7. bölüm · Bal
Vazgeçmek Varsa, O Gün Artık Değildi (BÖLÜM 7)
yazar'dan (Ayda'nın hayatı ile ilgili Ayda'nın gözünden yazdım)
Adana’nın güneşli, tozlu mahallelerinden birinde, dar sokaklar arasında hafif bir esinti dolaşıyordu. Ayda’nın odasının penceresinden dışarıya bakarken gözleri hafifçe nemlenmişti. Henüz 17 yaşındaydı; 12. sınıfa gidiyordu ve hayatının en kritik dönemindeydi. Sınavlar yaklaşıyor, geleceği şekilleniyordu. Ama içinde bir kararsızlık, korku ve umutsuzluk dalgası büyüyordu.
O sabah her zamanki gibi erkenden kalkmıştı. Okula gitmeden önce kısa bir kahvaltı yapmak istemişti ama annesi mutfakta gergindi. Günlük ev işleri, geçim sıkıntıları, Ayda’nın geleceğiyle ilgili endişeler… Bunlar anne ve kız arasındaki havayı ağırlaştırıyordu.
Ayda mutfağa geçtiğinde, annesi ellerini yıkıyordu. Gözleri aniden Ayda’nın yüzüne takıldı ve hafifçe kaşlarını çattı.
“Bulaşıkları yıkayacak mısın bugün?” diye sordu, sesi biraz sertti ama altında bir yorgunluk vardı.
Ayda, içinde biriktirdiği yorumu fark ettirmemek için sakin kalmaya çalıştı. “Bugün çok işim var anne, sınavlara hazırlanıyorum. Lütfen biraz anlayış.”
Annesi derin bir nefes aldı, başını hafifçe salladı. “Sınavların ne önemi var? Evde bir tane bile iş yapmayacaksın. Başarı diyorsun ama hiç sorumluluk almıyorsun.”
Ayda’nın yüzünde bir karışım belirdi; öfke, üzüntü ve çaresizlik… “Ben sorumluluk alıyorum ama sınavlarımı da önemsemeliyim. Eğer okulda başarılı olamazsam, geleceğim olmaz.”
“Geleceğin olmazsa, burada böyle mahallede kalmaya mahkum olacaksın, Ayda! Ben de senin için çabalıyorum ama sen hiç yardım etmiyorsun!” Annesi sesini yükseltmişti. Ellerini havaya kaldırarak, “Bir bulaşık yıkamak bile çok mu zor?!” dedi.
Ayda öfkeyle karşılık verdi: “Sen her zaman bana yükleniyorsun ama benim de hayatım var! Sınavlar, dersler, stres... Hiç mi anlamıyorsun?”
Annesi gözlerini kısarak, “Ben seni anlıyorum ama ev işi yapmadan nasıl ayakta kalacaksın? Hayat çok zor, Ayda. Ben senin kadar şanslı değilim.”
Tartışmanın sesi mutfakta yankılanırken, komşuların hafifçe kafalarını çevirip durumu izledikleri belliydi. Ayda, annesinin söylediklerine boğulmuş gibiydi. İçinde biriken tüm hayal kırıklıkları, öfke ve yorgunluk patlama noktasındaydı.
“Yeter artık!” dedi Ayda, ellerini yumruk yaparak. “Beni hep aşağı çekiyorsun! Ben hayatımı değiştirmek istiyorum. Senin gibi bu mahallede kalmak istemiyorum!”
Annesi sert bir ifadeyle ona baktı. “Senin hayallerin ne kadar gerçekçi bilmiyorum ama bu evde kurduğun hayallerin gerçek olması için önce biraz çalışman gerek!”
Ayda derin bir nefes aldı, gözlerinde yaşlar parladı ama onları saklamaya çalıştı. “Ben vazgeçmiyorum. Bugün, bu kavga bile olsa, ben kendi yolumu bulacağım.”
---
Günlük Hayatın Gölgesinde
Ayda okuldan dönerken, mahalle sokaklarının tozlu kaldırımlarında yorgun adımlarla ilerliyordu. Sınavlar, evin sorumlulukları ve annesiyle yaşadığı tartışmalar onu her geçen gün biraz daha yoruyordu. Ev işleri bitmek bilmiyordu, annesi ise sürekli bir şeylerden memnun değildi.
Evde, Ayda’ya düşen görevlerden biri bulaşıkları yıkamaktı. Ancak sınav haftasında zaman bulmak neredeyse imkânsızdı. Bir yandan evin işlerini yapmaya çalışıyor, bir yandan da derslerine yoğunlaşıyordu. Bu durum, aralarındaki gerginliği artırıyordu.
Bir gün daha geçtiğinde, Ayda annesine yine bulaşıkları yıkamadığı için azar işitti. “Bugün neden bulaşıkları yıkamadın?” diye sordu annesi sertçe.
Ayda yorgun ve biraz sinirli cevap verdi: “Ders çalışıyordum, anne. Sana daha önce söyledim.”
Annesi başını salladı, “Her zaman dersler dersler. Evde hiç iş yapmıyorsun. Bu hayat böyle yürümez, Ayda.”
Ayda gözlerini kaçırdı, “Ben de yoruluyorum anne. Ama sen anlamıyorsun.”
---
İç Sesler ve Düşünceler
Ayda’nın kafasında sürekli bir mücadele vardı. Hem annesine karşı kendini savunmak hem de kendi hayallerinin peşinden koşmak… Mahallenin sokakları, evin küçük odası, okul sıraları arasında sıkışmıştı.
Kendi kendine söyleniyordu: “Bir gün mutlaka başarılı olacağım. Bu mahalleden çıkacağım. Annemle olan bu gerginlikler bitecek. Vazgeçmek yok.”
Ayda, küçük odasının penceresinden dışarı bakarken, uzaklarda üniversite kapısının kendisini beklediğini hayal ediyordu. O kapıdan geçtiğinde, hayatının değişeceğine inanıyordu
(Annesi ile tartıştığı günün ertesi günü)
Adana’nın dar sokakları, akşam güneşinin kızıllığıyla yıkanırken, Ayda’nın kalbi ağır bir yük taşıyordu. O gün okuldan eve döndüğünde, evin kapısını araladığında içini dolduran sessizlik bir anlık rahatlatmıştı. Ama biliyordu ki, içeride bekleyen başka bir fırtına vardı. Babası Cuma, babaannesi ve amcalarıyla ilgili yıllardır birikmiş kırgınlıklar, artık dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı.
Ayda mutfağa doğru yürürken babası salonda oturuyordu. Gözleri donuk, suratında yılların yorgunluğu vardı. Cuma’nın sert bakışları Ayda’ya yöneldiğinde, içinde birikenler dışarı taşmaya başladı.
“Baba, seninle konuşmam lazım,” dedi Ayda, sesi titrek ama kararlıydı.
Cuma ağır adımlarla kalktı, “Ne oldu şimdi? Yine neye takıldın?” diye sordu, sesi yorgun ama biraz da sabırsızdı.
Ayda derin bir nefes aldı, “Baba, artık dayanacak gücüm kalmadı. Seninle, ailemizin bu diğer fertleriyle ilgili hissettiklerimi sana anlatmak istiyorum.”
Cuma’nın kaşları çatıldı. “Dinliyorum.”
Ayda oturdu, gözleri dolmaya başladı. “Baba, sen biliyorsun değil mi? Babaannem ve amcalarım bizim hayatımıza ne kadar müdahale ediyor. Onların söyledikleri, yaptıkları… Bizi sürekli yargılıyorlar, sen ise hep onların tarafını tutuyorsun.”
Cuma yüzünü buruşturdu. “Onlar ailemiz, Ayda. Biz onlarsız ne yaparız?”
Ayda’nın sesi yükseldi: “Ama onlar bizi anlamıyor, baba! Sen neden bizim yanımızda olmuyorsun? Onların dediği gibi yaşamamızı mı istiyorsun? Her fırsatta küçümsüyorlar, sen de onların yanında duruyorsun. Bu beni çok yaralıyor.”
Cuma derin bir nefes çekti. “Ayda, ben her zaman senin iyiliğini isterim. Ama aile bağları önemli. Onlarla kavga etmek çözüm değil.”
Ayda ellerini yumruk yaptı. “Ama onlar yüzünden senle aramız açılıyor. Beni dinlemediğin, benim duygularımı önemsemediğin için. Sadece onların gözünde iyi bir oğul, iyi bir kardeş olmak zorundasın. Peki ben? Ben kimim bu ailede?”
Cuma gözlerini kaçırdı, sessiz kaldı. Ayda devam etti: “Baba, bazen kendimi bu evde bir yabancı gibi hissediyorum. Senin gözünde belki sadece bir çocuk, ama benim de kalbim var, hayallerim var. Onlar yüzünden ben sustukça, içimde bir fırtına büyüyor.”
Cuma, yüzündeki sertlik biraz yumuşadı. “Anlıyorum seni, kızım. Ama hayat zor. Herkes kendi derdinde. Babaannen ve amcaların da belki iyi niyetleri var.”
Ayda gözyaşlarını tutamadı. “İyi niyet mi? Onlar hayatımı mahvediyor, baba. Senin onları koruman, beni yalnız bırakman… Biliyorum, zor bir durum ama ben artık bu yükü taşıyamıyorum.”
Cuma yanına geldi, Ayda’nın omzuna hafifçe dokundu. “Senin için en iyisini yapmak istiyorum, Ayda. Bazen insan sevdiğini incitiyor, farkında olmadan.”
Ayda başını kaldırıp babasına baktı. “Öyleyse birlikte çözüm arayalım, baba. Ben de bu ailenin bir parçasıyım, beni de duy.”
O an, evde uzun zamandır biriken kırgınlıklar, hüzün ve umut bir arada var olmuştu. Ayda ve babası, belki de ilk defa gerçek bir konuşma yapıyorlardı. Sessizlik içinde birbirlerine bakarken, gelecekte daha güçlü bir bağ kurab-
ileceklerinin umudu vardı.
(Ben bu bölümü yazarken ağladım arkadaşlar şimdiden iyi okumalar size.🫠)
