6. bölüm · BİR YER NE ZAMAN GERÇEKTEN EV OLUR
Lidya’nın Dönüşü
Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovaladı. Ben artık 10 yaşındaydım. Biz çok iyi anlaşıyorduk. İmre annem ve Çağtay babam ile operalara, konserlere, davetlere, tiyatrolara ve sinemalara giderdik. Her hafta sonu bir aktivite yapardık. Hafta içi ise çok çok iyi bir özel okulda ders görüyor, hafta içinde belirlenmiş günlerde iyi bir dershanede eğitim alıyordum. Yani kısacası çok dolu dolu ve eğlenceli bir hayatım vardı... ta ki o güne kadar.
Bir pazar günüydü. Biz, İmre annem ve Çağtay babam ile kahvaltıya gidecektik. Bu yüzden hazırlanıyorduk.
“Anne, pembe elbisemi mi giyeyim, yoksa beyaz elbisemi mi?” diye sorarken babamın telefonu çaldı. Arıyan polisti. Koşarak telefonu babama verdim. Babam telefonu aldı ve bir odaya çekilip cevaplarken birkaç dakika sonra çıktı.
“İmre, İmre! Koş!” diye bağırdı.
Annem, “Çağtay, ne bu hâl? Ne oldu?” diye sordu.
Babam:
“İmre, soru sorma, çabuk çabuk koş arabaya.” gibi tuhaf cümleler kurdu. Giderken,
“Ece’ye kahvaltısını hazırla.” dedi aşçıya.
Çok merak etmiştim. Babamı bu kadar heyecanlandıran neydi? Babam anneme arabaya giderken neden bu kadar heyecanlı olduğunu söylemiş olmalı. Çünkü annem de çok heyecanlı görünüyordu.
“Acaba ne olmuştu? Neden böyle davranıyorlardı? Hem polis neden babamı aramıştı? Yoksa onlar suçlu muydu? Hırsızlık mı yapmışlardı? Ya da birini mi öldürmüşlerdi?”
Şimdi de polislerin onları aradığını öğrenip evimi terk etmişlerdi.
“Peki ya ben ne olacaktım? Beni geri yetimhaneye mi gönderirlerdi?”
Kafamda bir sürü senaryo kurmuştum. Aradan 1,5 - 2 saat geçmişti. Artık iyice merak etmiştim. Az sonra İmre annem, Çağtay babam ve bir kız çocuğu eve geldi.
“Yoksa bu kız Lidya mıydı?”
Meğerse Lidya piknik alanında oyun oynarken ayağı takılmış ve bir çukura düşmüş. Belirli bir zamana kadar baygın kalmış. O süre zarfında annem ve babam onu aramaya başlamış. Ancak bulamayınca polise gitmişler. O arada çocukları olmayan bir aile Lidya’yı bulmuş. Ancak Lidya, düşmenin etkisiyle hafızasını yitirmiş. O aile ona senelerce bakmış. Lidya da onlara alışmış. O aile, Lidya’yı kızları gibi sevmiş.
Amaçları, Lidya’yı hafızası yerine gelene kadar evlerinde misafir etmekmiş.
Bu sabah Lidya’nın üzerine bir kitaplık düşmüş. O aile Lidya’yı hemen hastaneye götürmüş. Kafasına çarpan birkaç kitabın etkisiyle hafızası yerine gelmiş. Lidya, o aileye gerçek ailesini hatırladığını söylemiş. Bunun üzerine hastane, polise haber vermiş. Polis de babamı arayıp,
“Kızınız bulundu. Mucize Hastanesi'nde.” demiş.
Babam, Lidya’nın hastanede olduğunu duyunca çok korkmuş. Sonra olanları öğrenip o aileye teşekkür edip Lidya’yı eve getirmişlerdi. Bildiğim kadarıyla ben o evdeyken, Lidya’yla bu aile hâlâ görüşüyordu.
Bu arada, günlükte yazanları öğrendiğim gün Lidya’yı çok merak etmiştim ya... Tüm sorularım da cevaplandı. Lidya çok güzel bir kızdı. Uzun sarı saçları, yeşil gözleri ile ayrı bir havası vardı. Ancak biz Lidya’yla pek anlaşamadık. Çünkü ben yıllardır Lidya’ya ait olan hayatı yaşıyordum. Lidya da haklı olarak beni sevmiyordu.
