2. bölüm · Bir Oyuncuya Aşığım
1. Bölüm: Tükeneceğiz
30 saatlik yol bitti, arabadan inmiştik nihayetinde. Berat en arkada ben onun önünde annem de en önde yürüyordu. Yavaş yavaş adımlarımız kapıya doğru ilerledi, ardından annem parmağını zil tuşuna bastı. Ardından bir ayak sesi duyduktan sonra kapı açıldı.
"Hoşgeldiniz" diyerek içeriye aldı bizi halam denen.
"Hoşbulduk, Nigarcığım" dedi annem hemen.
"Ben odaya çıkıp hemen Sedat'ı çağırayım" diyerek yukarıya doğru çıktı.
Hiç o lavuğun gelmesini istemiyordum. Küçüklükten aynı okuldaydık, bir de yetmezmiş gibi aynı sınıftaydık. Bana sürekli aşk mektupları yazardı, ama ama ben oralı olmazdım. Sırf bende onu seveyim diye bütün sınavlarda kopya verirdi ama yinede benden alt çıkmazdı. Ben her teneffüs kantine gittiğim sırada renkli kağıtların üstüne 'S&D' yazar kitabımın arasına koyardı. Sınıfa geldiğimde de yırtıp atardım kağıtları. Ortaokulda da aynı sınıfta okuyorduk ve asla beni salmıyordu. Benim tarafımdan sevilmediği için tek kişilik aşk yaşıyordu ama herkese benimde onu sevdiğimi söylüyordu. Hatta ortaokul zamanlarımızda itiraf sayfasına "Deniz'le çok mutluyum. Lütfen kızlar bana yazmasın" falan demişliği bile var. Ama takan kim.
Aradan çok geçmedi. Halam ve yapışkan lavuk aşağıya indiler ve Sedat selam verip koltuğa yayıldı.
"Ne yapıyorsun görüşmeyeli Sedatcığım" dedi annem konu açarak.
"İyi" dedi gülümserlikle elini dizine koyarak.
"Nerede çalışıyorsun?" dedi aradan atlayan canım kardeşim.
"Ünlü bir dizinin yönetmenliğini yapıyorum" dedi bacağını sağa sola sallayarak.
"Hangi dizi?" diye sordu bu sefer Berat
"Bitiş Çizgisi"
Ben şok, ben iptal. Hangi akıllı adam bu bozuntuyu yönetmen yapardı ki? Kulağa aşırı saçma geliyordu.
Birkaç saat Berat'la koyu bir sohbet döndü aralarında, daha sonra gözleriyle bana baktı.
"Sen nasılsın Deniz? Yüzünü gören cennetlik"
Dik ve net şekilde cevapladım. "Ev, okul"
"Çalışmıyor musun?" diyerek sohbeti uzatmaya çalışıyordu
"Hayır. Zaten bir sene var okulun bitmesine. Şuan iş hayatına atılmak istemiyorum"
Halam bir anda olaya dahil oldu.
"Sedat, eğer partnere ihtiyacın olursa Deniz'in haberi olsun."
"Yok ben sevmem ekran karşısında olmayı. Utanırım, hem rezil olursam, hem rezil oluruz. Hiç gerek yok" dedim geçiştirerek.
"Böyle fırsat herkesin eline geçmez valla milyonlarca insan dizi teklifleri için uğraşıyor, sende elinin altındakini değer bilmiyorsun"
'Seninle evde görüşeceğiz' isimli bakış attım lafını bitirir bitirmez.
Çok geçmeden sofraya oturup yemek yemeğe başladık. Bir süre sessiz kaldık fakat sessizliği canım halam bozdu.
“Ee” dedi Berat’a dönerek “Sen nasılsın yakışıklı?”
“Valla hala” dedi ağzındaki yemeği yutarak, sonra devam etti “Hiç sormayacaksın sandım”
“Sedat’ın Deniz sevgisinden vakit kalmadı ki” dedi bir anda. Anında yemek boğazımda kaldı ve öksürerek konuşmalarına engel oldum. İşte kendisini bu yüzden sevmiyordum, oğlunu istemediğim halde sürekli olarak bizi yakıştırmaya çalışıyordu.
“Ay ne oldu kıza?” Dedi sanki hiç bir şey olmamış gibi. Annemin bardağa doldurduğu suyu içip duruşumu dikleştirdim.
“Sedat’ın Deniz sevgisi derken?” Dedim hala boğazımda kalan yemeği temizlerken.
“E yalan mı canım. Sedat seni sevmiyor mu?” dedi sanki inatla yapıyor gibi. Zaten inadına yapıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu.
“Birde bana sorun. Ben Sedat’ı seviyor muyum diye. Kaç yıldır aynı konu dönüyor ve ben aynı tepkileri veriyorum. Bilmem anlatabiliyor muyum?” Dedim hafif bağırarak.
Annem bir yandan beni susturmaya çalışıyor, bir yandan da yemeği bozmamak için direniyordu. Tam bu sırada halam susmuştu fakat araya kendi kendine platonik aşk yaşayan Sedat girdi.
“Ortaokul yıllarında sana yazdığım aşk mektuplarının kıymeti hiç mi yok be?” Dedi alay edercesine gülerek.
Bir süre göz ucuyla baktım.
“Sen dalga mı geçiyorsun?” Dedim göz ucuyla bakmaya devam ederek.
“Hayır, gayet ciddiyim. Hatta aşk mektupları hala duruyor. Atmaya kıyamadım hiç birini. İstersen bir tane sana verebilirim, hatıra olarak kalsın” diyerek gülmeye devam etti.
Yemin ederim alnının tam ortasına elimdeki çatalı atacaktım, hatta yavaş yavaş yanına giderek tabağı direkt kafasına geçirecektim ama ortamın atmosferini bozmamak adına sakinliğimi korumaya çalıştım.
“Kalsın. Senin pis mektuplarına kalmadım. Hatta al gö-“
“Şştt” diyerek araya girdi annem
“Abla yeter ama” dedi Berat hemen
“Canım şaka yaptım. Zaten sıradan bir çocukluk aşkı yani, abartılacak bir şey yok ortada” dedi halam.
“Yoo” diyerek onaylamayan bakışlarla annesine doğru baktı Sedat “Nereden çıktı sıradan bir çocuk aşkı olduğunu.
‘Sikerim seni de aşkınıda’ demek vardı ama kendimi zor tutuyordum.
“Ben kalkıyorum” deyip ayaklandım. Arkamdan annem ve Berat’ta ayaklandı.
“O zaman bize müsaade” dedi annem
“Saat daha erkendi ama” derken annem halamın lafını ağzına tıktı.
“Yok yok. Biz gidelim” diyerek beni çekiştirerek kapıya doğru ilerledik.
“İyi gecele-“ derken annem halamın kapısını kendisinin yüzüne kapattı ve ardından bana döndü.
“Deniz sen buraya olay çıkartmaya mı geldin!”
“Sana söyledim ben gelmek istemiyorum diye. Sen beni zorla getirdin, şimdi suçlu ben mi oldum?”
“İnsan gibi davranırsın, sinirini korursun diye düşündüm. Olana bak!”
“Şu an Berat’ın yaptığı patavatsızlık neden konuşulmuyor peki?”
“Konu ne ara bana geldi ya?”
“Kes sesini. Yok böyle bir fırsat ayağıma bir daha gelmezmiş bilmem ne. Beni ilgilendiren işler ne ara senide ilgilendirir oldu?”
“Sedat’ı sevmiyorsun ama en azından sana güzel bir teklif sundu. Kaçırmanı istemedim, ne var bunda?”
“Sence Sedat bana neden bir şeyler teklif ediyor bilmiyor musun? Benimle daha yakın olmak için. Ve ben bunu istemiyorum, sevmiyorum, haz etmiyorum!”
“Belki de seni kızdırmak için yapıyor abla. Belki hayatında başka biri var. İnsanların özel hayatını bilemezsin”
“Bok kızdırmak için yapıyor. Sıradan bir çocukluk aşkı değil diyor, sağır mı oldun sen Berat?”
“Kavgayı evde devam ederiz. Arabaya bin abla”
“Bana emir verme!”
Sinirli adımlarla arabaya doğru yürüdüm. Annem, biz Berat’la tartıştığımız sırada arabaya binmiş bizi bekliyordu. Arabaya bindiğim gibi oturdum ve hiç sesimi çıkartmadım eve gidene kadar. Yalnız bende sessiz değildim, Berat’ta arabaya binip çalıştırdığı gibi sessizliğini korudu. Annem önde Berat’ın yanında oturduğu için yüzünü tam göremiyordum ama biliyordum, sinirliydi ve suratını asmış oturuyordu.
Daha fazla bu sessizliği kaldıramadığım için çantamdaki telefonu çıkartıp ekranını açtım sonra mesajlar kısmına girip Alin’e mesaj attım.
-Alin, müsait misin?
Çok geçmeden cevap verdi. Saat bire geliyordu ama Alin gece kuşuydu, uyumayı pek sevmezdi. Sabaha doğru uyur sabahta kalkamazdı. Kış uykusunda ayıyla yarışırlardı yani.
-Yok birtanem. Uyumadım.
-Birazdan eve geçeceğim. Arayıp konuşalım mı?
-Sen, iyi misin?
-Hayır. Hemde hiç.
-Tamam, eve geçince ara beni. Saat kaç olursa olsun. Biliyorsun zaten uyumuyorum.
-Çok sağol güzelim :)
-Ne demek :)
Ardından kapattım telefonu ve çantama attım. Hala arabada derin bir sessizlik vardı. Kimse kimseyle konuşmuyordu, Berat’ın ve annemin suratını görmüyordum fakat surat ifadelerini tahmin edebiliyordum. Asıktı suratları, kızgındı gözleri, ama asla kendimden ödün vermedim, konuşmadım, konu açmadım.
Berat sessiz sakin telefonu tutacağa tutturarak konumu açıp yolu takip ediyordu, annem radyodan kendine hitap eden müzikler açmış kafasını cama yaslayıp yolları izliyordu. Bende annemden farksızdım. Her zaman çantamda kulaklık taşıdığım için tekrardan kulaklığımı çıkartıp kulağıma takıyordum ve şarkıyı son ses açtım. Şarkı Sezen Aksu’dan Tükeneceğiz şarkısıydı.
Gözlerimi kapattım, derin bir nefes alıp verdim, dışarıdaki seslerin hepsini kendi kafamda kısıp kulaklıktaki şarkıya odaklandım.
Ah be Sezen ablam. Beni şu an bir tek sen anlarsın. Gerçekten şimdiki ruh halim ‘Tükeneceğiz’ diye bağırıyordu.
