10. bölüm · BİZİM MAHALLE
10.BÖLÜM
Akşamın sessizliği evin içine çökmüştü.
Mahallede günün hareketliliği yavaş yavaş sona ermiş, sokak lambaları yanmıştı. Pencerelerden süzülen ışıklar, gecenin karanlığında küçük küçük parlıyordu.
Feraye ise yatak odasında tek başınaydı.
Yatağın kenarına oturmuş, ellerinin arasında eski bir fotoğraf tutuyordu.
Fotoğrafın kenarları yılların etkisiyle hafifçe yıpranmıştı.
Feraye'nin parmakları fotoğrafın köşesinde gezinirken gözleri görüntüden ayrılmıyordu.
Fotoğrafta çok daha gençti.
Henüz hayatın kendisine neler yaşatacağını bilmiyordu.
Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Kucağında ise iki küçük bebek...
İkizleri.
Arda ve diğer oğlu.
İkisi de küçücük ellerini havaya kaldırmış, birbirlerine neredeyse değecek şekilde yan yana duruyordu.
Feraye fotoğrafa her baktığında aynı şeyi düşünüyordu.
"İkiniz de benim çocuklarımdınız."
Sonra gözleri istemsizce fotoğraftaki diğer bebeğe kayıyordu.
İçinde yıllardır kapanmayan o boşluk yine kendini hissettirmişti.
Oğlunun yüzünü hatırlamakta bile zorlanıyordu.
Çünkü onu kaybettiklerinde daha bebekti.
Hatta...
Bir adı bile olmamıştı.
Feraye'nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Fotoğrafı biraz daha kendisine yaklaştırdı.
"Keşke..."
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
"Keşke seni biraz daha fazla tanıyabilseydim."
Tam o sırada kapı açıldı.
"Anne?"
Feraye hızla başını kaldırdı.
Kapıda Arda ve Elif vardı.
Arda içeri girmiş, Elif de onun arkasından gelmişti.
İkisi de annelerinin elindeki fotoğrafı görünce durdu.
Elif'in yüzündeki ifade değişti.
"Anne..."
Feraye fotoğrafı kapatmaya çalışmadı.
Arda birkaç adım yaklaştı.
"Bu..."
Fotoğrafa baktı.
"Bizim bebeklik fotoğrafımız mı?"
Feraye hafifçe başını salladı.
"Evet."
Elif yatağın diğer tarafına yaklaştı.
Fotoğrafa dikkatlice baktı.
İki bebeğin yan yana durduğunu görünce gözleri doldu.
Sonra annesine baktı.
"Anne, neden şimdi buna bakıyorsun?"
Feraye birkaç saniye cevap vermedi.
Fotoğrafı dizlerinin üzerine indirdi.
Sonra çok sakin bir sesle konuştu.
"Öbür oğlumu özledim."
Odanın içindeki hava bir anda değişti.
Arda'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
Elif de annesinin yanına oturdu.
Feraye fotoğrafa baktı.
"Ben bazen onu hiç tanımamış gibi hissediyorum."
"Sonra kendime kızıyorum."
"Çünkü annesiydim."
"Onu hatırlamak benim görevimmiş gibi geliyor."
Elif annesinin elini tuttu.
"Anne..."
Feraye gözlerini sildi.
"Çok küçüktü."
"Henüz adını bile koyamamıştık."
Arda sessizce dinliyordu.
Bu hikâyeyi daha önce defalarca duymuştu.
Ama annesinin ağzından her duyduğunda içi yine aynı şekilde burkuluyordu.
Feraye devam etti.
"Doğduktan birkaç gün sonra hastalandı."
Arda'ya baktı.
"Önce çok korkmadık."
"Çünkü bebeklerin bazen rahatsızlanabileceğini düşündük."
"Ama durumu hızla kötüleşti."
"Sonra hastaneye götürmeye çalıştık."
Feraye'nin sesi titremeye başladı.
"Geç kalmıştık."
"Doktorlar ellerinden geleni yaptı."
"Ama..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Elif annesinin elini daha sıkı tuttu.
Feraye gözlerini kapattı.
"Senin kardeşin o gece öldü."
Arda başını öne eğdi.
Feraye fotoğrafı tekrar eline aldı.
"İkinizi birlikte kucağıma aldığım son fotoğraf bu."
"Sonra bir tarafı boş kaldı."
Odanın içinde birkaç saniye boyunca yalnızca sessizlik vardı.
Feraye fotoğrafa bakmaya devam etti.
"İki yıl boyunca kendime gelemedim."
"Muhsin de..."
"İkimiz de onun acısıyla yaşadık."
"Sonra sen büyüdün."
Arda'ya baktı.
"Sen bize tutunacak bir dal oldun."
"Ardından Elif dünyaya geldi."
Elif gözlerini sildi.
"Ben mi?"
Feraye hafifçe gülümsedi.
"Evet."
"Sen doğduğunda evimize yeniden ses geldi."
"Yeniden gülmeye başladık."
"Acımız bitmedi."
"Ama hayat devam etmeyi öğretti."
Arda annesinin yanına oturdu.
Başını onun omzuna yasladı.
"Anne..."
Feraye oğlunun saçlarını okşadı.
"Efendim?"
"Onu unutmadık."
Feraye'nin gözleri doldu.
"Unutmadınız."
Elif de diğer yanına oturdu.
"Biz onu hiç görmedik belki."
"Ama o bizim kardeşimiz."
Feraye iki çocuğuna baktı.
İkisinin de gözleri dolmuştu.
Feraye onlara sarıldı.
Üçü bir süre öylece kaldılar.
Feraye'nin yıllardır içinde taşıdığı acı, o gece biraz daha görünür olmuştu.
Ama çocuklarının yanında olduğunu bilmek ona güç veriyordu.
Arda başını kaldırdı.
"Keşke bir adı olsaydı."
Feraye buruk bir gülümsemeyle cevap verdi.
"Ben de bunu çok düşündüm."
"Belki bir gün..."
"Belki ona bir isim verirdik."
Elif annesine sarıldı.
"Sen istediğin zaman ona bir isim verebilirsin."
Feraye gözlerini kapattı.
"Belki."
Sonra tekrar fotoğrafa baktı.
İki küçük bebeğin yüzü hâlâ yan yanaydı.
Birinin yanında yıllar boyunca büyüyen oğlu vardı.
Diğerinin ise öldüğüne inandıkları küçücük bebeğin görüntüsü...
Feraye'nin bilmediği şey ise fotoğrafın hikâyesinin henüz bitmemiş olduğuydu.
Çünkü o fotoğraftaki iki bebekten biri gerçekten kaybedilmiş değildi.
Sadece...
Yıllar önce onlardan alınmıştı.
Feraye bunu bilmiyordu.
Muhsin bilmiyordu.
Arda bilmiyordu.
Elif bilmiyordu.
Ve en acısı...
Yıllardır "öldü" diye yasını tuttukları o çocuk, başka bir evde büyümüş, bambaşka bir hayata sahip olmuştu.
Adı artık vardı.
Bir ailesi olduğunu sanıyordu.
Bir geçmişi olduğunu düşünüyordu.
Ve bir gün...
Hiç beklemediği bir anda, hayatının aslında yıllardır ona anlatılan hikâyeden çok daha farklı olduğunu öğrenecekti.
O gece Feraye fotoğrafı tekrar komodinin üzerine bıraktı.
Ama gözlerini ondan ayıramadı.
Çünkü bir annenin kalbinde, kaybettiğini sandığı evladının bıraktığı boşluk yıllar geçse bile tamamen kapanmıyordu.
Ve Feraye henüz bilmiyordu...
O boşluk aslında hiç kapanmamıştı.
Çünkü oğlu aslında hayattaydı. 🤎
