18. bölüm · BERDEL: ENEMİES TO LOVERS
17. Bölüm
Erdem Karahanlı
Arda’dan gelen konumu takip ederek mekanın önüne geldiğimde arabayı sertçe park ettim. İçimdeki öfke katsayısıyla artıyordu. Duru’nun o gururlu, kimseden yardım istemeyen ve her şeyi kendi halletmeye çalışan duruşunun arkasındaki tedirginliği hissetmek canımı sıkmıştı. O benim nişanlımdı. Karahanlı soyadını taşımaya hazırlanırken geçmişinden gelen birinin onu bu şekilde huzursuz etmesine, yolunu kesmesine asla göz yumamazdım.
Arda kapının önünde volta atarak beni bekliyordu. Yanına vardığımda gözlerindeki endişeyi fark ettim. Kolumu tutup beni durdurmaya çalıştı. "Erdo, sakin ol kankam. İçerisi kalabalık, sakın ola büyük bir kriz çıkarma."
"Olay çıkarmayacağım Arda," dedim çenemi sıkarak. Sesim fırtına öncesi sessizlik kadar sakindi. "Sadece bir iki cümle söyleyip çıkacağım."
İçeri girdiğimizde gözlerim masaları taradı. Can denilen lavuğu loş bir köşede, elindeki kadehi çevirip tek başına otururken buldum. Yanına adımlayıp tam karşısındaki sandalyeyi sertçe çekerek oturdum. Arda da ne olur ne olmaz diye hemen arkamda yerini aldı.
Can başını yavaşça kaldırıp bana baktı. Önce kim olduğumu çıkaramadı, ardından şirketteki karşılaşmamızı hatırlamış olacak ki yüzü anında gerildi. "Senin ne işin var burada?" dedi, sesine cesur bir ton vermeye çalışarak.
Aramızdaki mesafeyi kapatacak şekilde masaya doğru eğildim. Bakışlarımı gözlerine diktim. "Sana tek bir defa söyleyeceğim Vurgun, iyi dinle. Duru’nun adını bir daha ağzına almayacaksın. Şirketinin önünde, evinin yakınında ya da adım attığı herhangi bir yerde seni görürsem bu kadar sakin kalmam."
Can alaycı bir şekilde gülmeye çalıştı ama gözlerindeki o anlık korku seğirmesi kaçmadı. "Sen kim oluyorsun da bana emrediyorsun? Duru ile bizim uzun bir geçmişimiz var—"
Lafını tamamlamasına izin vermeden masaya elimi sertçe vurdum. Etraftaki birkaç masa bu tarafa dönse de umursamadım. "O geçmiş bitti!" dedim dişlerimin arasından. "Şimdi onun geleceğinde ben varım. Nişanlısıyım. Bir daha onu rahatsız ettiğini, arkasından dolandığını duyarsam seni bu şehirde barındırmam. Anladın mı beni?"
Can yutkundu. Yüzündeki o küstah ifade yerini tam bir çaresizliğe bıraktı. Ayağa kalkıp ceketimin önünü düzelttim. "Ayağını denk al," deyip arkamı döndüm ve mekandan çıktım.
Duru Kuyucu
Odamın balkonunda oturmuş, soğuk havaya rağmen içeri girmeyi reddediyordum. Erdem’in gidiş anı, gözlerindeki o karanlık ve kararlı ifade zihnimden bir türlü silinmiyordu. Gerçekten Can’ın peşine mi düşmüştü? Ya aralarında büyük bir kavgaya dönüşürse?
İçimdeki huzursuzluk tavan yapınca telefonumu elime alıp Naz’ı aradım. İkinci çalışta açtı.
"Duru! Ne oldu balım, iyi misin?"
"Naz... Erdem öğrendi," dedim sıkıntıyla, şakaklarımı ovarak. "Şirketin önüne Can’ın geldiğini söylediğimde çıldırdı sanki. Halledeceğim deyip gitti. Araya girmesinden endişeleniyorum."
Naz telefonda kısa bir sessizlikten sonra derin bir nefes aldı. "Bak Duru, Erdem’i savunmak gibi olmasın ama adam senin nişanlın. Can’ın hâlâ senin peşinde koşması onun da gururuna dokunur. Ayrıca Can hak etti bunu, kaşındı! Yüz bulamadıkça kapılara dayanıyordu."
"Ama benim yüzümden başı belaya girsin istemiyorum Naz. Aileler zaten fırtına koparmak için bahane arıyor. Dedemle babamın eline koz vermek istemiyorum."
"Merak etme, Erdem ne yaptığını bilen, aklı başında bir adama benziyor. Sen sadece sakin ol," dedi Naz.
Telefonu kapattıktan sonra odada bir aşağı bir yukarı yürümeye başladım. Dakikalar geçmek bilmiyordu. Derken telefonumun ekranı aydınlandı. Arayan Erdem Karahanlı’ydı.
Hızla telefonu kulağıma götürdüm. "Erdem? Neredesin sen?"
Karşı taraftan Erdem’in o her zamanki derin, sakin ama otoriter sesi geldi: "Arabayım, eve geçiyorum şimdi."
"Ne yaptın? Konuştun mu? Bir şey yapmadın değil mi adama?"
Hafifçe güldüğünü duydum. O kısıktaki gülüşü telefonun ucundan bile garip bir şekilde içimi ürpertti. "Merak etme Kuyucu, karakolluk olmadık. Sadece bir daha senin yakınından bile geçmemesi gerektiğini kesin bir dille izah ettim. Bir daha seni rahatsız edemez."
Derin bir nefes verdim, göğsümdeki o ağır yük bir nebze olsun hafiflemişti. "Erdem... Teşekkür ederim. Yani... Benim için gitmek zorunda değildin ama sağ ol."
"Senin için yapmadım Duru," dedi, sesi aniden ciddileşerek. "Bizim için yaptım. Artık bu oyunda tek başına değilsin, bunu o kafana soksan iyi edersin. Sene ait bir mesele artık bana da ait."
Sözleri odanın içinde yankılanırken ne diyeceğimi bilemedim. Karnımdaki o bilindik kramp kendini yine hissettirdi. Bakışlarımı balkondan dışarıya çevirdim.
"Şimdi uyu artık," dedi Erdem daha yumuşak bir tonla. "Yarın nikah günü için son belgeleri teslim edeceğiz. Sabah seni almaya gelirim."
"Tamam... İyi geceler Erdem."
"İyi geceler, asi kız."
Telefon kapandığında cihazı göğsüme bastırıp yatağa uzandım. Erdem Karahanlı hayatıma sadece bir isim olarak değil, devasa bir güç olarak giriyordu ve ben bu güce, onun yarattığı o garip çekime karşı koymakta her geçen gün daha çok zorlanıyordum.
