1. bölüm · Bir Oyuncuya Aşığım

-GİRİŞ-

noirella book

"Yeni hayatlar, yeni yaşantılar"

"Her aşk hayatı olan bir gencin yüzde yüz şaşırtıcı bir tanışma hikayesi vardır. Deniz ve Esmer'in hikayesi de çılgınca bir tanışma."

Sabah alarmın sesi yerine annemin sesiyle uyandım. Hemen yatağın üstüne yerleşip komidinin üstünde tozlanmış aynamı elime alıp önce üfledim, sonra kendime baktım.

Kendimle göz göze gelince önce irkildim, sonra kendimi toparladım. Çünkü yüzümde dünden kalan makyaj kalıntıları vardı. Hemen yataktan kalkıp elimi ve yüzümü güzelce yıkadım. Ardından dişlerimi fırçalayıp kendime gelebilmek için tekrardan günlük makyajımı yaptım. Adımlarımı odaya atıp giyeceğim kıyafetleri seçip çok geçmeden giyip aşağıya indim.

"Nerdesin sen kaç saattir?" diye mırıldandı annem.

"Hazırlanıyordum, Sultan Hanım" dedim
yanağından makas alıp. Her sabah olduğu gibi, güncel rutinimize başladık.

"Bu evde yirmi iki yaşında bir kız yaşıyor ama bir işe yaramıyor. Biliyor musun?"

"O kız kim ya, tanıyor muyuz?" dedim dalga geçerek.

"Tanıyorsun" dedi sert bakışlarla "Tam karşımda"

"Aşk olsun o kıza. Azıcık insaf yani"

"Sen dalga geçmeye devam et. Evde kalacaksın böyle giderse, haberin olsun"

"Yandaki müstakil evde yaşayan Nergis nişanlanıyordu, ben mi evlenemeyeceğim"

"Çok konuşma. Kahvaltıyı hazırla"

Önce telefonumdan saate baktım. Saat 12.30'du, benim okula gitmem için tam tamına on dakikam vardı.

"Üzgünüm Sultan Hanım, ama okula yetişebilmem için sadece on dakikam var. Başka zaman artık" diyerek ayakkabımı giydim ve evden çıktım.

Aşırı güzel bir hava vardı dışarıda, o yüzden herhangi bir araca binmeyip yürümeyi tercih ettim. Ben her yürüdüğümde grubumuz olan

'Güçlü Kızlar Mutlu Yaşarlar'dan mesaj geliyordu. Telefonun ekranını açıp okumaya başladım mesajları.

- Güçlü Kızlar Mutlu Yaşarlar grubundan yeni mesajlar -

Alin: Kızlar, geliyor musunuz?

Elara: Geliyorum. Yoldayım.

Elara: Ben kapının önündeyim, sizi bekliyorum.

Alin: Deniz nerede?

Ben: Buradayım.

Alin: Okula vardın mı?

Ben: Hayır, yürüyorum şuan.

Elara: Çabuk gel. Mükemmel konularım var.

Ben: Birkaç saniyeye oradayım :)

Telefonumu kapatıp hızlıca yürümeye başladım. Üniversite son sınıftım, o yüzden derslere pek önemsemiyordum. Fakat Elara'nın efsanevi konuları benim hızlı hızlı yürümemi sağlıyordu.
Aradan birkaç saniye geçti ve gerçekten de saniyede yetiştim. Kapının önüne geldiğimde Elara'yla buluşmuş gibi bir şey oldu.

"Oo, süslenmiş bakıyorum"

"Çok bir değişiklik yapmadım. Sadece günlük makyaj, bluz ve şort. Bu kadar" sonra durdum "Asıl olay sende" dedim gülerek.

"Ne olayı kız. Bende aynıyım"

"Kot crop falan. Yaktın buraları be!"

"He sen onu diyorsun" diyerek gülmeye başladı Elara. "Kardeşimden aldım bugünlük, yoksa böyle kıyafetler benim dolabımda ne arasın"

"Olsun güzellik. Her halinizle güzelsiniz"

"Sen de öyle" diyerek öptü Elara beni.

Biz Elara'yla aramızda konuşurken Alin ve Cansu ikilisi geldi. Cansu aramıza daha yeni katıldığı için fazla tanımıyorduk ama iyi bir kızdı. Suratından belliydi.

"Ne konuşuyorsunuz kızçeler" dedi Alin yanımıza gelerek.

"Hiç, havadan sudan" dedim tebessüm ederek.

"Hadi o zaman. Havadan sudan konularınız bittiyse girelim içeriye" diyerek yürümeye başladı Alin, biz de arkasından yürüyorduk.

"Bugün ki dersler çok sıkıcı, girmesek mi?" dedi Alin.

"Evet ya, kantinde oturur sohbet ederiz. Hem size çok güzel konularım var" diyerek onayladı Elara.

"Saçmalamayın kızlar. Son senemiz diye gevşemeyelim. Dersler bittikten sonra konuşuruz" dedi Cansu.

"Valla Elara'nın anlatacağı konu varsa asla hayır diyemem. Ayrıca ilk iki ders yabancı dil, ben anlamıyorum zaten" dedim hemen.

"Ben kantine gidip oturuyorum. Gelen gelsin" dedi ve gitti Elara.

Alin, Cansu ve benim koluma girerek "Biz de" dedi ve bizi kantine kadar götürdü.

"Ee, ne ısmarlayayım size. Ne istersiniz?" dedi Alin.

"Hamburger" dedik hepimiz.

"Tamamdır. Geliyorum şimdi."

Ben hemen Elara'ya döndüm "Kız konuyu bana anlatsana. Çok merak ettim."

"Bir dizide oynayan çocuk var, Baya yapılı, kaslı falan."

İlk başta ilgimi çekmemişti. Elara çocuğu anlattıktan sonra sosyal medya hesaplarına girerek fotoğraflarını gösterdi.

"Bak bu çocuk, şu ana kadar bir kızla çıkmış. Kız da eski sevgilisine dönünce bir daha ilişkisi olmamış"

"Sen baya baya bilgilisin bu çocuk hakkında" dedi Cansu.

"Sevdiğim bir oyuncu. O yüzden röportajlarına biraz hakimim"

"Sen şu çocuğun hesabını bir bana versene" dedim merak etmiş vaziyette.

"Tabii" dedi Elara "@esmerbaykara" dedi ardından.

İsmini aratmamıştım, sadece notlara kaydettim.

"Bu çocuk hangi dizide oynuyor?" diye sordum Elara'ya.

"Sınır Çizgisi dizisinde" hemen devam etti "Dizi reyting rekorunda birinci sırada. Bu çocuğun da aşırı hayranları var"

"Alt tarafı bir dizi. Niye abartılıyor bu kadar?" dedi Cansu.

"Bence daha da abartılması gereken bir dizi. Konusu da çok güzel"

"Ne ki konusu?" dedim Elara'ya bakarak.

"Aşk. Ama klasik bir aşk hikayesi deyip geçmeyelim."

"Partneri kim?" diye sordum bu sefer.

"Esir adında bir kız. Oldukça zengin, ayrıca sadece burada değil, birçok dizide başrol olarak oynamış" sonra devam etti "Kızın da hesabını ister misiniz?"

"Gerek yok" dedim önüme dönerek. O sırada Alin hamburgerleri getirdi.

"Ne o? Ben gelince sustunuz?"

"Ya bir dizi hakkında konuşuyorduk. Son zamanlarda baya izlenilen diziler arasındaymış" dedi Cansu.

"Söyleyin, bende izleyeyim"

"Sınır Çizgisi" dedi Elara hemen.

"Neyse ne ya. Hadi soğutmayalım yemeği daha fazla" diyerek eline hamburgeri alıp yemeye başladım.

Baya sohbet muhabbet ettik. Sohbet git gide koyulaşınca gözümüz etrafı görmüyordu. Ama müdürün keskin bakışlarını kendine çekmeye başlamıştı.
Gözlüğünün altından gözlerinin ne kadar asık olduğunu görebiliyorduk. Kendisi zaten bizim grubu asla sevmezdi. Derslerde sırf biz uyumayalım ve telefona bakmayalım diye dersin hocasının yerine o giriyordu. Adam resmen biz burada rahat durmayalım diye elinden gelen her şeyi yapıyordu.
Kızgın gözler, asık surat ve sert adımlarla bize doğru gelip
"Burada olmanıza rağmen, neden derste değilsiniz?" diye sordu.

Tam ağzımı doldurup "Sizene, derste olup olmamak bizi ilgilendirir" diyecektim ki, benden önce Alin ağzının payını verdi.

"Sıkıcı derslerimiz vardı. Ayrıca üniversite öğrencilerine ne zamandan beri ilkokul çocuğu muamelesi yapılıyor?" dedi Alin.

"Ben disiplinli bir müdürüm. Bunları sormak benim hakkım" diyerek pis pis sırıttı.

"Çok disiplinlisiniz gerçekten" diyerek atladı olaya hemen Cansu. "Tuvalet köşelerinde sigara içenler, bahçenin tenha köşelerinde yiyişen çiftler için fazla disiplinlisiniz."

Duruşunu dikleştirip boğazını temizleyip "Bir daha öyle araları hatta bu grubu kantinde görmeyeceğim. Son uyarımdır" deyip topuklarından ses çıkarta çıkarta yürüdü.

Çok korktuk reis gerçekten ya. İnanır mısın korkudan paçalarımdan aşağıya tuvaletimi yapmaya başladım. O kadar yani. Bir de kabadayı gibi yürümesi yok mu. Tamam ya en korkunç, en tehlikeli sensin.

Neyse ki müdürün 'sözde' kuralını çiğneyip kantinde oturmaya devam ettik. Saat neredeyse dörde geliyordu, yavaş yavaş toparlanmaya başladım ki telefon çaldı. Hemen çantamdan çıkartıp ekrana baktım, arayan kişi annemdi anında açtım.

"Efendim anne"

"Saat dört oldu. Neredesin?"

"Hazırlandım. Çıkıyorum şimdi."

"Saat geç olmadan gel"

"Neden?"

"Halanlara yemeğe gideceğiz Berat'la. Bu akşam oraya davetliyiz"

Derin bir of çektim dışa doğru.
"Gelmek zorunlu mu?"

"Hadi Deniz. Huysuzluk çıkartma"

İçim gitme diyordu ama dışım zorla götürülüyordu. Ne yaparsam yapayım içime kendimi dinletemediğim için eninde sonunda oraya gidilecekti. Telefonu kapattıktan sonra çantamı düzeltip kızlara doğru döndüm.

"Üzgünüm ama gitmem lazım"

"Aa, neden?" dedi Elara

"Annem aradı şimdi. Halam denen şahsiyet bizi yemeğe davet etmiş. Oraya gideceğiz."

"Tamam güzelim, dikkatli ol" dedi Alin.

"Siz de dikkatli olun. Öptüm sizi" deyip çıktım okuldan.

Sessiz sedasız yürümeye başladım eve doğru. Bir yandan da telefondan ismini notlara yazdığım çocuğa bakıyordum. Çocuk oldukça yakışıklı ve karizmatikti gerçekten. Ama kimseye yüz verecek bir tip değildi. Zengin ve şımarık birine benziyordu. Ayrıca spor yaptığı fotoğraflarda kasları ve gövdesinde duran baklavaları çok ihtişamlı gözüküyordu.

Diğer fotoğraflarına doğru kaydırdım, bu sefer konumlar vardı. Yedi Ocak'ta Kıbrıs'ta, sekiz Şubat'ta Ankara'da, iki gün önce de konumu İstanbul olarak gösteriyordu.

Nereliydi bu çocuk? Kaç yaşındaydı? Bugüne kadar kaç dizide oynamıştı? Kafamda manyak sorular vardı. Eğer bir gün buluşur veya karşılaşırsak mutlaka bu soruları ona soracaktım. Ama sanırım bu mümkün değildi. Bir erkek oyuncu ve ben hahaha, gerçekten hayal bile olamazdı.
Ben kendi kendime saf saf sırıtırken evin kapısının önüne geldiğimi fark ettim. Hemen kapının ziline bastım. Açan kişi ise yirmi yaşındaki kardeşim Berat'tı.

"Hoş geldin" diyerek gülümsedi tam "Hoş buldu-" derken sözümü kesti.

"Bu ne?"

"Ne ne?" diyerek mala bakan gibi baktım.

"Üstündekini diyorum abla. Bu ne?"

"Bluz" dedim bakışlarımı hiç bozmadan.

"Ya sen beni delirtecek misin? Bununla mı gittin okula?"

Dik durup ciddileştim.
"Sanane Berat?"

"Ne demek sanane?"

"Bildiğin, düpedüz sanane"

"Ne oluyor?" diyerek yanımıza geldi annem.

"Canım kardeşim Berat, haddi olmayan işlere burnunu sokuyor"

Annemin kırmızı etek, üstüne beyaz bluz giydiğini gören Berat tam çıldırdı.

"Ya al işte. Biri daha açık giymiş"

Annemle istemsiz şekilde aynı anda "Sanane Berat!" diyerek tepki verdik.

"Bende bu gece içeceğim o zaman. Haberiniz olsun"

"Berat, salak salak konuşma. Alırım ayağımın altına" dedim ciddi yüz ifademle.

"Daha fazla didişmeyeceğim sizinle. Ben arabaya doğru yürüyorum" deyip çıktı Berat.

Annem bir gözüne maskara sürerek "Kızım, sen makyaj yapmayacak mısın?" diye sordu.

"Tabii ki" dedim odama giderek, daha sonra makyaj çantamı alıp oturma odasına girdim. Biraz ruj, biraz allık, biraz maskara sürdüm. Odama tekrar gidip kot kumaşlı elbisemi giyip tekrar oturma odasına gittim.

O anda annem sordu.
"Hazırsan çıkalım mı?"

"Hazırım" dedim ve ikimiz el ele tutuşup evden çıktık.