4. bölüm · Bazen hayatta kalmak lazım ll
Kızıl her yerde
BÖLÜM IV
Dört Yıl Sonra
Kızıl’ın yüzü artık her yerdeydi.
Dev ekranlarda.
Yıkık binaların cephelerinde.
Kontrol noktalarında.
Altında tek bir cümle:
“Terörist Kızıl etkisiz hale getirildi.”
İstanbul Boğaz Köprüsü’nün ayağına asılmış dev bir pankartta fotoğrafı dalgalanıyordu.
Ankara’da eski meclis binasının önünde dijital panoda aynı yüz.
Alev kırmızısı saç.
Sert bakış.
Ve altına eklenen yalanlar.
Esalat onu bir simgeye çevirmişti.
Korkunun simgesine.
“Devlete karşı çıkan herkesin sonu budur.”
Dört yıl geçti.
Şehirler sessizleşti.
Ama yeraltı büyüdü.
---
Lina artık on sekizindeydi.
Omuzları daha dik.
Bakışları daha keskin.
Kolundaki iz hâlâ duruyordu.
Ama artık yanmıyordu.
Kontrol etmeyi öğrenmişti.
Gücünü saklamayı da.
İstanbul’un yeraltı tünellerinde küçük bir direniş hücresi yönetiyordu.
Adı fısıltıyla söyleniyordu:
Külün Kızı.
---
Ve yanında biri vardı.
Yiğit.
Uzun boylu, sakin ama çelik gibi biri.
Eski asker.
Ama Esalat’tan değil.
Sistemin içini görüp çıkmış bir kaçak.
Lina’ya ilk kez dört yıl önce karşı çıkmıştı.
“Öfkeyle lider olunmaz,” demişti.
Lina o gün onu neredeyse vuruyordu.
Şimdi aynı masada plan yapıyorlardı.
Yiğit haritaya baktı.
“Ankara’daki veri merkezi kırılırsa propaganda çöker.”
Lina Kızıl’ın asılı olduğu görseli izledi ekranda.
“Onun adını temizleyeceğiz.”
Yiğit gözlerini ona çevirdi.
“İntikam mı?”
Lina başını iki yana salladı.
“Gerçek.”
Yiğit hafifçe yaklaştı.
“Gerçeğin bedeli ağır olur.”
Lina’nın sesi sakindi.
“Ödemeyi öğrendim.”
Bir an göz göze geldiler.
Aralarında savaş yoktu.
Güven vardı.
Yiğit elini onun elinin üstüne koydu.
Bu bir sahiplenme değildi.
Bir söz gibiydi.
“Bu sefer yalnız değilsin.”
Lina hafifçe gülümsedi.
“Biliyorum.”
---
Aynı anda.
Ankara’da, Esalat karargâhında bir ekran açıldı.
“İstanbul yeraltı hareketi yeniden aktif.”
Bir subay sordu:
“Lider?”
Ekranda bir görüntü belirdi.
Lina.
Daha olgun.
Daha sert.
Alt yazı geçti:
“Külün Kızı – Yüksek Öncelikli Hedef.”
Komutanın cevabı netti:
“Bu kez canlı istiyorum.”
---
İstanbul’da rüzgâr sert esiyordu.
Boğaz’ın üstünde sis vardı.
Lina Kızıl’ın asılı pankartına son kez baktı.
“Abla…”
Yiğit arkasında durdu.
“Hazır mısın?”
Lina döndü.
Gözlerinde artık korku yoktu.
“Bu şehir kül oldu.”
“Şimdi ateşi biz yakacağız.”
---
