11. bölüm · BAKIR DUVAR
Eski Sevgili
Bir bildirim gelmişti. Atlasla olan yakınlaşmayı bozup hırkanın cebinden telefonu aldım ve gelen bildirime tıkladım.
Bilinmeyen Numara: Eğer sevgili ağabeyine kavuşmak istiyorsan yarın gece 23.00'de attığım konuma gel. Yalnız.
📍Konum gönderildi.
Mesajla bakışıyordum. Kalbim hızlandı. Ne yapmalıyım bilmiyordum. Atlas farketmiş olmalı ki telefondaki mesaja baktı ve okudu. Kafasını telefondan ayırdı.
"Gitmeyeceksin" dedi. Kafamı kaldırdım
"Gitmem lazım. Gideceğim zaten." Dedim.
"Kızım sen canını yolda bulduğunu falan mı sanıyorsun?" Dedi.
"Abim o benim. Gerekirse canımı bile veririm. Annemi kaybettim bir kayıp daha kaldıramam." Dedim.
"Bunun tuzak olduğunu biliyorsun. Babanın oyunlarından biri" dedi.
"Biliyorum! Ama ya gerçekse? Ya abim oradaysa?" Dedim. Dalgaların sesleri kulağıma geldi. Üşümeye başlamıştım ama belli etmedim.
"Tamam,peki. Evde konuşalım." Dedi Atlas. Sahilden yürüyerek arabaya geldik ve daireye geldik.
Eve girdiğimizde ev karanlıktı herkesin uyuduğu belliydi. Sessizce eve girdik ben tam odaya gidiyordum ki Atlas kolumdan tuttu.
"Sabah konuşalım geç oldu herkes uyuyor" dedim ve bir ses geldi. Mert'in elinde bir fener vardı ve feneri çenesine koymuştu bu yüzden alttan gelen ışıkla Mert üç harfli gibi gözüküyordu. İrkildim ve geri çekildim Atlas da refleksle kolumda olan eliyle beni arkasına çekti
"Yok ben uyumuyordum ama eğer biz derin konular konuşacağız diyorsanız ben uyurum." Dedi Mert gülerek. Gözlerimi kaçırdım.
"Lan oğlum sen napıyosun gece gece in misin cin misin velli değil git uyu lan" dedi Atlas
"Uyumami istiyorsun bu ne demeek bu ne demek oluy-" Atlas,Mert'in ağzını eliyle kapattı
"Tamam kardeşim sus" dedi ve bende odama doğru ilerlemeye başladım
"Ben yatıyorum o zaman tabii önce duş alıyım acaba kimin yüzünden denizlere atıldıysak" diye söyledim. Mert Atlasin elini ısırıp ağzını kurtarmıştı
"Harbi lan siz neden ıslandınız?" dedi Mert Atlas'a.
"Anlatırım,uzun hikaye." Dedi Atlas. Daha sonra ben zaten odama gittim. Atlasın ceketi bende kalmıştı koltuğa koydum ve duşa girdim. Sıcak su günün yorgunluğunu alırken aklım abime kayıyordu. Nerelerdeydi? İyi miydi? Durumu nasıldı? Yaşıyor muydu...
Sabah uyanmıştım. İçerden konuşma sesleri geliyordu. Üstüme günlük kıyafetler giyip içeri gittim. Kahvaltı masasını Umut ve Atlas hazırlıyordu. Amerikan mutfak olduğu için salondan konuşulanları mutfaktakiler duyuyordu. Mert ve Aybüke salonda dün gece olanları konuşuyordu.
"Neyse ben bir baktım bunlar ıslak ıslak geldi bende dedim ki aa yani" diye anlatıyordu Mert Aybükeye
Atlas alışmış olmalı ki iç çekmekle yetiniyordu.
Sahte bir öksürükle salona girdim. Mert aniden dedikoduyu kapattı
"Aha dedikodu kaynağı geldi" dedi Mert. Umut elinde salatalık olan tabağı masaya koydu.
"Mert gay mısın kardeşim gel buraya bı işin ucundan tut" dedi Umut tezgaha geri dönerken. Atlasta bir yandan yumurtaları pişiriyordu. Mert of of diyerek koltuktan kalktı ve istemeye istemeye mutfağa gitti
"Of annem bitti bu başladı" dedi Mert ve atlasın yanına giderek "abi neden aldık yanımıza bunu köyde ne güzel tavuklarla geçiriyordu gününü" dedi Mert. Umut, Mert'in kafasına vurdu şakayla.
Masaya geçtik. Gülüyordum. Bir anda durdum. Farkettim. Babamın olmadığı sofralarda ne kadar mutlu olduğumu farkettim. Beynimi zorladım, rafa kaldırdığım anıları tekrar atmaması için uğraştım ama başaramadım.
29 Nisan 2010
Yazın gelişiyle abimle beraber bahçeye çıkmıştık. Bahçedeki çiçekleri toplayıp annem için bir Buket hazırlamıştık. Sarı,Mavi,Pembe... Annemin en sevdiği renklerden oluşan ama en önemlisi bizim emeğimizle oluşan bir buketti bu. Koşarak annemin yanına gitmiştik abimle.
"Anne bak senin için" diyip sevinçle verdik çiçekleri. Annem teşekkür edip sımsıkı sarıldı bize. Çok mutluydum çünkü o canavar yoktu. Annem çiçekleri bir vazoya aldı ve masaya koydu. Mutluluğumuz kısa sürmüştü. Gelmişti o canavar. Annem masayı kurmuştu. Oturmuştuk. Korkuyordum. O canavardan o kadar korkuyordum ki. Her yemekte hatta o canavarın varlığını hissettiğim her an benim kabusum oluyordu. Yemeğe başladık. Sessizdim, abim ve annemde öyle. Her yemeğimizi korkarak yemekten bıkmıştım. Çorba mı bitirmiştim ama kahvaltıda çok birşey yemediğim için bir tabak daha istedim
"Anne bir tabak daha alabilirmi-" babamın masaya sertçe vurmasiyla irkildim.
"Bu masada konuşulmayacak demedim mi!" Bağırdı o canavar. Kalbim hızlandı. Nefesim daraldı. Tabağı sertçe önüme attı ama tabak hızla yere uçtu
"Ayrıca böyle yemek mi yapılır bu nasıl yemek!" Diye çıkışı babam. Annem hicbirsey yapamazdı. Sonuçları belliydi. Çocukluğumdan beri hayalimdi babamdan kurtulmak. Annem ve abimle mutlu huzurlu yaşamak. Yanımda oturan abim masanın altından elimi tuttu. Sımsıkı. Korkumu en azından birazcık dindiriyordu.
****
Kendime geldim. O anıları tekrar rafa kaldırdım. Önüme döndüm. Bir masada herkes gülüyordu. Kimse sahte gülmüyordu. Gerçekten gülüyordu. Kırık yoktu, ne tabaklarda ne de kalbimde. Tabağıma birkaç birşey alıp onlara katıldım.
"Evet asıl konumuza gelelim" dedi Atlas. Ve devam etti
"Ben bahsettim biraz konudan direkt yapacaklarımıza geçelim. Şirketteki adamlardan her biri attığı konumun dibinde olacak. Sen tek gözükeceksin ama bende dahil hepimiz konumun etrafında olacağız. Yalnız olmayacaksın. Saçının teline bile zarar gelmesine izin vermeyeceğim" dedi Atlas. Artık ona güveniyordum. Hepsine güveniyordum
---Saat: 23.00
Ben bir taksideydim. Taksiyi kullanan adam Atlasların şirketinden bir adamdı. Bilinmeyen Numaranın attığı konuma gelmiştik. Belimde Atlasın verdiği silah vardı ama üstündeki siyah kaban görünmesine izin vermiyordu. Taksiden indiğimde yıkık, bomboş ve eski bir binayı. Gecenin karanlığını telefon flaşıyla aydınlatırken blyikik binaya girdim. Bomboş ve sessiz görünüyordu. Birden karanlıkta yüzünü göremediğim birisi birden kollarımdan tuttu telefon elimden düştü ve tek ışık kaynağım gitti.
"Bırak beni! Kimsin sen! İmdat!" Bağırdım. Tüm gücümle bağırdım. Arkamdan tuttuğu için bacağımla arkaya doğru vurdum. Beni tutan kişinin kolları gevşedi ve hemen kendimi öne savurarak yere düşen telefonunumu aldım ve silahın tetigini çekip ona doğrulttum. Bu sırada aniden yüzümüze ışıklar tutuldu. Hem binanın içinden hemde Atlaslar ve şirkettekiler doldu binaya. Anı silah sesleriyle donakaldım. Atlas yanıma gelip bileğimden çekti ve beni güvenli bir odaya soktu ve kapıyı kilitledi. Koca binadaki tek sağlam odaya kapatmıştı beni ama içerde silahlar mermiler havada uçuşuyordu. Atlasın beni kilitlediği odanın kapısına vurmaya başladım
"Atlas aç şu kapıyı!" Beni kapattığı odanın dışında herkes yaralanabilir hatta can verebilirdi ama ben burada kalmazdım. Bütün bu herşey benim yüzündendi ama ben bir odaya kapatılıp kim öldü kim kaldı diye kafayı yiyemezdim. Sesler hala devam ederken arkamdaki delikli sandıktan sesler geliyordu. Arkamı döndüm ve sandıktaki küçük kıza baktım. Boğazım düğümlendi. Tüm sesler gitti. Küçük kız beş altı yaşlarındaydı. Eli yüzü kanlar içinde ve nerdeyse gözleri kapanmak üzereydi. Hemen kucağıma aldım ve yere koydum. Öksürüyordu yanına çömelidim,dizlerimi yere koydum ve küçük kızın nefes alması için cam olup olmadığına baktım.
Odanın içinde bir cam vardı. Kalkıp cami açmaya çalıştım ama açılmadı. Elimdeki silahı cama sertçe çarptım ve kırıldı. Hemen küçük kızı kucağıma alıp camdan nefes almasını sağladım. Bir yandan elimle flaş tutup öteki yandan kızı tutuyordum.
"O adam gelecek" dedi öksürerek küçük kız.
"Kimse gelmeyecek sakin ol" dedim ve elinden sımsıkı tuttum
"Bak şimdi biz senle bir takım olduk ve buradan kaçıp güvenli bir yere gideceğiz korkma" dedim ve telefonu cebime koydum. Cebindeki telefonun aydınlattığı için ışık konusunda çok bir sıkıntımız yoktu.
"Şimdi kapıyı açacağız ama biraz sesler olacak" dedim ve silahı kapının kilidine doğru sıktım. Kapı açıldı. Küçük kızı kucağıma aldım ve temkinli adımlarla ve elimdeki silahla ilerledim. Sonunda binadan çıktığımızda aklım Atlaslardaydı. Atlasın arabasının arka koltuklarına geçtik ve arabanin lambasını açıyordum ki sürücü koltuğuna oturan biri arkasına döndüğünde o tanıdık sima ile karşılaştım. Atlasın arabasında Atlas yoktu. O vardı. Ben,küçük kız ve o... Eski sevgilim.
