15. bölüm · BERDEL: ENEMİES TO LOVERS

14. Bölüm

Tuana Kılıç

Duru Kuyucu

Dışarıya çıkıp arabaya bindim. Balkonda olanlar aklıma geldi. "Saçmalama Duru," dedim kendi kendine. Sonrasında diğer aile üyeleri gelince konaktan ayrıldık. Eve gidene kadar kafamı cama yasladım ve yolu izledim.

Eve gelince hiç beklemeden odama çıktım. Ilık bir duş alıp pembe beyaz çizgili pijamamı giydim. Yatağıma oturup Naz'ı aradım. Birkaç çalıştan sonra açtı.

"Efendim balımm," dedi.

Ben de aynı sevecen tonla, "İyi balımm, Erdemlerin evinde yemekteydik," dedim.

"Nasıl geçti canım?"

"İyi gibiydi..." dedim iç çekerek. "Sadece Erdem'in annesi Arzu... Arzu Hanım beni sevmedi, laf falan attı."

"Ne dedi?"

" 'Bu sofraya oturmayı hak etmiyorsun ama neyse' dedi. Ben de lafımı esirgemedim tabii."

Naz gülerek, "Hayırr!" dedi. Biraz daha konuştuktan sonra saat geç olunca telefonu kapatıp yattım.

Erdem Karahanlı

Durular gidince salona geçip oturdum. Sonrasında annemler geldi. "Ayy o Duru denilen kız... Tam bir sinir bozucu," dedi annem. Teyzem ile konuşmaya başladılar. Konuşmadan ziyade kızı eleştiriyorlardı. Daha fazla bunları dinlememek için odama çıkıyordum ki annem bana seslendi:

"Oğlum nereye gidiyorsun? Daha oturuyorduk."

"Dinleneceğim anne, siz eleş- konuşun," dedim ve odama çıktım. Üstümü değiştirip yatağa yattım. Birkaç dakika sonrasında uykuya dalmışım.

Sabah olmuştu. Hemen banyoya girdim. Çıkınca üstüme beyaz gömlek ve altına siyah bir pantolon giydim. Tam parfümümü sıkacakken telefonum çaldı; arayan Arda'ydı.

"Ne yapıyorsun kanka?" dedi.

"İyi. Şirkete gideceğim şimdi. Sen ne zaman geleceksin?"

"Ohoo, ben şirkete geldim bile! Ne kadar uykucu çıktın be Erdo."

"Bu ne acele lan? Sen tam saatinde gelmeyi bırak, günün yarısında gelirdin. Ne oldu?" dedim.

Aşağıya indim ve arabama bindim. Arda gülerek, "Aman, bir erken geleyim dedim, burnumdan fitil fitil getirdin yaa! Gelmiyorum lan bir daha erken," dedi.

"Tamam tamam, bir şey demedim. Hadi ben kapattım," deyip telefonu kapattım ve şirkete doğru sürdüm.

Duru Kuyucu

Sabah güneşi camımdan odama vuruyordu. Saate baktığımda 9'a geliyordu. Banyoya gidip ılık bir duş aldım. Bakımımı yaptıktan sonra pijamalarımla aşağıya indim. Evde bir sessizlik vardı. Mutfağa gidip ayılmak için bir kahve yaptım. Kahvem olunca mutfaktan çıkıp odamdaki balkona geçtim.

Bundan iki hafta sonra yeni bir hayata başlıyordum. Nasıl yapacaktım? Bu düşünceler içinde kahvemi yudumladım. Kahvem bitince odaya girip üzerime vücuda oturan acı kahve tişört ve üzerine bol kesim, vintage tarzda kahverengi deri ceketimi giydim. Belimde tona ton kahverengi kemer bulunan, 70'ler kesim koyu lacivert geniş paça kot pantolonumu geçirdim. Siyah çizgili, süet detaylı retro model beyaz spor ayakkabılarımı giyip parlak kahverengi omuz çantamı aldım. Deri kayışlı, altın sarısı minimal kol saatimi de takıp aşağı indim. Arabama binip sahile doğru yol aldım.

Sahile vardığımda arabayı yol kenarına çekip indim. Denizden esen rüzgâr yüzüme vurdukça az da olsa nefes aldığımı hissettim. İki hafta... Sadece iki hafta sonra Kuyucu değil, Karahanlı olacaktım. Özgürlüğüme, kendi rutinlerime veda edip o kasvetli konağa, Arzu Hanım’ın iğneleyici bakışlarına hapsolacaktım. Düşündükçe içim daralıyordu.

Yürüyüş yolunda yavaş adımlarla ilerlerken ellerimi ceketimin ceplerine soktum. Banklardan birine oturup denizi izlemeye başladım. Tam biraz kafamı dinleyeceğimi sanırken cebimdeki telefon titredi. Ekrandaki ismi görünce kaşlarım kendiliğinden çatıldı: Erdem Karahanlı.

Derin bir nefes alıp açtım. "Efendim?"

Erdem’in sesi her zamanki gibi ciddi ama arkadan gelen rüzgâr sesinden anladığım kadarıyla o da dışarıdaydı. "Neredesin Duru?"

"Sahildeyim. Ne oldu?"

"Konum at, yanına geliyorum."

Gözlerimi devirdim. "Her anımı seninle mi geçireceğim Erdem? Kafamı dinliyorum şurada."

"Duru, çocuklaşma. Düğün organizasyonu için katalog bakmaya gideceğiz, dedemler haber bekliyor. Konumu at."

"İyi, tamam. Ama yalnız gel," deyip yüzüne kapattım ve konumu attım.

Yarım saat geçmeden siyah arabası sahil yolunda göründü. Arabadan inip bana doğru yürürken gözüm ister istemez üstüne kaydı. Siyah pantolonu, beyaz gömleği ve o her zamanki kendinden emin duruşuyla yine sinir bozucu derecede iyi görünüyordu. Yanıma gelip hiç sormadan banka, tam yanıma oturdu.

"Hoş geldin Karahanlı," dedim alayla.

Bana dönüp baştan aşağı süzdü. "Hoş bulduk Kuyucu. Tarzın güzelmiş."

Gözlerimi kaçırıp hafifçe gülümsedim ama anında toparlandım. "Lafı uzatma Erdem. Ne yapacağız?"

Erdem arkasına yaslanıp denize baktı. "Organizasyon şirketine gideceğiz. Ama benim seninle konuşmak istediğim asıl konu bu değil." Bana doğru döndü, bakışları aniden ciddileşmişti. "Evlendiğimizde o konakta yaşayacağız. Dün akşam annemin ve dedemin tavırlarını gördün. Kolay olmayacak."

"Beni düşündüğün için sağ ol ama ben kendimi korurum Erdem. Dün akşam da gördün, kimseden lafımı esirgemem."

Erdem'in dudaklarında belirsiz bir tebessüm belirdi. "Biliyorum. Lafını esirgemediğini çok iyi biliyorum. Ama ben seninle orada sürekli çatışmak istemiyorum Duru. En azından odamızın kapısını kapattığımızda bir savaş alanında hissetmeyelim."

Söylediği "odamız" lafı karnımda garip bir kasılmaya sebep oldu. Bakışlarımı denizden ona çevirdim. Araya giren bu garip çekimi ikimiz de hissediyorduk ama kabul etmek ikimizin de işine gelmiyordu.

"Savaş çıkaran ben olmam Erdem," dedim kısık ama kararlı bir sesle. "Bana saldırmayan kimseye saldırmam."

Erdem bir an duraksadı, ardından ayağa kalkıp elini bana uzattı. "O zaman anlaştık. Kalk bakalım nişanlım, gidip şu düğün işlerini halledelim."

Uzatılan eline baktım. Tereddüt etsem de elimi elinin üzerine koydum. O an parmaklarının sıcaklığı yine o bilindik elektriklenmeyi başlattı.