3. bölüm · BİZİM MAHALLE
3.BÖLÜM
Şehrin en gözde semtlerinden birinde yükselen gösterişli villa, dışarıdan bakan herkes için kusursuz görünüyordu.
Yüksek duvarlar...
Demir kapılar...
Bakımlı bahçeler...
Ve kusursuz görünen bir hayat...
Ama o duvarların ardında kimsenin bilmediği bambaşka bir dünya vardı.
Salonda derin bir sessizlik hâkimdi.
Çiçek, büyük pencerenin önündeki koltuğa oturmuş, elindeki kitabın sayfalarını çeviriyor gibi görünse de satırların hiçbirini okumuyordu.
Evdeki sessizlik ona huzur vermiyor...
Aksine yaklaşan fırtınanın habercisi gibi geliyordu.
Tam o sırada...
GÜM!
Evin giriş kapısı sertçe açıldı.
Ardından öfke dolu bir ses bütün villada yankılandı.
"YETER ARTIK!"
Çiçek irkilerek ayağa kalktı.
Koridora yöneldiği anda babası Tibet'i gördü.
Yüzü öfkeden kıpkırmızıydı.
Hemen arkasında ise Can vardı.
Tibet, Can'ı kolundan sertçe tutuyor, neredeyse sürükler gibi salona getiriyordu.
Bir anda Can'ı kuvvetlice itti.
Can dengesini kaybederek birkaç adım geriye savruldu.
"Bir işi de doğru yap!" diye bağırdı Tibet.
Can dişlerini sıktı.
Başını eğmişti.
Tek kelime etmiyordu.
Çiçek hızla ağabeyinin önüne geçti.
"Baba, lütfen..."
Tibet sert bakışlarını kızına çevirdi.
"Sen karışma!"
"Ama..."
"Dedim ya, karışma!"
Çiçek istemsizce sustu.
Kalbi göğsüne sığmıyor gibiydi.
Can başını kaldırmadan konuştu.
"Çiçek..."
Kız kardeşi ona baktı.
Can, belli belirsiz başını salladı.
Sanki...
"Bir şey söyleme."
demek istiyordu.
Ama bunu görmek Çiçek'in canını daha çok yakıyordu.
Tibet salonun ortasında birkaç adım attı.
İkisinin de yüzüne tek tek baktı.
"Size verdiğim imkânların kıymetini bilmiyorsunuz."
Sessizlik...
"Ben sizin yaşınızdayken..."
Yine aynı cümle...
Can ezbere biliyordu.
Çiçek de...
Her öfkesinde aynı şeyleri söylüyordu babaları.
"Bu evde benim dediğim olur."
"Beni mahcup etmeye hakkınız yok."
"Ben ne diyorsam o yapılacak."
Her cümlesi evin duvarlarına çarpıp yankılanıyordu.
Can'ın yumrukları yavaşça sıkıldı.
Ama tek kelime etmedi.
Çiçek ise gözlerini yere indirmişti.
Konuşursa daha kötü olacağını biliyordu.
Tibet son kez sert bir bakış attı.
"Kendinize çekidüzen verin."
Arkasını dönüp ağır adımlarla merdivenlere yöneldi.
Ayak sesleri yukarı kata çıkarken bütün ev yeniden sessizliğe büründü.
Sessizlik...
Ama bu kez huzurlu değildi.
Boğucuydu.
Çiçek'in dizlerinin bağı çözüldü.
Yavaşça koltuğa oturdu.
Elleri fark edilir şekilde titriyordu.
Nefesini düzenlemeye çalışıyordu ama başarılı olamıyordu.
Can da olduğu yerde hareketsiz duruyordu.
Omuzları gergindi.
Ellerini yumruk yapmıştı.
Parmakları bembeyaz kesilmişti.
İkisi de korkuyordu.
Ve bunu birbirlerinden saklamaya bile çalışmıyorlardı.
Dakikalarca kimse konuşmadı.
Sonunda Çiçek, titreyen sesiyle fısıldadı.
"...İyi misin abi?"
Can birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça kardeşine baktı.
Yüzünde zoraki bir gülümseme oluşturmaya çalıştı.
"İyiyim."
Çiçek gözlerini kaçırdı.
İkisi de bunun doğru olmadığını biliyordu.
Ama bazen...
İnsan en sevdiği kişiyi üzmemek için en büyük yalanı söylemek zorunda kalıyordu.
⚽️
Gökyüzü yavaş yavaş öğle güneşine yaklaşırken siyah bir araç büyük villanın önünde durdu.
Kapı açıldı.
Demir önce araçtan indi.
Ardından Güneş...
İkisi de sessizdi.
Sanki eve değil de sonucu belli olan bir sınava giriyorlarmış gibi ağır adımlarla yürüdüler.
Kapıyı açıp içeri girdikleri anda geniş salonun sessizliği üzerlerine çöktü.
Tam ayakkabılarını çıkarmışlardı ki...
"Siz sonunda gelmeyi uygun gördünüz demek."
Babaları Arslan'ın sert sesi bütün evi doldurdu.
Demir başını kaldırdı.
Annesi Şahika da salondaki koltukta oturuyor, memnuniyetsiz bakışlarla ikisini izliyordu.
"Okuldan çıktık, baba."
Arslan sertçe güldü.
"Ben senden açıklama mı istedim?"
Demir sustu.
Çünkü konuşursa olayın daha da büyüyeceğini biliyordu.
Şahika ayağa kalktı.
"Ne zaman sizi örnek bir evlat gibi göreceğiz acaba?"
Güneş başını eğdi.
Parmaklarını birbirine kenetledi.
"Bir şeyi de eksik yapmayın."
"Bir şeyi de yüzümü kara çıkarmadan bitirin."
Sözler peş peşe geliyordu.
Demir'in çenesi sıkıldı.
Ama yine de sessiz kaldı.
Güneş'in nefes alışları ise yavaş yavaş değişmeye başlamıştı.
Önce kısa...
Sonra daha hızlı...
Küçük bir öksürük tuttu.
Elini göğsüne götürdü.
Derin nefes almaya çalıştı.
Olmuyordu.
Göğsü sıkışıyor...
Nefesi daralıyordu.
Demir bunu fark eder etmez telaşla kardeşine döndü.
"Güneş..."
Kız cevap veremedi.
Sadece nefes almaya çalışıyordu.
Şahika bir an baktı.
Sonra yüzünü başka tarafa çevirdi.
Arslan ise sert ses tonunu değiştirmedi.
"Yine mi?"
Demir kardeşinin omzuna destek oldu.
"Baba, sonra konuşuruz."
Arslan sinirle elini salladı.
"Ne hâliniz varsa görün."
Şahika da son kez soğuk bir bakış attı.
"Biraz olgunlaşın artık."
İkisi birlikte salona geçerken arkalarında yeniden ağır bir sessizlik bıraktılar.
Demir hiç vakit kaybetmedi.
"Hadi..."
Kolunu dikkatlice Güneş'in omzuna doladı.
"Odana gidelim."
Merdivenleri yavaş yavaş çıktılar.
Her basamakta Güneş nefes almakta biraz daha zorlanıyordu.
Odasına girdiklerinde Demir hemen çalışma masasının çekmecesini açtı.
Astım ilacını eline aldı.
"Korkma..."
dedi sakin kalmaya çalışarak.
"Derin nefes almaya çalışma... Yavaş ol.
Güneş titreyen elleriyle ilacı aldı.
Demir inhaleri dikkatlice hazırladı.
"Hazır..."
Güneş ilacı kullandı.
Birkaç saniye...
Sonra bir kez daha...
Demir bütün dikkatiyle kardeşini izliyordu.
Dakikalar geçtikçe Güneş'in nefesi yavaş yavaş düzene girmeye başladı.
Omuzlarındaki gerginlik biraz olsun azaldı.
Derin bir nefes aldı.
Bu kez başarabilmişti.
Demir rahatlayarak yatağın kenarına oturdu.
"Geçti mi biraz?"
Güneş başını hafifçe salladı.
"Evet..."
Sesi hâlâ güçsüz çıkıyordu.
Demir kardeşinin saçlarını usulca okşadı.
"İyi ki yanımdasın abi..."
Bu söz Demir'in yüreğini burktu.
Küçük bir tebessüm etmeye çalıştı.
"Ben hep yanındayım."
Güneş gözlerini yere indirdi.
"Ben... çok yoruldum."
Demir'in boğazı düğümlendi.
Ne diyeceğini bilemedi.
Çünkü aynı yorgunluğu o da hissediyordu.
Aynı korkuyu...
Aynı çaresizliği...
İkisi de bu evde her gün biraz daha sessizleşiyor, biraz daha içine kapanıyordu.
Ama yine de birbirlerinden güç alıyorlardı.
Şimdilik...
Ellerinden gelen tek şey buydu.
Birbirlerinin yanında durmak.
Ve günün birinde her şeyin değişeceğine dair küçücük de olsa bir umut taşımak...
