1. bölüm · Bilmem Anlatabiliyor Muyum?
Giriş Bölüm:Anılar ve Sessizlik
Sessizlik güçsüzlük değildir,
Sessizlik en büyük güçtür.
Playist:mAnga: Dünyanın sonuna doğmuşum
mAnga:Cevapsız sorular
Duman:Kolay değildir
mAnga:Işıkları söndürseler bile
Tarih:2004 21 Eylül Liva Yüce;
Saate baktığımda 00:00'i gösteriyordu.Annemin öldüğü saatmiş öyle diyorlardı.Ben o anı hatırlamıyorum.Sadece doğduğum geceyi...
Soğuk bir rüzgar vardı.Camların arasından gelen o uğultu aşina olduğum ve hatırladığım sesti.Muğla ise benim için hep soğuktu.
Belkide ilk işittiğim ses oydu.Adım Liva Yüce.Ama babam hiç bir zaman bu ismi sevmedi.O bana sadece gözleriyle bağırdı.
Elleriyse...
Elleriyse hiç susmadı.
Ben yedi yaşındayken ilk kez bir kemik kırılma sesini duydum.Kimin kırıldığını anlayamadım ama içimde bir şey çatırt diye parçalandı o gün.Sonra sessizliği öğrendim.
Beni susturan kimse olmadı aslında.Ben susarak anlatmayı öğrendim.Gözlerim...Onlar hep konuştu.O gece pencereye yaslandım.Saat ise hala 00:00'di.
Sanki zaman durmuştu.Hiç birşey hareket dahi etmiyordu.Sadece nefes alışverişlerimi duyuyordum.Yedi yaşımdaki halimle yıldızlara baktım.Ardından bir tane yıldız kaydı."O annemdi"dedim içimden."Beni hiç bırakmadı."
Ama o cümle dudaklarımdan hiç çıkmadı.
...
Saat 00:19.Camın önündeydim.Parmaklarım buğulanmış cama isim yazmaya çalışıyordu.
Z
E
Zehra yazmak istiyordum.Çünkü annemin ismiydi.Ama üçüncü harfe geldiğimde cam titredi.Caddenin aşağısından bir ayak sesi geldi.
Sert, yalpalayan ve dengesiz.Saat 00:20'di.
Yirmi dakikalık bir hayatım olmuştu belki de.Sonrası ise sadece ceza gibiydi.Babam Rafet Yüce yine sarhoştu.Adım atarken duvarı tutuyordu.Gözleri kırmızıydı.Ellerinde tütünle karışık alkol kokusu.
Beni gördü.Bir an durdu.Sonra dudağının kenarından o cümleyi fısıldadı."Sen...onu öldürdün."
Yutkundum.Gri gözlerim istemsizce camdan kayan yıldıza döndü.Annem miydi? Oysa ben sadece doğmuştum.Suçum nefes almak mıydı?
İlk Tokat,ses çıkarmaz.
Ama yanar.
İkincisi,yer çekimini unutturur.
Üçüncüsünde duvar seni hatırlamaz.
Küçük bedenim yere yığılırken,ağlamadım.Gözlerim sadece tavana baktı.Üzerimde sarı bir ışık,camdan süzülen ay ışığı gibi...
Belki de annem oradaydı.Ama ben hala susuyordum.Çünkü bu evde sadece sessizlik hayatta kalırdı.Babam yere düşen kemeri geri alırken,gözlerimi kapadım.
Ses gelmedi.
Ama acı geldi.
Ve ben bir kez daha bağırmadan,göz yaşı dökmeden ağlamayı öğrendim.
Ben o gece konuşmadım.Ertesi sabahda,ertesi yılda.Ama gözlerim her şeyi anlatıyordu.
Çünkü bazı çocuklar susarak büyür,bağırmadan hayatta kalırlar.
...
Tarih:2007 Liva 10 yaşındayken;
Sabah erkendi.Ayakkabımın biri kopuktu,ama önemli değildi.Kahvaltı etmemiştim.Babam uyuyordu-ya da baygındı.Sokağın başından okula yürürken, gölgem önümde ilerliyordu.Küçücüktü ama kararlıydı.Tıpkı kalbim gibi.
O gün yolun köşesinde bir araç durmuştu.Kamuflaj desenliydi.Yanında duran silüeti fark ettiğimde, adımlarım yavaşladı.Omzunda Türk bayrağı vardı.Ay-yıldız...Annemin mezar taşındaki motif gibiydi.Adam dimdikti.
Bir asker...Gözleri kararlıydı.Ama yorgundu.Benim gibi.İçinde bir fırtına vardı ama susturmuştu.Benim gibi
O an kendimi ilk defa anlamış hissettim.İlk defa biriyle konuşmadan konuşabildim.Küçük elim istemsizce alnıma gitti.Görmemişti, ama sorun değildi.
O, benim ruhuma selam vermişti zaten.Adımlarım hızlandı sonra.İçimde bir sıcaklık...İsmini bilmediğim ama her gün hayalini kurduğum bir şey oluştu.
"Bir gün bende öyle olacağım."
Yalnız kalınca ağlayan değil,kalkan olan,siper olan...Ben asker olacağım.Sınıfa girdiğimde kimse fark etmedi bendeki değişimi.Ama ben artık sadece sessiz bir çocuk değildim.Ben artık bir yemin taşıyordum.
Henüz kelimelere dökemediğim bir yemin...
...
Tarih:2010 21 Mart Liva Yüce;
Ben Liva
13 yaşındayım.Ve bu gece ilk defa gerçekten konuştum.Kendimi bildim bileli hep susuyordum.Bazen acının dili sessizliktir derler ya.Benimki de öyleydi.Konuşmadım çünkü her kelime sonrası gözlerimde bir şeyler kırılıyordu.
Ama içimde bir yer hep konuşmak istiyordu.İlk defa şimdi.Masanın başındaydım.Önümde,okuldan sessizce aldığım bir kağıt.
"Milli Savunma Bakanlığı Askeri Lise Sınav Başvuru Formu."
Bana göre değil diyorlardı.Kızlara göre değil.Ama ben her sabah aynaya baktığımda bir kız değil, hayatta kalmış bir savaşçı görüyordum.Kalem elimdeydi,titriyordu.
Ama adımı yazdım.Liva Yüce.Kapı gıcırdadı.Ayak seslerini tanıdım.Alkollü değildi bu kez,ama daha daha tehlikeliydi.Sert,sessiz.
Babam Rafet,"Ne karalıyorsun orada?"dedi.Cevap vermedim.Fakat kalemi bırakıp ayağa kalktım.Yüzüme baktı ve masadaki kağıdı gördü.Okumadı ama anladı.
"Nereye başvuruyorsun sen? Ha?!."
Gözlerim ilk kez kaçmadı."Askeri liseye başvuruyorum."dedim.Sesim titremişti ama söylemiştim.Güldü.Alayla."Sen asker olacaksın öyle mi?.Daha yürürken bile korkuyorsun".Kalbim hızlandı,yutkundum.Ama bu kez susmadım.
"Korkuyorum çünkü sen öğrettin.Ama ben o korkuyla yaşamayacağım.Asker olacağım.Güçlü olacağım.Ve senden farklı."
Birden sinirlendi."Kes sesini! Asker olacakmış! Kadından asker mi olurmuş?!".Bağırdı.Yaklaştı.O eski öfkesiyle.
Ama ben kaçmadım."Sen adam olamamışsın,benden kadın olur.Hem de asker gibi!".O an elini kaldırdı.Tokadı hissettim.Yüzüm yana döndü.Fakat yere düşmedim.
Sadece gözlerim doldu.Ben hiçbir zaman ağlamadım.Yavaşça gözlerinin içine baktım.
"Bu bana son vuruşun olsun.Çünkü bir daha susmam.Ve bir gün bu evden asker olarak çıkacağım.Sen beni susturamadın.Sadece büyüttün."
Aramızda sessizlik oldu.Bu kez ben susturdum onu.Odama döndüm.Camdan dışarıya baktım,yağmur yağıyordu.Ama ilk defa o yağmurda içimde bir şey ıslanmıyordu.Ben artık korkmuyorum.
Ben Liva'ydım.Ve hayatta kalmaktan fazlasını istiyordum.
Rüyada mıyım?
Bilmiyorum.Ama hava pembe...
Bulutlar ağır...
Toprak nemli ve yeni yıkanmış gibi kokuyor.Bir zeytin ağacının altındayım.Sessizlik var ama huzurlu bir sessizlik bu.Rüzgar yok.Fakat saçlarım usulca savruluyor.Sanki birisi dokunuyor.Ve işte o an...Beyazlar içinde birisi geliyor.
Saçları ince ve turuncu.Yüzü tanıdık.Gözleri...Beni tanıyor."Anne"diyorum içimden.Ama beni duyuyor gibi.Gülümsüyor.Yaklaşıyor.Ellerini uzatıyor.Sıcacık.
"Sen sustun hep.Ama ben seni her zaman duydum."Derin bir nefes aldı."Şimdi yola çıkıyorsun değil mi?.Korkma.İçinde taşıdığın ben değil sensin,güçsün."
Gözlerim doluyor."Keşke sen olsaydın." diyorum."Ben zaten sendeyim."diyor.Sarılıyor bana.Ve sonra...
Herşey ışığa dönüşüyor.Birden gözlerimi açıyorum.Yüzümde hala o sıcaklık var.Ama odam soğuk.Yalnızım.Her zamanki gibi.
Duvarlar gri,cam buğulu.Her zamanki gibi.
Saat 02:00.Uyuyamıyorum.Uykum yok değil,yarını bekleyemiyorum.Çünkü yarın artık çocuk değilim.Kafamı yastığa gömüyorum ama gözlerim tavana dikili.
Sabah gelsin istiyorum.Yeni bir hayat başlasın.Ben artık sadece susan değil, yürüyen olacağım.
...
Aynı gün Aras Karen Demirhan;
Aras Karen Demirhan'ın adı neydiki varlığı olsun.Artık bıkmıştı dövülmekten, aşağılanmaktan.Nasıl yaşayacaktı.
Evdeydi, oturuyordu.Ve titriyordu.Kucağında kardeşi Lara'nın kesilmiş kafası.Evet kesilmiş kafası.
Babası eve sinirli gelmişti.İlk önce annesini dövmüştü ardından Aras'ı.En son hıncını alamamıştı ki kardeşinin kafasını kesmeye çalışmıştı.Aras ve annesi karşı gelmeye çalışmıştı fakat başarısız olmuşlardı.
Şuan ise kardeşi ölmüştü.Dışarıdan gören sadece titriyor,korkmuyor sanardı.Ama hayır öyle değildi.Deli gibi korkuyor,ağlamak istiyordu.Annesine baktı.Duvar kenarında baygındı.Ne yapacaktı Aras.Nasıl yaşayacaktı.Kime abilik yapacaktı.Gözünden bir damla yaş düştü.Bu kardeşi içindi.
Ardından bir tane daha düştü bu annesi içindi.Tek bir çare vardı,kaçmak;
Rize'den Ordu'ya anneannesinin yanına kaçacaklardı.Yani memleketine kaçacaklardı.Bir ses duydu Aras."Oğlum".Duvar kenarındaki annesine döndü yeşil gözleri.Üstü kanla kaplıydı.
"Anne". Annesinin cevap vermesini beklemeden devam etti."Anne buradan gitmeliyiz yoksa biz de öleceğiz.Yalvarırım gidelim."
"İyi de oğlum nereye gideceğiz.Anneannen desek orada rahat edemeyiz."
"Ordu'ya anneanneme gidelim fakat dedem bizi seviyor eski evlerini verirler orada kalırız.Ha? Olmaz mı.Burada babamın ellerinde ölmek istemiyorum."
Son cümleyi söylerken gözleri kardeşine dönmüştü.Lara'nın neşe ile bakan, herkese mutluluk saçan gözleri artık sadece acı bırakıyordu.Annesinin de gözleri Lara'ya kaymıştı o an.
"Tamam anneciğim gidelim Ordu'ya.Bende istemiyorum babanın ellerinde ölmek.Hızlı olmalıyız."
Geçen dakikalarda ise apar topar toplanıp, kardeşini orada bırakarak Ordu'ya gitmişlerdi.
Oradaysa anneannesi günlerce aç bırakınca anlamıştı Aras.Çok scı çekecekti fakat bir kadın gelecekti daha çok acı çekecekti.Bilmiyordu.
Şuan Aras'ın tek bildiği bir şey vardı,
Aras ölmek için doğmuştu.
...
2013 Liva Yüce 16 yaşındayken;
İnsan hiç kendine "Annesiz köpek"dendiğinde sessiz kalıp kendini aşağılamalarına izin verir miydi?.
Ben veriyordum.Hatta şuan suyun sesini açmış sesimi duymalarına izin vermeden ağlıyordum ilk defa.Hayatımda ilk defa 16 yaşımda ağlıyordum.
Babam beni bilmem kaç kere dövmüştü sesimi çıkarmamıştım."Anneni sen öldürdün."demişti Bir söylememiştim.Şimdi sırf "Annesiz köpek"dedikleri için ağlıyordum.
Ağlamak güçsüzlük müydü?. Sessizlik güçsüzlük müydü?.Bana öyle öğretmişti babam.Hepsi sessiz olduğum için şunu söylemişti.
"Sen aptal bir kızsın.Sessiz olduğun için aptalsın."
Oysa sessizlik güçsüzlük değildi.Sessizlik sadece duyguları içten içe yaşamaktı.Ben şimdi anlıyordum sessizlik en büyük güçtü.
Daha fazla tuvalette kalamazdım.Yoksa derse geç kalacaktım.Tuvaletten çıktıktan sonra yüzümü yıkayıp dışarı çıkmıştım.Daha zil çalmamıştı.Tam sınıfın kapısını açıyordum ki benden önce birileri açana kadar.Durdum.
Onlar dı,beni aşağılayan kız grubu.Önlerden birisi konuştu."Kızlar görüyor musunuz.Annesiz it buradaymış.Biz de seni arıyorduk."
"Öyle deme İlayda,bu Liva adlı şahıs nereden bilsin annesiz it olmayı.Bir kere ite yazık olur.Adı bile hiçbir şeye yakışmıyor."
Adım hiçbir şeye yakışmıyor muydu?.Ama ben adımı seviyordum.Adının İlayda olduğunu öğrendiğim kız beni dürttü.
"Konuşsana en azından güçsüz durmazsın."dediği an artık benim için kopma noktasıydı.
"Sessizlik güçsüzlük değildir, sessizlik en büyük güçtür".Derin bir nefes aldım ve devam ettim."Sessiz olunca sadece kendini düşünürsün, konuşunca bazen yanlış kelimeler kullanırsın ve kendini rezil edersin. Hayır konuşmak kötü bir şey değil ben bundan korkuyorum ve konuşmuyorum. Bilmem anlatabiliyor muyum?."
Hepsi bana bakakaldı. Aralarından birisi konuşacakken ben konuştum.
"Sizden tek isteğim var. Beni rahat bırakın. Annemin ölmesini ben istemedim. Size de bir zararım yok."
Ardından zil çaldı.
Zaman ne kadar hızlı geçiyordu. Yürüyordum ve eve gidiyordum. Yanımda ise yavru bir köpek vardı. İlk geldiğinde bacağıma sürtünmüş sonra yanımda yürümüştü. Onu beni zorlayan kızlarla karşılaştırmıştım.
İnsanlar bazen hayvanlardan bile kötü olabiliyordu.
Derken eve gelmiştim ve karşımda garip biri görüntü vardı. Adam vardı babamı çok benziyor. Bedeninin yarısını kar kaplamıştı. Acayip bir şekilde titriyordu.Sanki kendinde değildi. Biraz ilerledikçe yüzü belirginleşmeye başladı.
Aniden adımlarım yere çakıldı. Babamdı. Ölüyordu. Donarak ölüyordu.
Dudaklarını zorlukla araladı."Kızım, beni kurtar.Ambulansı a-". Konuşmasını bölen şey kan kusarak öksürmesi oldu. Sanki zaman durmuştu. Ne hareket edebiliyordum ne de ambulansı arayabiliyordum.
Tekrar konuştu."Liva,kızım yardım et."Ve bu son cümlesi olmuştu. Son nefesini vermişti. Ölmüştü. Donarak ölmüştü
Ben hiçbir şey yapmamıştım. Sadece bakmıştım.
Ne yapmıştım ben?. Ölümüne göz yummuştum. O beni sevmiyordu fakat neden yapmıştım bunu.
Babam Rafet Yüce 2013 21 Ocak tarihinde ölmüştü.
Belki de ölüsü burada günlerce kalacaktı. Ya da yarın gelip alırlardı. Ve onu bir daha göremeyecektim. Yanaklarımı ıslandığını daha yeni fark ediyordum.
Bu 2. ağlayışımdı. Hayır babamın ölüşüne ağlamıyordum. O cümle gelmişti aklıma.
Kızlar babalarının kaderini yaşar.
"Olamaz"diye bağırdım. Hayır olamazdı. Ben donarak ölemezdim. Korkuyorum. Hayır.
Bölüm sonu
Umarım yeni okuyanlar beğenir.
Bu kurguya çok uğraştım.Yeni
Bölüm ne zaman gelir bilemem.
Görüşürüz.
