9. bölüm · BİZİM ÇOCUKLAR

9. Bölüm: KADİR

Arzu Çiçek

Artık kardeşlerin dünyasına ve dinamiğine giriyoruz yavaş yavaş... finale son 5 bölüm kaldığını da belirtmek isterim. Fakat asla üzülmeyin, bu kurgudan hemen sonra size asla eksiklik çektirmeyip yeni kurgumu canlı kılacağım.
Bu gün ise bir bölümle daha karşınızdayım, bu gün daha çok sessiz bir Hayal okuyacaksınız gibi. Umarım bölüm güzel geçer. İyi okumalar!
Yorum ve oy atmayı unutmayım :)
🥹

"Tek dünya, ve tek hayat. Bu gün bir doğum günü!"

02.02.2017

Ah şu kardeşim dediğim insanlar yok mu? Onlar kurdu hayatımı, sonra onlar mahvetti, sonra tekrar inşaa etmeye çalıştılar. Hala çalışıyorlar. Bu çok acı verici belki, ama çok da garip.
Bu günki konumuz, Kadir. Çünkü benim en iyi hallerimi saklayan kişi oydu. Yalansız.
Lisede başıma açmadığı şey kalmamıştır. Aklımda canlanıyor hala."Hocam yemin ederim Hayal kopya çekmiş ben değil!" Beni hocaya ispiyonlaması... benimse kendimi savunmam,"Ayşe hocam yemin ederim ben kopya çekmedim. Asıl bu Kadir benden bakmış!" Demem...

Ya da benle okuldan kaçıp gizlice bira alması? Sonra benim onu Ateş'e ispiyonlamam ve dayak yemesi? Daha birçok şey...
Elimdeki krema dolu sıkma torbasını bıraktım. Deniz, yanıma geldi ellerini önlüğüne silerek. "Çok iyi iş çıkarmışsınız Hayal hanım. Böyle pürüzsüz yapmak istiyorum bende." Dedi yaptığım pasta tabanlarına bakarak. Sadece dış süslemesi kalmıştı.

Bu gün Kadir'in doğum günüydü, ve çok özel bir gündü. O bana içlerinden en az zarar veren kişiydi bu yüzden ona minnettardım. O bu pastayı da, kardeşliğimi de kesinlikle hak ediyordu.

Hazırladığım pastaya baktım ve gururla gözlerim parladı. "Güzel oldu değil mi?" Dedim ufacık bir neşeyle. Aslında son bir haftadır hiçbiriyle doğru düzgün konuşmadım. O gece, Kalye'nin bana verdiği ilaç, ve sonrasında benim derin bir şekilde sessizleşmem... Bir hafta geçti olayın üstünden, artık babamla daha çok takılıyorum, pastaneye de her gün uğruyor.

Deniz başını aşağı yukarı onaylarcasına salladı. "Evet," dedi. "Çok güzel oldu. Dışı ne renk olacak?" Diye sordu merakla.
"Sanırım turuncu. En sevdiği renktir." Dedim ona dönerek. Aklımda Kadir ve çiçekli gömlekleri canlandı. "Çok sever neşeli renkleri." Sonra tavşan kulaklı pembe pijamasını hayal ettim ve kıkırdadım.
"Ben şey demeye geldim aslında, babanız geldi." İşte o an yüzüm güldü. Büyük bri gülümsemeyle içeri doğru gittim ve babamı gördüğüm anda ona sımsıkı sarıldım. Son bir haftada ona yüz kere sarıldım belki.
Babam da beni sarmaladığında, "Ne yapıyorsun bakalım?" Diye sordu. Sesinde keyif vardı. Başımı kaldırıp ona baktım, "Kadir'in doğum günü bu gün. Ona pasta!" Neşeli sesim ona bulaşmadı çünkü onların adını dahi duymak istemiyordu. "Kadir mi? O çocukları bıraktın sanıyordum. Tekrar affetmeyeceksin değil mi?" Diye sordu endişeyle.

Ellerimi önümde birleştirdim, "Hayır," dedim. "Affetmeyeceğim. Ama Kadir bana hiç zarar vermedi. Benim için masumluk demek Kadir demek. O yüzden bunu hak ediyor."
Babam kaşlarını öyle bir çattı ki, kızmıştı bana. Ama benden çok onlara kızdı. "Fark etmez. Onlarla artık mesafeli olacaksın. Hatta istersen yanıma bile taşınabilirsin ama istemiyorsun işte. Hele o Kalye, ona bir adım dahi yaklaşamazsın." Parmağını bana doğru sallarken ellerim belime gitti. "Kalye'yi hele hiç affetmem merak etme. Sinirlerimi yeterince bozdu. Onunla işim bitti. Sonsuza dek. Evlensin de kurtulayım tamamen."

Biz bunları konuşurken başındaki fuları ve yarısı mavi saçları ile Ecrin geldi yanımıza. "Savcı!" Diye inledi. "Abim yok mu? Hayret senin kıçından başka yerler de biliyor demek!" Dirseğimi Ecrine vurdum.
Babam ise sadece kıkırdadı, "Bilmiyor kızım," dedi. "Bahçede masada oturuyor."
Bu sefer Ecrin de bende güldük. "Sen, abim ve kıçın Savcı!" Dedi Ecrin gülerken.
Babam ileri giderken elini belime atti ve beni de kendisiyle beraber bahçedeki masalardan birine otururtu. "Sana birşey söyleyeceğim," dedi karşıma oturup. Lacivert takım elbisesini düzelttikten sonra konuştu. "O evde güvende olduğunu düşünmüyorum. Hepsi delirmiş. Ve ben kızımın o evde kalıp tehlikede olmasını istemiyorum." Konu netti. Yanıma taşın.
Dudaklarımı birbirine bastırdım, "Yanına taşınmamı istiyorsun, ama benim planım farklı." Dedim. "Benim o evde kalıp bazı şeyleri düzeltmem gerek. Düzeltip vicdanımı dizginleyince o zaman evden gideceğim."
Babam elini kaldırdı, "Yanıma taşın derken bahsettiğim bu değildi," dedi. "Hayal, ben taşınıyorum. Buradaki orman evinden uzak şehirde bir yere taşınmam gerek ve seni her gün göremeyeceğim. Belki haftada bir? Ama bunu istemiyorum. Yani benle mi gelirsin, ya da onlarla mı kalırsın?"Bu çok zor bir seçimdi.
Babamla kalıp yeni bir hayat kurmak mı? Yoksa bizim çocuklarla kalıp hayatımı izlemek mi? Ah, çok zor.

"Ben..." diye mırıldandım. "Bilmiyorum. Bu çok zor. Eğer İstanbul'a dönünce onların yanına taşınmak yerine kendi evimde kalsaydım bu fikre balıklama atlardım ama şimdi onlar beni yanına aldı ve... Zor. Çok acil mi? Yani cevap vermek için ne kadar sürem var?" Diye sordum endişeli bir sesle. Babam başını iki yana salladı, masadaki elimi eline aldı. "Hemen cevap vermek zorunda değilsin. Öncesinde düşün taşın. Ama benim yanımda olman işime gelir. Baba-kız daha fazla vakit geçirebiliriz yani işlerim dışında." İçimi rahatlattı, gülümsedim.
"Ben düşüneceğim. Haber veririm." Dedim.
Eskiden olsa buna kesinlikle bizim çocuklar derdim. "Baba da neymiş sikerler!" Diyeceğime yemin edebilirim. Ama şimdi herşey farklı...
Ecrin yanımıza geldi, "Size birşey getireyim mi?" Diye sordu. Babam, Ecrin'e dönünce Ecrin hemen anladı, "Açık şekerli." Dedi. Babam ufak bir keyif kahkahası attı, "Doğru!"
Zaten geldiği bir haftada dört demlik çayımızı içmiş olabilirdi. Mehmet yan masadan yanımıza geldi. "Savcım telefon geldi gitmemiz gerek." Dediğinde babam acilen ayağa kalktı. "Git arabayı çalıştır hemen geliyorum." Dedi. Bana sarıldı yine, "İyice düşün, şimdi gitmem lazım. Görüşürüz." Dedi ve benden ayrılıp Mehmet'le koştura koştura gitti.

Ecrin elinde çayla geldiğinde hayal kırıklığına uğradı, "Ne yapayım bu çayı? Ortada kaldı." Dedi. Ayağa kalktım, "Sen iç." Dedim gülerek.
"Ben çay sevmem." Dedi Ecrin. "Deniz içsin?" "O da sevmez." "O zaman ver ben içerim."

😌

Elimde bir pasta kutusuyla eve girdim. Kadir'in doğum günü gizli bir olay değildi. Kadir'in haberi vardı akşam yapacağımız kutlamadan. Evde övünüp duruyordu. Mutfağa ilerlerken şarkısını duyuyordum, "Bu gün benim doğum günüm! Hem sarhoşum hem yastayım!" Şarkı söyleyişine kıkırdadım. Pastayı dolaba koydum.

Güneş, Kadir'in koluna vurdu. "Azıcık sessiz ol ya! Birşey okuyorum." Güneş elinde bir kitapla salonda oturuyordu. "Dışarı çık o zaman!" Dedi Kadir ona bağırıp.
Güneş elindeki kitabı ona doğru savurdu, "Dışarıda kar yağıyor salak!" Diye ciyakladı. Kadir ise Güneş'in örgü saçlarından bir örgüyü kapıp çekti. "Sus bakayım küçük! Doğum günüm bu gün benim!"Güneş örgüsünü çekiştirip, bağırıyordu, "Ya bırak saçımı! Manyak!"

Ceren geldi yukarı kattan aşağı inerek, "Ay çocuk musunuz siz! Kadir bırak kızın saçını!" Diye emredince Kadir bıraktı.
Şarkısını söylemeye devam etti, "Bu gün benim doğum günüm, Hem sarhoşum hem yastayım!" Diye bağıra bağıra mutfağa geldi. Bir kolunu omzuma attı ve, "Ne yapıyorsun bakalım kardeş?" diye sordu merakla.
Şirin bir tonda ona döndüm ve gülümseyerek, "En sevdiğim kardeşimin doğum günü için en sevdiği yemeği yapacağım!" Dedim en tatlı halimle. Kadir iki eliyle başımı tuttu ve alnımdan uzunca öptü. "En sevdiğim yemeği ha? Neymiş bakalım hatırlıyor musun?" Diye sordu bu kez. "Tabii ki hatırlıyorum," dedim hayretle. "Kremalı mantarlı makarna."
Yumruğunu sevinç nidasıyla salladı, "İşte benim bacım!" Diye sevindi.

"Sana çok güzel bir hediye hazırladım." Tüh! Bir anda ağzımdan kaçtı! Aslında ipucu bile vermeyecektim kendime söz vermiştim. Kadir ellerine sinsi bir nidayla birbirine sürttü, "Neymiş?" Diye sordu merakla. "Tabii ki de sana Söylemeyeceğim. Akşam sürpriz olacak." Dediğimde hevesi kursağında kaldı.
"Yapma be, en azından ipucu versen?"
"Olmaz! Bekle akşamı!"

Oflayıp puflayarak kollarını göğsünde kavuşturdu, "Kızım akşama daha çok var ya," diye yakındı. "Gidiyorum. En sevdiğim yemeği en güzel şekilde kardeşimin elinden yemek istiyorum!" Tripli bir şekilde mutfaktan çıkıp gitti .

Bense yemeği yapmaya koyuldum, mantarları soyarken mutfaktan içeriye Kalye girdi. Arkam dönük olsa bile onun olduğunu biliyordum. Yanıma gelerek hiç çaktırmadan mantarlardan birini eline alıp o da soymaya başladı. Tek kelime etmedim. "Nasılsın?" Diye sordu çekinerek. Gurur yaptım, daha doğrusu buna gurur da denemez. O bir hata yaptı bana yalan söyledi. Sadece bana değil bütün kardeşlerimize yalan söyledi. "İyi." Dedim.
Kalye devam etti, "Psikiyatrist nasıl gidiyor? Memnun musun?" Diye sordu bu kez.
Ha bir de o vardı. Korka korka psikiyatriye gittim. Bunun sonucunda çektiğim uykusuzlugun bedensel etkilerinden dolayı düşük dozda bir uyku ilacı yazdılar. Korkunun boşa olduğunu anladığımda sevinmiştim ve rahatlamışmıştım.

Her akşam ilacımı içiyorum. Yine de uykusuzluk çekiyorum ama en azından eskisi gibi değilim.
Mesela sabahları daha enerjik uyanıyorum. Ya da daha özgüvenliyim. Bunun bu kadar etkileyeceğini nereden bilebilirdim ki?
"Evet," dedim. "Çok memnunum."
Kalye mantarları soymaya devam etti, ondan uzaklaşarak bir tencere aldım ve içine su koyarak ocağa bıraktım. Bu sefer ben sordum, "Kadir'e hediye aldın mı?" Dedim.
Kalye başını evet anlamında salladı. "Aldım," dedi. "Peki sen?"
"Aldım."
"Ne aldın?"
"Sana söylemeyeceğim."
"Peki..."
Bazen sırf Kalye yüzünden bu evden çıkıp gidesim geliyor. Kendini affettirmeye çalışıyor aslında ama her aklıma geldiğinde bir o kadar ondan soğuyorum. İçim buz gibi oldu, ısıtmak için çok uğraşıyor.
O an aklıma bir şey takıldı, gözlerim sağ eline doğru gitti. Arada sırada nişan yüzüğünü takardı. Ama her daim yüzük parmağında bir iz olurdu. Bugün ise o iz yoktu. Bu da demek oluyor ki yüzüğünü uzun zamandır
takmıyordu...

"Bekle," dedim durdurup. "Yüzüğün nerede?"
Kalye'nin bakışları sağ elinde doğru gitti, "Artık takmıyorum." Dedi. "Neden?" Diye sordum merakla. O an kalbim nedense deli gibi çarpmaya başladı, ellerim terlemeye başladı. "Çünkü biz ayrıldık." O cümle beni benden aldı.

Aysum ve Kalye. Ayrılmıştı.
"Ne!" Dedim şokla. "Neden?" Buna böyle tepki vermeme karşı suratı tabii ki asıldı. "Çünkü evlenmek istemiyorum tamam mı? Başımı kıçımdan çıkardım, diğerleri üstüme geliyor. Evlenmek zorunda değilim!" Bir anda böyle çıkışmasına şaşırmıştım. Diğer kardeşlerimiz ona evlenmesi için baskı yapıyordu. "Ne? Neden? Evlenmek zorunda değilsin? Ama ikiniz... Yani uzun zamandır beraberdiniz." ne diyeceğimi bilemedim.
Kalye mantarları bıraktı. Dolabı açtı ve kremayı çıkardı. "Hayal, ciddi misin?" Diye sordu merakla.

Kollarımı göğsümde bağlayıp tezgaha yaslandım, onu izledim. "Kalye, neden ciddi olmayayım? En başından beri evlenmene karşı değildim. Hatta eğer mutlu olacaksan evlenmeni bile tavsiye ettim. Boşuna konuşuyoruz, sonuçta artık ayrılmışsınız. Sanırım işine falan odaklanırsın. Sergi..." duraksadım, o sergiden bir daha haber alamadım. Kalye devam ettirdi, "Sergi yarın." Dedi.Tanrım...

Kalye, bana doğru yaklaştı ve eli belimin yanımdan geçerek kremayı tezgaha koydu. Fakat çekilmedi. Önümde, hatta dibimde kaldı. Bedenim bedenine çarpıyordu. "işime odaklanacağım." Dedi kısık sesle. "Ama sergiden sonra biraz mola vermeyi düşünüyorum. Aklımda başka bir plan var." Plan mı? Yine bizden ne saklıyordu bu adam!

"ne planıymış o?" Diye sordum. "Zamanı gelince öğrenirsin." Dedi. Kestirip attı.
Bu gün Kadir'e özel olsun istiyordum. O yüzden başımdaki her bir derdi yok ettim. Kalye'yi bile...

"Kalye, bırak da ben yapayım." Dedim onun elinden malzemeleri kaparak. Kalye de yapmaya pek hevesli değildi sanki. Direkt kabul etti. "Tamam. Sana kolay gelsin, çok güzel yapacağına eminim." Dedi yumuşak yumuşak konuşarak.

Mutfaktan çıktı ve gitti. Derin bir oh çektim... yemeği yapmaya devam ettim, her zamanki gibi. Makarnayı haşladım, sonra krema ile buluşturmak için başka bir tencerede birleştirdim. Mantarları da bir tavada kavurdum. Makarna dinlenirken, başka şeyler hazırlamaya koyuldum. Mesela salata. Klasik bir salata hazırlamak için sebzeleri çıkardım ve doğramaya başladım. Bu sefer içeriye abim Ateş girdi. Mutfakta bana rahat yok mu?
"Ne yapıyorsun abiciğim?" Diye sordu merakla, bir kolunu omzuma attı. "Hiiç, Kadir'in doğum günü için birşeyler hazırlamak istedim de. En sevdiği yemeği yaptım bak," dedim ve makarna tenceresini gösterdim. "Bir de klasik şeyler işte salata falan." Dedim.

Ateş önce makarna tencersine baktı, "Güzel, güzel." Dedi. "Aferin kız sana, bu evde sonunda iyi yemek yapan bir kardeşimiz oldu." Sesi içeri gitmiş olmalı ki Güneş ve Ceren aynı anda, "Abi!" Diye haykırdı. Hallerine kıkırdayarak karşılık verdim, Ateş ise salona doğru bağırdı, "Bende sizi seviyorum kardeşlerim!"
Bir anda ona döndüm. Elimdeki bıçağı bıraktım, "Ecrinle nasıl gidiyor?" Bir anda dondu kaldı. "Ecrin mi? O kim?" Diye sordu boş bakışlarla.

Tek kaşımı usulca havaya kaldırdım, "Sen daha iyi bilirsin abiciğim?" Ateş eliyle ağzımı kapattı."Şşş!" Dedi kızarak. "Ecrinle konuştuğumu kimseye söyleme. Hiçbirine."
Kaşlarım çatıldı, elimle elini indirdim."Otuz yaşında adamsın abi! Ergen gibi niye saklıyorsun kızı?" Diye sordum merakla ama Ateş'in takıldığı kısım başkaydı sanırım, "Otuz değil, yirmi dokuz!" Diye kızdı bu kez de. Sonra da, "Ayrıca, Ecrin deli kızın teki. Çapkın, flörtöz, neşeli, depresif, dengesiz bir kadın işte. Az çok biliyorsundur. Onunla konuşuyor olmam bütün ciddi imajımı bozar benim. Diğerleri bilmesin. Sana ne anlattı?" Elleri beline gitti. Ah abi, ah!
Ciddi imaj diye diye ağa kesldi bu adam başımıza!

"Bilmem. Öpüştük dedi." Ateş'in gözleri kocaman açıldı, "Onu da mı söyledi vicdansız!" Deyince ağzım açık kaldı. Ecrin bana böyle birşey söylememişti. Şu anda uydurmuştum. "Abi!" Diye inleyince susmam için şekilden şekilde girdi. "Öyle birşey dememişti! Siz öpüştünüz mü!" Ateş en sonunda eliyle ağzımı sıkıca kapattı, yüzü resmen titriyordu."Şşşş! Sessiz olsana kızım ya! Evet, öpüştük! Gözünü seveyim kimseye söyleme!"

Gözlerim fal taşı gibi açılmış, elini ağzımdan çeksin diye bekliyordum ki mutfağın kapısının oradan kocaman bir cam kırılma sesi duydum. Kalye, elinde bir su bardağı ile mutfak kapısının önünde belirmiş ve konuşmalarımızın şoku ile bardağı yere düşürmüştü! Eli havada olan Kalye, şok etkisinde bize bakıyordu. "Abi." Dedi titreyen bir sesle. "Sen Ecrinle mi öpüştün, sen, bir, kadınla? Sen, kadınla? Kız? Dişi? Dişi varlık?"

Ateş, Kalye'nin yakasına yapıştı. "Yok köpek dişi amına koyayım! Ne var ayrıca ben bir kadınla görüşemez miyim?" Kalye, Ateş'in ellerini ittirdi ve yakasını düzeltti. "Yok abi otuz yaşında gencecik adamsın. Ama çok çektirmesinler sana dikkat et." Siktir.
"Ne çektirmesin oğlum bana?"
"Abi sus!"

"Ayrıca otuz değil. Yirmi dokuz! Yirmi dokuz!"
Kalye abartılı bir şekilde göz devirdi, "Tamam abi yirmi dokuz olsun." Dedi bıkkınlıkla.
Ellerimi belime koydum yumruk yapıp, "İkinizde mutfaktan çıkın! Yemek yapıyorum ya şurada!" Diye ciyakladım. Kalye ve Ateş aynı anda çıkarken, "Sen dur Kalye!" Diye bağırdım. Kalye olduğu yerde kaldı, sonra bana döndü. "Bu camı temizleyeceksin." Dedim parmağımşa yeri gösterip.

Kalye oflayıp pufladı, "Hayal sen yapsan? Vallahi işim var." Dediğide kaşlarım havalandı. "Evlenince de öyle dersin." Diye bir ima yaptığımda, "Evlenin... Aysumla ayrıldık ya biz kızım." Dedi ve bende önüme döndüm. Minik ve umut dolu bir tebessümle, "Aysumla demedim ki zaten." Dedim. Sarı bezi kaptı. Kollarını sıvadı. Köpek gibi camı topladı.

Kahkahayı basmamak için yerimde zor durdum. Salata malzemelerini doğramakla meşgul olmaya başladım. Kalye camı temizlemeyi bitirene kadar bende satalayı birleştirdim. Ayağa kalktı, "Bitti hanımım." Dediğinde yüzümü ekşittim. "Hanımım ne ya? Yok hanım ağa!" Ellerimi yıkadım ve kuruladım.
Kalye gülümseyerek ellerini beline koydu, "Ne var yani hanımım dediysem. Hanım hanımcık kızsın. Hanım derken öyle hanım yani. Fena bir hanım. Çılgın bir hanım." Amma da uzattın! "O hanım birazdan seni bu meyve bıçağıyla doğrayacak Kalye. Yürü be!"
Ellerini teslim olmuş biçimde kaldırıp mutfaktan çıktı.

Kadir'im, kardeşim, senin için bu mutfaktayım! Yoksa olmazdım yemin ederim! Birkaç yemek daha yapmak üzere işe koyuldum ve iş arasında da kendime bir türk kahvesi yaptım.
Ceren mutfağa girdi, üstübde her zamanki uzun pijaması ve bol hırkası vardı. "Kahve içiyorsun beni çağırmıyorsun. Ayıp gerçekten ya," dedi kaşlarını çatıp. "Ver bari falına bakayım." Elimdeki fincanı ters çevirdi.
"Fala inanmıyorum." Dedim gözlerimi devirip. Ceren ise hep inanırdı. Beş liralık bir fala bile inanıp hayatını değiştirebilirdi. Oflayıp pufladı, "Aman sanki ben inanıyorum! Eğlencesine iki laf edelim diye dedim. Az beklesin öyle bakarım şimdi." Bakmasa da olurdu aslında.

"Boş ver Ceren. İstemiyorum." Dedim ve ayağa kalktım. Sonunda mutfaktan çıkarak biraz hava almak istedim. Ceren arkamdan geldi, "Hala bana kızgınsın değil mi?" Diye sordu.
Ona döndüm ve tripli bir tavırla, "Evet," dedim. "Sana ve hepinize hala kızgınım. Kadir hariç. Bu gün onun günü ama onun dışında da bana en az zarar veren kardeşim." Ceren'in ağzı açık kaldı. "Öyle mi Hayal?" Dedi hayal kırıklığı dolu bir sesle. "Ne zarar verdik biz sana?"
"Ateş öfkesiyle, sen ve Kalye güveniyle, Güneş de zaaflarımla, hepiniz beni zayıf noktamdan vurdunuz. Ama Kadir, hiçbir şey yapmadı."
Ceren elini dizine vurdu, "Tartışmak istemiyorum... Ama hiçbir zaman amacımız bu değildi bunu sende biliyorsun." Dedi ve sonra da gitti. Yukarı kata yöneldi.
Belki değildi? Ama ne fark eder. Oldu işte. Benim kalbimi defalarca kez kırdınız.
Kapının çaldığını duymamla o yöne ilerledim, kapıyı açtığımda karşımda bir kargosu gördüm. Buraya kargo geliyor muymuş? Kaşlarım çatılmıştı şaşkınlıkla. Karşımdaki kargocu elindeki paketi uzattı. "Ateş Koroğlu mu?" Diye sordu beni süzüp. "Evet." Dedim ve paketi aldım.

Kapıyı kapattığımda pakedin nereden geldiğine bir göz atmak istedim. Göktuğ Müzikevi? Ateş neden bir müzikevinden kitap satın alır ki? Kitabın içeriği de gitarla ilgiliydi.
Ateş aşağı inerken benim elimdeki paketi gördü. Hızla bana doğru atıldı ve elimden paketi kaptı. "Kargomun sende ne işi var?" Diye sordu öfkeyle. Gerçekten sinirlenmişti. Masum masum cevap verdim, "Yanlış geldi sandım abi. Sakin ol. Sen böyle müzikle falan ilgilenmezsin ya." Dedim.
Ateş elindeki paketi bir yerlerine sıkıştırmaya çalıştı. "İlgilenmiyorum. Genel kültür."
Olduğum yerde ona garip garip bakakaldım. "Genel kültür? Gitar?" Parmağımla kitabı gösterdim.
"Ne sandın kızım, tabii!"

🥹

Yanımda oturan Güneş'in kulağına fısıldadım, "Artık pastayı getirsek mi?" Diye sordum. Güneş biraz düşündü, iki saç örgüsüyle de oynadı. "Getirelim hadi. Zaten sofrayı kurduk. Birtek pasta kaldı." Dedi.
İkimizde oturduğumuz koltuktan fırladık. Mutfaktan donmuş pastayı aldık. Üstüne mumlarını dizerek Ateş'in çakmağıyla yaktık. On beş mum koyduk. Pastanın üzerine siyah bir krema ile aynen şu yazıyı yazmıştım, Her zaman Şenol Kadir Payas!Şenol.

Pastayı elimle sağlamca tutarak içeri giderken bizim çocukların hepsi, "İyiki doğdun Kadir!" Diye şarkı söyleyip alkış yapıyordu. Kadir ise elleriyle ağzını kapattı, şaşırmış numarası yapıyordu. "Ay şokum şu an! Bu nasıl bir süpriz siz sabahtan beri benim için mi
uğraşıyorsunuz!"

Büyük bir kahkaha patlattığımda, pastayı önüne yerleştirdim. Hemen üflemek istedi ama Ceren onu durdurdu. Kadir çok hızlı davranmıştı üflemek için. "Salak dilek tutsana önce!" Diye uyardı Ceren. Kadir etrafına baktı, ve düşündü. Bir elini hafif çıkmış sakallarına götürdü. "O zaman diliyorum," dedi sesli şekilde. Bir eliyle şans işareti yaparak gözlerini kapattı, "Sonsuza kadar kardeşlerimle ve pembe tavşanlı pijamamla olmak istiyorum!" Dileğine hepimiz bir kahkha attık.

Ateş, "Senden de anca bunu beklerdim zaten." Dedi gülerek.
"Yiyelim diye kısa tuttum ya, yoksa taş gibi bir hatun da dileyebilirdim."
Kadir pastaya bayılırdı. İçeriye bisikletle daldığım o günden itibaren bunu çok iyi anlamıştım. Kadir'in en sevdiği yemek kremalı mantarlı makarna, en sevdiği tatlı da yaş pastaydı.

"Biriniz pastayı kessin o sırada diğerleri kıymetli hediyelerini takdim edebilir." Dedi Kadir eliyle saçlarını abartılı derecede düzelterek. Ateş arkasından bir paket çıkardı ve ona doğru uzattı. Kadir yargılayan bir bakışla paketi eline aldı, "Abi bu ne?" Dedi küçümseyerek. Küçük bir paketti çünkü. Ateş, Kadir'in ensesine vurdu, "Sus!" Kadir elindeki mavi renkte kaplı hediye paketini yırtarak açtı ve sonra da, hediyesine kavuştu. "Sözlük mü?"
Ateş, Kadir'e sözlük mü almış?

Ateş bize açıklamak için hızla atıldı, "Hayır normal sözlük değil. Kadir dili ve edebiyatı. Bakın," içini açtı minik kitabın. İçindeki cümlelerden birini okudu, "Ay bırak canım acıyor! Kadir Payas bu cümleyi kurduysa bir sorun yoktur ve geçip gidebilirsiniz."
Kadir ellerini göğsüne vurdu, "Adam benim filolojimi çıkarmış amına koyayım bu nasıl
hediye?"

Ateş ona birşey hatırlattı, "Lisede edebiyatçı proje vermişti ya hani, o sözlük lan bu. Sen de bana yapmıştın ama ben sana yapmamıştım. Ömür boyu sakla şimdi." Böyle bir proje mi yapmışlar? Hiç hatırlamıyorum! Ceren kocaman bir kahkaha attı, "Ay inanmıyorum abi! Senelerdir saklıyor musun bunu otuz yaşına geldin!" Ateş durur mu, "Otuz değil, yirmi dokuz!" Diye inletti evi.

Bu sefer, masadaki kutulardan turuncu renk olanı Güneş kaptı, Kadir'i uzattı hevesle, küçük bir çocuktan farkı yoktu. Kadir, Güneş verdi diye paketi narin şekilde aldı. Korka korka. Paketi de yırtmadı, ama yerini bulup özenle açtı. Orta boy bir paketti."Ama sen şu an bana..." dedi Kadir hediyesine bakıp. En sevdiği renk olan turuncu renkte bir bere vardı kutuda. Güneş kendisi örmüştü. "Gel kız buraya," Güneş'i kolunun altına aldı. "Üstüne de en iyi abi yazmış. Vay be, demek öyle? Gurur duydum hanımefendi!" Ateş'in yüzü bozuldu. "Demek öyle Güneş hanım!" Diye alıngan bir tavırla söylendi ama Güneş gülerek Ateş'in yanağına da bir öpücük kondurdu.
Kadir beresini başına geçirdi hemen, üstündeki mavi swethirtle çok uyumlu olmuştu. "İçindeki notu tek başıma olduğum bir zaman okuyacağım." Dedi içindeki notu kenara ayırıp. Güneş notu bir zarfın içine koymuştu.
Kadir tam diğer hediyesini alacakken, gözü pastaya ilişti. "Benim bacım pastaya yanlış yazı yazmış sanırım," dedi. Sonunda fark etmişti. "Şen ve ol ayrı olması lazım değil mi? Her zaman şen ol Kadir Payas? Baş harfi de büyük bunun. Kızım yazarken aklın nerdeydi, neyse yiyeceğiz sonuçta." O an, yüzüme bilmiş bir gülüş yerleşti. Kalye ile göz göze geldik. O en başından anlamıştı. Pastanın üzerine bilerek Şenol yazdım. Sana hediyem bu kardeşim, adın. Sana kimliğini geri veriyorum yirmi yedinci yaş gününde.

Derin bir nefes verdim ve masaya bir adım daha yaklaştım. Kadir ile göz göze geldim. "Bilerek öyle yazdım," dedim. "Şenol."
Kadir anlamaz şekilde kaşlarını çatarken keyfi hala yerindeydi, diğerleri ise sorguluyordu. Kalye dışında.
"Neden?" Diye sordu Kadir meraklı bir sesle.
"Hediyen," diye mırıldandım, "Sana hediyem bu, biricik kardeşim Şenol." Cebimden doğduğunda çıkarılan eski kimliği çıkardım. Üstünde, Şenol Payas yazıyordu. Kimliğini ona uzattım, titreyen bir eliyle aldı.
"Senin adın, doğduğunda Şenol du. Belki Kadir'i benimsedin, babanın adıydı sonuçta. Ama Şenol olarak doğdun. Baban adını her zaman şen bir insan olman için Şenol koymuş." Kadir'in babası Kadir Payas. İlk Kadir Payas, ne güzel düşünmüştü.

Eline aldığı kimliğine bakarken şaşkındı, bir çocuk bile değil yeni doğmuş bir bebek gibiydi sanki. O kadar masumdu.
"Benim adım..." diye mırıldandı. Kimliğe uzaktan da yakından da baktı emin olmak için. Hayır, orada Kadir değil Şenol yazıyordu. "Şenol." İlk kez adını söyledi.
Bizimkilerin hepsi kimliğe odaklanmıştı, Kadir'e yaklaştım, hepsini itekleyip ona ulaştım, bir koluna girerek onunla beraber kimliğe baktım. Bedenini bana çevirdi, tam gözlerimin içine bakarken göz bebekleri parıldıyordu. "Her zaman kardeşim kalacaksın." Bana sımsıkı sarıldı. Kollarını hiç olmadığı kadar sıkı doladı. Bende aynı şekilde sımsıkı ona sarıldım.
Bu cümle belki basit gibi gelebilirdi ama çok özeldi. Her zaman kardeşim kalacaksın.
Kalye ile aşk yaşayıp sizi hayal kırıklığına uğratacak olsam bile mi? Evet.

"Bu kimlik sonsuza kadar bende kalacak. Belki artık adım Şenol olamaz ama içim öyle olabilir. Adım Kadir olsun ama içim Şenol kalsın." Yüzünde kocaman bir gülümseme, gözlerinde hiçbir zaman görülmeyen bir ışıltı vardı.
Ceren kollarını göğsünde bağladı, "Ama bu olmadı şimdi, biz ne hediye verirsek verelim hafif kalacak bunun yanında." Dediğinde hepimiz güldük.

Kadir ellerini beline yerleştirdi, "Öyle deme canım," dedi kocaman ve canlı bir gülümsemeyle. "Hepinizin hediyesi özel. Hepiniz de benim için özelsiniz."
Ceren verdi bu kez elindeki paketi. Çok şirin bir süslemesi vardı. Yine turuncu renkti. Kadir hediyesini açarken Ceren heyecanla bekliyordu. "Aaa!" Dedi Kadir hediyesiyle yüzleşirken. "Bu benim hep istediğim saat değil mi? Kız sen bunu nereden buldun, benim istediğimi bilen yoktu." Şaşırmıştı. Ceren kara saçlarını geriye attı, "Bilgisayarı her aldığımda sekmelerde bu saat açık oluyordu. Bende alıverdim işte." Dedi.

Kadir, Ceren'in alnına bana yaptığı gibi kocaman bir öpücük kondurdu. "Teşekkür ederim canım kardeşim benim!"
En sona Kalye kaldı. Bahsettiği hediyeyi öğrenmemize az kalmıştı. Sabah bana biraz çaktırmıştı. "Evet!" Kalye'nin ellerini vurma sesi salonda yankı yaptı. "Sıra bende." Dedi.
Bizi umursamayıp hızlıca erkeklern kaldığı odaya ilerledi, elinde kocaman bir rulo ile geri döndü. Gerçekten kocamandı. Ne kağıdıydı bu?

Ruloyu açtı, ve bize doğru sarkıttı.Ondan bir resim beklerdim aslında, ama değildi. Bu bir krokiydi. Sanırım bir ev krokisi olmalıydı ama Kalye'nin açıklamasını bekledik.
"Bu ne Kalye?" Diye sordu Ceren.
Kalye daha fazla beklemeden konuştu, "Evimiz." Dedi. Anlamadık. Hiçbirimiz."Hani bir gün birimiz evlenirse diye, aşağı kattaki odayı döşemiştik ya. Hatırladınız mı? Bodrumda Hayal'in zehirlendiği o oda. Artık buna bir çözüm buldum. Bunu da kardeşimin doğum gününde açıklamak istedim." Çözüm?
"Biliyorsunuz yan tarafımız boş," diye devam etti Kalye. "Artık anlaşmamız var. Ve yan tarafımıza bu evden daha küçük ama mimarisi benzer bir ev yaptırıyoruz!"

Hevesli sesi hepimizi şok etmişti. Bir ev daha mı? Hemde hemen yan araziye! "Bir dakika, bir dakika," dedi Ateş sözü devralıp. "Yani şimdi bahçenin karşısına bir ev daha mı yaptırıyoruz? Nasıl oluyor bir anda?" Diye sordu merakla.
Kalye kibar bir beyefendi gibi, "Eğer sizinde onayınız varsa, yarın hemen yapım aşamasına geçecek. Aylardır bununla uğraşıyorum. Bahçesi ortak bir ev olacak. İki katlı. Bodrumu olmayacak. Üst katta küçük küçük dört tane odası olacak. Alt katta normal iki artı bir daire cinsinden. Üst katta da iki banyo daha olacak." Bu aklımdan geçen şey miydi? Dört küçük oda...

"Hala dört çocuk mu istiyorsun?" "Evet. Üç erkek bir kız. Evin prensesi olsun."
Kalye, bu evi ikimiz için yaptırmış olabilir miydi?
Peki daha önemlisi, bu soru neden karnımda lanet kelebekler uçuşturuyor!
"Kalye," dedi Kadir. "Emin misin kardeşim? Yani ev yaptırmak kolay iş değil."
Kalye ise bir o kadar mutlu görünüyordu. Ev yaptıracağını hepimiz ilk kez duyduk. Ama bu fikir bence hepimize mükemmel geldi. Dört çocuk ve dört oda. İç ses Hayal sus lütfen!
Aklıma gelen kareleri durdurmaya çalışırken derin bir iç savaş veriyordum. Aklıma Kalye ile evli olduğum kareler geliyordu resmen! O evde beraber yemek yapışımız, Tekrar canlı model olarak beni kullanması, Parmağımızda yüzük olması ya da şövalesine dayayıp beni be... İç ses Hayal, derhal sus!

Kadir'in doğum gününe geri dönelim.
Kalye heyecanla yanıtladı, "Eminim!" Uzun zaman sonra sesindeki heyecanı fark ediyordum. "Bu ev mükemmel olacak. Ayrıca bu ev çok eski, oldu ki bir bakım gerekti diğer eve geçebiliriz kısa süreliğine. Konuştum mimarla, sekiz aya biter dedi. Mükemmel olmaz mı ama? Ekstra bir evden ne zarar gelir ki!"
"Yani bir evimiz daha oluyor ha?" Diye sordu Güneş mutlulukla. Kalye, başını umutla salladı.
Kadir soru sormak için elini kaldırdı, "O zaman benim bir sorum var," dedi. Masada duran bir tane daha kutu vardı. Hepimiz hediyemizi verdik? Bu da nereden çıktı? Bunu düşünmeye zaman kalmadan Kadir kutuyu aldı ve "Bakalım bu kutu kimden. Aaa, bendenmiş? Kendine almışım!" Bu gün süpriz günü falan mıydı acaba? Kutuyu açtığında gözlerini kocaman açtı. "Evet sorum şu. Kendi çalıştığım turzim şirketinden ayarladığım dört günlük bir termal otele kim gitmek ister?"
Ne!

😙

"Hayal!" Diye seslendi Ceren içeriden. "Kırmızı çizgili bikini mi aldık mı?" Diye sordu başını kaşıyarak.
"Aldık Ceren."
"Peki senin şu neon pembe bikinini? Hani şu aşırı seksi olan var ya."
"Aldık."
"Peki ya simli beyaz kazağım? Onu almış mıydık?"
"Aldık."
Güneş seslendi bu kez, "Peki benim termal kilotlu çorabım?" Diye sordu.
Ceren, tek kaşını usulca kaldırıp Güneş'e baktı. "Sen onu mu giyeceksin? Allah Allah, nesi var bu kızın?" Diye mırıldandı. Güneş kaşlarını çattı ve saçlarını geriye doğru attı. "Ne var yani? Hep şirin mi görünmem lazım? Kendimle baş başa olduğum vakitler bende kadınsı görünmek istiyorum." Dedi.
Ceren, yatakta oturan Güneş'in yanına oturdu. "Tabii istersin sende yetişkin bir kadınsın sonuçta. Ama normalde demezsin böyle şeyler ondan merak ettim." Dedi anlayışla.
Güneş, bağdaş kurarak Ceren'e açıkladı. "Ne bileyim çok çocuksu gibiyim ben artık. Biraz daha normal kadın gibi olmak istiyorum. Bu tatil de bir fırsat."Ceren kıkırdayarak, "Belki sana otelden şöyle yakışıklı bir adam da buluruz ha?" Dedi.

Güneş hızlıca Ceren'i kolundan dürttü, "Hayır Ceren ya! İstemiyorum sevgili falan ben böyle iyiyim." Diye ciyakladı. Ceren hiç etkilenmemişti. "Güneş!" Dedi göz devirerek. "Ben senin içini biliyorum. Sende artık hayatına birini almak istiyorsun! Hayal bile farkında değil mi Hayal?" Adım geçince aniden irkildim.
"Ah," diye mırıldandım. "Bilmem ki, senin için fena olmaz bence de. Hem ne olmuş bir erkekle tanıştın diye? Tanışmayı geç çıksan ne olur sanki! Koskoca insanlarız." Saçlarımı düzelttim.

Güneş utanmıştı, düşünmek bile onu utandırıyordu. "Ya susun ikiniz de. Ben kendimi bir erkekle hayal edemiyorum. En son üniversitede bir çocukla çıktım o kadar. O da bir ay sürdü." Buna tam da sürersiz ilişki deniyor.
Ceren bir bilgiç gibi konuyu devraldı, "Bak şimdi, o zaman cahildin. Şimdi herşey farklı. Eğer biriyle tanışırsan, hemen bizden akıl alacaksın. Ne kadar koca kız olsan da herkesin fikre ihtiyacı olur. Danış bize çekinme. Sana yardım ederiz. Hem içine sinen biri olursa kısa da sürmez." Diye açıkladı.
"Erkeklerden umudumu kestim sayılır. Ne bileyim hiç öyle düzenli ilişkim olmadı. Olsa nasıl olur bilemedim de. Boş verin, önce karşıma biri çıksın da ondan sonra bakarız."
Ben derin düşüncelere dalmışken onlar bunu konuşuyordu. Aklımdaki düşünce ise Kalye'nin yaptıracağı evdeydi. Evet, hala.
Çık aklımdan! Çık!

Neden ev? Nereden aklına geldi be adam? Nerenden çıkardın bu fikri? Nasıl akıl ettin! Delireceğim!

😙

"Herkes hazır mı!" Diye bağırdı Kadir bizim karşımıza geçip.
Hepimiz aynı anda, "Evet!" Diye bağırdık. Şu anda bir havalaanındayız. Ve evet, bağırdık.
O sırada tam arkamdan bir ses duydum, "Ben de hazırım!" Arkamı döndüğümde iki kişiyi gördüm. Vay be? Ne işi var bunların burada?
Biri, mavi saçları ve sert görünümü ile Ecrin. Diğeri ise sanırım Ceren'in misafiri olan Ceyhun! (İyiki Özgür yok.)
Ateş hemen somurtkan yüzünü takındı, "Ne işi var bunların burada?" Bunlar diyor bi de, karşısındaki kızla öpüştün unuttun mu?Yalandan öksürerek Ateş'e sinyal verdim. Anlamış olmalıydı ki hemen sustu. "Beni Ceren çağırdı, ayrıca Kadir de öyle." Dediğinde Kadir'le erkeklerin verdiği selam şeklinden yaptılar. "Beni de Ateş çağırdı. Pardon, patronum Ateş bey çağırdı."
Ateş yumruğunu havaya kaldırıp bir hareket yapınca hemen onu dizginledim ve yumruğunu indirdim. "Abiciğim misafirlerimize ne biçim davranıyorsun öyle!" Diye uyardım bir kez daha. Bu iki oldu.

Ateş dilini ısırdı, "Tamam. Tamam. Tamam. Ecrin hanım sizi önden alalım kapılar açıldı da." Dedi sinirle. Uçağın açılan kapılarından ilk Giren diyah bavuluyla Ecrin oldu. Onun peşinden bir sürü gibi giderken hostes'in Kadir'i başka bir yere götürdüğünü gördüm. Kaşlarım çatıldı ve ona seslendim,"Kadir, sen nerede?" Diye sordum.

Arkadını döndü, ve güneş gözlüğünü biraz indirdi. "Ben birinci sınıf aldım. Sonuçta doğum günü çocuğu değil mi?" Ah, havanı yesinler.
Tam arkamı döndüğümde, Kadir'in sesini duydum. "Ha bu arada," dediğinde tekrar ona döndüm. "Ecrin ve Ateş'e yan yana bilet aldım. Sende arkalarındasın. Sana güveniyorum bacikom." Kahkaha atmamak için elimle ağzımı kapattım. Kadir yine yapmış yapacağını!
Koktuğuma yerleştiğimde önümdeki abimi görüyordum. Arkasını döndü ve bana kotluğun arasından baktı, "Hayal Allah rızası için yer değiştirelim mi? Bu karıyla ben yana yana oturamam." Dedi yalvaran bir sesle.
Ecrin onu cimcirdi."Benim neyim varmış? Bir saatlik yola dayanamıyor prenses." Deyince Ateş köpürdü tabii, imajına laf ettirmez. "Sus be, yine tükürürsün suyuma falan. Korkuyorum ben senden."

"Abi sana çektirmesin Ecrin?" Tek kaşımı havaya kaldırdım ve Ateş'e baktım. "Bana ne çektirmesin lan?" Yüzündeki korkuyu görünce kocaman bir kahkaha attım.
"Sana her türlü işkenceyi çektiririm, pişman da olmam. Sonuçta artık çalışanın değilim. Değil mi Hayal?" Bana döndü, başımla onayladım. "Kork benden Ateş Koroğlu! Sana çektireceğim!"
"Bana ne çektireceksin amına koyayım!"
"Bilmem. İşkence, çile, hangisini istersen."
Bu yolculuk çok eğlenceli geçecek gibi...

🥹

Saat akşam olduğunda odalarımıza yerleşmiştik. Biz dört kızdık ve ikili kalıyorduk, erkeklerde aynı şekilde. Kalye ve Ceyhun aynı odada. Beraber resim çizerler artık.
Hava gerçekten çok soğuktu, üstüme kahverengi örme bir kazak ve termal kilotlu çorabın üstüne mini etek. Vazgeçmem. Otel çok şıktı gerçekten. Üç yıldızlı şık ve temiz bir oteldi ama titiz Ceren hanım odayı temizlemekle meşguldu. Otelin içi pek büyük olmasa da odaları bence lükstü. Erkek kadın ayrı sıcak havuzlar da vardı. Karışık havuzlar da.

Ceren'e seslendim, elindeki yer bezini bıraktı. "Ceren, ben biraz otelin cafe bölümüne gideceğim sanırım. Bahçesi güzel duruyor." Dedim ve ayağa kalktım. Ceren aşağıdan bana baktı, "İyi tamam. Bana da gelirken çay alır mısın?" Diye sordu.
Başımla onayladıktan sonra telefonumun bildirim sesiyle irkildim. Telefonuma baktığımda babamdan mesaj geldiğini gördüm. Mesaj kutusuna girdim.
Babişko: Nasıl gidiyor tatil? Vardınız mı?
Bana vardın mı diye soran ilk ebeveynim. Ve son. Ama bunu görmek nedense beni şu anda çok mutlu etmişti.

Hemen cevap yazdım otel odadından çıkarken,
Ben: Evet babacığım. Otele geldik. Burası çok güzel. Umarım bir gün ikimizde geliriz. Tatil yapacağın zaman haber et de beraber gidelim.
Mesajı yollamadım. Önce bir kez daha okudum. Göndermekten çekinmiştim. Ama sonra yolladım. Gördüğüm karşılık ile gözlerim yaşarmıştı bile.

Babişko: gideriz canımın içi, gideriz. Yeterki sen iste. Söz veriyorum senle çok güzel yerlere gideceğiz. Size iyi tatiller, dikkat et kendine ben seni her gün ararım yavrum.
Kapının önünde duyduğum gerçek bir sesle beraber irkildim. Başımı aniden telefondan kaldırınca o kişinin yüzüyle göz göze geldim. "Baban mı?"Kadir.
Üstündeki masmavi kapşonlu, ve gri eşofmanı ile çok rahat takılıyordu. "Evet." Dedim gülümseyerek.Gözümden neredeyse yaşlar akacaktı ama hemen eski moduma dönüştüm. "Nereye gidiyorsun?" Diye sordu Kadir.

"Hiiç, biraz bahçede oturmak istedim." Dedim aynı yüz ifadesiyle. "Gel bakayım buraya kardeş bozuntusu! Beraber gidelim." Beni kolunun altına almasına izin verdim. Kolumu beline atarak merdivenlerden indim. Ve sonra da cafe bölümünün bahçedeki masalarından birine oturduk.

Masaya iki tane çay söyledi Kadir. Çay söylemesi bana Ceren'e de giderken alacağımı hatırlattı. "Anlat hadi." Dedi Kadir çayından bir yudum alarak.
Onunla karşılıklı oturmuştuk, ama ikimizde su fıskiyesine bakıyorduk. "Neyi anlatayım?" Diye sordum.

"Herhangi birşeyi. İyi olmadığını biliyorum. Bana anlatabilirsin, biliyorsun bunu. Ben senin kardeşinim." Hayatımda ilk kez biriyle aynı anneden doğmuş gibi hissetmiştim. O kişi Kadir di. Derin ve içli bir nefes verdim, "Bilmiyorum ki. Kafam bulanık ve biraz mutsuzum. Ama siz varsınız, ve... Bu benim tek tesellim. İlaçlarımı içiyorum, artık daha iyiyim." Gülümsemeye çalıştım ama yüzüm allak bullak oldu.
Kadir bir elini sakallarına daldırdı, "Geçenki kriz de neydi öyle? Çok korktum. Ama en çok gitmenden değil, en çok kendine daha da zarar vermenden korktum." İşte gerçek kardeş buydu. Bu olmalıydı.

Acı dolu bir tebessüm yayıldı dudaklarıma."Artık delirmiştim. Ama gerçekten, şu anda daha iyiyim."
"Görüyorum. Gözlerinden belli. Artık biraz da olsa parlıyorlar. Belli etmesem de, içten içe senin için seviniyorum. Sen benim kardeşimsin Hayal. Her zaman öyle oldun, ve öyle olmaktan hiç vazgeçmedin. Bu benim için büyük bir nimet. Sen kardeşimsin. Bu ne biliyor musun? Benim için herşeysin demek. Bize ihanet etmiş olman kardeşim olduğun gerçeğini değiştirmez. Ben abim gibi ya da Güneş gibi düşünmüyorum. Hatanla, doğrunla, yanlışınla, sen benim kardeşimsin."

Ayağa fırladım, bir anda. Sonra o da ayağa kalktı. "Kadir," diye mırılandım. "Sarılalım mı?"
Hiç düşünmeden yanıma geldi ve bana sımsıkı sarıldı. Bu kez öylesine sıktı ki boğulma korkum oluştu. "Kardeşim..." diye mırıldandım başım göğsündeyken. "Kardeşim..." dedi aynı içtenlikle.
Ondan ayrılana kadar ne kadar vakit geçti bilmiyorum. Uzun uzun sırtımı sıvazladı, bedenimi sarmaladı, her hücremi sardı. Sarıldı bana.

Ayrılınca da kokusu üstüme sinmişti.Serçe parmağımı ona doğru kaldırdım, "Kardeşiz, sonsuza kadar." Dedim gülümseyerek. Gözlerim ışıl ışıl bir yıldız gibi parlıyordu. Bana güven dolu bir biçimdd serçe parmağını kaldırdı ve parmağını benimkine geçirdi. "Kardeşiz, kardeşim. Sonsuza kadar." Dediğinde kalbimin bir parçası tamamlandı. Geriye beş parça kalmıştı...

♾️

Gece saatleri ilerlemiş, zaman tükenmişti. Otel odasına ıssızca girerken biri kolumdan yakaladı.
"Hayal," dedi. Kalye. Bu onun sesi."Bana da öyle sarılsana." Ağlıyor muydu? Siktir.
"Kalye?" Arkamı dönüp yüzüne baktım. Hayır, ağlamıyordu. Bunu görmek içimi rahatlatmıştı. Yani biraz.
"Bana da öyle sarılır mısın?"
"Kalye..."
"Bir kez daha diz çöktürme bana. Ama eğer istersen yine çökerim."
Kendi kendime şöyle dedim, Tek dünya ve tek hayat.Sarıl gitsin.
Kalye'nin bedenine en az Kadir'e olan sertlikte sarıldım. Ama bu kez hissettiğim duygu kardeşlikle yanıp tutuşmuyordu, sevgiyle yanıp tutuşuyordu...
(A ile başlayan o kelimeyle değil...) Sevgiyle kollarında yanıp tutuştum...

...
Herkese tekrar selam canlarım, bu önümüzdeki beş bölümün her biri kardeşlerden birini içerecek. Bu bölüm Kadir'e aitti. O zaman size soru,
Önümüzdeki bölümün kardeşi kim olabilir?
Kalye evi Hayal için mi yaptırıyor?
Ya da daha kötüsü, Aysumla barışırlar mı?
En sevdiğiniz kardeş kim?
Ecrin ve Ateş ilişkisine hazır mısınız?
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere!