13. bölüm · BİZİM ÇOCUKLAR

13. Bölüm: KALYE

Arzu Çiçek

PAMİR KALYE BERTİL
(1985)

Hayal benim bu hayattaki ilk aşkımdı.
Aşık olmadan önce aşık herkesle dalga geçerdim ve aptal olduklarını düşünürdüm çünkü gözleri kör kulakları sağır oluyorlardı. Ama sonra fark ettim ki Hayal canımı istese verebilecek hale gelmiştim.
Ya da onu kurtarmak için herşeyi yapabilirdim. Uçurumda olsam onun yerine atlayabilirdim. Rus ruletinde olsam kendi kafama sıkabilirdim. Onun yaşamı pahasına herşeyi yapabilirdim. Sanırım dalga geçtiğim kişiye dönüşmüştüm.

Şimdi ağlıyordu ve herşeyin berbat olduğunu sayıklıyordu ama o çok nadiren ağlardı.
"Ne yapacağım ben şimdi? Resmen batırdım. Böyle olmamalıydı!" Dedi elini masaya vurarak. Sırtını sıvazladım yavaşça,
"Dünyanın sonu değil ya," dedim. "Tekrar yaparsın. Bende yardım ederim."

"Nasıl edecekmişsin? Sen resimden ne anlarsın ki. Ben bile anlamıyorum! Başkasından yardım aldım."
Dedi delirmişçesine, elini kolunu tuttum daha da delirmesin diye.
"Benim adım bile Kalye kızım, sanat sokağı demek. Ben mi yapamayacakmışım? Alasını yaparım sana da veririm."

"Olsun. O projeyi şirkete sunacaktım. Okulda gerekecekti. Şimdi baştan başlamam gerekiyor ve aylarımı almışken şimdi iki günüm var!"

"Başlarım şirketine ya, ne olacak."
Boğazımı temizledim.
"Sana söz veriyorum o projeyi iki günde bitiririm. Hatta iddiasına bile varım."
Serçe parmağımı ona uzattım.
"Yapamazsın." Dedi serçe parmağıma bakıp.
"Yaparım." Dedim kesin bir sesle.
İstemeye istemeye serçe parmağını benimkine geçirdi.
"Yapamazsan seni döverim." Dediğinde kocaman bir kahkaha attım.
"Lütfen vurma, lütfen."

"Eee, bütün yük sende olacak ama. Ben de yardım ederim ama yine de bitmez."
Dedi gururunu ezerek. Onun gururu genelde ezilmezdi çünkü hayatımda tanıdığım en gururlu insandı.
"Öyle olsun. Akşam gel bize yapalım beraber. Biliyorsun Ateş yavaştan evleniyor. Evde baya boş yer var." Dedim alayla gülümseyerek.
"Zaten o evde senin yerin hep vardı."
Göz kırptığımda gözlerini devirdi.

Ona kabul ettirmek benim için kocaman bir zaferdi. Saatlerin geçmesini beklerken öyle heyecanlıydım ki. Bir an önce akşam olsun ve gelsin istiyordum. Bir sürü malzeme alıp evdeki bombol duvara kocaman kağıdı yağıştırdım. Eskisinden daha büyük bir kağıttı. Sanırım tüm gece çalışırdık.
Keşke kendi isteğiyle akşamları yanımda olsaydı ama bu biraz zordu. O asla kolay bir kız değildi ve benim sahip olmayı hak etmediğim bir kadındı. Ona sahip olabilecek bir adam bu dünyada var mıydı emin değilim ama olursa da onu geberteceğime emindim.
Şimdiye kadar çıktığı erkekleri biliyordum genelde zeki tiplerdi ve ona istediğini veremeyecek türdendi. O yüzden hepsi kısa sürüyordu, en fazla bir ay.

Akşam radyoyu yavaştan açmıştım ki kapı çaldı ve ben aniden irkildim. Yüzüme yayılan gülümseme kesinlikle gerçekti.
Ateş, nişanlısının yanına gitmişi ve bu gece orada kalacaktı ve biz tüm gece baş başa olacaktık. Birkaç boya daha falan filan...

Kapıyı açtığımda hala stresli ama çok şirin bir kız gördüm. Hayal'i.
Kocaman çantasını almış gelmişti ve saçları da darmadağındı ama hiç sorun değildi çünkü hala çok güzeldi.

"Hoşgeldin." Dedim. Fazla mutlu olmam dikkatini çekmişti, "Hoşbuldum, da birşey mi oldu? Niye sırıtıyorsun?" Kolları göğsünde bağlanmıştı. Elim enseme doğru gitti.
"Ah, sırıtıyor muyum? Fark etmedim. Hiç fark etmedim. Girsene."
Geri çekilip girmesine izin verdim.

Hayal benim evimde.
Ateş evde yok.
Akşam.
Biz baş başayız.
Bu bir rüya olmalıydı...

Duvara asılı kocaman kağıda baktı ve iç geçirdi. "Ah, hadi bir an önce başlayalım bu şey sinirimi bozuyor." Dedi ellerini kaldırıp çantasını koltuğa fırlatarak.
Güldüm, "Önce taslak." Dedim.
"Eskiz yani. Dereceli kalemle sade bir eskiz lazım. Sonra detayları ekleyip yerleri belli edersek baya ilgi çekici olur. Bina yerleri de önemli tabii. Bak şimdi," elime kalemlerden birini aldım ve kağıda dikkatlice eskizin nasıl çizileceğini gösterdim.
Kaşları çatıldı, "Sen bunları nereden biliyorsun?"
Beni merak mı etti o? Oha. Beni merak etti!
"Adım Kalye olduğu içindir doğuştan gelme."
Bok gibi cevap verdin aferin sana.

Güldüğünde pek de kötü bir cevap olmadığına ikna oldum.
"Pekala. Eskizi bitirmek biraz sürer. Otur beni izle ya da eşyaları masaya diz filan."
Çizmeye devam ettim.
Kocaman bir kağıt demek kocaman bir eskiz demekti.

Arkamdan geçtiğinde eşyaları masaya dizeceğini anladım. Yavaş davranıyordu çünkü işi uzun olan bendim.
Birkaç kısmı çizip ona gösterdim,
"Bak." Dedim. "Bu şekilde tüm kağıdı yaptıktan sonra detaylar ve sonra da bitiş. Önemli olan heryerin dolu olması değil doğru ve ilgi çekici olması."
Baktı, ve beğenmiş gibi bir eda yaptı.
Görev başarılı.
"Sanırım sana haksızlık ettim. İyi çiziyorsun. Daha önce hiç görmemiştim."

Görmedi çünkü ben resim filan çizmiyorum.
"Sen denk gelmemişsindir. Otur. Ben eskizi bitireyim geliyorum."

Sadece çizdim. Beni izlediğini hissederken kanımda artan adrenalini kâğıda yansıttım. Çünkü az kalsın zıplayacaktım.
Bir süre sonra eskizi bitirdim ve geri çekilip eserime uzaktan baktım.
"Nasıl oldu?" Diye sordum Hayal'e dönüp.

Ayağa kalktı ve yanıma geldi. Kağıda bakıp kaşlarını kaldırdı. "Vay be," dedi hayretle.
"Baya iyi olmuş bu. Bana da göster bende yapacağım. Şimdi ne yapıyorduk?" Diye sordu. Yeterki sen iste canımın içi, göstermez miyim?
Elini elime götürüp kalemi aramızda tuttum.
"Dairesel ilerle, bak böyle, iyice belli et önemli yerleri. Detaylı olsun."
Yapabilmenin verdiği zevkle gülümsedi.
"Oluyor galiba."
Ellerine dokunmak ve sıcaklığını hissetmek büyülüydü. Daha iyisi dip dibe olmak başımı döndürüyordu. O kesinlikle normal bir kız değildi.

"Birşey soracağım, eğer bu biterse karşılığı ne olacak?" Diye sordum merakla.

"Anlamadım?" Dedi kaşlarını çatıp.

"Diyorum ki, eğer biterse iddia ne olacak?"
Bir anda aydınlandı ve bana döndü.
"Şey, yemek ısmarlarım." Dedi omuz silkip.
Hayır ya ben bunu istemiyorum ki!
"Yemek olmaz. Yani karşılığı daha anlamlı olmalı."
Gözlerini devirdi. "Ne mesela?" Diye sordu.
Öp.
"Hiiç, sadece daha derin anlamı olan birşey olabilir."

"Pamir çıkar ağzından baklayı."
Bana Pamir demesi tüylerimi ürpertmişti.
"Boş ver." Dedim yalnızca.

"Hadi şu projeyi bitirelim."

🥹

HAYAL İZCİ

Bu gün o gündü. Benim doğum günümdü!
On beş nisan!

Uzun zaman sonra gözlerimi ilk defa böylesine mutlu açmıştım. Hem Kalye'nin randevusu hemde doğum günüm içindi.
Herşey daha güzel hale gelmişti.
"Günaydın." Diye bir ses duydum yanımdan. İrkilerek başımı çevirdiğimde Kalye'nin gülümseyen suratını gördüm.
"Sonunda uyandın. Ve gülümsemenden anlıyorum ki bütün gün koca evde baş başa olmamızın da katkısı var."
Haklıydı ama sustum.
"Yani, belki." Dedim sadece uyku mahmuru bir sesle.

"O zaman bir günaydın öpücüğünü hak ettin," bana doğru eğildiğinde onu göğsünden ittim.
"Şimdi olmaz." Dedim. Dudaklarını büzdü ve bana baktı.
"Ayıp ediyorsun ama." Elini elime geçirdi. Pencereyi açmıştı ve ikimizin elinin üstüne saf günışığı vuruyordu.
"Öpücüklerini akşama sakla." Diye gülümsedim kocaman.
"Ne güzel konuşuyorsun sen öyle, ağzını yerim senin." Kocaman bir kahkaha attım.
Sabah sabah bu ne enerji?

"Kalk hadi," üstümdeki yorganı kenara fırlattı. "Pankek yapacağız."

"Pankek mi?" Diye sordum gülüp
Başını salladı, "Evet. Pankek. Yanına meyve salatası da yaparız söz."
Uzun zamandır pankek yemiyordum.
Eskiden evdeki tarif kitaplarından bakıp pankek yapardık ve her seferinde tadı farklı olurdu. Şimdi ise tarif kitabına gerek bile yoktu.
Yataktan doğruldum ve gözlerimi ovuşturdum. Saçlarımı karıştırıp kalktığımda Kalye'nin arkasından sürüklendim ve mutfağa ilerledim.

Mutfapa girdiğim gibi bana bir bardak su uzattı. Huyumu iyi biliyordu. Sabah ilk işim hep su içmektir.

Tezgahın üstüne malzemeleri çıkarmaya başladı ve bana zahmet vermedi.
Kısa süre sonra herşeyi toparladı ve gösterdi. Ellerini yumruk yapıp beline koydu.
"Malzemeleri ayarladım, hadi bakalım şef Hayal İzci, sahne sizin."
Gülümseyerek tezgaha yaklaştım ve elime bir yumurta aldım. Kaldırıp Kalye'nin kafasına vurdum ve çatlatıp kaba kırdım.
"Ayıp ya! Kafamda yumurta mı kırıyorsun?"
Diye kızdı.
Ama ben ikinci yumurtayı da kafasında kırdım. Ciddiyetle işimi yaparken şekeri bir bardağa boşalttım ve kaba ekledim.
Çırpma teliyle karıştırmaya başladım,
"Hadi sen ocağı yak. Bir tane de düz tava al." Dedim.

Kalye üst raftan bir tava çıkardı ve üstüne biraz yağ sürdü. Sonra da altını en kısıkta yaktı. Çekmeceden spatula çıkardıktan sonra da dirseğini masaya dayadı.
Beni izlemeye koyulduğu sırada sütü ekliyordum.
"Ne oldu?" Diye sordum ustaca çırparken.
Bana bakıp iç geçirdi, "Bir kere şey desene," dedi ve duraksadı. "Şey."
Ney?
"Anlamadım. Ne diyeyim?" Diye sordum kaşlarımı çatıp.
"Of, ondan işte. O insanların dediğinden."
Kaşlarım gitgide çatıldı.
"Kalye anlamıyorum ne diyeceğim?"
Kalye geri çekildi ve bir elini saçlarına geçirdi, "Hani iki kişi aşık olunca diyor ya."

Güldüm, "Aşkım mı?" Diye sordum.
"Hayır. Diğeri." Dedi.
"Canım?"
"Diğeri."
"Hayatım?"
"Diğeri!"
"Sevgilim."
"Hah, o. Of, ne güzelmiş."
Kocaman tiz bir kahkaha patlattım keki bırakıp.
"Direk söyleseydin ya, beni uğraştırdın, sevgilim." Bilerek vurguladığımda arkamdan kollarını bana sardı.
"Nasıl da yakıştı ağzına, sevgilim benim."
Saçlarımın kokusunu içine çekiyordu. Burnunu tamamen boynuma gömmüştü.
Dar alanda çalışır olmuştum ve unu alıp yavaşça eklemeye başladım.
"Olmadı mı hala sevgilim?" Diye sordu bilerek.
"Olmadı. Az kaldı."
"Bir daha desene."
"Sevgilim."
"Of Allah'ım of!"

Başımı arkamdaki omzuna yaslayarak güldüm. Böyle tepki vermesi çok hoşuma gidiyordu. Onu mutlu etmek de beni mutlu ediyordu.

"Oldu bu," dedim hamura bakıp.
"Yavaştan pişirmeye başla." Benden ayrıldığında yüzüme baktı bir süre ve gözlerini kırpıştırdı. "Ben mi? Pişirmek?"
Dediğinde elime geçen kozu kullandım,
"Pişirir misin sevgilim?"
Hemen eline bir kaşık aldı ve ilk parçağı kızmış tavaya koydu. Göz göz olan pankekle çevirirken yanağına bir öpücük kondurup onu motive ettim. Pişirirken zevk alacağı şekilde davrandım ve pişen pankekleri koyması için tabak çıkardım. Sonra da dolaptan meyveleri alıp yıkadım ve küçüköe doğrayıp salata haline getirdim. Bir tabakta birleştirdim. Çikolatayı da çıkardığımda pankeklerin hepsini çoktan pişirmişti.

"Yiyelim mi artık?" Dedim hevesle çünkü midem bana baskı yapıyordu.
Açım ulan. Aç!
Masaya iki tane tabak koydu.
"Çok mu acıktın?" Diye sordu.
"Evet!" Diye inledim.

Masaya otururken yemek için sabırsızlanıyordum. Biraz meyve ve çikolata alırken onun açtığı konuyu duydum ve duraksadım. "Şu çocuk meselesini konuşsak mı?"

Çocuk mu? Bu da nereden çıktı şimdi?
"Neden ki? Daha evli bile değiliz ve daha ailemiz bile beraber olduğumuzu bilmiyor! Biz en son noktayı mı konuşacağız yani?" Yüzümü ekşittim.
Kalye bana bakıp göz devirdi, "Konu o değil. Ayrıca ikimiz için konuşmak istiyorsan şu anda dört çocuğumuz için de ayrı odalı bir ev yaptırıyorum." Sözünü kesip elimi masaya vurdum.
"Biliyordum!" Diye inledim.
Kalye devam etti, "Konu ben değilim. Senin genel anlamda çocuk korkun. İstiyorsun, ama bir yandan da istemiyorsun. Ayrıca tüp bağlatmadan seni de ben kurtardım. Şu an nasılsın?" O günleri hatırlıyorum...

"İyiyim ama çocuk konusunda kararsızım. Belki de dört tane çok fazladır? Hayalimdeki sayı dörttü ama sanırım bir tane de olsa yeter."

Ufak bir kahkah attı,
"Hala dört mü?" Diye sordu hevesle.
"Evet. Üç erkek bir kız, evin prensesi olmalı." Maziye bir gönderme yaptığımda ikimizde gülümsedik.
"Peki bir soru, kızın ismini ne koyardın? Evin prensesinin özel bir adı olmalı."

Biraz düşündüm. Aslında bu epey düşünmek gerektiriyordu.
Ama aklımda uzun süredir yer eden ve yuva yapmış bir isim vardı.
"Masal." Dedim yüzüne bakıp.

Kalye'nin gülüşü daha da büyüdü,
"Beni çocuk yapmaya heveslendiriyorsun."
Dedi elini sallayıp.
Küçük bir kahkaha atıp ağzıma pankekleri tıkıştırdım.
"O zaman erkeklerin adını koyma işi bana mı kaldı?" Diye sorduğunda lokmamı yuttum.
"Şey, dört diye anlaştık. İkisini sen koyarsın ikisini ben." Sanki evlendik de çocuğumuz eksik kaldı!
"O zaman birinin adı Özgür olacak."
Özgür mü? Bunu ilk kez ondan duydum.
"Bu da nereden çıktı? Daha önceden düşündüm deme bana!"
Çatalını bıraktı ve ciddi bir pozisyona geçti.
"Özgür. Biz hiç özgür bir aşk yaşayamadık. Bu bende hep ukde kaldı da ondan. Normal şartlarda tanışmış olsaydık belki... Belki şimdi evliydik."

Yüzümü düşüren bir cümle kurmuştu.
Ben ise gülümsemek istediğim için konuyu şakaya vurdum, "Düşünsene sen resim bölümü bende gastronomi öğrencisiyim.
Üniversitede çarpışarak filan tanışıyoruz ve saçma randevulara çıkıp ergen aşıklar oluyoruz. Vay canına."
Düşündüğüm şeyle gözlerim büyüdü.
Kalye ise başını geriye doğru atıp gülmeye başladı. "Ne efsane olurdu dimi?
Ya da daha fazlası, lisede tanışmışız.
Seni okul koridorunda görmüşüm ve arkadaşlarım beni senin üstüne itmiş."
Kocaman bir kahkaha patlattı.

"Aman tanrım," dedim gülüp. "Çok değişik olurdu. Aslında benimle çarpışarak tanıştın sayılır."

Aklımıza gelen bisiklet sahnesi ile daha da güldük.

"Tanrım, cidden öyleydi!" Diye inledi gülerken. "Biz romantik komedilere layık bir çiftiz sevgilim."

"Bence de. Peki ilişkimizi nasıl yürütmeyi planlıyorsunuz sayın Kalye Bertil?"
Diye sordum bir röportajda gibi.
Kalye yalancıktan düşünüyormuş gibi yaptı,
"Öncelikle evlenme teklifi etmeyi düşünüyorum," diye girdi söze.
"Süpriz olacak o yüzden teklif için detay vermiyorum. Sonra evlenmeyi, ve direk çocuk yapmayı. Evet, kesinlikle planım bu."

"İki dakikada ömür bitti be adam."
Dedim sandalyeme yaslanıp.
"Ömrümüzü yediğin gibi yemeğini de ye.
Çünkü birazdan o tabakları yıkayacaksın."

"Ben asla..." derken lafını böldüm,
"Birşey mi dedin sevgilim?"
"Tamam!"

Ona karşı kullandığım yeni koz epey işe yaparacak gibiydi. Her işi ona yaptırma dürtüsünü biraz kenara bıraktım hatta bulaşıklara yardım bile ettim.
Ne kadar çabuk olmuştu? Herşey.
Çok çabuk olmuştu.

Kalye, benim ilk aşkımdı.
Her zaman da öyle kalacaktı.
O nasıl biri miydi? Kalye, yalnızca bana çapkınlık yapan, dışarıdan sert görünen ama yumuşak kalpli olan, nazik, sinirlenince deli gibi davranan, fedakar ve gururlu biriydi.
Birçok ses kaydı hala elimdeydi.
Kalye hakkında olan bir sürü ses kayıt cihazım vardı ama onları yok etmeyi düşünüyordum çünkü yalnızca ihanetimden önceki zamanın iyi olmasını istemiyordum.
Kalye beni affetmişti. Eğer affetmeseydi şu an benim için bulaşık yıkıyor olmazdı.

Beni affetme olasılığı en az olan kişi beni affetmişti ve imkansız dediğim insanlar artık benim ailemin bir parçasıydı.

Bulaşıkları yıkayan Kalye'nin elinin bir kısmını titreşip durduruğunu gördüm.
Kaşlarım çatıldı, o ise ellerini durularken hala eli titriyordu.
"Eline ne oldu?" Diye sordum ayağa kalkıp yanına giderek. Eline bakındı, ve omuz silkti.
"Hiç." Dedi yalnızca.
Halbuki eli hala deli gibi titreşiyordu ve ben korkuyordum.

"Kalye, eline ne oldu? Acıyor mu?" Eline uzandım ve dokundum. Acımıyordu. Yüzünden belliydi ama titriyordu.
Diğer eli ise normaldi.

"Birşey yok," dedi elini çekip.
"Arada oluyor işte. Sorun yok. Yüksek ihtimalle kaslardandır."
Umurunda değildi.

"Sen öyle diyorsan..." yerime oturdum
Yalnızca bekleme vaktiydi sanırsam.
Ya da ikinci bir ihtimal...

🙃
KALYE BERTİL

Benim adım Pamir Kalye Bertil, yirmi beş yaşında genç bir adamım. Eğer normalce sorulsa böyle cevap verirdim.
Aynı zamanda resme aşık, Hayal'e aşık, aşkını güzel yaşayan, ve sanki bir rüyada yaşayan bulut gibi bir adamım.

Hayatımın birçok noktasında babamın mezarına gittim ve dert yandım. Çünkü eğer babam yaşasaydı beni anlardı.
O Hayal'in annesine aşıktı ve ben onu anlıyordum. Anlamamak mümkün müydü ki?

Mezarın içindeki adam babamdı ve ben onu çok seviyordum. Ne kadar bir nispet evliliğinin meyvesi olsam da her meyve bir natürmorta yakışır. Kendimi bununla avutuyorum ve hayatta oluşuma şükrediyorum. Çünkü herşeye rağmen ben hiç yaşamımı düşünmedim.
Hayat, yaşam ve ölüm benim için hiç yakında olmamıştı.

Babamın mezarının önünde durdum,
üstünde adımın yazması da korkunçtu.
"PAMİR KALYE BERTİL"
Bu çok korkunçtu ama babamdan korkamazdım.

Mezara baktım, daha az önce sulamıştım.
"Baba," dedim ve yutkundum.
"Sanırım seninle buluşuyoruz. İlk kez."
Başımı eğdim.

Ne diyeceğimi bilemedim aslında ama sonra tıkır tıkır herşey ağzımdan dökülmeye başladı. "Seninle aynı kaderi yaşıyorum, sen de Hayal'e aşıktın değil mi? Bende öyleyim hep öyleydim. Bu gen bana senden gelmiş olmalı. Ama sanırım ölüm konusunda da benzer bir kader yaşayacağız ve erkenden öleceğim. Artık kardeşlerime yakın hissetmiyorum, artık yalnızca Hayal'e yakın hissediyorum ama bu halde onunla olamam değil mi? Çocuk hayallerimizi duymuşsundur, o hep dört tane istemiştir, sırf bunun için bir ev yaptırdım.
Evlenme teklifimi de düşünmüştüm hemde senelerdir içimde tutuyordum.
Pişman oldum. Keşke onu o evden hiç çıkarmasaydım, keşke evden hiç gitmeseydi.
Keşke en başından beri beraber olsaydık ve herkese söyleyebilseydik. Şimdi tam beraber olmuşken..."

Sustum.
Sessizlik.

Babam sanırım bana yanıt vermiyordu.

Elimi babamın toprağının üstünde gezdirdim, "Sorunlarımın cevabını, yanına geldiğimde konuşacağız değil mi?"
Diye sordum meraklı meraklı.

Cevap yok.
Sessizlik.

"Bunu evet olarak sayıyorum."
Benim hayatımı yalnızca yedi harf mahvetmişti. Yerlebir olmuştum.
Artık beni kimse toparlayamazdı.

Pozitif.

Şimdi anlıyordum, sağlık bu hayatın kilidiydi. Anahtar ise yalnızca Tanrı'daydı.

🥹
HAYAL İZCİ

Bu da ne?
Kendi kendime aynen böyle dedim.
Kalye evden acil bir işi olduğunu söyleyip bana sarıldıktan sonra çıkmış ve gitmişti.
Aradan saatler geçmesine rağmen ondan hiçbir haber almamıştım.
Artık koltukta oturup bacağımı titretiyor ve tırnaklarımı ısırıyordum.
Tamamen delirmiştim. Telefonlarımı açmıyordu, eve gelmiyordu.
Akşam akşam evde tek kalmıştım.

En sonunda ayağa kalkıp salonda birkaç halka attıktan sonra odama doğru ilerledim.
Bir şekilde birşey yapmam gerekiyordu.
Odama girdiğimde birkaç adımdan sonra masanın üzerinde üstünde Kalye'nin imzasının olduğu bir kağıt buldum.
Kaşlarım aniden çatıldığında korkuyla elime kağıdı aldım.
İkiye katlanmıştı, kıvırdım ve yatağın üstüne oturup ilk cümlesinden okumaya başladım.

"Herşey, bu eve bisikletinle girdiğinde değil herşey biz doğduğunda başladı. Sonra yurttan kaçtık, seni bulduk, sana aşık oldum, seni öptüm, en başından beri seni istedim, sana aşkımı itiraf ettim ve beni reddettin. Daha birçok şey sayabilirim.
Ama saymayacağım çünkü sanırım artık bu aşk yarım kalmalı. Bana kızma, özür dilerim. İnan bana bende istemiyordum.
Klişelerden nefret ettiğimi çok iyi bilirsin ama ben sana layık değilim. Hayatının geri kalanını benim gibi birkaç senede felç kalacak ve yemeğini bile yiyemeyecek bir adamla geçirmeni istemiyorum.
Sen bunu hiç hak etmiyorsun. Sevgi bunun hiçbir yerinde yok. Yalnızca hayatına bir katkım olsun istiyorum.

Belki o evi bitirebilirdim, ve dört tane odası olabilirdi.
Masal ve Özgür dışında iki çocuğumuz daha olabilirdi.
Ya da herkese ilanı aşk edip mutlu olabilirdik.
Bunların hepsi olabilirdi, ama hayat bize bir engel daha koydu. Artık herşey bitti.
Bunu demek belki çok zor ama seni seviyorum. Hayatının geri kalanında kendine çok iyi bak. O aileye benden daha çok ihtiyacın var."

Yanağımdan aşağı bir damla yaş süzüldü...

(YEDİ AY SONRA)

Çalan telefonun melodisini duyduğumda yatağın başındaki telefona uzandım ve kulağıma yasladım.
"Sen ne halt ediyorsun böyle?" Kadir'in sinirli sesini duydum.
Hiçbir tepki ise vermedim, "Ne?" Dedim yalnızca.

Kadir aynı sesle, "Hayal sanki senin gibi bizde uğraşmuyormuşuz gibi davranıyorsun. Bu çok sinir bozucu. Kalye evden gittiğinde beri kafan yerinde değil anlıyorum ama yaptıkların işimizi zorlaştırıyor."
Sözleriyle bir süre sustum.
"Onu bulamıyoruz," dedim sonra burukça.
"O bir yerlerde ve biz buradayız. O hasta ve bizden uzakta. Daha ne kadar çabalayabilirim? Sizi zorlaştırmıyorum. Sadece Kalye'nin yerini bulmaya çalışıyorum o kadar!" Sonunda sesim yükselmişti.

Kadir sinirli bir nefes verdi ve bende duydum.
"Kötüsün biliyorum," dedi. "Kalye'yi geri getireceğiz. Sana bu konuda söz verdim. O bizim kardeşimizdi." Hayır. Kalye benim sevgilimdi.
Gözlerimi kapattım. "Ben çok yoruldum, artık bıktım. Hiçbiriniz bana hesap sormayın. Sakın. Kalye'yi getirin ya da bana bulaşmayın!" Telefonu yüzüne kapattım.

Tavanını izlediğim resim atölyesinin etrafına baktım. Burası bana en nostaljik gelen yerdi.
Kalye benim için herşeydi ve bu atölya bana onu yakın hissettiriyordu. Zihninden dökülen görselleri tuvallerde görmek hoşuma gidiyordu. Onsuz yedi ay geçmişti ama ben hala o atölyedeydim.
Her bir tuvalini incelemiştim.
Hepsine anlatmak istediği şeyi çözmüştüm, her geçen gün tablolarını çözmek hoşuma gidiyordu. Ona biraz da olsa yakın hissediyordum. Yaptırdığı ev yarım bir harabe olarak kalmış olsa da benim gözümde orası bizim dört çocuklu evimizdi.
Hep de öyle kalacaktı.

Pamir Kalye Bertil, beni terk etmedi.
O yalnızca benim ihtiyacım olan aileyi sağlamayacağı için olan ailemi bana dar etme bırakmıştı.

Kalye, bu sana.
Beni keşke hiç bırakmasaydın.
Keşke biz altı kardeş yerine iki karı koca olsaydık ama sen gitmeseydin.
Ben bu kabusa daha fazla dayanamıyorum.

Kendimi yatağın üstüne bıraktım yeniden. Atölyenin tavanı benim en yakın dostum olmuştu. Onunla baş başa kalmıştım.
Yine...

(CEREN ALTINEL)

Kapının ardındaki Hayal'i işaret ettim, dirseğimi abimin karnına değdirdim
"Aylardır çok mutsuz." Diye iç geçirdim.
"Kendinde değil, sürekli uyuyor, yemek yemiyor..."
başım istemsizce yere eğildi.
Abimse sıkıntıyla nefes verdi, Ecrin ise omzuma dokundu.
"Çünkü Kalye gitti." Herşeyi özetlemişti hemde tek cümleyle.

"Evet," dedi abim acıyla. Kalye'yi aramızda en çok özleyen de abimdi. "Kardeşim gitti. Senelerce abilik yaptığım, gözüm gibi koruduğum kardeşim gitti." Neredeyse ağlayacaktı. Gözleri bile dolmuştu.
Ecrin ona destek vermek için başını göğsüne yasladı ve sarıldı.
"Belki hepimiz yaşıyoruz ama Hayal yaşamıyor." Bende kendi kardeşimi korumalıydım.

"Ceren, ben ne yapayım abiciğim? Ben Hayal için elimden geleni yapıyorum ama o istemiyor ki. O yalnızca Kalye'yi istiyor ama onu da bulamıyoruz. Daha önce hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim."
Alt dudağını dişledi Ateş.

"Bende," diye katıldım. "Ona biz iyi gelmiyoruz. Bu ev de iyi gelmiyor. Onu bu evden de bizden de uzak tutmalıyız."

Ecrin, kaşlarını çattı. "Ne?" Dedi şaşırıp.
"Onu evden uzaklaştırmak mı? Mesela nasıl?" Diye sorduğunda elimdeki telefona baktım. Kayıtlı numaralardan Erden İzci adına baktım.
"Ben döneceğim." Dedim ve koridorun sonuna ilerledim.

Merdivenlerden çıkarken o düğmeye bastım ve Erden abiyi aradım. Ya da amca?
Her neyse.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı,
"Efendim?"
Derin bir nefes verdim ve sesimdeki kötülüğü gizlemeye çalıştım.
"Merhaba Erden amca, sana birşey söyleyecektim de." Diye girdim söze.
"Hayal'in durumunu biliyorsun. Kötü.
Ben düşünüyorum ki, bu ev ona iyi gelmiyor. Yani açık olayım biz onu kötüleştiriyoruz.
Acaba diyorum..." duraksadım.
"Onu yanınıza alsanız?"

Erden amcanın derin bir nefes verdiğini duyduğumda içim bir kötü oldu.
"Kızım sana yemin ederim ki bunu bin kez söyledim. Gelmem diyor başka birşey demiyor." Bunu bilmiyordum.
"Ama bu evde kaldıkça her geçen gün...
Daha kötü oluyor."

Babası belki ona iyi gelir diye düşündüm.
Sonuçta, onun bir babası vardı.
Bizden bir adım önde olarak.
"Peki ne yapacağız?" Sesim öyle çaresiz çıkmıştı ki.

"Uzun süredir aklımda birşey var ama, ister mi bilmiyorum." Dediğini duyunca içimde bir umut filizlendi. "Onu tekrar halasının yanına yollamayı düşünüyorum."
Halası mı?
Sanırım hatırlıyordum. Yazlık şirin bir pansiyonu olduğunu söylerdi hep.
İstanbul'a dönmeden önce de hatta halasıyla pansiyonda yaşıyordu.

"Halası..." mırıldandım kendi kendime.
"Bu iyi olur mu ki?"

"Bilmiyorum," dedi ve boğazını temizledi.
"Ama halasını çok sever. Biraz yeşillik, yaz havası iyi gelir belki. Kuzeni de var orada. Ben de ne yapacağımı şaşırdım."

Bu iyi bir fikir olabilirdi.
Erden amca belki de doğru düşünüyordu?
Biraz kendine gelmeliydi.
Hayal artık yalnızca hayal dünyasında yaşıyordu ve bunu düzeltecek bir mucize lazımdı.

Aşağı doğru koşar adımlar atmaya başladım ve koridorun sonuna dek sürdü.
Ateş ve Ecrin'i itip içeri daldığımda yatakta uzanan Hayal'e bağırdım.

"Kalk valizini topla köpek! Gidiyorsun bu evden!"

Hayal bize ihanet ettiğinde de ona böyle bağırmıştım. Aynı sözcüklerle.
Ama bu kez ona sinirimden değil, bu kez onu sevdiğimdendi.

(HAYAL İZCİ)

Ben ne yapıyorum böyle?
Elimde valiz, on saatlik bir otobüs yolculuğu beni bekliyordu. Ne boktandı böyle?
Ben gitmek istemiyordum.
Ben Kalye'nin atölyesinde kalmak ve onun tablolarıyla onunla konuşmak istiyordum.
Ben Kalye'yi istiyordum.
Bedenim, zihnim ve diğer her parçam onu istiyordu.

Otogarda arkamda bıraktığım bizin çocuklara baktım.
Sıralanmışlardı.
Ateş, abim, sonra Güneş, onun yanında Ceren, onun yanında ise Kadir.
Bir de babam vardı.
Bir tek o eksikti...

Öne atıldım ve herşeye rağmen önce abima sarıldım sıkı sıkı, onun vücudu sıcacıktı. Beni sararken sahipleniciydi ve bir abi gibiydi. Sanki beni sonsuza kadar koruyacak gibiydi.

Sonra Güneş'e sarıldım ve onun bedeni benimkinden daha ufaktı.
Bana narin ve masumca sarılmıştı ve şimdiye kadar ona çok teşekkür ediyorum bu masumiyeti için. Güneş.

Sonra Ceren'e sarıldım ve onun bedeni ise benimkinden daha iri olsa bile...
Bir abla gibiydi. Sanki benden biraz daha büyüktü ve beni koruyordu.
Aynı abim gibi. Ama parfümü de çok kadınsı kokuyordu.

Kardeşlerimi bitiren son noktayı, Kadir'e sarıldım. O ise bana en içten şekilde sarılmıştı çünkü bizim aramızdaki samimiyet bunu söylüyordu. Kardeşimdi. Sonsuza dek.

Babama uzandım.
O bana öylesine sarıldı ki.
Gözyaşlarımı zor tutacağım cinstendi ve ben onu bulduğuma asla pişman değildim.

Bizim Çocuklar.
Bizim Hikaye.

Karanlığa çak bir kibrit
Ruhunu ver ver ateşe
Omuzunda hayatın yükü
Yüzünü dön dön güneşe

Güneşe bi el ateş ettik
Bilemedik kendimizi erittik
Ayakkabımız yırtıktı ama
Dikenleri yolları koşarak geçtik

Ah nerde bizdeki eski neşe
Bile bile daldık ateşe
Kimse tutmadı elimizden
Her bela geldi peş peşe

Arkamı döndüm. Onlara son kez baktım.
Sonra da otobüsüme bindim ve camdan onlara el salladım. Tam İstanbul sokakları bana ısınmışken ben bu şehri terk ediyorum.

BİZİM ÇOCUKLARA BU HİKAYE İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM!

Yol boyu yalnızca aşk şarkıları dinleyip ağladım çünkü çok özlemiştim.
Sürekli aklıma geliyordu. Artık kardeşlerim arkamda kalmıştı ve ben aşk acımı doyasıya yaşayabilirdim.
Sürekli ağladığımdan yanımda oturan kız bana garip garip bakmıştı ama hiçbir şey dememişti.

Kardeşlerim artık arkamdaydı ve bu çok zordu. Geldiğim otobüsle ait olduğum yere geri dönüyordum. Bu korkunçtu.
Ben ölüyordum.

Herşey en başından aklımdan geçti,
Yeniden...

Eve gelişim ve hepsinin bana sırtını dönüşü.

Sonra eve dönmem ve benden o kadar da nefret etmediklerini fark etmem...

Aklıma Kalye ile lisedeki öpüşmelerimizin gelmesi.

Ya da benden sigara için yalvardığı günleri hatırlayıp salakça sıtırmam.

Onu nişanlısı ile ayırmam.

Annemin kaderini yaşamaktan korktuğum için bana cesaret vermesi.

Ateş'in gitarist olması.

Sonra sevgili olmamız.
Ve sonra gidişi...

Bitmişti. Biz bittik.

Kalye ve Hayal denen birşey kalmamıştı ama neden herşey bana havada uçuyormuşum gibi hissettiriyordu.

Otobüs yolculuğumu hiç bölmeden devam ettim ve sonunda inmeye yaklaştık.
Son durak!
Antalya.

İndiğim gibi valizimi aldım ve bir taksiye atladım. Öylesine yorulmuştum ve yüzüm çökmüştü ki. Herşeyin boka sardığı yüzümden belliydi.
Taksiyle de yaklaşık yarım saat yol yaptıktan sonra artık kalçamın düz olduğundan emin olarak pansiyonun oraya ilerledim.
Yürümek iyi gelmişti.

Yeşilliklerin içerisindeki villa panisiyona baktım. Sonra da içeride kahvaltı yapan müşterilere. Halamı gördüm, elinde tabaklar vardı ve servis yapıyordu.
Yanında da bir adam gördüm. O da tabak taşıyordu.
Yeni çalışan almaya hep karşı gelmiştir halbuki.

Daha da yaklaşıp onları izleyince gördüğüm şeyle ağzım açık kalmıştı.

Ağzımdan ise tek bir kelime döküldü,
"Kalye..."

Hayal değildi. Rüya değildi.
Kalye karşımda insanlara servis yapıyordu. Hayır, ben delirmemiştim bu gerçekti.
Kalbim göğüs kafesimde sanki seneler sonra ritim buldu. Kocaman gülümsememe ve gözlerimin dolmasına engel olamamıştım.
Sonra başını çevirdi ve uzamış saçlarıyla bana baktı. Sanki orada olduğumu hep biliyordu.

Üstünde beyaz bir tişört vardı, ve altında ise pantolon. Kocaman gülümseyerek bana bakıyordu. Elindeki tabakları müşterinin önüne koydu ve sonra koşarak yana gelince nereye koştuğunu anladım.

Bende koştum hemen.
Nereye mi? Bahçeye.

Bahçeye giden yollardan koşa kola geçerken heryerimi yaralarım ama umurumda değildi. Onun da koştuğunu biliyordum.

Bahçenin çimlerine aynı anda basmıştık.
Pamir Kalye Bertil karşımdaydı.
Yedi ay sonra.

Karşımda dağ gibi durdu.
Sonra yüzüme baktı. En son bana atıldı ve bana herkesten daha sıkı sarıldı.
Bu kez gözyaşlarımı tutmadım çünkü öyle olmadı gerekiyordu. Tüy kadar gafif gözyaşlarıyla onun göğsüne gömüldükçe gömüldüm.

Benden ayrılmasını istemedim ama ayrıldı.
Yüzüme baktı ve benimle konuştu.
Gergin bir tonda,
"Hayal ben sana aşık oldum."
Bu bir dejavu muydu? Ya da geçmişe mi dönmüştük? Bu sahneyi bir kez daha mı canlandıracaktık?

"Ama ben sana..." diye devam ettirince hemen korkuyla elini ağıma bastırdı ve beni susturdu.
"Tamam sus!" Öyle hızlı söylemişti ki bunu.

Bense sakince elini ağzımdan indirdim ve konuştum, "Ama bende sana aşık oldum."
Seneler geçti. Hayal İzci seneler sonra bu sahneyi düzeltti.
Geçmişteki bir yarayı düzeltmiştim ve bu heni göklerde hissettirdi.

Bense bu kez izin verdim.
Bana doğru atıldığında bir an onu durdurdum. "Eğer bunu yaparsak, bu masal biter." Dedim kaşlarımı kaldırıp. O ise bana baktı ve tebessüm etti. "Biliyorum." Dedi kendinden emin şekilde.
"Ama yapacağım."
Hiç beklemeden dudaklarıma yapıştı.
Derin nefeslerle onunla öpüşürken elimi ensesine attım ve saçlarında elimi gezdirdim. Bu masalın biteceğini bildiği halde nefesimi kesecek şekilde öptü.
Dili dilime dolanırken o acele etmiyordu ama ben ediyordum.
Sesler duymaya başladım, gök gürüldüyordu.
Halbuki yazın ortasındaydık.
Hava bozmaya ve kara bulutlar etrafımızda buluşmaya başlamıştı ama biz hala öpüşüyorduk.

Onu seviyordum. Bu yüzden devam ettim.
Onu bu sonmuş gibi öptüm.
Aksiyonla birbirimizden ayrıldığımızda ikimizde havaya baktık.
Etraf kararmış ve kara bulutlar etrafımızı sarmıştı. Yağmur başlamıştı ve saçlarım suyla eriyordu.

Bana baktı ve sanki görmekte zorlanıyormuş gibi gözlerini kıstı, "Düş..."
diye mırıldandı son kez.

Benimde gözlerim gitgide bulanıklaştı.
Elim başıma gittiğinde tek bir kelime söyledim, "Pamir..." dedim.

Onun bedeni sağa, benim bedenim sola doğru devrildi ve ıslak çimlere düştük.
Etraf dönmeye ve kasırgalar artmaya başladı.
Son gördüğüm şey ise kara bulutlar ve şimşeklerdi.

Artık, gerçekten bitmişti.
Elveda.

😭

Kendimi ilk kez nefes alıyormuşum gibi hissettiğimde gördüğüm şey beyazdı. Yalnızca sinir bozucu bir beyazlık.
Bu ise sanırım tavandı.
Çok boğuk ama anlaşılan bir ses duydum.
"UYANDILAR!"
Diye bir ses.

"Kalye ve Hayal uyandı!
Doktor çağırın, çabuk!"

İlk otuz saniyemde sorguladım ama sonra anladım.
Hayır.

Herşey en başından beri bir rüyaydı.

Hayal İzci kardeşlerine hiç ihanet etmemiş ve o evden hiç ayrılmamıştı...