10. bölüm · Bal
BEN ÇOK KALABALIK BİR YALNIZIM (BÖLÜM 10)
(WHATSAPP AYDA'DAN ATLAS'A BİR MESAJ)
📱 Ayda ➤ Atlas
(Gece 01:14 - Son Görülme: "Çevrimiçi")
> “Merhaba demek istemiyorum çünkü bu bir merhaba değil.
Ama ‘hoşça kal’ da diyemem, çünkü ne hoş başladık ne de kalabildik.
Bilmiyorum, Atlas... Sadece içim doldu. Konuşmaya, anlatmaya, açıklamaya çalışmaktan yoruldum.
Hep bir şey eksikti, biliyor musun?
Sanki sen bana hiç gerçekten ‘evet’ demedin ama ben hep oradaydım.
Hep oradaymışsın gibi hayal ettim.
Ama artık kendi kendimi kandıramıyorum.
Sana anlatmaya çalıştıklarım, senin sessizliğinle daha da büyüdü içimde.
Ben seni suçlamıyorum.
Sadece kendime sitemim var.
Belki yanlış kişiye, yanlış zamanda içimi açtım.
Belki de sen beni hiçbir zaman tam olarak duymadın.
Konuşmak... konuşmak artık beni daha çok yaralıyor.
Çünkü ne zaman bir şey desem, cevabını beklerken içim çürüyor.
Bu yüzden artık konuşmak istemiyorum.
Bir süreliğine susmak istiyorum.
Belki sonsuza kadar.
Seni suçladığım bir cümle olmasın bu.
Bu sadece benim içimin yorgunluğu.
Eğer bu sessizlik seni üzerse... üzülme.
Çünkü zaten hiçbir zaman tam olarak birbirimize ait değildik.
Ama ben seni çok düşündüm, bunu bil istiyorum.
Ve eğer bir gün bu mesajı okuyup sadece ‘okundu’ olarak geçip gidersen…
Bu da seni affetmem için bir neden olur.
Kendime de…”
Gönderildi.
Okundu.
Cevap gelmedi.
📍1. Gün
> Ayda'nın iç sesi:
“Şimdi başladık işte.
O ilk sessizlik anı…
Hani mesajı atarsın ve dakikalar geçtikçe içinden bir şey düşer ya.
Kalbinin ortasında bir titreşim hissedersin ama bu mutluluk değildir.
O sadece bekleyiştir.
Cevap gelmedi.
Belki de cevap vermemesi de bir cevaptır.
Belki de en çok, hiçbir şey söylememesiyle canımı yakıyor.
Çünkü suskunluk, ‘umrumda değilsin’in en sessiz ama en bağıran hâli.”
📍2. Gün
> Ayda'nın iç sesi:
“İki gün oldu.
Normalde bu kadar zor olmamalıydı.
Mesajı ben attım.
Gitmek isteyen bendim.
Ama neden bu kadar zor şimdi?
Neden hâlâ telefona bakıyorum her beş dakikada bir?
Şarjım bitince elim ayağım titriyor sanki.
Beni merak bile etmedi mi?
İçimden ona bir şeyler anlatmak geçiyor ama susuyorum.
Çünkü gurur...
Çünkü susmak artık benim de cevabım oldu.”
📍3. Gün
> Ayda'nın iç sesi:
“Ben ona veda ederken bile ‘affetmek’ten söz ettim.
Çünkü biliyordum...
Beni kırmasa da, susarak paramparça edecek.
Üç gün oldu ve hâlâ tek bir kelime etmedi.
İnsan sevdiğine böyle mi yapar?
Ya da… belki de ben sadece ‘sevilen’ olmadım hiç.
Onun için sadece bir ‘boşluk dolduran’ mıydım?
Sadece canı sıkıldığında yazdığı, ama sessiz kalmayı tercih ettiği biri mi?”
📍4. Gün
> Ayda'nın iç sesi:
“Ben sadece bir mesaj istedim.
‘Nasılsın?’
‘İyi misin?’
‘Tamam, seninle konuşmak istememeni anlıyorum.’
Küçük bir cümle…
Ama o küçücük cümleler bazen insanın içinde dağ gibi yer tutar.
Oysa ben sadece bir gölge gibiyim artık onun gözünde.
Kendi kendime ‘iyi ki mesaj attın’ diyorum.
Ama geceleri gözüm telefonda uyuyorum.
Bu neyin doğruluğu, bilmiyorum artık.”
📍5. Gün
> Ayda'nın iç sesi:
“O mesajı sildi mi acaba?
Ya da başkalarına gösterdi mi?
Belki de bir kahkahayla geçiştirdi:
‘Baksana, kız yazmış bir sürü saçma şey.’
Çünkü insanlar böyle yapıyor.
Kendilerini suçlu hissetmemek için başkalarını küçültüyorlar.
Ama ben küçülecek bir şey yazmadım.
Ben kendimi açtım ona.
Belki de en çıplak hâlimle.
Ve o, sırtını dönüp gitti.”
📍6. Gün
> Ayda'nın iç sesi:
“Ben hâlâ seni düşünüyorum, Atlas.
Ve hâlâ ‘acaba şimdi yazacak mı’ diye ekranı kaydırıyorum.
Ama sen...
Belki şu an başka biriyle konuşuyorsun.
Belki kahkaha atıyorsun.
Belki de... ben hiç olmamışım gibi.
Bu en acı tarafı işte.
‘Hiç olmamışsın gibi’ olmak.
Ben seni içime kazırken, sen beni bir cümleyle bile uğurlamadın.”
📍7. Gün
> Ayda'nın iç sesi:
“Bir hafta oldu.
Bir hafta boyunca her gün seni düşündüm.
Senle geçen konuşmaları baştan sona hatırladım.
Ses tonunu, yazı stilini, sustuğun zamanları...
Hepsi aklımda.
Ama sen...
Beni bir kenara bırakıp devam ettin.
Ve ben her şey durmuş gibi hissettim.
Seninle değilken bile senin içindeyim.
Ama sen, bensizliğinle rahatsın.”
📍8. Gün
> Ayda'nın iç sesi:
“Bir gün biri bana ‘neden bu kadar çok sevdin onu?’ diye sorarsa,
sadece şunu söyleyeceğim:
‘Çünkü hep eksik kalan bendim.’
Ve eksik olan insanlar, tamamlayacağını düşündüğü her şeye tutunur.
Atlas, ben sana tutunmuştum.
Belki sen fark etmeden.
Belki sen önemsemeden.
Ama ben kendimi sana ait hissettim.
Ve şimdi…
Boşluktayım.”
📍9. Gün
> Ayda'nın iç sesi:
“Seni beklemekten yoruldum.
Ama seni beklememekten de geçemedim.
İkisi arasında asılı kaldım.
Bir yanım mesaj atmak istiyor.
Diğer yanım kendine saygısını korumaya çalışıyor.
Aşk mı, gurur mu?
Cevabını hiçbir zaman veremedim.
Ve belki de bu yüzden hep yarım kaldım.
Belki de bu yüzden bu kadar çok acıyor.”
📍10. Gün
> Ayda'nın iç sesi:
“Bu gece rüyamda sana bağırdım.
Sustum, sustum, sustum… ve sonunda içimden bir feryat çıktı.
Ama sen hâlâ duymadın.
Çünkü sen hiçbir zaman dinlemedin.
Ben sadece kendi içimde konuştum hep.
Ve on gündür…
On gündür içimde konuştuğum tek şey sensin.
Ama senin iç dünyanda adım bile geçmedi.”
🌙 Mahalle – Akşamüstü – Saat 18:12
Sıcaklık hâlâ yavaş yavaş çekiliyordu şehrin üzerinden. Betonun üstüne düşen gölgeler uzamış, caddelerin kenarındaki ağaçların yaprakları kıpırtısız kalmıştı. Ayda yanındaki Sabrina’yla sessizce yürüyordu. Başları öne eğik, adımları yavaştı. Küçük bir bakkala gitmek üzere çıkmışlardı. Gündelik bir amaçtı bu. Ama Ayda’nın içinde dönen düşünceler gündelik olmaktan çok uzaktı.
Sabrina cebinden kulaklığını çıkardı, "İster misin?" diye uzattı.
Ayda başını iki yana salladı.
Ayda: “Kafam zaten yeterince dolu… müzik daha da boğar.”
Sabrina sessizce başını salladı. Anlamıştı. Konuşmak zorunda değildi, sadece yanında olması yeterdi. O hâliyle yürümeye devam etti Ayda, gözleri kaldırım çizgilerinde sürünüyordu adeta. Başını kaldırmadan, suskunluğun içini yakan o boşlukla birlikte yürüyordu.
Ve...
Bir anda...
Yolun karşısında bir gölge belirdi.
Ayda ilk başta tanımadı. Ama vücudu birden gerildi.
Kafasını yavaşça kaldırdı.
Karşıdan gelen adam… Atlas’tı.
O da yürüyordu.
Yalnızdı.
Ellerini cebine sokmuş, kulaklıkla kulağını kapatmıştı ama o an tüm şehir sessizleşti.
Sanki çarpan kalplerin sesi dışında hiçbir şey yoktu.
Ayda durdu.
Atlas da fark etti.
Göz göze geldiler.
Ama bu bir “bakışma” değildi.
Bu, iki yabancının karşılaştığında yanlışlıkla birbirine göz ucuyla çarpan o soğuk, o boş temas gibiydi.
Sabrina fark etti. Gözleri hızla Atlas’a, sonra Ayda’ya döndü.
Bir şey söylemedi.
Ama Ayda'nın içindeki dünya parçalandı.
> Ayda'nın iç sesi:
“Gözümün önünde duruyor.
Ten rengini, yürüyüşünü, saçlarının düzensizliğini…
Hepsini ezbere bildiğim biri.
Ama şu an…
Sanki hiçbir zaman onun cümlelerinde yer almadım.
Ne selam…
Ne baş selamı…
Ne göz kaçırışı…
Sanki…
Sanki ben onun için hiç olmadım.”
Atlas bir an gözlerini kaçırdı. Ayda da öyle.
Yan yana yürüyüp geçtiler.
Aralarındaki mesafe belki bir adım kadardı.
Ama kalplerindeki uzaklık… ömür boyu sürecek gibiydi.
Sabrina: (fısıltıyla) “İyi misin?”
Ayda gülümser gibi yaptı ama gözleri dolmuştu.
Ayda: “İyiyim. Artık böyle olması gerekiyordu, değil mi?”
Sabrina ne diyeceğini bilemedi. Sadece Ayda’nın elini tuttu.
Beraberce marketin yolunu tuttular.
Ama Ayda’nın içinden geçen cümleler yürüdükçe daha da büyüyordu:
> “Beni gördü.
Baktı.
Ama sustu.
Bir zamanlar en çok yazıştığım insan, şimdi sessizce önümden geçti.
Ne kadar çok insan tanırız böyle?
Ne kadar çok unutulmuş sevda geçer sokaklarımızdan?
Ben sadece...
Göz göze geldiğim hâlde ‘hiç tanımamış gibi’ yapılan ilk kişi olmak istemezdim.”
📍Adana – Akşam – Atlas’ın iç dünyası
Atlas marketten çıkmıştı.
Elinde bir sigara kutusu, cebinde bozuk birkaç lira…
Hiçbir yere tam olarak gitmeyen ama sürekli bir yerlere sürüklenen adımlarıyla yürüyordu.
Kafasının içinde uğultu vardı.
Ama bu uğultu, bir anda bastıran bir fırtınaya dönüştü.
Karşı kaldırımda Ayda’yı gördü.
Zaman durmadı.
Ama Atlas’ın ayakları durdu.
O an, yüreği durdu.
Bakışlarını saklayamadı.
Ayda da görmüştü onu.
Ama hiçbir şey demedi.
Hiçbir şey.
> *“Daha on gün önce bana, 'Konuşmayı kesmek istiyorum, yoruldum' diyen biri…
Bugün önümde yürüyordu.
Ve göz göze geldik.
Ama bana hiç bakmamış gibiydi.
Ben o mesajı okuduğumda…
Kalbim mideme inmişti.
Cevap vermedim, evet.
Çünkü ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
Ama onun bu kadar kolay vazgeçmiş gibi yürümesi…
İçimi lime lime etti.”*
Ayaklarını sürüyerek yürümeye devam etti. Aralarından rüzgâr geçti sanki.
Ama dokunmadan.
Seslenmeden.
Kırmadan…
Ama Atlas’ın içinde bir şey kırıldı.
> *“On gündür sustu.
On gündür ne bir mesaj attı, ne bir işaret…
Ben mi yok sayıldım bu hikâyede?
Ben mi sadece o mesajın noktasından ibarettim?
Yüzüme bile bakmadı bugün.
O gözlerde...
Eskiden umut vardı.
Bugün bomboştu.
Ve bu bomboşluk benim içimde yankılandı.
Ne yapacağımı bilmiyorum Ayda…
Seni hâlâ düşünen taraf olmak…
Gurur kırıcı.”*
---
🏠 Eve Dönüş – Atlas’ın Evi
Kapıyı yavaşça açtı.
Ev hâlâ aynıydı.
Ama havası daha da boğucuydu.
Ve tam o anda…
Gaye'nin o tiz, yapay kahkahası yükseldi içeriden.
“Ayyyy Yamaç yaaaa, valla çok güldüm!”
“Çok komiksin sen bee, bitiyorum sanaa!”
Atlas ayakkabılarını çıkarmadan içeri girdi.
Gaye, salonda paçoz bir şortla, ayaklarını koltuğun kenarına dayamış, elinde telefonla gülüyordu.
Yamaç, şişeyle masaya yaslanmış, aptal aptal sırıtıyordu.
Ve ev...
O ev… artık Atlas’a ait değildi.
> *“Ben bugün Ayda’yla göz göze geldim.
İçimde bir parçam eksildi.
Ama bu evde...
Bu evde hâlâ Gaye’nin kahkahası dolanıyor.
O kadın...
Bu evin her köşesinden iğrençliğini sızdırıyor.
Bu evi annemin kokusu değil, Gaye’nin sabah kahvaltı sonrası parfüm kokusu bastı artık.
Ve Yamaç…
O hâlâ bir halt sanıyor kendini.
Her gün başka bir kızla oynayan bu adamın yanında, aynı kadının kalması bile mide bulandırıcı.
Gaye'nin bana ‘selam’ demesi bile istem dışı bir aşağılama gibi.”*
Atlas başını yavaşça duvara yasladı. Gözleri kapalıydı. Ama içi konuşuyordu.
> *“Ayda benim kalbime sessizce veda etti.
Gaye ise evime pis bir kahkaha gibi yapıştı.
Ne içimdeki sevda temiz,
Ne yaşadığım ev.
Ben artık neyi sevmeye, neyi korumaya çalışıyorum bilmiyorum.”*
Gaye bir kahkaha daha attı.
“Yamaç yaaa, bana dün gece söylediklerini hatırlıyor musun?”
Atlas ellerini yumruk yaptı.
> *“Ben ne kadar susarsam susayım, bu iğrençlik susmuyor.
Ayda’nın yokluğu…
Gaye’nin varlığı…
Yamaç’ın hâlâ yaşaması…
Ben bu evde... nefes alamıyorum.
Ayda’yla göz göze geldim.
Ama konuşamadım.
Çünkü ben artık kimseyle konuşacak hâlde değilim.
Bu ev, bu insanlar...
Beni kirletiyor.”*
---
Atlas gece boyu odasından çıkmadı.
Yemek yemedi.
Telefonunu açmadı.
Ama gözlerini Ayda’nın profiline kaydırmaktan da vazgeçmedi.
> “Sen konuşmayı kestin ama
Ben durduramadım seni içimde Ayda.”
🌙 Saat 23:00 — Ayda’nın Odası
Gece odasını sarmıştı. Perdenin arasından sokulan ay ışığı, yere düşen ince çizgiler halinde titriyordu. Ayda yatağının kenarında oturuyordu. Telefon elindeydi ama parmakları hareket etmiyordu. Gözleri ekranda donmuştu.
İçinde fırtınalar kopuyordu.
> “Yazsam mı?
Yazarsam gurursuz görünür müyüm?
Ya beni hiç umursamayan biri için kendimi bu kadar açarsam?
Ya yine görmezden gelirse, yine susturursa beni?
Ama susarsam…
İçimdeki yangını kim söndürecek?”
Gözleri kapandı. Derin bir nefes aldı. Kalbi sağa sola çarpıyordu.
> “Gurur mu?
Sevgi mi?
Hangisi daha değerli?”
Bir an için telefonun kilidini açtı. Mesaj yazma kısmına geldi.
“Merhaba…” yazdı.
Sonra sildi.
Tekrar denedi.
“Ben…”
Yine sildi.
Daha kaç kere yazıp silecekti?
> “Yazmak kendimi yenmek gibi.
Ama susturmak içimi yavaş yavaş öldürüyor.”
Telefonu eline sıkıca aldı. Parmakları titriyordu.
Kalbi beynine hükmedemiyordu.
Ve sonunda..
📱 WhatsApp — Ayda ➤ Atlas
İyi geceler Atlas…”
Gönderildi.
Ayda telefonunu sessize aldı, yastığının üzerine bıraktı.
Gözlerini kapadı ama içindeki savaş hâlâ devam ediyordu.
(Bugün bölüm aşırı uzun oldu yarin ki bölümde görüşmek üzere ballarım🩷🫠)
