8. bölüm · Bİ 'AN YAKINIMDA
6.BÖLÜM
"Kaosun kalbinde her zaman bir düzen, karmaşanın arkasında ise her zaman bir sır gizlidir."
Carl Jung
Yazardan;
Deniz o gün derste tuvalete gitmişti. Ancak tuvalete gitme sebebi farklıydı.
Telefonuna Çocuk Esirgeme'den bir mesaj gelmişti.
Deniz dersten telaşla çıkıp tuvalete doğru hızlı adımlarla yürümüştü. Elindeki telefonu tutan eli titriyordu. Birkaç adım daha atıp sakinleşmeye çalıştı ama bu yeterli olmadı.
Kafasını suyun altına tutup serinleyeceğini, belki biraz olsun stresini azaltacağını düşündü.
Bir yandan hızla nefes alıp verirken boğazındaki düğümden kurtulmaya çalışıyordu. Aynadaki yabancılaşmış hâline birkaç saniye baktı. Sanki görmemesi gereken bir şeyi görmüş de paniğe kapılmış gibiydi.
Musluğu hızla açtı ve kafasını suyun altına soktu. Dalgalı, kısa ve açık kumral saçları ıslandığı için eliyle saçlarını karıştırdı. Ellerini lavaboya yaslayıp derin nefes alıp vermeye çalışırken birden bir ses duyuldu.
" İçinden 10'a kadar saymaya başla."
Deniz gözlerini açıp kapatarak duyduğu sesin kime ait olduğunu anlamaya çalıştı. Arkasına döndüğünde onu gördü.
Alp hocayı.
Deniz, ne olduğunu anlamayan bakışlarla ıslak yüzünü Alp'e çevirdi.
"Hocam?"
"İçinden 10'a kadar saymaya başla. Hadi."
Deniz birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
"Hocam..."
- "Say."
Deniz gözlerini kapattı.
"Bir..."
Alp yaklaşmadı. Sadece olduğu yerde durdu.
" İki..."
— Nefesini tutma.
Deniz yavaşça nefes verdi.
" Üç..."
Alp'in bakışları Deniz'in elindeki telefona kaydı ama hiçbir şey sormadı.
" Dört..."
Deniz'in sesi titriyordu.
— "Acele etme."
Deniz başını kaldırıp ona baktı. Alp'in yüzündeki ifade değişmemişti. Sanki daha önce de defalarca böyle insanlarla karşılaşmıştı.
Deniz eliyle gözlerini oyalamaya başladı. Yorgun bir ses tonuyla Alp'e döndü.
"Neden geldiniz?"
Alp, çok net bakışlarla gözlerini Deniz'e kenetledi. Ne suçlayıcı ne de aşağılayıcıydı bu bakışlar. Bu da Deniz'in gözlerini kaçırmasına sebep oldu.
"Neden gelmeyeyim?"
Deniz elini ensesine atıp toparlanmaya çalıştı.
"Yani şey... Siz dersteydiniz en son."
Alp, hiç şaşırmadan keskin ama yumuşak bakışlarla ona baktı.
— Dersteydim, evet. Senin iyi olmadığını görüp yanına geldim.
Deniz parmaklarını kıtlatmaya başladı. Alp'in altın renkli gözleri Deniz'in ellerine indi.
"Ne oldu ellerine?"
Deniz'in elleri, yumruğunu sıkmaktan avuç içleri kızaracak kadar kızarmıştı. Alp görmesin diye ellerini saklamaya çalıştı.
Alp hiç gülmeden, yüzündeki küçük bir ifadeyi bile değiştirmeden elini uzattı ve Deniz'in elini tuttu.
" Önce revire, sonra da odama geliyorsun. Zil çalınca. Revire gitmediğini öğrenirsem kötü olur, haberin olsun."
Deniz, neden yardım ettiğini anlam veremese de kabul etmek zorunda kaldı. Alp'in gitmesini bekledi.
Alp gidince zilin çalmasıyla irkildi. Yavaş adımlarla, sınıfının bulunduğu alt kata inmek için yürümeye başladı.
Önünden geçtiği kendi sınıfının kapısı büyük bir gürültüyle aniden açıldı.
Deniz umursamadan yürümeye devam etti.
Sınıftan hücum edercesine ayrılan Barlas, sınıftaki kendisinden haz etmediği Melis'e argo kelimelerle aşağılayıcı şekilde konuşuyor, bir yandan da kızı itmeye çalışıyordu.
— "Yalancısın sen!"
— "Ben mi dedim sana git hocanın ceketinin cebine gir diye!"
— "Gördüm diyorum sana! Bak, o kartı oraya bırakacaksın. Suç ya bu, SUÇ! "
Melis, Barlas'ın Alp'in ceketinden aldığı yemek kartını elinde sallamaya başladı.
Alp sinirlerine hâkim olmak istercesine nefes alıp vermeye çalışsa da nafileydi.
— LAN GERİZEKÂLI, SEN ONU VERİNCE NE OLACAK? SANA İNANACAK MI?
Melis'i küçümseyerek üstünlük kurmaya çalışan Barlas'ın sesini yükseltmesiyle Melis irkildi.
Melis sözünden dönmedi.
" İster inansın, ister inanmasın. Ben bunu Selçuk hocaya vermiyor muyum?"
Barlas hızlı adımlarla kızın üzerine yürüdü.
Sınıfın yarısı uyuyor, diğer yarısı da olayın şokundan hâlâ kendine gelememiş hâlde kavgayı izliyordu.
Helin, kafasını gömdüğü sıradan başını yavaşça kaldırdı. Gördüğü manzarayla göz bebekleri büyüdü.
Önüne bakmadan, öndeki sıraya iyice yayılmış uyuyan Emre'yi büyük bir sarsıntıyla dürttü.
Emre huzursuz sesler çıkararak uyumaya çalıştı.
Helin tekrar sarstı.
— EMRE, KALK!
Emre ne olduğunu anlamadan homurdandı.
"Yine ne oluyor bu binada ya, off..."
" Bırak binayı, seninki elden gidiyor. KOŞ! "
Emre çevreye tuhaf tuhaf baktı. Kapının girişinde hâlâ tartışan Barlas ve Melis'i gördü.
Uyumaktan gevşemiş yüzü bir anda ciddileşti. Hızla ayağa kalkıp kapıya doğru yürüdü.
Tam kaosun ortasında Barlas yeni bir hamle yaparak Melis'in saçına yapıştı.
— "Sana ver şunu dedim! "
Öfkesinden gözü dönmüş Barlas sendeledi.
Melis tiz bir çığlık attı.
"AAAHHH! "
Emre koşarak Barlas'a bir yumruk geçirdi.
Yüzü inanılmaz derecede gerilmiş, alnındaki damar belirginleşmişti.
" LAN ŞEREFSİZ! KIZLARA, KADINLARA EL Mİ KALKAR? ADAM MISIN LAN SEN?! "
Emre kendini durduramayarak birkaç kez daha savurdu Barlası.
Bunu gören Helin, önce gülümsemeye çalıştıysa da yüzündeki ifade bir anda değişti. İlk kez Emre'yi böylesine sinirli görüyordu.
Melis, canının derdine düşüp kenara geçmişti. Emre'ye endişeli gözlerle bakıyordu.
" BİR DAHA NE BU KIZA NE DE BAŞKA BİR KIZA DOKUNDUĞUNU GÖRÜRSEM YAKARIM SENİ! "
Yerde kalan Barlas hâlâ kendine gelmeye çalışıyordu.
Emre'nin öfkesi yavaş yavaş dinmeye başladı. Gerilmiş hâlde ortama baktı.
Sıralar yere düşmüş, yerde bir kart duruyor, dünyalar yansa umurunda olmayacak bir grup öğrenci hâlâ şaşkınlıkla bakıyor ve iki hanımefendi ona donuk gözlerle bakıyordu.
Emre, Melis'e doğru birkaç adım attı. Boğazını temizledi.
" Ee... şey. İyi misin? "
Konuşurken sesi hiçbir şey olmamış gibi sakinleşmişti.
Yere odaklanmış, hâlâ titreyen vücuduyla duvara yaslanan Melis, Emre'ye bakmadan eliyle yeri işaret etti.
" Yaşıyor mu o?"
Emre neyi sorduğunu anlamayan gözlerle gösterdiği yere baktı. Yerde duran Barlas'ı görünce gözleri tekrar keskinleşti.
Melis'e döndüğünde ise bakışları yeniden yumuşadı.
" Burnu kırılmış olabilir sadece. "
Çok sakin söylemişti.
Dönmeden önce önüne gelen saçlarını eliyle arkaya itti.
Melis daha da şoka girmiş, şaşkınca bakakalmıştı.
Emre ne söylediğinin farkına varıp toparladı.
" Yani... Yaşıyordur."
Melis hâlâ rahatlamamıştı.
Helin hızla yerinden ayrılıp ellerini birbirine vurarak alkışladı.
" Bravo canısı! Bir bu eksikti."
Ardından Emre'ye bakıp ekledi:
" AFERİN, HERBOKOLOG! "
Helin, ne yapacağız dercesine Emre'ye baktı.
Emre omuz silkti. Gözleriyle Melis'i işaret etti.
Helin ne demek istediğini anlayıp Melis'e döndü.
" Bak, biliyorum çok rahatsız edici ama halledeceğiz. Gel, biraz bahçeye çıkalım seninle. "
Melis'in omzuna kolunu atarak onu dışarıya doğru yönlendirdi.
Emre sınıfta kalan diğer kişilerin tuhaf bakışlarıyla karşı karşıya kaldı.
" Ne bakıyorsunuz? Heykel gibi duruyorsunuz orada! Kız burada dayak yiyor, siz anca izleyin zaten. "
Emre ellerine baktı. Ne yaptığının yeni yeni farkına varmaya başlamıştı.
Yerde yatan Barlas tuhaf mırıldanmalarla yardım istemeye çalışıyordu.
Emre ona tekrar döndü.
" Kes lan sesini. Sülük gibi yapıştın zaten kıza."
Emre'nin siyah pantolonundaki cebi titredi.
Telefonuna Helin'den bildirim gelmişti.
Emre bildirimi açtı.
Helin'den gelen mesaj kısaydı:
“Sakın bir şey yapma çocuğa, birazdan geleceğiz.”
Emre oflayarak önüne döndü.
Barlas elini dudağına götürüp pis bir gülüş attı.
Emre başını ona çevirdi.
"Hay senin gülüşünü..."
— "Bir krem vereceğim. Onu her akşam sür, tamam mı? Eczaneden yazdırırsın."
Ellerindeki kızarıklıklar için revire giden Deniz, boş bakışlarla hâlâ muayene oluyordu.
Tentürdiyotla ellerini temizleyen hemşire, ilk yardım malzemelerini topladı ve Deniz'e döndü.
— " Gidebilirsin. Geçmiş olsun."
Deniz yerinden ağır ağır kalktı. Eliyle saçlarını karıştırdı ve odadan ayrıldı.
Koridorun sonundaki Alp hocanın odasına doğru yöneldi.
Siyah kapılı Alp hocanın kapısını iki kez tıklattı.
İçeriden tok bir ses geldi.
"Gel."
Deniz içeri geçti.
"Hocam, geleyim mi?"
Çekingen bir ifadeyle baktı.
Alp, elindeki mavi dosyayı kapatıp Deniz'e döndü.
" Otur, Deniz."
Deniz içeri doğru ilerleyip lacivert sandalyeye oturdu.
Alp, Deniz'in ellerindeki pansumanı gösterdi.
" Söz dinliyorsun demek. Güzel."
Deniz ellerine baktı, ardından Alp'e döndü.
" Ben aslında telefonu getirmiyordum. Gerçekten sadece bugün..."
Alp sözünü kesti.
" Telefon getirdiğini biliyordum zaten."
Deniz anlamsız bakışlarla Alp'e baktı.
Alp duruşunu hiç bozmadan koltuğuna sırtını yasladı.
" Okulun girişinde kartını okuturken telefonu çaktırmadan yanına almıştın. Ne tesadüf ki ben de okula daha yeni giriş yapıyordum."
"Hocam, kötü bir niyetim yoktu gerçekten."
"Orası belli, canım."
Alp birkaç saniye Deniz'e baktı.
" Şimdi anlatmak ister misin?"
Deniz gözlerini yere indirdi.
Telefonunu avucunun içinde biraz daha sıktı.
" Kardeşimle ilgili bir mesele var, hocam."
Alp'in bakışları değişti.
" Kardeşin mi?"
Deniz başını salladı.
"Evet."
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Alp onu zorlamadı.
" Yardım edebileceğim bir şey var mı?"
Deniz cevap vermeden önce duraksadı.
Tam o sırada Alp'in telefonu çaldı.
Deniz'den özür dileyerek telefona baktı ve açtı.
"Efendim, evet söyle."
Birkaç saniye dinledikten sonra kaşları çatıldı.
"Kavga mı olmuş? Hangi sınıf?"
Alp'in bakışları Deniz'e kaydı.
Deniz kaşlarını çatmış, ne olduğunu anlamadan sakince duruyordu.
"Tamam, geliyorum."
Alp telefonu kapatıp Deniz'e baktı.
" Maşallah, dediğimiz beş dakika yaşamıyor. "
Deniz anlamadı.
" Nasıl yani? "
— "Sizin sınıf... Yani benim sınıfım olan sizin sınıf, kavgaya karışmış."
Deniz şaşkınca bakıyordu. Ne diyeceğini bilemedi.
Alp eliyle işaret etti.
— "Kalk. Gidiyoruz. İşimiz var."
Alp ceketini aldı, Deniz'i de peşine alıp odadan ayrıldı.
alpim de alpim
