
Demir başını yastığa yasladı.
"Belki."
Elif birkaç dakika daha onunla konuştu.
Sonra dışarı çıktı.
Bir süre sonra odada yalnızca Demir ve babası kaldı.
Kapı kapandığında odanın havası bir anda değişti.
Arslan sandalyeden kalktı.
Demir babasına baktı.
"Ne oldu?"
Arslan cevap vermedi.
Yavaşça yatağın yanına geldi.
Bakışları sertti.
"Senin yüzünden maç yarıda kaldı."
Demir şaşkınca baktı.
"Ben bilerek düşmedim."
"Umurumda değil."
Demir'in yüzündeki ifade değişti.
"Doktor iki hafta dinlenmem gerektiğini söyledi."
Arslan'ın öfkesi dinmiyordu.
"İki hafta!"
"İki hafta boyunca sahaya çıkamayacaksın."
Demir sessiz kaldı.
Arslan elini oğlunun koluna götürdü.
Parmaklarını sertçe sıktı.
Demir yüzünü buruşturdu.
"Baba..."
"Bu kadar basit mi sanıyorsun?"
Demir kolunu kurtarmaya çalıştı.
"Canım acıyor."
Arslan elini çekmedi.
"Kaybetmemizi nasıl açıklayacağım ben?"
"Maç zaten bitmemişti."
"Kes sesini!"
Demir sustu.
Gözlerini başka tarafa çevirdi.
Arslan'ın sesi biraz daha yükseldi.
"Senin yüzünden herkesin önünde rezil olduk."
Demir'in gözleri doldu ama konuşmadı.
Babası hâlâ kolunu tutuyordu.
Tam yeniden konuşacakken...
Kapı açıldı.
"Demir?"
Elif içeri girdi.
Arslan bir anda elini çekti.
Demir de hızla kolunu kendine doğru aldı.
Elif kapının yanında birkaç saniye durdu.
İkisinin yüzüne baktı.
Sonra bakışları Demir'in koluna kaydı.
Demir'in yüzündeki ifade...
Arslan'ın bir anda susması...
Ve odadaki garip sessizlik...
Elif'in dikkatinden kaçmamıştı.
Bir şey olduğunu anlamıştı.
Ama belli etmedi.
Yüzüne sakin bir ifade yerleştirdi.
"Doktor tekrar uğrayacakmış."
Arslan hiç beklemeden cevap verdi.
"Tamam."
Elif başını salladı.
"Demir'in dinlenmesi gerekiyor."
"Ben de zaten onu dinlendiriyordum."
Arslan'ın sesi bu kez fazlasıyla sakindi.
Elif gözlerini kısa bir an babasına çevirdi.
"Öyle mi?"
Arslan cevap vermedi.
Demir ise başını öne eğmişti.
Elif yatağın yanına yürüdü.
"İyi misin?"
Demir birkaç saniye sustu.
Sonra başını kaldırdı.
"İyiyim."
Elif onun gözlerinin içine baktı.
Cevabın gerçeği tam olarak anlatmadığını hissetti.
Ama üzerine gitmedi.
Çünkü bazen bir insanın anlatmadığı şeyi zorla söylemesini istemek, ona yardım etmek değildi.
Elif sandalyeyi çekip yatağın yanına oturdu.
"Bir şeye ihtiyacın olursa söyle."
Demir hafifçe başını salladı.
"Tamam."
Arslan ise odanın diğer tarafında sessizce duruyordu.
Elif'in bakışlarının kendisini takip ettiğini hissediyordu.
Ama Elif hiçbir şey söylemedi.
Sadece ayağa kalktı.
"Ben dışarı çıkıyorum."
Kapıya doğru ilerledi.
Tam çıkacakken durdu.
Arkasını dönüp Demir'e baktı.
"Geçmiş olsun."
Demir hafifçe gülümsedi.
"Sağ ol."
Elif odadan çıktı.
Kapı kapandığında koridorda birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Arda hemen yanına geldi.
"Ne oldu?"
Elif başını iki yana salladı.
"Bir şey yok."
Ama gözleri kapıya takılmıştı.
"Elif?"
"Gerçekten bir şey yok."
Arda onu tanıyordu.
Bir şeyleri sakladığında ses tonunun değiştiğini biliyordu.
Fakat bu kez üstelemedi.
Elif tekrar odaya baktı.
İçeride bir şeyler olmuştu.
Bundan emindi.
Ama ne olduğunu henüz bilmiyordu.
Ve bazen...
Bir şeyi anlamak için hemen konuşmak değil, beklemek gerekiyordu.
Elif de beklemeye karar verdi.
Şimdilik...
