5. bölüm · BİZİM ÇOCUKLAR

5. Bölüm: Sayın...

Arzu Çiçek

Merhaba canlarım! Nasılsınız nasıl gidiyor? Yeni bei bölüme daha merhaba diyelim hadi. Bakalım bu bölüm bizi neler bekliyor...
Oy: 5Yorum:5
🙃

Bazı şeylerin değeri, kaybedilince anlaşılır.Bu söz birçok insan için yabancı değil. Çünkü biz gözümüzün önündeki her bir şeyin kıymetini anlayavak kapasitede varlıklar değiliz. Canlılar neden böyle ki? İnsanlar neden böyle ki? İnsanlar kaybetme eşiğinde ise, o şeyi akıllarından çıkaramazlar. Aynı şu anda altı kardeşin arasındaki gibi. Hayal İzci, gaz kaçağından dolayı zehirlenerek hastaneye kaldırıldı.

Gerçek bu. Hayal İzci, gaz kaçağından dolayı zehirlenerek hastaneye kaldırıldı.
Peki diğerleri ne hale mi geldi? Ceren ve Güneş ağlamaktan helak hale gelmişti bile. Sabahtan beri kendilerini suçlayıp duruyorlardı.
Ateş mi? O bir abi olarak bütün kardeşleri bir arada tutmaya ve üzülmeye devam ediyor. Herkese bol bol sarılıyor.

Kadir peki? O Hayal ile yaşadığı komik ve güzel anılarla boğulup kendini üzmeye ve Hayal'e haksızlık yaptığını düşünmeye devam ediyor.
En kritik şahıs, Kalye ise... kafayı yemiş gibi öfkeli ve bir psikopat gibi aklından her ihtimal geçiyor. Tam anlamı ile delirme noktasına gelmiş bir yetişkin.

Hayal'in yattığı odanın camından baktı Kalye, sonra ise Ceren'e döndü. "Ya kızım, Hayal'in bodrumdaki odada ne işi var?" Diye sordu öfkeyle ona dönüp. Ceren elleriyle yüzünü kapatmış ağlıyordu, başını kaldırıp Kalye'ye baktı. "Buraya geldiğinden beri gece bir damla uyku uyumadı Kalye." Dedi ağlaya ağlaya. "Bende, boş oda diye oraya götürdüm. Nereden bilebilirim böyle bir şey olacağını?" Dedi ve yüzünü tekrar ellerine gömdü.

Ateş yanındaki kardeşine, Ceren'e sarıldı. "Kalye, onun bir suçu yok. Adam gibi davran." Dedi uyarıcı bir sesle.

"Benim kimseyi suçladığım yok. Soruyorum sadece, sinirlerim bozuldu! Daha dün nasıldık, bu gün bu kız hastanede yatıyor!" Dedi Kalye öfkeyle hastame koridorlarını inleterek. Kadir herkesin korktuğu o soruyu sordu, "Abi, Hayal'e bir şey olmaz değil mi?" Hepsi o an sustu.

Ateş, bu gün Ceren'in görevini devralmıştı. Destekçi melek bu gün oydu. "Olmaz oğlum, olmaz. Doktor gelsin şimdi söyler." Dedi kapıyı gösterip.

Kalye parmağını hepsine sallaya sallaya, "Bana bakın, o kıza bir şey olsun. Hepinizin anasını sikerim! Dağıtırım o evi de sizi de. Siktir olur giderim." Dyie tehdit ederken en sonunda Ateş sesini yüksektti. "Bağırma Kalye, sus artık yeter. Biz sanki düşünmüyoruz. Şunların haline bak ağlamaktan gözleri şişti. Bir sensin değil mi üzülen? Madem bu kadar zaafın vardı Hayal'e sik gibi davranmayacaktın. Biz onu kabul ettik, sen etmedin."

Kalye elleriyle saçlarını çekiştirdi, "Abi beni konuşturma bak. Hep ben kabul etmiyorum zaten, hep ben suçluyum! Kalye'nin amına koyayım ben!" Diye bağırırken Güneş araya girdi. "Ya sussanıza ikinizde, kavga etseniz ne değişecek sanki?" Dedi yaslandığı yerden.
Kapının açılma sesiyle hepsi doktorun başında toplandı, "Yakınları siz misiniz?" Diye sordu doktor hepsine bakıp.

"Evet." Dedi Ateş ilk cevabı vererek.
Doktor derin nefes verdi, "Çok riskli bir durum yok. Zehirlenmeyi ilaçlarla hallettik ama biraz dinlenmeye ihtiyacı var. Bu gece hastanede tutacağız. Yarın taburcu olur." Deyince hepsi derin bir oh çekti. Sandıkları kadar kötü değildi.

"Görebilir miyiz?" Diye sordu Güneş merakla. Burnunun ucunu sildikten sonra doktordan onay aldı.

"Uyuyor, ama rahatsız etmeden görebilirsiniz." Deyince içeri fırladı hepsi. Doktor ise arkalarından duymayacakları bir şekilde, "Geçmiş olsun..." diye mırıldandız
Hepsi, uyuyan Hayal'in başında toplandı. Fakat Hayal'i görmek isteyen tek kişi onlar değildi. Kendileri sanıyorlardı ama değildi. Unuttukları şey, Hayal kimsesiz değildi.

Kapının önünde durdu, korumasına doğru baktı. "Sen burada bekle Mehmet." Diye bir emir verdiğinde içeri bir adım attı ve odadaki gençlere baktı. Eşikten geçen takım elbiseli bedeni taş gibi sertti. Ellerini önünde birleştirdi, hepsine şöyle bir baktı, bunlar çok tanıdık yüzlerdi onun için. "Hepiniz dışarı." Dedi sert bir sesle.

Kalye tam Hayal'in saçlarına dokunacakken adama dikkat kesildi. "Kim bu herif?" Dedi sinirle. Kapıya bakakaldı.

Adam ise istifini bozmadan ona bakıp yanıtladı, "Sayın Savcım diyeceksin." Dedi adam uyarıcı bir ses tonuyla. "Terör ile mücadele soruşturmaları Cumhuriyet Savcısı Erden İzci."
Hepsi adama dikkat kesildi. Odaya yerleşmek üzere iken apar topar bir şekilde tekrar toparlandılar. Ceren çıkmadan önce Hayal'in alnına bir öpücük kondurdu. "Siz..." dedi kapıdan çıkarken.

Erden göz ucu ile yan tarafında duran Ceren'e baktı. Onun annesini çok iyi hatırlıyordu ve Ceren'in de annesine ne kadar benzediğini fark etmişti hemen. Onun kızı olduğunu hemencik anlamıştı. "Kızımı görmeye geldim." Dedi Savcı Erden.

Ceren odadan çıktı, hepsi tek tek mecburen çıktı. Erden kapıyı çekmeden önce koruması Mehmet'e bir emir daha verdi. "Ben çıkana kadar bu kapıya kimse bir metreden yakın yaklaşmayacak."

Mehmet başıyla onayladı, "Emredersiniz Sayın Savcım."

Hepsi sıkıntılı sesler verirken hiçbirinin sorun yaratmaya gücü de yoktu. Sadece beklemelilerdi. Erden içeri girdi, ve Hayal'in başucundaki sandalyeye oturdu. Şu sözle konuşmaya başladı,"Özür dilerim."
"Seni bırakmamalıydım. Annenin gidişini kabullenmiş olabilirdim ama seni bırakmamalıydım."

🙃

Sanırım en son... Bilmiyorum. Aklımda hiçbir şey canlanmadı. Beyaz bir tavana bakarak uyandım. Ama anında anladım buranın hastane olduğunu. Göz ucuyla incelediğim heryer bana yabancı gelmedi. Vücudumu hissederek ne olduğunu anlamaya başlıştım.
Başımı vurup bayılmış mıydım? Hayır başım acımıyor. Peki bir yerim mi kesildi? Hayır.Benim hiçbir yerim acımıyor, sadece biraz başım dönüyor.

Odaya birinin girdiğini fark ettim. Kapıdan giren kişinin bana ne oldu sorusunu söyleyecek olan doktor olduğunu anladım. "Günaydın." Dedi önce. Doğrulmam için bana yardım ederken koluna tutundum, "Ne oldu?" Diye sordum hemem.

Doktor elindeki dosyaya baktı. "Evinizdeki gaz kaçağından dolayı zehirlenmişsin." Dediğinde şaşırdım, kaşlarım çatıldı. "Ne?" Dedim hemen. Gaz kaçağı mı?

Yavaş yavaş aklımaa gelmeye başladı. Geçen gece bodrum kattaki odada yatmıştım, yani sadece orada olmalı ki sadece ben zehirlendim. Zaten gecesinde Ceren'e sorduğum şey aklıma geldi, "Burası bir şey mi kokuyor?" "Kalye'nin yağlı boya kokusudur, her zaman kokar."
Siktir. Demek gerçekten gaz kokusuydu.
Şimdi bütün parçalar yerine oturmuştu. "Baban dışarda, haber vereyim." Doktorun sözleri ile bir kez daha baygınlık geçirecektim neredeyse. Babam mı? Buraya gelmiş olamazdı değil mi? "Babam?" Dedim şaşkınlıkla. Doktor yeni ayılmama vermiş olmalı ki pek birşey demedi. "Evet. Çağırıp geleyim." Dedikten sonra odadan çıktı.

Bir kez daha siktir. Bu olamaz!
Doktorun arkasından lacivert takım elbiseli beyaz saçlı bir adam girdiğinde ilk gözüme çarpan sağ kaşının yarısının diğer kıllara nazaran daha beyaz olmasıydı. Benim gibi. Doktor üstümüze kapıyı kapatınca yalnız kaldık.

Yavaşça yaklaşarak yanımdaki sandalyeye oturdu, "Kim olduğumu merak ediyorsundur." Dedi önce.

"Biliyorum." Dedim direkt.
"Öyle mi?" Dedi şaşkın bir bakışla.
"Savcısın. Terörle mücadele savcısı. Aynı zamanda, babamsın." Dedim bildiğim bütün bilgileri sunarak. Fazla şey bildiğimi düşünüyor olmalı ki şaşkın gözlerle baktı. "Esin sana fazla detay vermiş." Dedi.
"Halam mı? Evet." Dedim. Bilerek öyle dedim hatırlaması için.

"Zaten seni görmeye gelecektim. Bu biraz üstüne geldi. Eğer hazır değilsen gidebilirim ama bil ki bende fazla konuşacağın bir şey yok." Dedi açık ve net bir şekilde. Bence de yoktu, sadece birkaç soru vardı.
Derin bir nefes verip yanıtladım, "Biliyorum. Benim de yok. Birkaç sorum var sadece." Diye başladım. Eliyle onay verince sormam gerektiğini anladım. "Neden arkadaşlarını bıraktın?" Diye sordum.

Eskiden bir arkadaş grubuydular. Çocukluk arkadaşları. Ama annemle evlenip boşanınca bile kendini aşırı soyutladığını biliyordum.
"Bizim çocukları mı?" Diye sordu. İkimizin de aynı kelimeyi kullanması hoşuma gitti bir an.
"Evet." Dedim.

"Annenle evlenince onlarla daha da yakın olduk. Ama sorun şuydu, o zamanlar bir avukattım ve savcı olmak için aşırı çaba gösteriyordum. Sıkıntılı adamların avukatı olup fazla para almaya çalışmam sonucunda annenle boşandık. Aslında sana ve annene kimse musallat olmasın diyeydi. Çünkü annen bundan çok korkuyordu. Seni alıp gitmek istedi ve bende hepsinden uzak durmak zorundaydım." Açıklaması beni fazlasıyla tatmin etmişti, ve ona güvendiğimi de fark etmiştim.

Baban ya Hayal? Ondan olabilir mi acaba?
İkinci soruma geçtim, "Kazadan sonra cenazelerine gittin mi?" Diye sordum. Ama ek bir soru daha getirdim. "Polislerle görüşüp herşeyi aldın mı? Bütün herşeyi?" Mesela günlüklerini, mektuplarını, eşyalarını... başıyla onayladı önce, "Evet. Bununla en ön planda ilgilenen bendim." Dedi.

Son ve en can alıcı soruma gelince, "Annem ölünce neden beni yanına almadın?" Bu soruyu tek seferde sorunca kendime şaşırdım. Çünkü o kadar zamandır aklımda canlandırdım ki bu cümleyi.

Sıkıntılı bir nefes verdi ve tamamen bana döndü. "Genç ve aptal bir avukattım yalnızca. Seni almaya korktum. Garip gelebilir çünkü şu an karşında terörle mücadele eden bir cumhuriyer savcısı var ama o zamanlar genç ve aptal bir avukattım. Cahildim. Kendimi o adamlardan temizleyince alacağımı düşündüm, ama o kadar zaman aldı ki. Bu yüzden seni sonrasında Esin Halan'a yönlendirdim. En azından onunla güvende olursun diye." Tam konuşacakken eliyle beni durdurdu. "Aynı zamanda onların çocukları ile kaldığını öğrendim. Mutlu oldum ama o insanlara güvenmiyorum. Eğer anne ve babaları gibilerse bence sende güvenme. Şimdiden zaman makinesinde gibi hissediyorum. Baksana, sadece ben büyümüşüm ve onlar hala aynı yaşta gibi." Dediğinde yanlışlıkla güldüm.
Hepsi mükemmel derecede anne ve babasına benziyordu. Hatta Kalye, babasının kopyası dedikleri bu olsa gerek.

"Doğru. Eski sizin çocuklarınıza çok benziyorlar. Değil mi?" Diye sordum tebessümle. Başını korkunç derecede salladı, "Öyle böyle değil. Tıpatıp, ben bile korktum."
Sonrasında söyleyeceğim bir şey aklıma geldi, "Seni suçlamıyorum. Beni almadığın için. Şu anki bizim çocuklarla çok güzel zamanlar geçirdim. Ama ben..." duraksadım. Bu ayrıntıyı vermem lazımdı. "Onlara ihanet ettim. O ihanetten sonra Esin halanın yanına yerleştim. Şimdi de benden onlara aileleri hakkında herşeyi anlatırsam yeniden aralarına alacaklarını söylediler." Dedim geri çekile çekile. Utanmış mıydım? Evet sanırım.
Babam alnını ovuşturdu, "Güzel. Seninle ilk gurur duyuşum." Dedi ciddi bir ses tonuyla. Neredeyse gülecektim, ama dudaklarımı bastırdım.

"Evet. Ama beni tekrar kabul ettiklerinde, o eve ait hissettiğimi anladım." Dedim. Aslında ait hissedişim gece çökene kadardı. Akşamları bana öyle yabancı geliyordu ki şu anda bu hastanedeydim.

"Eee, ne yapacağız şimdi?" Diye sordum. Ciddi bir soruydu. Babamla tanıştım, ve? Beni alacak mı? Artık ciddi manada savcının kızı mı oldum?
"Nerede mutluysan orada kalakacaksın. Ama eğer istersen benimle de gelebilirsin. Eğer ki o insanlarla kalacaksan da ben o civarlarda bir ev tutup güvenini sağlayacağım." Dediğinde içim rahatladı. Beni çiğ çiğ yemelerini beklemiyordum ama yakınlarda olması gerçekten güven verebilirdi. "Cidden mi?" Diye sordum yüzüne bakarak. "Evet. Cidden." Dedi. Yüzüme dikkatli bakınca gülümsedi, "Sende tıpatıp annene benziyorsun," dedi. Biliyorum. Parmakları kaşımın beyaz kıllarına doğru gitti. "Tek benden aldığın parça bu olmalı."

Kaşım doğuştan beyazdı. Acaba doktorlar ben doğduğumda ne tepki vermişti? Bir anda bebeğin kaşının birinin beyaz olması garip olmuş olmalıydı. Ama bana karakteristik bir hava kattığına inanıyordum, bence bu resmen benim izimdi. Başkasında olmayan bir iz. Benim izim.

"Senin de mi öyleydi? Bana geçmedi garip." Dediğimde parmaklarını kendi kaşına götürdü. Takım elbisesinin içindeki cep telefonunu çıkardı ve galerisinden eski bir resim gösterdi. Siyah beyaz resimde kaşının beyaz olduğu çok belliydi. "Benim de annemde varmış. Sonra bana geçti. Benden de sana geçmiş. Belli ki bir çocuğun olursa ona da geçecek." Sadece benim değil soyumun iziydi. Babamın tahmini on beş yaşındayken bir fotoğrafıydı. Oldukça yakışıklı bir beyefendi gibi okul gömleği giymişti. Saçları ve kaşları siyah görünürken bir kaşı beyazdı. Fotoğrafı görünce gülümsedim. "Vay be, bize özel bir izin olması hoşuma gidiyor." Dedim gülümseyerek fotoğrafı büyütünce.

"Dediğim gibi, seni beni almadığın için suçlamıyorum. Şimdiden sonra yanımda olmak istersen de sorun değil. Sana alışabilirim."
Bir baba figürü hayatımda hiç var olmamıştı. Daha doğrusu bizim çocukların da hiçbirinde olmadı. Ailelerimiz bizi değil, biz ailelerimizi zihnimizde büyüttük. Bu konusa ön plana çıkan iki kişi vardı. Güneş, ve Kalye. Güneş, annesinden bahsetmekten ve olasılıkları hayal etmekten çok hoşlanıyordu. Mesela bir keresinde saçlarını okşarken, "Acaba annem de böyle okşar mıydı?" Diye sormuştu. Her haretine bir anne ezgisi eklemekten hoşlanıyor.
Kalye ise, ondan da beterdi. O kafasında öyle bir baba figürü büyüttü ki, gerçekleri bilmek en çok onun canını yakacaktı. Kendini öksüz gibi hissetmemek için bir banası varmış gibi davranıyor ve kafasındaki babasını örnek alıyordu. Fakat babasını hiç görmemişti.

"Korktuğum gibi değilmiş. Bunu anladım. Bu yüzden herşey daha kolay geliyor. Omzumdan bir yük kalkmış gibi hissediyorum. Zaman geçtikçe daha da yakın olacağımıza eminim. Şu an biraz garip geliyor." Babam ne diyeceğini bilemiyor gibiydi ama bir yanım kendimden bir parça bulduğum için mutluydu.

Onu yanımda istiyordum. "Pekala. Bizim çocuklar nerede?" Diye sordum sonunda.
Benin için ne hale gelmişlerdi onu merak ediyordum. Son zamanlarda hiçbir şeyin benim sandığım gibi olmadığını fark ediyorum. Mesela o eve geri döndüğümde hepsinin bana işkence edeceğine emindim. Ama sandığım kadar bir nefret beslememişlerdi, bana hala öfkeli olanlar vardı ama bu şeyin adı nefret değildi. "Dışarıdalar. Seninle yalnız konuşmak istedim." Dedi babam.

Kaşlarım havalandı, "Onları içeri çağırır mısın? Sizi tanıştırayım. Gerçi sanırım dışarıda konuşmuşsunuzdur." Dedim ellerimle açıklama yaparak. Ama olsun, belki de benden önce tanışmaları daha iyidir. "Aslında onları kovdum." Dedi çok normal bir şey söylüyormuş gibi.

"Ne?" Dedim dayanamayıp gülerek.
"Boş versene, çağırayım." Dedikten sonra dışarı seslendi, "Mehmet!" Mehmet mi? Öyle biri yok ki?

İçeri takım elbiseli bir adam girdiğinde babam ona, "Al içeri." Dedi. Ah, doğru ya. Babam normal bir savcı değildi. Bir terör savcısıydı ve koruması olmak zorundaydı. Sanırım o adam da korumasıydı.

"Başüstüne sayın savcım." Dedi Mehmet, ve dışarıda duran bizim çocukları içeri aldı.
Benim ayık halimi görünce ilk Ceren yaklaştı. Destekçi meleğim beni kollarına alarak sarıldı. "Hepsi benim yüzümden." Dediğinde onu hemen parmağımla susturdum. "Cık cık cık, saçmalama Ceren! Senin yüzünden olur mu hiç?" Dedim mahçup bir sesle. Ama benden daha mağdur görünüyordu.

Sonra da Kadir bana doğru gelince ona da sımsıkı sarıldım, eskiden ne çok sarılırdı bana? O sarılmalarımız gibi sarıldı. Eski günlerdeki gibi. "Küçük şeytan korkuttun bizi. Abim bir ağladı bir ağladı var ya görsen gülmekten ölürdün. Hele ki Ceren? Ay o nasıl ağlamaydı bir an kişniyor sandım." Dediğinde yine yüzümü güldürdü.

"Sus be, Allah'ın salağı." Dedi Ceren kendini savunup.

Güneş elime dokundu, "Bizden dolayı uyuyamadığını bilmiyordum." Dedi üzgün bir sesle. Aslında onlarla ilgili de değildi. Bana ne olmuştu bilmiyorum.

Ateş elleri cebinde konuştu, "Kızım senin bodrumda ne işin var ya, kafayı yedik hepimiz." Dediğinde sırayla giden konuşmanın Kalye'ye gelmesini bekledim. Bir dakika. Kalye nerede?
Kalye odaya onlarla girmemişti. En son konuşan kişi olduğundan onu bekledim ama odada yoktu. "Kalye nerede?" Diye sordum merakla kaşlarımı çatarak.

"Kalye evden eşya almaya gitti. Yarına kadar buradaymışsın. Güneş seninle refakatçi kalacak." Dedi Ateş, bende gözlerimi Güneş'e çevirdim. "Teşekkür ederim." Dedim tebessümle. Hatırlıyorum da küçükken hasta olduğunda bende onunla acilde sabahlamıştım.
"Allah'ım çok korkunç, sen koru." Diyen babamın sesini duyunca feci şekilde kahkahaya boğuldum. Zamanında onun için olan eski arkadaş grubu bir kazada ölmüştü. Şimdi ise onların çocukları onlara tıpatıp halde karşısındaydı. "Böyle bir gen olamaz ya." Dedi tekrardan.

"Neler oluyor?" Diye sordu Ceren.
Elimle yanımda oturan babamı gösterdim, "Tanıştırayım, babam. Babam, bizim çocuklar." Dediğimde hepsi babama kenetlendi.
"Babası mı? Nasıl lan?" Dedi Kadir şaşkınlıkla babama bakarak. Babam ise göz devirdikten sonra saçlarını düzeltti, "Babasıyım. Ne var bunda?" Diye sordu.

"Yok sayın savcım ben pek çıkaramadım da." Diye devam edince Ceren, Kadir'in koluna direğiyle vurdu. "Salak mısın ya?"
"Tamam, tamam, tamam." Dedim ellerimi kaldırıp onları durdurarak. "Tanışacağız zamanla. Tamam mı? Sorun yok. Kimse şu an daha fazla şey sorgulamasın. Kafam allak bullak oldu yeter." Dedim sinirle.
Daha yeni zehirlendim, ne bu hız?

Babam kolundaki saate baktı, "Yarın müsait misiniz?" Diye sordu hepsine.
Bizim çocuklar anlamaya çalışırken bir yandan bende meraklanmıştım. "Yani, izin günümüz yarın." Dedi Ateş bir abi olarak.

Babam ellerini birbirine vurdu, "Mükemmel. Yarın sizi evimin bahçesinde barbekü yapmaya çağırıyorum. Hepiniz geliyorsunuz." Vay be, barbekü ha? Babam kafa adama benziyor.
Hepsine cazip gelen bu teklifi kabul edeceklerine emindim. "Siz nasıl uygun görürseniz sayın savcım." Dedi Kadir.
Babam, Kadir'e döndü. "Ne bu ikide bir sayın savcım, sayın savcım oğlum? Hayırdır? Söyle dedik de her an da vurgulamana gerek yok. Ben biliyorum savcı olduğumu." Babamın sözlerini bile kendime benzetiyor olmam aşırı komikti bence. Bu adamdan oluştuğum çok belli oluyor.

"Gerçek yüzü ortaya çıkıyor." Dedi Kadir elini ağzına koyarak.

"Sus bir amına koyayım ya, başım şişti abiciğim." Dedi Ateş ona elini sallayarak.
Kadir elini ağzına sokmak üzereydi, "Aaa, ne dedi öyle!" Dedi küfüre tepki gösterip.
"Bence de Kadir ya, sus artık." Dedi Güneş. "Hayal daha yeni uyandı sayılır kız uyanır uyanmaz başını şişirdik." Bana döndü, "Aç mısın? Canın bir şey istiyorsa kantinden alıp gelebilirim?" Diye sordu merakla. Maviş gözlerini kırpıştırdığında ona karşı gelemeyeceğimi anlamıştım. "Aslında fındıklı çikolata olsa iyi olurdu." Dedim biraz sakınarak.

Babam hemen korumasına seslendi, "Mehmet!" Mehmet içeri girdi, elleri önünde babamın lafını bekledi. "Oğlum git marketten fındıklı çikolata al hadi." Dediğinde Mehmet başıyla emri alıp, "Hemen savcım." Dedi. Mehmet babamın resmen uşağı olmuştu.
Mehmet odadan çıkıp gidince Kadir arkasından, "Yazık adama savcım da savcım diye dolanıyor. Vah garibim!" Deyince Ateş ona uyarıcı bir bakış attı.

Bababm ciddi bir tonla, (pek emin değilim) "Merak etme, Mehmet benim sağ kolumdur. Sadık bir koruma." Babam ciddi mi yoksa dalga mı geçiyor gerçekten anlayamıyordum.
"Peki savcım biz de Mehmet'i kullanabiliyor muyuz yoksa size mi özel?" Diye sorunca Ateş dirseğini Kadir'in karnına geçirdi. "Mal mısın oğlum sen?" Dedi Ateş dayanamayıp.
Babam sıkıntıyla bir nefes verip kravatını gevşetti, nefes alamıyor gibiydi. "Yahu bunlar hangi zaman makinesinde geldiyse geri sokun gitsinler. Gözümün önü kararıyor."
Aklımın ucunda tek bir soru vardı. Kalye. Kalye neredeydi? Neredesin Kalye? Beni bırakıp nereye gittin?

Evde olduğuna inanasım gelmiyordu, sonunda konuştum. "Kalye'nin evde olduğuna emin misiniz?" Diye sordum Ateş'e bakıp.
Ateş fazla rahat bir şekilde, "Evet. Eşya almaya giderken sordu bile ne alayım diye." Bence Kalye yalan söylemişti. Eşya falan almaya gittiği yoktu. Bir işler karıştığını düşünüyordum.
"Hadi çıkalım da Hayal dinlensin." Dedi Babam ayaklanarak. Gitsinler istemedim ama kendimi çok yorgun hissediyordum. "Tamam." Hepsi onaylamıştı. Ceren gitmeden önce bin kere isteklerimi sormuştu. Güneş ise odada kaldı. Benle baş başa. Onunla hiç yalnız konuşma fırsatımız olmamıştı.

Yanımdaki sandalyeye oturdu ve dizlerimi karnına doğru çekti. "İyi misin?" Diye sordu.
Başımla onayladım, "Evet. Sen?" Diye sormama şaşırdı.

"Ben mi? Neden ki? Ben iyiyim. Sadece senin için biraz üzülmüş olabilirim." Sözleri yüzüme neşeli bir gülümseye koydu. Fakat Güneş'in bildiği başka bir şey vardı. "Güneş," dedim. Ellerimi eline uzatarak tuttum. Gözlerimiz buluştuğunda, ona o can alıcı soruyu sordum.
"Kalye nerede?"
Güneş biliyordu.

😙

"Ne işin var burada?" Diye sordum hastane kıyafetiyle Kalye'nin yanına oturarak. Güneş'i konuşturmak pek zor olmamıştı. Beyaz Gül parkındaki o bankta oturuyordu. Beni görünce aniden irkildi, "Hayal?" Diye mırıldandı şaşkınlıkla.

"Neden buradasın?" Diye sordum başımı ona çevirip.

Bana baktığında anlayamadım, çünkü gözlerinden okunmuyordu. Bu parkın adı Beyaz Gül Parkı. Kalye ve ben eskiden burada, bu bankta onun kablolu kulaklığının tekini ben takardım bir diğerini ise o. Mp3 çalarından açtığı romantik şarkıları dinlerdik. Başımı onun omzuna yaslardım, ikimizde o mp3 de şarkılarımızı saklardık.

O kadar güzeldi ki. Özellikle de zor anlarımızda burada buluşur kulaklığı takardık.
Arkasına yaslandı, "Dünden beri bazı şeylerle yüzleştim." Dedi. Beklenmedik laflardı. O hep çok ve boş konuşurdu ve tehditler yağdırırdı. Hiçbir etkisi olmasa bile konuşurdu. Bu gün ise söyledikleri yeterince tatmin ediyordu. "Aklımdan çıkmadın."
Onun gibi arkama yaslandım. "Öyle mi?"
Elini cebine attı. Üstüne beyaz bir kapşonlu geçirmişti, altında ise o rahat eşofmanlarından vardı. Cebinden o mp3 cihazını çıkarınca yutkundum. Kablolu kulaklığı da duruyordu. Önce mp3e sonra birbirimize baktık. Kulaklığın tekini parmaklarımın arasına aldım ve kulağıma götürdüm. Bu hamlem Kalye'yi cesaretlendirmiş olmalı ki o da diğer tekini kulağına taktı.

Mp3 cihazının düğmesine basınca net şekilde kulağıma o şarkı ulaştı.
Kalye'yle benim bir şarkımız vardı. Eskiden beri ikimizi anlatan o şarkı.
Kalye, beraber olamayacağımızı biliyordu. Kalye, kardeş olmamız gerektiğini biliyordu. Şarkı ise Sezen Aksu'nun Biliyorsun şarkısıydı.

Sen de benim kadar gerçekleri biliyorsun,
Biliyorum Kalye.
Beraber olamayız benim gibi biliyorsun.
Bu bir mesaj gibiydi. Sanki ikimize de bazı şeyleri hatırlatmaya çalışıyordu.
Bir başka dünyanın insanıyız yavrucağız,
Aynı dünya, olmayan koşullar.
Sen kendi dünyanın toprağında büyüyorsun.
Sen bizim çocuklarla, ben kendimle büyüdüm Kalye. Siz beni yalnız bıraktınız.
Sende benim kadar gerçekleri görüyorsun,Beraber olamayız benim gibi biliyorsun. Bir başka dünyanın insanısın yavrucağım. Sen kendi toprağında büyüyorsun.

Sen başka toprakta. Ben başka. Başımı hüzünle Kalye'nin omzuna yasladım. Gözlerimi kapatıp içimden şarkıyı mırıldanmaya başladım.
Haklısın, belki biraz geç karşılaştık. Oysa hiç konuşmadan anlaştık. Bazı şeyler var ki söylenmiyor. Biz senle sözleri susarak aştık.
Benim de var Kalye, sana söylemem gerekenler. Hani bana açılmıştın ya? İlk cesareti gösterip açıkça karşıma geçtin dimdik, bana baktın ve yalvarır gibi "Hayal ben sana aşık oldum." Dedin. Ve ben de sana, "Ama... Ama ben sana aşık olmadım." Dedim. Ellerimi çektim ellerinden. Kalye, bende sana aşıktım.
İşte tam da şarkının söylediği givi Kalye, Sende benim kadar gerçekleri görüyorsun. Beraber olamayız benim gibi biliyorsun.
Sevebiliriz. Beraber olamayız.

Başım hala omzundayken Kalye'nin sesini duydum. Şarkı sona erdiğinde durdurdu. "Nasıl geldin buraya? İzin verdiler mi?" Diye sordu başını hiç oynatmadan.
"Kaçtım." Dedim burnumdan gülerek.
"Ne?"
"Evet. Diğerine geç." Dedim hızla.
Söz dinleyip mp3 tuşuna bastı ve diğer şarkıya geçti.
"Neden buradasın?" Diye sordum tekrardan. Müziğin sesini biraz kıstı ve, "Kafamı dinlemem lazımdı." Dediğinde asıl gerçek bu değildi. Biliyordum.
"Kalye, bana doğruyu söyle." Dedim sesime tehdit edici bir tını ekleyip.

"Aysumla kavga ettim." Dediğinde yüzümdeki ifade sönüverdi. Bir yerime bir bıçak saplandı sanki. Saplanmaması gerekiyordu halbuki. Neden? Neden bana saplandı bıçak?
"Neden?" Diye sordum merakla. Yutkundum.
"Bir an önce evlenmek istiyor. Ama buna hazır değilim. Kardeşlerimle aynı evde mutluyum ve o bizimle yaşamak istemiyor. Kendi evimize çıkalım istiyor." Dediğinde kaşlarım havalandı. Ben asla o evden gitmek istemezdim. Ben o evde kalmayı ve daha mutlu bir aile olmak isterdim. Aptal Hayal, neden kendini Aysumla karşılaştırıyorsun?

"Bence onu dinlemelisin." Dedim bir anda. Şaşırmış olmalıydı ki ağzından bir inilti çıktı. "Ne?"

"Kalye, onu dinle." Diye tekrarladım.
"O evden gitmemi bu kadar mı istiyorsun? Gidersem sadece seni seven insanlarla kalırsın değil mi?" Dedi doğan öfkesiyle. Kulağımdaki kulaklığı çıkardım ve avucuna bıraktım. "Ben karını dinle diye dedim. Kötü bir amacım yoktu." Dedim sinirlenmeyip. Onun aksine yeterince sakindim.

"Babanla tanıştım." Dedi tükürürcesine. Neden böyle söylediğini bilmiyordum ama pek memnun değildi belli ki tanıştığına. "Bende öyle. Bence iyi biri." Desem de omuz silkti.
"Hah," diye güldü bir anda. "Ne iyisi ya, sikmişim böyle işi."

Yüzüne tokadımı tekrar geçirmek istedim. Ama yapmadım. Ama yakasından tuttum ve, "Kalye!" Dedim sinirli bir sesle. "Yeter artık, yeter. Karşında Ateş, ya da Ceren filan yok. Ben varım. Bana söyleyeceksin!" Diye bağırdım.
"Hayal, yapma." Dedi. "Bana neden en başından beri gerçeği söylemediğini şimdi anladım. Babam anlattı herşeyi." Dedi beni ittirerek. Ağzımdan tek kelime çıkmadı.
"Evet Hayal. Evet! Düşündüğün şey. Benim babam orospu çocuğunun tekiymiş! Sikmişim ailesini tamam mı? Artık hiçbir şey sikimde bile değil. Bıktım, bıktım! Baba baba dedim ne oldu sanki? Benim babam senin..." dedi ve sustu. İki elini de saçlarına geçirdi sinirle. Bir dizini titretiyordu. "Kalye..." diye mırıldandım sadece.

😭

Hayal'in babasının yanına oturdum, konuşmamız yarım kalmıştı. Kendini tanıtmıştı ama detayları bilmek istedim. "Eskiden sizde babamlarla beraberdiniz değil mi?" Diye sordum. Babam hakkında bilgi almaya çalışıyor gibi görünmek istemedim aslında. "Evet. Öyleydim. Babana da amma benziyorsun biliyor musun? İçin benzemesin." Dediğinde anında yüzüm düştü. Sonra da öfke belirdi. "Ne varmış babamda?" Diye diklendim.

"Hah," güldü. "Ne mi varmış? Oğlum babanı ben tanıyordum. Piçin tekiydi Pamir." Dediğinde neden ona Kalye demediğini anlamadım. Babamın ilk adı Pamir di ve ona herkes Kalye derdi. Neden Pamir?
"Pamir mi? Babama neden öyle diyorsunuz? Ne suçu var babamın?" Baba demek çok hoşuma gidiyordu.

"Baban var ya, Kalye." Diye girdi lafa adımı vurgulayarak. "Baban annenle neden evlendi biliyor musun?" Diye sorduğunda bilmediğimi zaten biliyordu. Cebinden bir sigara alıp ağzına koydu. Lüks bir çakmakla sigarasını yaktı. "Baban, Hayal'i kıskandırmak için, inadına evlendi annenle." Hayal dediği kişi içerideki Hayal değildi, Hayal'in annesiydi.

Yüzüm öyle bir soldu ki, öleceğimden korktum.
"Benle Hayal evlenince kıskançlığından kafayı yedi. Gitti ilk bulduğu kızla evlendi. Ama Hayal'in umurunda olmadı, benle boşanınca da tekrar şans bulduğunu sanıp Hayal'e aşk mektupları yazdı. Senin baban, benim karıma, kızımın annesine aşıktı." Sikeyim. Olamazdı değil mi? Yalandı.

Ben aklımda büyüttüm babamı, örnek aldım durdum. Babam vardı benim güya. Babasız büyümüş bir çocuk gibi görünmemek için kendimi yırttım senelerce. Şimdi babamın da bir piç olduğunu öğreniyordum.
"Umarım kaderin babana benzemez." Dediğinde yıkık kalbim bana bir soru sordu; Aysum mu, Hayal mi?

🙂

"Ne varmış savcımın barbeküsüne gitmek istediysem? Bizi davet etti o kadar." Diyordu Kadir evden içeri girdiğimde.
Elimde bir çanta, eşyalarım ve ben. Eve hoşgeldin! Yine...

"Maalesef bir süre daha bizimle yatmak zorundasın Hayal İzci." Dedi Ceren şakacı şekilde koluma dokunarak. "Psikoloji mezunu bir tanıdığım var bizim klinikte. Ona durumunu soracağım, yoksa hiç uyuyamayacaksın." Dedi sonra ciddi bir tonda.
"Bilmem ki." Dedim. "Gerekir mi?"
"Tabii."

Ateş ve Kadir yanda saçma bir kavganın içerisindelerdi. "Oğlum nasıl gidelim?" Diyordu Ateş. Konu babamın barbekü teklifiydi. Konuyy devraldım, "Hey!" Diye seslendim ikisine de. "Sorununuz ne? Gitmek için can atıyordunuz?" Diye sordum ellerim belimde.
Ateş de Kadir de bana döndü. "Kızım babanı tanımıyoruz ki, adam bi anda çağırdı işte. Önce biraz tanışalım diyorum ben." Dedi Ateş elleriyle beraber açıklayarak. Kadir ise onun aksine, "Hayır ama çok eğlenceli olur bence." Dedi.

"Birincisi," diye girdim söze. "Babam sizi zaten daha yakından tanışalım diye çağırdı. Bu yüzden amaç tanışmak. İkincisi, bence gitmemizin bir zararı olmak çünkü artık o da bu işin içinde." Dedim.

Ama ekleyeceğim birkaç şey daha vardı. "Aynı zamanda," kollarımı göğsümde bağladım. "Hepinizin benim için üzüldüğünü gördüm. Bence bunu hak ettiniz." Hiçbiri anlamadı. "Bir dakika." Dedim ve odaya çıktım. Yatağın altından bir günlük alıp aşağı indim.
"Alın." Dedim. "Daha doğrusu, Ateş, al." Ateş'e uzattım elimdeki eski püskü deriden olan defteri. Kaşları çatıldı, sonunda söyledim. "Babanın günlüğü."
Ateş elindeki deftere aniden bir anlam yükleyerek kaşlarını kaldırdı. "Babamın günlüğü mü?" Diye mırıldandı.

"Kalye bana tekrar sizden olacağıma söz vermişti. Ben buna senelerce inanmadım. Bir daha asla olmaz dedim. Tam anlamıyla olmasa da, bir şeyler düzelebiliyormuş demek. O yüzden gerçeğin bir parçası daha." Dedim elindeki defteri işaret edip. "Baban on yaşından itibaren günlük tutuyormuş. Bütün herşeyi, içinde."

İçimden şöyle geçirdim, keşke bu günlük Ateş'in babasına değil de Kalye'nin babasına ait olsaydı. Çünkü o kafasında büyüttüğü babasını mükemmel bir adam olarak yetiştirdi. Ama öyle olmadığını öğrendi. Bir babaya Ateş'in değil, Kalye'nin ihtiyacı vardı.

Ateş ilk sayfasını bile açamadı. "Teşekkür ederim." Dedi içten bir ses tonuyla.
Ateş'in ne kafasında, ne de gerçekte hiç babası olmadı. O hep kendi büyüdü.
Güneş bana baktı, sanki o da bir şeyler istiyordu. Ama bu günlük benden o kadar. Ne Güneş, ne Ceren, ne Kadir, ne de Kalye. Hayır.
Odaya çıkınca kendimi yatağıma attım. Bir müddet bu yatakta çıkmak
istemiyordum.Ceren'in telefonuna bakarak sırıttığını görünce kaşlarımı çattım. "Kiminle konuşuyorsun sen?" Diye sordum meraklı bir sesle.

Ceren gözlerini telefonundan ayırmadan, "Ceyhun." Dedi.
Kaşlarım havalandı, maç günü olanlar aklıma gelince gülümsedim. "Of, hala aklımdan çıkmıyor." Diye gülmeye başladım. Ceren'in de aklına gelmiş olmalı ki sırıtışı bir kahkahaya dönüştü."Onun numarasını nereden buldun?" Diye sordum.

"Maç günü gizlice vermişti. Siz kavga edince yazmaya çekinmiş." Dedi gülerek. Ah şu erkekler. "Nasılmış peki? Sırıtışına bakılırsa iyi çocuk gibi." Dedim yatakta bedenimi yuvarlayarak.

"Çok tatlı biri!" Dedi Ceren çığlık atar gibi. "Şimdiden bu adama kendimi kaptırabilirim." Deyince yuvarlanmayı bıraktım."Hey! Sakın! Kaptırmak yok." Dedim uyararak. Gayet ciddiydim.

Ceren bana hınzır bir gülüşle bakınca ciddiye almadığını anladım, "Senin bana bir sözün vardı?" Dedim hatırlatarak. Ceren bana boş gözlerle bakınca, "Şarap. Hani şarap? İçmek istiyorum."

Ceren ciddi miyim diye biraz gözlerini üstümde gezdirdi. "Cidden mi?" Diye sordu sonra. Başımı salladım yattığım yerde, "Evet. İçmek istiyorum. Tam zamanı."
Onu hazırlıksız yakalamıştım. Benle içmeyi teklif eden ilk oydu aslında. Şimdi ise ben istiyordum işte. "Vay be, ciddisin. Benle kadeh alıp geleyim." Dedi ayaklanarak. Hızlıca Ceyhun'a bir mesaj yazıp aşağı doğru inmek üzere yatağından doğruldu.

Onun gidişini ve şarabı bekleyişimi kayiflendirdim. İçeceğim, öyle bir içeceğim ki!
Ceren'i beklerken eline telefonumu aldım. Gelen bir mesaj bildirimi ile üstüne tıkladım. Mesaj atan kişi Özgür dü. Bana bir daha asla yanaşmaz diyordum ama mesaj atmıştı.

Sarışın; Hayal, duyduğum kadarı ile bir kaza geçirmişsin. İyi misin? Geçmiş olsun.
Ah, ne kadar da kibar bir mesajdı. Fazlasıyla mesafeli ve tatlıydı.

Hayal; İyiyim, zehirlendim. Evdekiler yapmış olabilir! Ama şu an herşey yolunda.
Sarışın; 😂Öyle mi? Çok üzüldüm. Moral için bir şeyler yapmaya ne dersin?
Özgür, işte şimdi benim dilimde konuşmaya başladın. Bir şeyler yapmak istemesi hoşuma gitmişti çünkü gece dışarısı benim için mükemmel bir seçenekti. Ben en çok akşamları severdim.
Ceren odaya elinde iki kadeh ve bir şarap şişesi ile gelince ona döndüm. Aniden, "Hazırlan." Dedim.
"Dışarı çıkıyoruz."

😙

İkimizde, süslenip püslenip çocukların yanına gittik. Hayır, bizim çocukların değil. Özgür ve Ceyhun'un yanına. Aslında Güneş'i de davet ettik ama abilerine olan sadakatinden dolayı reddetti. Aslında bizi ispiyonlar sandık, ama düşününce neden saklayalım ki? Evet, en başından evden o mükemmel vücutlarımız ve yüzümüzle karşılarına geçip, "Ceyhun ve Özgür ile buluşuyoruz." Demiştik.

Diğerleri bir yana Kalye'nin bana attığı ölümcül bakışları görmezden geldim.
Ceren üstüne göğüs dekoltesi olan askıcı bir kırmızı crop, ve taş detaylı bir kot pantolon giymişti. Ne kadar takısı varsa üstüne takmıştı. Büyük halka küpeler ve kalın bileklikler takmıştı. Ayağında ise bembeyaz yeni alınmış spor ayakkabılar vardı. Esmer tenine kırmızı çok yakışıyordu.

Onun aksine altıma yine mini eteklerimden birini giydim. Bu seferdi dar ve vücuda yapışan türdendi. Kahverengi ve kot kumaşı vardı. Üstümde ise sıfır kol bir bluz vardı ama üşüme ihtimalima karşı üstüme Ateş'in gri hırkasını almıştım. (Çalmış da olabilirim) Ayağımda ise simsiyah stilettolar vardı. İtiraf etmeliyim bu sefer makyajı abarttım, düz ama katlı saçlarımın da yarısını topladım.

Nereye gittiğimizi bilmiyorduk. Özgür ve Ceyhun'un attıkları konuma gidiyorduk.
Eskiden beri kullandığımız emek harcayıp kazandığımız eski model üstü açık neon kırmızı bir arabamız vardı. Hatta adı bile vardı, müezzez. Eskiden de böyle arabalara isim koyarlardı ya, o hesap. Bu arabanın da adı vardı. Üstü açık bir arabada iki kadın yollardaydık.

Mekana gelince, bizi içkili değil de daha çok kahve ya da frozen içmelik bir yere çağırmışlardı. Bu bizi güvende hissettirmek için olmalıydı. Mekana girince bahçedeki ön masalardan birinde hemen onları gördüm.Ceyhun bize el sallıyordu.Masaya yaklaşınca ikimiz de gülümsedik ama Ceren'in gülümsemesi daha hevesliydi ve aşk kokusu yayıyordu etrafa.

Özgür'ün yanına oturdum. Selamlaşma faslından sonra ise menü geldi. Hiç düşünmeden türk kahvesi söyledim. Belli ki bu gün kafayı bulma günü değildi. Özgür de bana uydu ve türk kahvesi aldı. Ceren soğuk meyveli bir içecek aldı ama adını tam anlamadım. Ceyhun da ona uyup kendine meyveli bir frozen söyledi.
"Tekrar geçmiş olsun Hayal. Yeni öğrendim." Dedi Ceyhun laf açarak.

Dostça gülümsedim, "Teşekkür ederim Ceyhun. Biraz zordu ama atlattım. Daha kötüsü de olabilirdi." Dedim.
Özgür bana döndü ve, "Olay tam olarak nasıl oldu?" Diye sordu merakla.
"Ben gece uyku sorunu yaşıyordum. Ev küçük gördünüz zaten. Odalarda üçlü kalıyoruz. Bir de bodrum var. Bodrumda iki oda var biri yatakodası diğeri de Kalye'nin resim yaptığ bir atölye." Ah, bir bilseler cennet gibi yatakodasıydı. Ama ben orada zehirlenip çoktan dersimi aldım. "Uyuyamadığım için Ceren o günlük beni bodrumdaki yatakodasına götürmüştü. Aşağı katta da gaz varmış. Bende gece boyunca orada kalınca... Öyle oldu işte." Çok normalmiş gibi anlattım. Sanki seneler önce olmuş gibi.

Özgür'ün alt dudağı öne doğru kıvrıldı. "Vay be, o da sana denk geldi ha? Evdekilerden biri yapmıştır belki?" Son cümlesi şakacıydı. Ceren aniden güldü, "Yok artık!" Dedi gözlerini büyüterek.

"Kalye zaten sinirlerimi bozdu geçen. Niye bir anda saldırdı anlayamadım. Bizde kaptırdık kendimizi ya." Dedi Özgür karşısındaki Ceyhun'a bakarak.
Ceyhun aniden güldü, "Dimi ya? Ama sonradan ne güldüm ya."

Sanırım hepimiz için öyle oldu Ceyhun.
"Hiç tanışma manasında detaylıca konuşmadık. Mesela kardeşiniz var mı?" Diye sordum ikisine de.

İlk Özgür yanıtladı. "Benim abim var." Dedi. Sonra da Ceyhun cevapladı, "Benim üç tane ablam var." Deyince Ceren'in gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Üç abla mı!" Dedi şokla. Ceyhun, çapkın şekilde sırıttı. "Eh, en erkeksi erkeklerin genelde ablası olurmuş." Dedi ve Ceren'e göz kırptı. Cerenciğim kızarıyorsun sanki biraz.
"Peki neden resim okudunuz?" Diye sordum bu sefer.

Ceyhun hemen atıldı, "Ben resimci değilim ki. Heykelciyim ben. Özgür resimci olan. Epey de başarılıdır arkadaşım diye söylemiyorum." Dedi bilerek Özgür'ü överek. Ceyhun, neyin peşinde olduğunu biliyorum.
Bu seferki sorum ikisini de iğneledi, "Kalye mi daha iyi bir çizer, yoksa sen mi?" Diye sordum Özgür'e.

Arkamdan bir ses duydum. Ensemdan sırtıma kadar bir titreme yayıldı. "Ben."
Başımı arkaya çevirince, Kalye ve yanında... Aysum'u gördüm. "Katılmamızın mahsuru var mı?" Diye sordu derin bir anlamla.
İki sandalye çekip oturdular. Özgür hemen huysuzlandı, "Eh, oturdunuz bile." Dedi sinir olmuş bir şekilde.

Aysum beni gözleriyle taciz ederken bir yılan gibiydi. "Tanıştırayım seni, arkadaşım Özgür, bu da Ceyhun." Dedim sırayla ikisini göstererek.

"Memnun oldum." Dedi Aysum sinir bir ifadeyle. Hiç olmadın sanki.
"Ne işiniz var burada? Hayret, İstanbul'un rasgele bir ilçesinde rasgele bir kafedeyiz. Sizle karşılaşıyoruz öyle mi? Ne garip." Dedim derin bir imada bulunarak. Kalye gözlerini kıstı, ve bana karşılık verdi. "Bilmem. Belki de hissettim ve geldim. Nişanlımla gezemez miyim?" Siktir ol git.

"Gezersin canım kardeşim," dedim bilerek vurgularak. "Ama dikkat et, dikenler batmasın. Malum, yere sağlam basayım diye bataklığa giriyorsun da."

Kalye cümlemle beraber kaşlarını kaldırdı, "Ne yapıyorsunuz burada? İçki mi söylediniz?" Diye sorunca asıl niyetini anladım. İddiasına vardım ki Kalye biz içip onlarla eve gitmeyelim diye buraya gelmişti.

"Evet." Dedim bilerek. Hepsi bana katıldı. Gelmek üzere olan garsona gitmesi içinde el işareti yaptım. "Hatta ben kokteyl istiyorum. Şu bardan alayım." Deyip ayağa kalktım. Mini eteğim üste çekilmişti, çekiştirip aşağı indirdim.

Kalkıp bar yerine gittim. Dediğim gibi buradı kahve mekanı için daha uygun ama içki de var. Yani tek tük satılıyor gibi duruyor çünkü koktely menüsü pek kabarık değildi. Kalye arkamdan geliyordu ve bunu biliyordum. Ben senin adımlarını tanıyorum Kalye.

Kolumdan yakaladı menüye bakarken, "Ne yapıyorsun lan sen?" Dedi sinirle.
Kolumu hızla çektim. "Sana ne!" Dedim bağırırcasına fısıldayarak. "Sana ne Kalye?"
"Seni eve geri aldım. Kardeşim olarak. Benim gözetimin altındasın Hayal." Dediğinde "Hah," diye güldüm. "Kardeşin olarak geri gelsem dahi ben yirmi altı yaşında bir insanım. İstediğimi içerim," dedim ve aklından geçeni de ekledim. "İstediğimle giderim."

Kalye'nin çenesi seğirmeye başladığında kokteylimi sipariş verdim. Hala aynı noktaya kenetlenmiş bakışlarında öfke vardı. Çok harlanmış bir öfke. "Yok öyle bir şey. Gitmek falan. İzin vermem." Dediğinde ona doğru bir adım attım.

"Seni ilgilendirmez. Nişanlınla ilgilen. Benle değil." Dedim yüzüne yüzüne fısıldayarak.
"Hayal," dedi sinirden dişlerini sıkarak. "Bana bak, öyle bir şeye kalkışırsan sürükleyerek eve götürürüm seni. Çok ciddiyim." Ciddi miydi? Hayır. Yine laf yapıyordu.

"Kalye," dedim. Bu sefer ciddiydim işte. "Sana ne Kalye? Sana ne? Allah aşkına şunun bir cevabını ver bana. Kardeşim demekten utanıyorsun bana. Kardeş olduğumuz için değil bu hareketlerin. Ben aptal değilim. Kafanın içindeki şu ikilemden vazgeç artık. Seç de insanlar zulüm çekmesin Kalye. Seç de bizi peşinden sürükleme Kalye." Dediğimde gözlerini benden kaçırdı. "Anlamıyorum." Diye mırıldandı. Devam ettim.

"Kalye, artık emin olman gerek. Artık bir seçim yapman gerek. Aysum mu, Hayal mi?"
Gözlerimin içine öyle bir baktı ki kahroldum olduğum yerde. Cevabı belliydi aslında, Aysum du. Ama bazı çelişkileri onu yanıltıyordu.
"Hayal. Ne dediğini bilmiyorsun sen." Dedi parmağını bana sallayarak. Parmağı ise çenemde sabitlendi.

"Kalye, ikimizde farkındayız. Eğer bir çelişkin varsa, ki var. Seç de bitsin bu çilem. Ben yoruldum artık. Ben senin bu karmaşalarınla uğraşmaktan yoruldum. Artık umursamıyorum Kalye, istediğimi yapacağım." Kokteylimi elime aldım.
"Şimdi içeri gideceğim ve eğer doğru kişiyse, senin gibi, birini hayatıma alacağım. Görüşürüz Kalye."

🥹
Kalye;

Neden?
Neden bunu bana yapıyorsun zihnim?
Kimse bizi kabul etmeyecek. Hayal bu eve geldi ve aklımı karıştırdı. Lafları ve yalanları ile aklıma girdi. Eğer Hayal'i seçersem yine ben üzüleceğim, yine ben ağlayacağım. Onun ise yine umurunda olmayacak.
Ben daha ne hissettiğimi bile bilmiyorum ki? Nasıl anlayacağım?

"Abi." Dedim Ateş'e dönüp. "Efendim?" Dedi.
"Birinden hoşlanıp hoşlanmadığımı nasıl anlarım?" Ciddileşti aniden.
"Oğlum kaç yaşına geldin anlarsın artık böyle şeyleri. Ben yine mi büyüteceğim seni? Ayrıca korkutma beni. Aysumla bir şey mi oldu?" Diye sıraladı.

"Abi," dedim tekrar. "Evleniyorum ben." Hiç farkında olmadığım o şey. Ben evleniyorum.
Hayal mi kaldı geriye? Evleniyorum oğlum ben!
"Kalye, kafan yerinde mi oğlum? Hayırdır gece gece?"

"Abi ben hiç iyi değilim. Ben hiç iyi hissetmiyorum. Gerçekten kafayı yiyeceğim." Dedim sonunda hislerimi söyleyerek. Aynı zamanda sinirden gülüyordum. "Bir şey yapmam lazım yoksa iyice hayatı kendime zindan edeceğim. Evleniyorum abi ben. Hazır değilim, inanamıyorum buna. Çocuklarım falan olacak. Düşünsene?" Ağlamak istiyordum.
Son cümlem bana Hayal ile olan o anı getirince aklımda oynamasına engel olamadım. Çünkü tam olarak bu bahçede olmuştu. Yağmurun altında tam ayağımın dibindeki çimlerde uzanırken. Yan yana. Ben on altı, o on yediydi. Çok iyi hatırlıyorum. Benim başımda siyah bir bere vardı üstünde kalp işlemeli. Kahverengi deri ceketim vardı, Hayal o ceketi çok severdi. Onun üstünde de etek ve kapşonlu vardı.

"Ben alacağım kızım seni. Benle evleneceksin. Başkasıyla evlenirsen ölürüm!" Demiştim ben uzanırken. Ellerim ensemde buluşmuştu.
"Bilmem. Ya sen başkasıyla evlenirsen?" Dediğinde ise hemen sinirlenmiştim. "Saçmalama! Senden başkası ile evlenirsem de ölürüm ki? Ölümüm her türlü elinden oluyor."

Aradan zaman geçmişti. Sonra ben bir soru sormuştum. "İleride çocuk doğurur muydun?"
Hayal, bana bakmadan, yıldızları izleyerek, "Evet. Hemde çok. Birden fazla çocuğum olsun isterdim."

"Kaç tane mesela?" Heveslenmiştim.
"Dört. Üçü erkek olsun, en küçüğü kız. Ailenin prensesi olur herhalde üç abi ile."
"Vay be, dört tane öyle mi? Buna dayanabilrim sanırım."

"Of Kalye, of!"
"Kızma Hayal ya, hayal kuruyoruz burada. Ama çok huzurlu değil mi? Seninle böyle hayaller kurmak? Düşünsene evlenmişiz o dediğinden dört tane yapmışız. Cennet gibi."

"Bence de." O an ona bakmıştım işte. Ciddi mi diye baktım. Benle dalga geçiyor sandım çünkü. Hayal hep benimle dalga geçti. Ama bu sefer ciddiydi. O da bana bakmıştı, "Belki de ikimizde başka insanlarla evleniriz Kalye? Sen başka bir kadınla evlenirsin, bende başka bir adamla? Birbirimizin çocuklarını severiz." O an hayal kırıklığı yaşadım.

Doğruldum, "Öyle bir şey olursa ölürüm." Demiştim ama çok ciddiydim. "Biz birbirimiz için varız. Kardeşlik bizim için geçerli değil Hayal. Biz bir olmak için yaratılmışız. Başkalarını dahil edersek ölürüz." İkimiz için konuştum.

"Bana bir söz ver. Başka bir kadınla evlenirsem eğer, beni gebert. Öldür hiç acıma."
Gülmüştü. "Zevkle. Ama eğer ben başka bir adamla evlenirsem, sen beni öldürme. Belki de vardır bir nedenim? Bilemeyiz." Kaşlarımı çatmıştım. "Ne mesela?"

"Ben çocuk doğurmaktan korkmuyorum Kalye. Eğer evlenirsem çocuğum olsun diyedir. Ama söz, erkek olana senin adını koyarım." Alaycı tavrına gülmedim.
"Sus sus!" Diye kızdım.
Hayal. Sözünü tutacak mısın şimdi? Aysumla evlenirsem beni öldürecek misin. Ellerin beni öldürebilecek kadar güçlü mü? Ya da daha kötüsü, kalbin o düğünü izleyebilecek kadar mı sevmedi beni?
.

Bölümü dün yazdım canlarım tekrardan buradayım. Öncelikle kitap hakkındaki yorumlarınızı merak ediyorum. Sizce Kalye Aysum'u mu seçecek yoksa Hayal'i mi?
Ama size bir ipucu vereyim, merak etmeyin türk dizisine çevirmeyeceğim kitabı 😉
Anladınız siz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere...