1. bölüm · BİR YER NE ZAMAN GERÇEKTEN EV OLUR
Hayatın Değiştiği Gün
Bugün de gözüm penceredeydi. Ancak kimse gelmedi beni buradan almaya. İmre abla ve Çağtay abi de aramıyor artık beni. Unuttular herhalde. Tamam, onlar benim öz anne ve babam olmayabilirler; ancak ben onların yanında uzun yıllar yaşadım. Bu yüzden onları gerçek anne ve babam olarak kabul etmiştim. Annemden sonra ilk kez ona “anne” demiştim. 6-7 yaşlarındaydım, beni aldıkları zaman. O yaşlardaki çocukları koruyucu aile olarak yurttan almak daha cazip geliyor; çünkü o yaşlardaki çocuklar diğerlerine nazaran eğitilmeye daha müsait oluyorlar. Hani derler ya “Ağaç yaşken eğilir.” diye, o misal.
Benim bu yurda geliş hikâyem diğerlerinden çok da farklı sayılmaz açıkçası. Annem, ben 4 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Babam annemden sonra bana bir yıl kadar baktı ve “Bu ömür yalnız geçmez.” diyerek bir kadınla evlendi. Ben babamın bu kararına çok bozulmuştum. Annemin ölümünü atlatamamışken babamın bu kararı çok saçmaydı. Ayrıca o kadın taş kalpli ve yalancıydı. Bir de bu kadının iki oğlu vardı. Ben bu çocuklarla hiç anlaşamazdım. Özellikle küçük kardeş olan Serkan. O çok inatçı ve mızıkçıydı. İstediği yapılmayınca ağlayarak istediğini elde etmeye çalışırdı. Bir de büyük oğlu var tabii, tam bir baş belası. Ece yukarı, Ece aşağı emirler yağdırırdı. İstediklerini yapmayınca beni annelerine şikâyet ederlerdi.
Hayatım Külkedisi masalına dönmüştü. Küçük bir kızdım; ancak üvey annem bana bir sürü iş yaptırırdı. Bir de o yetmezmiş gibi beni sürekli babama şikâyet ederdi. Babam da ona inanır, bana kızardı. O evde Serkan’la Emre’nin arkadaşları eve davet edilebilirdi; ancak benim arkadaşlarıma yer yoktu. Bir keresinde arkadaşlarım Defne ve Özlem bize gelmişti. Kızları kovmaktan beter etmişti. Rezil olmuştum. Aslında biz Serkan’la aynı yaştaydık. Ancak Serkan’la benim aramda hep bir ayrımcılık söz konusuydu. Ben artık kendimi o eve ait hissetmiyordum. Üvey annem de beni evden postalamak için yer arıyordu.
Ayrıca benim doğum günüm de yaklaşıyordu. Bu benim annemsiz ikinci, bu cadı kadınla birinci doğum günümdü. Açıkçası çok da bir şey beklemiyordum. “Kesin o cadı kadın doğum günümü kutlatmaz.” diye düşünmüştüm. Ancak babam beni şaşırtmıştı. Herkesten gizli bir parti organize etmişti. Üvey annem bu duruma çok bozulmuştu. Yok yere kavga çıkardı babama. “Ya o kız gider ya da ben!” demişti. Bu sözler karşısında ben de, Serkan da, Emre de çok şaşırmıştık. Babam ise o kadından bu sözleri duymayı beklemiyordu. Şaşkın ve sinirli bir ses tonuyla, “Jale, lütfen böyle bir konuyu çocukların önünde konuşmayalım.” dedi ve gözüyle o kadını mutfağa yönlendirdi. Jale ise bana doğru dönüp beni yukarıdan aşağı süzdü. Sonrasında topuklu ayakkabılarını yere sert bir şekilde vurarak yürümeye başladı. Onlar mutfağa gittiler, Emre ve Serkan da benimle uğraşmaya başladı.
Serkan, “Ece, sen yavaştan hazırlan. Malum, gidiyorsun.” dedi.
Emre, “Bu eve iyi bak. Bir daha göremeyeceksin, Ece.” dedi.
Ben de kendimi tutamayıp Emre ve Serkan’a saldırdım. Babam kavga seslerini duyunca hemen odaya koştu.
“Ne oluyor burada?!” diye bağırdı.
Serkan ve Emre koşup babama sarıldı:
“Baba, baba! Bu kız bize saldırdı!” dediler.
Babam bana çok kızdı.
“Ece, sana inanamıyorum! Kardeşlerine nasıl saldırırsın? Jale çok haklı. Sen çok uyumsuz bir çocuksun. Eşyalarını topla, yarın yetimhaneye gideceksin!” dedi.
Gözlerim doldu. Resmen babam öz evladını kapı dışarı etmişti. Hızlıca odama koştum, kapıyı sertçe kapattım ve ağlamaya başladım. Babamın o kadın için beni evden kovması beni çok üzmüştü. Bir iki parça kıyafet, en sevdiğim oyuncaklar ve annemin fotoğraflarını tatil bavuluma yerleştirdim. Sonrasında ağlaya ağlaya uyumuşum...
