Yanlış arkadaşlıklar

Vaveyla Yazarı: Ahmet Atlas

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Yanlış arkadaşlıklar

Artık ortaokul bitmek üzereydi, yıllar geçmişti. Ben tabii zar zor bu sınıfa kadar gelmiştim. Ağır bir işte çalıştığım için ellerimde motor yağı yüzünden lekeler kalıyordu, buram buram yağ kokusu etrafıma yayılıyordu. Üstüne bir de ellerim çatlamıştı, iyileşmek bilmiyordu. Bu yüzden sınıfta lakabım "uyuz" olarak kalmıştı, ben hiç umursamıyordum.

Ta ki 4. sınıftaki ilk kavgama kadar. Ondan sonra hep kavga etmeye başlamıştım, artık okula gidesim bile gelmiyordu. Bana göre hep onlar suçluydu; bir insanın gururuna hakaret edemezdiniz. O insan, hele ki ailesine destek çıkmak zorundaysa, elbette işin sonunda şiddet öne çıkacaktı. Annemin bana okul harçlığı olarak verdiği bir TL kaybolmasıyla kavga etmeye başlamıştım. Ah Umutcan, bir rahat duramadın! Okul öğle arasına girmişti, sınıftaydık. Sınıftakiler her zamanki gibi benimle alay ediyorlardı; "uyuz, okul forması bile yok, hâlâ önlükle geziyor" deyip duruyorlardı. Umutcan da o sırada bana vurup duruyordu. Sessizdim, sakindim; hep bu yönümü kullanıp benimle uğraşırdı. O gün işin ucunu kaçırmıştı, kafamı tahtaya vurmuştu. Benim de canım yanıyordu. Kurtulmak için çabaladığım sırada annemin bana verdiği harçlık düşmüştü. Paranın nereye gittiğini görmemiştim. İşte o anda bende bir değişim oldu; annem ne zorluklarla kazanıp bana verdiği paraydı, benim için değerliydi.

Günden sonra korkulan kişi olmaya başlamıştım. Her şey Umutcan yüzündendi; o gün onu yapmasaydı, onu dövmek zorunda kalmayacaktım. Ben böyle olmak istemezdim, kavgalarla haksızlıklarla son sınıfa kadar gelmiştim. Benim için okul hayatı çoktan bitmişti, devam edeceğimi düşünmüyordum. Devamlı çalışmaya adamıştım, liseyi açıktan okumayı düşünmüştüm. Annem karşı çıksa da ben öyle yapacaktım; annem artık yetişemezdi.

Ben de okuldan çok soğumuştum. Şunu biliyordum; dedem hep derdi, "İnsan kendi kendini yetiştire bilmeli." Bunu benim hedefim olarak seçmiştim. Sürekli ne olursa olsun kendimi her konuda geliştirecektim, öğrenecektim. Tıpkı Recep amcanın yanında öğrendiğim işler gibi. Zaman zaman onun yanından ayrılıp berberde de çalışmıştım, lokantada da bisikletle evlere yemek servisi bile yapmıştım. Bu aralar da üç arkadaşım daha olmuştu: Sercan, Burak, Batu. Yanlış insanlar olduğunu yıllar sonra annemin tek bir sözüyle anlayacaktım. Aynı benim gibi, onların da ailesel sorunları vardı; bu yüzden birbirimize çok bağlıydık. Burak’ın babası ayrıydı ama annesi de istemiyordu. Batu’nun annesi vefat etmişti, babasıyla anlaşamıyordu. Sercan’ın hem babası hem de annesiyle sorunları vardı.

Her zaman birbirimizi kollardık. Birimiz aç olduğunda hep beraber aç kalırdık. Bir de sürekli başımızı belaya sokmayı eksik etmiyorduk. Ben iyice yoldan çıkmaya başladığımı fark ediyordum; alkol dahi kullanmaya başlamıştım. Sürekli aklıma gelen o soru: Hani babam gibi olmayacaktım? Biliyorum, ona benzemeye başlamıştım. Kendimi durdurmam gerekiyordu. Dostlarımı da çok seviyordum, ta ki geçirdiğimiz trafik kazasına kadar.

Batu, babasından arabayı kaçırmıştı. Sabaha kadar alkol içmiştik; insanlar bizi serseri olarak görüyorlardı, haksız da değillerdi. Bizi gördüklerinde yollarını değiştirenler dahi oluyordu. Batu arabayı güzel bir ağaçlık alana çekmişti. Dışarıdan ağaçların rüzgarın etkisiyle çıkardığı sesler eşliğinde ben uyuyakalmıştım. Sabah erken saatlerinde Batu, biz uyurken arabayı çalıştırıp dağ yolundaki manzaraya sürmeye başlamıştı. Sarsıntıyla ben kalkmıştım, Sercan da uyanmıştı; Burak hâlâ uyuyordu. Sercan, Batu'yu uyarıyordu, yavaş gitmesini söylüyordu. Batu dinlemiyordu; yol düz gibi görünmesine aldanıp biraz daha yüklenmişti. Bu düzlüğün ucunda "ölüm virajı" denilen, ralli yarışlarının yapıldığı bir bölgeydi. Allah'tan biz uçurumdan düşmemiştik. Son bir hamleyle bariyere çarpıp, viraj esnasında gelen araca çarpıp durmayı başarabilmiştik. Neyse ki, bize hiçbir şey olmamıştı. Ben o an "Allah bizi uyardı" demiştim; burnumuz bile kanamadan atlatmamız mucizeydi. Karşıdan gelen arabada da bizim arabada olduğu gibi masraf bayağı vardı. Hiçbirimiz reşit değildik, ehliyetimiz yoktu, aracı da kaçırmıştık. Biz korkmaya başlamıştık; arabayı bırakıp oradan koşarak kaçmaya başladık. Nereye kaçıyorsak, kullandığımız araba Batu'nun aracıydı. Eninde sonunda başımız belaya girecekti.Biz kaçarken bir anda ağaçlık alana girdik ve yolumuzu kaybettik. Hemen yanımızdan bir dere akıyordu, dereyi takip etmeye başladık. Az ilerledikten sonra bir şelaleye gelmiştik; üstelik kimsede yoktu. Şelaleden gelen suyun akma sesi adeta içimizdeki stresi alıp kendi akıntısıyla götürüyordu. Saat daha çok erkendi, biraz yüzmeye karar vermiştik. Su baya serindi; suyun soğukluğundan Sercan’ın dişlerinin birbirine vurma sesi herkes tarafından duyuluyordu. Ona gülerken bizim de dişlerimiz birbirine çarpmaya başlamıştı. Kaza yaptığımız aklımızdan çıkmıştı, sanki hiç o kaza olmamıştı. Deve güreşine kadar oynamıştık, bir de tabii birbirimizi de boğmuştuk. Sercan ve Batu sudan çıkıp biraz uyumaya karar vermişlerdi. Ben onlara sinirlenmiştim ve söylenmeye başlamıştım. Kaybolmuştuk, saat geçiyordu. Evet, daha öğleydi ama bir kaza geçirmiştik; evin yolunu nasıl bulacaktık? Başımıza nasıl bir dert açtık, farkında değil gibilerdi. Henüz boğazımızdan bir lokma dahi geçmemişti. Ben ve Burak sudan çıkıp biraz yürümeye karar vermiştik. Şelalenin hemen yanından giden bir patika yol görmüştük; o yola bakmaya karar verdik ve yürümeye başladık. O yol bizi sık ağaçlarla dolu bir alana çıkarmıştı. Etrafa bakınırken böğürtlen ağacını fark ettik. Zehirli olmasını düşünmeden hemen yemeye başlamıştık. Yerken zehirli olabileceği aklımıza gelmişti; o kadar karnımız açtı ki yemeye devam ettik. Burak’ın yüzünü görünce bir anda gülmeye başladım; her tarafını böğürtlen yapmıştı. O sırada Burak da bana gülmeye başladı; benim de yüzüm ondan farklı değildi. Gülmeye devam ederken araba sesi duydum, nereden geldiğini bakmaya başladım. Tepemizde yol vardı ama biraz tırmanmamız gerekiyordu; çok dik değildi. Hemen geri dönmeye karar verdik. Sercan ve Batu'nun yanında ayrıldığımız neredeyse bir buçuk saat olmuştu. Yanlarına hemen gidip onları uyandırdık. Böğürtlen ağacından da bahsettim; hava kararmadan buradan ayrılmamız gerekiyordu. Başımıza büyük dert açmıştık. Yola koyulduk hızlı bir şekilde. Sercan ve Batu da biraz böğürtlen yedikten sonra tırmanmaya başladık. Yaklaşık otuz dakikada tırmanmayı başarmıştık; çok da yorulmuştuk. Şansa çeşmenin dibine çıktık. Biraz su içerken köy minibüsü geliyordu; hemen el kaldırdık ve rica ettik. Cebimizde hiç para yoktu, üstümüz başımız toz toprak içindeydi. Adam halimize acıyıp bizi otogara kadar götürmeye karar vermişti. Otogardan artık yürüyerek eve geçerdik. Araç hareket ettikten az sonra ben uyuyakalmıştım; kabus görüyordum. Karşımda babam vardı, hem beni dövüyordu hem de "Benze din" deyip seviniyordu. Annem de koltuğun köşesine oturmuş ağlıyordu. Sercan’ın beni uyandırmasıyla kabus bitmişti. Otogara gelmiştik; inip hızlı bir şekilde mahalleye doğru yürümeye başladık. Oturduğumuz yere yaklaşmaya yakın Emre denk gelmişti ve bana çok kızmıştı. Başımıza bir şey geldi sanılmış, mahalle ayağa kalkmıştı. Annemler karakola gitmişti, kaza yaptığımız yerde bizim için bir arama dahi başlatılmıştı. İçimden bu sefer sanırım çok kötü, başımız dertte diye söyleniyordum.

Fırının orada Batu'nun babasını gördük. Dayak kesin geliyordu ama yanılmıştık, babası çok korkmuştu. Hepimize sıkıca sarılmıştı. Ama ertesi günde bizi bir yere götüreceğini söyleyip araçların yanına götürmüştü. Orada bir güzel dayağımızı yemiştik. Ben nihayet eve gelmiştim. Annemin ağlama sesi camdan dışarıya geliyordu. Ben şimdi anneme ne diyecektim, nasıl yüzüne bakacaktım? Kapıda öylece duruyordum. Ablam beni camdan gördü, hemen gelip kapıyı açtı. Anneme "serseri oğlun geldi" diye söyleniyordu. Annem hemen gelip sarıldı, öpüp kokluyordu. Annemin bana dediği tek kelime "Oğlum, ya canına bir şey olsaydı, ben ne yapardım?" Bu dediği beni kendime getirmişti. Kafama dank etmişti. Bir anda gözümdeki çeşme açılmışçasına ağlamaya başlamıştım. Anneme söz verdim, bir daha onlarla görüşmeyecektim.

Recep amca bana tekrar yanında çalışmamı istemişti, ben de tekrardan kabul etmiştim. Daha 14 yaşına yeni girecektim, başıma açtığım dertler çok fazlaydı. Kendime çeki düzen vermem gerekiyordu. Tekrar kendimi geliştirmeye odaklanmıştım. Fizik, psikoloji, tarih, kişisel gelişim kitapları okumaya başlamıştım. İş konusundan zaten kendimi geliştirmeye devam ediyordum. Ertesi gün Recep amcanın yanına gitmiştim ve tekrar çalışmaya başlamıştım. Recep amca gerçekten dedem gibiydi, çok güzel nasihatler veriyordu. Hatalarımdan ders çıkarmama yardımcı oluyordu. Kapı önünde bir aracı tamir ederken Batu yanıma gelmişti. Geçerken görmüş, kaza yaptığımızdan iki gün geçmişti. Neler olduğunu merak ediyordum. Suçlu biz olduğumuz için karşı tarafın aracının masrafını bizim yapmamız gerekiyormuş. Normalde böyle durumlarda araçlarda sigorta oluyordu ama bizde ehliyet olmadığı için karşılamayı reddetmişlerdi.Çarptığımız adam mahkeme açmaya karar verdiğini söylemiş. Bu konu uzayacaktı, görünen oydu. Bu arkadaşlarım yüzünden bir mahkeme daha göremezdim. Umduğum tek şey, bu olayın mahkemede bana yansımamasıydı. Daha önce iki defa kavgadan mahkemeye çıkmıştım. Hiçbir şey yapmamama rağmen, Recep amcaya bu konuyu danışmaya karar verdim. O anda işimi bırakıp içeriye yanına doğru yürüdüm ve ona sordum. İçimi rahatlatmıştı; mahkeme plaka sahibine açılacağını söylüyordu, yani benimle alakalı olmayacaktı. Biraz sevinsem de sonuçta ne olursa olsun, arkadaşımın babasıydı. Bizim yüzümüzden başına büyük dert açmıştık. Aylar sonra mahkeme olmuştu; aracın tüm masraflarını ödeme şartıyla mahkeme kapanmıştı. Batuhan'ın babası her şeyi karşılamak zorunda kalmıştı. Bu da bize ders olacaktı. Batuhanlar bana düşman kesilmişti; görüşmüyorum diye sokak arasında bana saldırmaya bile kalkmışlardı. O zaman anlamıştım ne kadar doğru bir karar verdiğimi; gerçekten sahte dostlardı. Annem yüzümü görmesine istemediğim için o gece hiçbir şey yemeden yatağıma geçmiştim. Ertesi gün Recep amca neler olduğunu soracaktı. Ona ne diyecektim, düşünürken uyuyakalmıştım. Sabah ablamın seslerine kalktım; o okula gitmek için hazırlanıyordu. Ben de hemen kimse görmeden üstümü giyinip evden çıkıp işe doğru yürümeye başladım. İşe biraz erken gidecektim; anahtarım vardı, hem sobayı yakardım hem de çay demlerdim. Recep amca gelince güzelce içerdik. Hızlı bir şekilde dükkanı açıp sobayı yakmıştım ve çayı demlemiştim. Recep amca gelene kadar biraz etrafı da topladım. Recep amca seslenmişti: "Oo evlat, erken gelmişsin." Sonra yüzümü sordu. Biraz üzülerek anlatmamın ardından gene bana o güzel sözlerinden birini söylemişti: "Bazı şeyleri görüp kaybetmek gerekiyor ki asıl hazineyi bulmak için." Demişti. Anlamını sorduğumda ise bana, "Bir şeyi kaybettiğimizde yenisi alırız, daha güzelini alırız. O şeyi kaybetmeden bir şey olur mu? Olmaz. Ve bizler bazı şeyleri öğrenmemiz için yanlış insanlar da hayatımıza girerler, bizlere ders vermek için. Daha sonra da hayatımızdan çıkarlar. Çıktıkları zaman bizler daha güzel dostlar, daha güzel sevgiler buluruz. Üzülme, onlar için sevin. Şanslısın evlat," demişti. Birkaç gün bu sözü düşünecektim.Çok geçmeden ne demek istediğini, öğle yemeklerimizi almak için gittiğim lokantada anlayacaktım. Lokantanın karşısında lisede okuyanlar da öğle yemeklerini yemek için oraya gelirlerdi. Orada bir kız görmüştüm; esmer, o kadar güzeldi ki zaman o anda durmuştu. Yemekleri dolduran abinin yüksek sesiyle kendime gelmiştim. Alacağım yemekler aklımdan çıkmıştı. Yemekleri alıp hemen onunla tanışmam gerekiyormuş gibi hissetmiştim ama bir üstüme baktığımda yağ içinde olduğunu fark ettim. Umudum düşmeye başlamıştı. Etrafa tekrar bakındığımda o gitmişti. Hem sevinmeyi hem de üzüntüyü aynı anda yaşamıştım. İçimden bir ses onunla tekrar karşılaşacağımı söylüyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18