11. bölüm · BERDEL: ENEMİES TO LOVERS
10. Bölüm
Duru Kuyucu
Vakit kaybetmeden Naz’a bulunduğumuz yerin konumunu gönderdim. Erdem de telefonunu çıkarıp Arda’yı çağırdı. Bir süre sonra önce Naz, hemen ardından da Arda restorana geldi. Ayağa kalkıp Naz’a sıkıca sarıldıktan sonra Arda’ya başımla selam verip yerime oturdum.
Arda masaya geçer geçmez ikimizin üstüne bakıp sırıttı. "Yalnız söylemeden edemeyeceğim, sözleştiniz mi acaba?"
Ne demek istediğini anlamayarak, "Nasıl yani?" diye sordum.
"Diyorum ki, sanki kırk yıllık evliymişsiniz de sabah sözleşip giyinmişsiniz gibi pişti olmuşsunuz."
Erdem başını Arda’ya doğru çevirip ciddiyetle, "Boş konuşma Arda, tamamen tesadüf," dedi. Naz ile Arda bu duruma bıyık altından gülerken ben de gözlerimi Naz’a çevirdim. Kesin o da içinden Arda ile aynı şeyleri geçiriyordu. Garson menüleri getirince yemeklerimizi seçtik.
Siparişler gelene kadar masada koyu bir sohbet başladı. Arda, Erdem’e kıyasla çok daha neşeli, komik ve sıcakkanlı biriydi. Belki Erdem de arkadaş ortamında öyledir ama bana karşı mesafesini koruyordur diye düşünmeden edemedim.
Yemekler geldiğinde tam yemeye başlıyorduk ki cebimdeki telefon titredi. Ekranı kaydırdığımda mesajın Can’dan geldiğini gördüm. Masadakilere belli etmemeye çalışarak gerginlikle doğrulup, "Ben bir lavaboya gidip geliyorum," dedim.
Naz hemen, "Ben de geleyim mi balım?" diye sordu.
"Gerek yok canım, hemen dönerim," deyip masadan kalktım. Arkamı dönüp yürürken Erdem’in keskin bakışlarının üzerimde olduğunu hissedebiliyordum.
Lavaboya varır varmaz kapıyı kapatıp mesaja baktım.
Can: Duru çok pişmanım, lütfen tekrar birlikte olalım.
Mesajı okuduğum an sinirden dudaklarımı ısırdım. "Salağa bak ya, bir de pişmanım diyor!" diye kendi kendime söylendim. Zaman kaybetmeden cevabı yapıştırdım:
Siz: Bitti Can, anladın mı? O saçmalıkları yapmadan önce düşünecektin. Bir daha sakın bana yazma.
Mesajı atar atmaz numarasını engelledim. Aynada kendime bakıp elimi yüzümü yıkadım, derin bir nefes alıp toparlanmış bir şekilde masaya geri döndüm.
Erdem Karahanlı
Duru masadan bir anda, belirgin bir telaşla kalkmıştı. Bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamak zor değildi. O geri dönene kadar aklım onda kaldı. Ne olmuştu da bir anda yüzü düşmüştü?
O yokken Arda ile Naz sohbet ediyordu, ben de arada bir kelam ederek onlara katıldım. Çok geçmeden Duru masaya döndü. Kendini toparlamaya çalışmıştı ama gözlerindeki huzursuzluk hâlâ oradaydı. Merak ediyordum ama en başında "özel hayatlarımıza karışmayacağız" diye kesin bir kural koymuştuk. Biraz daha oturduktan sonra müsaade isteyip ayrıldık.
Duru Kuyucu
Erdemlerle vedalaştıktan sonra Naz ile birlikte mekândan çıktık. Naz koluma girip endişeyle, "Aşkım sen iyi misin?" diye sordu.
"İyiyim balım, sadece biraz yorgunum," dedim geçiştirerek.
Naz imalı bir şekilde gülümseyip, "Bu arada Erdem seni bayağı bayağı süzdü haberin olsun, benden söylemesi," diyerek omuzuma dokundu.
Bitkin bir halde, "Naz... Lütfen," diye fısıldadım.
"Ayy tamam Duruşum, bir şey demedim," dedi sevecenlikle. Naz kendi evine geçti, ben de bizim konağa döndüm.
Eve adım attığımda salonda büyük bir telaş vardı. Düğün hazırlıkları, davetiye örnekleri ortalıkta uçuşuyordu. Hiçbirine dahil olmadan doğrudan odama çıktım. Rahatlamak için ılık bir duş alıp üzerime gri eşofman takımımı geçirdim ve yatağın kenarına iliştim. Kafamın içindeki sesler bir türlü susmuyordu.
Erdem Karahanlı
Duru'lar ile ayrıldıktan sonra eve geçtim. Zihnimi boşaltmak için hızlıca bir duş aldım, ardından kendime sade bir kahve yapıp balkona çıktım.
Duru’nun yüzü restoranda neden bir anda düşmüştü? Telefonuna gelen mesajda ne yazıyordu? İster istemez merak ediyordum. Gidip doğrudan sorsam mı diye düşündüm ama Duru’nun asla cevap vermeyeceğini biliyordum; bu kısa sürede bile ne kadar gururlu ve ketum biri olduğunu anlamıştım. Kahvemden bir yudum alıp gecenin karanlığını izlerken, bu evliliğin getireceği fırtınaları düşünmeye devam ettim.
