5. bölüm · BEN SANA DENK GELİNCE

Bölüm 5

Sıla Kardaş

BİR FOTOĞRAF
Ertesi sabah okula geldiğimde ilk fark ettiğim şey, koridorun normalden çok daha kalabalık olduğuydu.
Panolar renkli kâğıtlarla kaplanmış, sınıfların kapılarına afişler asılmıştı.
“Ne oluyor?” diye sordum.
Ece yanımda belirdi.
“Okul şenliği.”
“Şenlik mi?”
“Evet. Her sınıf bir şey hazırlayacakmış.”
Tam o sırada Aras arkamızdan seslendi.
“Günaydın.”
Döndüm.
“Günaydın.”
Ece ikimize bakıp sırıttı.
“Ben gidiyorum.”
“Niye?” diye sordum.
“Çünkü sizin konuşmanız gereken şeyler vardır.”
“Ece!”
Çoktan uzaklaşmıştı.
Aras güldü.
“Arkadaşın çok ilginç.”
“Bazen fazla konuşuyor.”
“Bence eğlenceli.”
“Sen onu savunma.”
“Tamam.”
Sınıfa girdik.
Öğretmenimiz elindeki listeyle tahtanın önünde duruyordu.
“Herkes yerine geçsin. Şenlik için görev dağılımı yapacağız.”
Herkes sessizleşti.
“Öncelikle sınıfımız bir fotoğraf köşesi hazırlayacak.”
Sınıftan alkış sesleri yükseldi.
Ben de gülümsedim.
Sonra öğretmen listeye baktı.
“Fotoğrafları ve tasarımı Defne ile Aras hazırlayacak.”
Başımı kaldırdım.
“Yine mi?”
Aras hemen araya girdi.
“Bence artık alışmalıyız.”
Sınıf güldü.
Ben ise ona bakıp başımı salladım.
“Sen çok eğleniyorsun.”
“Biraz.”
Görevler dağıtıldıktan sonra herkes çalışmaya başladı.
Ben fotoğraf panosunun tasarımını düşünürken Aras yanıma geldi.
“Şunu nasıl buldun?”
Telefonundan bir fotoğraf gösterdi.
Okul bahçesinde çekilmiş eski bir fotoğraftı.
“Güzel.”
“Bence de.”
“Bunu panoya koyabiliriz.”
“Olur.”
Bir süre fotoğraflara baktık.
Eski mezuniyetler, okul etkinlikleri, sınıf gezileri…
Sonra Aras bir fotoğrafta durdu.
“Bu fotoğrafı daha önce görmüş müydün?”
Telefonu bana uzattı.
Fotoğrafta birkaç öğrenci vardı.
Ama içlerinden biri dikkatimi çekti.
Bir kız.
Yüzünü tam göremiyordum.
“Hayır.”
Aras'ın yüzündeki ifade değişmişti.
“Ben de uzun zamandır görmemiştim.”
“Kim bu?”
“Boş ver.”
“Tanıyor musun?”
Aras telefonu geri aldı.
“Evet.”
Ses tonu bir anda ciddileşmişti.
“Kim?”
“Eski bir arkadaş.”
Daha fazla soru sormadım.
Ama o fotoğrafta bir şeylerin tuhaf olduğunu hissediyordum.
Öğle arasında Ece yanıma geldi.
“Ne oldu sana?”
“Bir şey olmadı.”
“Yüzünden belli.”
“Aras eski bir fotoğraf gösterdi.”
Ece'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Nasıl bir fotoğraf?”
“Okuldan. Bir kız vardı.”
Ece birkaç saniye sustu.
“Defne…”
“Ne?”
“Aras'ın geçmişi hakkında çok fazla soru sorma.”
“Niye?”
“Çünkü bazı şeyleri anlatmayı sevmez.”
“Sen biliyor musun?”
Ece cevap vermedi.
“Ece?”
“Ben sadece seni uyarıyorum.”
Tam o sırada Aras koridorun diğer ucunda göründü.
Bize doğru bakıyordu.
Ece hemen konuyu değiştirdi.
“Ben kantine gidiyorum.”
“Ben de geleyim.”
“Sen burada kal.”
“Neden?”
“Çünkü…”
Ece arkasına baktı.
Aras bize doğru yürüyordu.
“Çünkü Aras geliyor.”
Ve gerçekten de geldi.
“Ne konuşuyordunuz?”
“Hiç.”
Ece'nin hızlı cevabı dikkatimi çekti.
Aras bana baktı.
“Sen?”
“Ben de bir şey konuşmuyordum.”
“Tamam.”
Ama yüzünden, bize inanmadığı belliydi.
Ece gittikten sonra Aras birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra bana baktı.
“Fotoğrafı merak ettin, değil mi?”
Bir an duraksadım.
“Biraz.”
Aras gözlerini yere indirdi.
“Belki bir gün anlatırım.”
“Ne zaman?”
“Hazır olduğumda.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
O an onun gözlerinde daha önce görmediğim bir şey vardı.
Bir kırgınlık.
Belki de gerçekten geçmişinde kimsenin bilmediği bir hikâye vardı.
Ve ben farkında olmadan o hikâyenin kapısını aralamıştım.
Aras uzaklaştıktan sonra masanın üzerinde kalan fotoğrafa tekrar baktım.
Fotoğrafın arkasında küçük bir tarih yazıyordu.
14 Ekim.
Altında ise tek bir cümle vardı:
“Bazı insanlar gider, ama bıraktıkları şeyler kalır.”
Fotoğrafı yavaşça masaya bıraktım.
İçimde garip bir merak oluşmuştu.
Aras'ın sakladığı şey neydi?
Ve neden o fotoğrafa baktığında yüzü bir anda değişmişti?
Bilmiyordum.
Ama artık öğrenmek istediğimden emindim.