4. bölüm · AYNI ÇATININ YABANCILARI

0,3

vera hs

Oy vermeyi ve satır arası yorum bırakmayı unutmayın ballarım.

BÖLÜM 3: YEDİ TANE BİLET

Şarkı: Yedinci Ev - Sevsene Beni
Kahraman Deniz - Suç Mahalli
Yedinci Ev - Anlat Ona

RÜYA
ANKARA, 2026

4 Temmuz.

-Yedinci Ev grubun Sevsene beni - şarkısı odanın duvarlarında yankılanırken rahat bir nefes alarak kendimi yataktan zorlada olsa kaldırdım.

"Nereden geliyor bu enerji?" dedim, Selin'e bakarak.

Selin şarkıya eşlik ederken saate baktım. On ikiye geliyordu. Esneyerek yatağımı toplarken elimi yüzüme yıkımak için odanın içindeki lavaboya yürüdüm.

Soğuk suyu yüzüme çarparken Pars aklıma geldi. Benimle gizli bir aşk yaşamak istiyordu. Kabul etmedim, onu orada bırakarak eve geri girmiştim. Pars ise arkamdan bakakaldı. Ben ise arkamı dönüp ona bir kez daha bakmadım.

Beni durdurmak istemedi çünkü ne yapacağımı biliyor gibiydi.

"Ya hadi, hazırlan! Dışarı çıkalım, gezelim!" dedi Selin bağırarak.

"Pekala, Ankara'yı pek bilmiyorum. Atalay gezdirir bizi." demem ile Selin'in yüzü güldü.

"Hazırlan." dedi.

Hazırlanmaya koyulduğumuzda hafif bir makyaj yaptım, zaten bu sıcakta makyaj yüzümden akar giderdi. Saçlarımı iki yan taraftan tutarak arka taraftan mandal toka ile sıkıştırdım. Çantama, rujumu koydum ardından lastik tokamıda içine atarak cüzdanımı filan koyarak üstümü giyinmeye geçtim.

Bordo, üzerimde oldukça güzel duran askılı bir bluz tercih ettim. Açık mavi, yıpratılmış detaylı mini şortumu giyip aynı tonlardaki bordo-beyaz spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Boynumdaki ince altın kolyeler de kombine küçük bir ışıltı katıyordu.

(Kombin bu aşkım.)

🪡🧵

05...- Bensiz dışarı mı çıksaksın?

Ekranıma düşen bildirim ile kaşlarımı çattım. Bu kimdi?

Rüya: Sen kimsin?

05...- Gelecekte aşkın olacak kişi.

Rüya: Saçmalamayı kes, Pars.

Aptal çocuk.

Pars: Benim olduğumu anlamazsın sanmıştım. Zeki kızsın.

Rüya: Biraz daha gizemli olsaydın belki şüphe duyabilirdim.

Pars: Peki, bir dahakine daha gizemli olurum, güzellik.

Mesaja görüldü attım.

Telefonu çantama atarken Selin'in bakışlarını üzerimde hissettim. Aynanın karşısında saçlarını düzeltmeye devam ediyor, fakat gözleri sürekli benim tarafıma kayıyordu. O bakışı tanıyordum. Bir şey yakalamıştı ve birazdan mutlaka ağzımdan laf almaya çalışacaktı.

"Ne oldu?" diye sordum, çantamın askısını omzuma geçirirken.

"Hiçbir şey."

"Selin."

"Tamam, tamam. Bir şey demiyorum."

Gözlerimi devirip kapıya yöneldim. Selin de arkamdan gelirken yüzündeki gülümsemeyi saklamaya çalışıyordu.

"Yalnız o mesaj kimden geliyordu?"

"Kimse."

"Kimse sana 'güzellik' diye mesaj mı atıyor artık?"

Bir an durup ona döndüm. Gözleri parlıyordu.

"Telefonumu kurcalamayı bırak."

"Kurcalamadım ki. Ekrana düştü."

"Görmemiş ol."

"Peki."

Söylediği kelimeye rağmen yüzündeki ifade tam tersini söylüyordu. Onu susturmanın en kolay yolunun konuyu değiştirmek olduğunu bildiğim için kapıyı açıp koridora çıktım.

Merdivenlerden inerken evin serinliği tenimde hissediliyordu. Dışarıdaki temmuz sıcağına rağmen içerisi gölgeli ve sakindi. Salona girdiğimizde Atalay koltuğun üzerinde oturmuş, telefonunun ekranında bir şeylere bakıyordu. Bizi görünce başını kaldırdı. Bakışları önce bana, ardından Selin'e kaydı. Sonra kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"Vay be."

"Ne var?" diye sordum.

Atalay dudaklarının kenarındaki gülümsemeyi büyüttü. "Hiç. Ankara bugün biraz zorlanacak."

"Çok komiksin."

Yanından geçerken omzuyla hafifçe bana dokundu. Selin arkamdan kıkırdarken Atalay ayağa kalkıp cebinden araba anahtarlarını çıkardı.

"Nereye gidiyoruz?"

"Bizi gezdireceksin."

"Ben mi?"

"Evet, sen."

Atalay birkaç saniye yüzüme baktı. Ardından başını iki yana sallayarak güldü. "Daha geleli kaç gün oldu, şimdiden emir vermeye başladın."

"Daha yeni başlıyorum."

Selin hemen araya girdi. "Ben de şahidim. Bununla baş etmek zor."

Atalay ikimize bakıp derin bir nefes aldı. "Tamam. Baş belaları, bugün nereleri görmek istiyorsunuz?"

"Önce kahvaltı."

"Sonra?"

Omuzlarımı kaldırdım. "Sonrasına Ankara karar versin."

Atalay gülerken kapıya yöneldi. Ben de Selin'le peşinden çıktım. Kapıdan adımımı attığım anda güneş yüzüme vurdu. Gözlerimi kısarken sıcak hava kollarıma yayıldı. Bahçedeki taşların üzerinden yükselen sıcaklık bile hissediliyordu. Birkaç gündür bu evin içinde sıkışıp kalmış gibiydim. Şimdi dışarı çıkmak, uzun zamandır kapalı tuttuğum bir pencereyi açmak gibi gelmişti.

Arabaya geçtiğimizde Selin yanıma oturdu. Atalay sürücü koltuğuna yerleşip klimayı çalıştırdı. İçerideki serin hava yavaş yavaş üzerimize yayılırken emniyet kemerimi taktım ve camdan dışarı baktım. Ankara'nın geniş caddeleri önümüzden akıp gidiyordu. İnsanlar kaldırımlarda hızlı adımlarla ilerliyor, güneş binaların camlarına vurdukça gözlerimi kısmak zorunda kalıyordum.

Tam o sırada telefonum titredi.

Ekranda Pars'ın adını görünce istemsizce kaşlarım çatıldı.

Pars: Dışarı çıktın mı?

Mesaja bakıp kısa bir cevap yazdım.
Rüya: Evet.

Cevabı birkaç saniye içinde geldi.

Pars: Atalay'la mı?

Rüya: Evet. Neden?

Bu kez biraz bekledi.

Pars: İyi.

Rüya: İyi ne?

Pars: Bugün seni göremeyeceğim sanmıştım.

Mesajı okurken dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı. Hemen kendime gelip telefonu kapattım.

Selin başını omzuma doğru eğdi. "Yine mi Pars?"

Telefonu göğsüme doğru çekerek ona baktım. "Sen benim telefonumu mu gözetliyorsun?"

"Hayır. Suratından anlıyorum."

"Ne varmış suratımda?"

"Hiç."

"Selin."

"Tamam, tamam."

İkimiz de gülmeye başladık. Ön koltuktaki Atalay aynadan bize bakıp şüpheyle kaşlarını çattı.

"Ne dönüyor orada?"

"Hiçbir şey." dedik aynı anda.

Atalay'ın yüzündeki şüphe daha da arttı. "İkiniz aynı anda 'hiçbir şey' diyorsanız kesin bir şey vardır."

Başımı cama yaslayıp dışarı baktım. Gülümsememi saklamaya çalışırken telefonum yeniden titredi.

Bu kez gelen mesaj daha farklıydı.

Pars: Akşam için yedi tane bilet aldım. Sen de geleceksin.

Kaşlarımı çatıp ekrana baktım. Yedi tane bilet.

Nereye? Ve neden yedi?

Telefonu elimde çevirirken içimde garip bir merak oluştu. Pars'ın ne planladığını anlamaya çalışıyordum ama onu tanıdığım birkaç gün içerisinde bir şeyi öğrenmiştim. Sadece... sebepsiz yere yapmıyordu bunları.

Telefonu elimde çevirirken içimde garip bir merak oluştu. Pars'ın ne planladığını anlamaya çalışıyordum ama onu tanıdığım birkaç gün içerisinde bir şeyi öğrenmiştim. Sadece sebepsiz yere yapmıyordu bunları.

"Ne düşünüyorsun?" diye sordu Selin, omzuma hafifçe dokunarak.

"Pars yedi tane bilet almış."

Atalay'ın gözleri dikiz aynasından bize kaydı. "Nereye?"

"Bilmiyorum."

"Kaç tane?"

"Yedi."

Atalay birkaç saniye sustu. Sonra kaşlarını çatıp tekrar yola döndü. "Bu çocuk yine ne planlıyor?"

"Sen biliyor musun?"

"Pars'ın ne yaptığını ben nereden bileyim?"

Selin araya girdi. "Belki hepimizi bir yere götürecek."

"Yedi kişi kim?" dedim. Bu soru ağzımdan çıkar çıkmaz zihnimde evdekiler belirdi. Okan, Ekin, Emir, Atalay, Pars... Ben ve Selin. Tam yedi kişiydik.

"Sanırım kimi çağırdığını anladım." dedim.

Atalay gülerek başını salladı. "Tahmin etmesi zor değil."

Araba şehrin daha hareketli kısmına doğru ilerlerken kahvaltı için küçük, sakin bir yere girdik. Mekânın önündeki ağaçlar kaldırımlara gölge düşürüyor, açık pencerelerden içeri kahve ve taze ekmek kokusu yayılıyordu. Masaya oturduğumuzda Selin menüyü eline alıp daha ilk sayfada kararını verdi. Ben ise ne yiyeceğime karar veremeden menünün üzerinde göz gezdiriyordum.

"Sen hâlâ Pars'ın biletlerini düşünüyorsun." dedi Selin.

"Düşünmüyorum."

"Düşünüyorsun."

"Hayır."

Atalay kahvesinden bir yudum alıp araya girdi. "Düşünüyor."

İkisine birden baktım. "Siz bugün birleşmişsiniz."

Selin gülerek elini masaya koydu. "Ben sadece gözlem yapıyorum."

"Gözlem yapmayı bırak."

Kahvaltı boyunca konuyu birkaç kez değiştirmeye çalışsam da Selin her fırsatta Pars'a dönüyordu. Ben de sonunda onu susturmak için önündeki reçel tabağını kendime çektim. "Bundan sonra Pars hakkında konuşursan bunu da vermiyorum."

"Şantaj mı yapıyorsun?"

"Evet."

Atalay kahkaha atınca ben de dayanamayıp gülümsedim. Birkaç gündür ilk kez bu kadar rahat hissediyordum. Evdeki ağır havadan, babamın sessizliğinden ve sonuçlanmayan DNA testinden birkaç saatliğine uzaklaşmıştım. Belki de ihtiyacım olan tam olarak buydu.

Kahvaltıdan sonra Ankara sokaklarında dolaşmaya başladık. Güneş yükseldikçe taş binaların cepheleri daha parlak görünüyordu. İnsanların arasından geçerken Selin bir vitrinin önünde durup beni kolumdan çekti. "Şuna bak!" dedi. Birkaç dakika boyunca mağazaların arasında dolaştık, fotoğraflar çektik, soğuk içecekler alıp gölgede yürüdük. Atalay ise her beş dakikada bir bizi kaybetmemek için arkasına dönüyordu.

İkinden sonra yorulduğumuzda arabaya geri bindik. Koltuğa yaslanıp gözlerimi kapattığım sırada telefonum yeniden titredi.

Pars arıyordu. Bir an ekrana baktım. Sonra aramayı açtım.

"Efendim?"

"Yedi bilet meselesini hâlâ düşünüyorsun, değil mi?"

Sesindeki hafif gülümsemeyi telefondan bile anlayabiliyordum.

"Evet. Çünkü normal bir insan yedi tane bilet alıp ne olduğunu söylemez."

"Belki normal değilimdir."

"Bunu zaten biliyordum."

Kısa bir kahkaha duyuldu. "Akşam hazır ol." dedi.

"Nereye gidiyoruz?"

"Söylersem sürpriz olmaz."

"Pars."

"Rüya."

"Bana bak, eğer saçma bir şeyse gelmem."

"Saçma değil."

"Emin misin?"

"Eminim."

Bir an sessizlik oldu. Ardından sesi biraz daha ciddileşti.

"Hep beraber olacağız. Kafanda başka bir şey kurma. Sadece biraz eğlenelim istiyorum."

Sözleri içimi rahatlattı. "Peki. Ama hâlâ nereye gittiğimizi söylemedin."

"Akşam öğrenirsin."

Telefon kapandığında birkaç saniye ekranıma baktım. Sonra başımı koltuğa yaslayıp dışarıdaki manzarayı izledim. Ankara'nın akşamüstü ışığı yavaş yavaş değişiyor, gökyüzünün mavisi yerini turuncuya bırakıyordu.

Selin başını omzuma yasladı. "Ne dedi?" dedi merakla. Selin hep meraklı bir kişi olmuştu. Bazende sinirli kişiliği vardı fakat bana bunu hiç göstermedi çünkü benim yanımda on yaşında bir çocuk gibiydi.

"Akşam hep beraber bir yere gidiyormuşuz."

"Yedi kişi mi?"

"Yedi kişi."

Atalay aynadan bize baktı. "Ben de varım mı bari?"

"Bilmiyorum."

"Bileti bana ayırmadıysa bozuşurum."

Gülerek başımı koltuğa yasladım. İçimde günlerdir ilk kez ağır olmayan bir his vardı. Ne babamın yüzündeki mesafeyi ne de DNA testinin sonucunu düşünmek istiyordum.

Sadece o akşamın ne getireceğini merak ediyordum.

Arabanın içindeki sessizlik birkaç dakika sonra Selin'in telefonundan yükselen müzikle dağıldı. Camdan dışarı bakarken Ankara'nın öğleden sonra kalabalığını izliyordum. Güneş tepeden biraz çekilmişti ama sıcaklık hâlâ tenime yapışıyordu. Kaldırımlarda yürüyen insanların gölgeleri uzamaya başlamış, dükkânların camlarına vuran ışık yumuşamıştı.

Selin telefonundan şarkıyı değiştirip arkasına yaslandı. "Ben acıktım."

Atalay dikiz aynasından ona baktı. "Az önce kahvaltı yaptık."

"Az önce dediğin üç saat önceydi." dedi Selin.

"Üç saat önce iki tabak menemen yedin." Atalay kaşlarını çatarak.

Selin kaşlarını kaldırdı. "Beni mi izliyordun?"

Atalay'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu. "İster istemez."

Selin birkaç saniye ona baktı. "Neden ister istemez?"

Atalay cevap vermeden önce gözlerini yola çevirdi. "Çünkü yanımdasın."

Kaşlarım havaya kalktı. Arka koltukta otururken ikisinin arasındaki o kısa sessizliği izledim. Selin'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluşmuştu.

Ben ise dayanamadım. "Ben burada yokmuşum gibi davranabilirsiniz."

Atalay aynadan bana baktı. "Sen niye rahatsız oldun?" dedi alayla.

"Ben rahatsız olmadım." dedim gözlerimi devirerek.

Selin gülerek koluma vurdu. "Bırak, kıskandı."

"Kıskanmadım!" dedim şiddetle.

Atalay kahkaha attı. "Bak, ses tonu bile değişti."

Gözlerimi devirdim. "İkiniz de çok sinir bozucusunuz."

Selin camdan dışarı bakarken gülümsemeye devam etti. "Bence Atalay o kadar da sinir bozucu değil."

Atalay'ın kaşları hafifçe kalktı. "Öyle mi?"

"Belki."

"Belkiyi sevdim."

Selin ona dönüp gözlerini kıstı. "Hemen havaya girme." dedi.

"Ben sadece yorum yaptım." dedi Atalay.

"Senin yorumlarının sonu genelde iyi bitmiyor."

Atalay'ın yüzünde daha belirgin bir gülümseme oluştu. "Beni tanımaya başlamışsın."

İçimden kahkaha atmak geldi. Bu ikisinin arasında bir şeylerin filizlendiğini görmek eğlenceliydi. Üstelik Selin'in normalde bir erkeğe karşı bu kadar rahat davranması pek sık rastladığım bir şey değildi.

Telefonumu çıkarıp ikisinin fotoğrafını çekmeye çalıştım. Deklanşör sesi duyulunca Selin hemen bana döndü.

"Rüya!"

"Ne var?"

"Fotoğrafımı çekme!"

"Senin değil, Atalay'ın fotoğrafını çekiyordum."

Atalay hemen araya girdi. "Benim fotoğrafımı çekebilirsin. Özellikle güzel çıktığım günlerde."

"Senin egon ayrı bir canlı." dedi Selin.

"Ego değil, özgüven." dedi Atalay kendini savunarak.

Selin gülerek başını iki yana salladı. "Bence ikisi arasında ince bir çizgi var."

Atalay bir an ona baktı. "Sen hangisini tercih ediyorsun?"

Selin dudaklarını birbirine bastırıp düşündü. "Şimdilik gözlemliyorum."

"Ne kadar süre gözlemleyeceksin?"

"Karar vermedim."

Atalay'ın yüzündeki sırıtış büyüdü. "O zaman biraz daha uğraşmam gerekecek."

"Ne için?"

"Kararını değiştirmek için."

Selin cevap vermedi. Sadece camdan dışarı bakıp gülümsemesini saklamaya çalıştı.

Ben koltuğa yaslanıp kollarımı göğsümde birleştirdim. "Ben sizin yanınızda üçüncü kişi olarak niye kaldım?"

Selin kahkaha atarak bana döndü. "Sen olmasan bunları fark edemezdik."

"Ben fark ettim."

Atalay başını hafifçe salladı. "Rüya, sen fazla konuşuyorsun."

"Ben susarsam sizin bütün konuşmanız flörtleşmeye döner." dedim saçlarımı geriye atarak.

Selin'in yanakları hafifçe kızardı. "Kim flörtleşiyor?"

"Atalay." dedim gülerek.

Atalay hiç bozuntuya vermeden direksiyona bakmayı sürdürdü. "Ben gayet normal konuşuyorum."

"Tabii."

"Gerçekten."

"Peki."

Atalay birkaç saniye sonra dikiz aynasından Selin'e baktı. "Bu arada saçın güzel olmuş."

Selin eliyle saçlarının ucunu düzeltti. "Teşekkür ederim."

"Rengi de yakışmış." Selin'in saçları cidden çok güzeldi. Kızıl saçları, beyaz teninde o kadar güzel duruyordu ki... Güneş bile kıskanıyordu.

"Teşekkür ederim."

"Gözlerin de..."

Selin hemen ona döndü. "Tamam, orada dur."

Atalay güldü. "Ne var? Söyleyemez miyim?"

"Fazla ileri gidiyorsun."

"Daha hiçbir şey söylemedim."

Ben kahkahamı tutamadım. "Atalay, gerçekten uğraşıyorsun."

"Ne yapayım? Kız güzel."

Selin'in yüzündeki şaşkınlık birkaç saniye sürdü. Sonra gözlerini kaçırdı. Ben ise arkaya yaslanıp sırıttım.

"Bu iş olacak."

"Rüya!" diye çıkıştı Selin.

"Ne?"

"Sus."

"Tamam."

Birkaç saniye sustum. Sonra dayanamayıp tekrar konuştum. "Ama gerçekten güzel çift olursunuz."

Selin elindeki çantayla koluma vurdu. Atalay ise kahkahasını gizlemeye bile çalışmadı.

Arabanın içi yeniden kahkahalarla dolarken telefonum masanın üzerinde titredi. Ekranda Pars'ın adı görünüyordu.

Mesajı açtım.

Pars: Akşam için hazır ol.

Telefonu kapattım.

Bugünün geri kalanında bunu düşünmemeye karar verdim. En azından Selin ve Atalay'ın birbirlerine nasıl baktığını izlemek çok daha eğlenceliydi.

🪡🧵

"Ee, nereye gidiyoruz?" dedi Ekin, Pars'a bakarak. "Diktin bizi buraya."

"Ne meraklı biri oldun sen, Ekin." dedi Pars kaşının tekini kaldırarak.

İkisi atışmaya devam ederken, Okan ve Emir yanımıza geldi. Selin yanımda Instagrama atacağım fotoğrafı seçiyordu.

Kollarımı göğsümde birleştirken Selin'i izlemeye devam ettim. "Ay, saçmalama çok kötü!" dedim.

"Sen saçmalama, çok güzel?!" dedi Selin, parmakları hızla açıklamaya bir kaç emoji koyarak postu direk yükledi.

"Selin!" dedim elimi alnıma vurarak.

Telefonu kaldırıp Pars'ın gözüne soktu. "Baksana, güzel çıkmamış mı, Pars?" dedi. Pars başını telefona çevirerek bir kaç saniye baktı. "Bence güzel çıkmış." dedi gözlerini bana çevirerek. Sonra telefonu çıkardı. Telefonuma bildirimin gelmesi ile telefonu Selinden alarak bildirimlere baktım.

@parskaya fotoğrafınızı beğendi.

@ruyaaydın: 💛🐣

45 Beğeni 10 yorum.

@parskaya: Sarı civciv yine güzel çıkmış.

@atalayaydın: Fotoğrafı ben çektim.

@selinduman: Sarışınımm 🤭💛

Son gördüğüm yorum ile yutkundum. Elim profiline girmek istedi ama yapamadım. Sadece yorumla bir kaç saniye bakıştım.

@alperentekin: Yine güzelsin. Aynı yanımda olduğun gibi.

Yorumu bir kaç daha okuyup sildiğimde telefonu kapatıp şortun arka cebine koydum. "Ee ne bu yedi bilet? Nereye gidiyoruz?" dedim Pars'a bakarak.

"Yedinci Ev konserine." dedi gözlerimin içine bakarak. Yedinci Ev grubunu sevdiğimi nereden biliyordu?

Gözlerimi ondan çekerek yere indirdim. Ekin ve Atalay taş kâğıt makas oynarken Okan yanıma geldi.

"Rüya," dedi kısık sesle. Başımı kaldırıp ona baktım. Sarı saçları yüzüne düşüyordu. "Efendim?" dedim aynı ses tonuyla. Bir kaç saniye yüzüme baktı. Derin bir nefes alarak kolumdan tutarak beni kenarı çekti.

"Sana bir şey söylemem gerekiyor." dedi. İçimde bir korku büyüdü. Nefes alışverişlerim değişirken gerginlikle Okan'ı dinledim.

"DNA testi," dedi ve devam etti. "Babam sana söyleyemedi, kendini biraz suçlu buldu. Öz kardeşimizsin." Duyduğum haber ile yüreğime bir su serpildi.

"Rüya..." dedi çekingen bir sesle. "Kardeşimiz olabilirsin. Ama seni hemen sevemeyiz. Çünkü seni tanımıyoruz, biz ayrı büyüdük." demesi ile kalbime yine bir ağrı girdi. Sertçe yutkunurken gözlerim doldu. Ağlamadım, güçlü durmaya çalıştım.

Dudaklarımı bir birine bastırdım. Yanağımın iç kısmını acıyla ısırdım. Okan'a bir kez daha bakarak arkamı döndüm. Dolan gözyaşlarımı silerek Selin'in yanına döndüm. "Ne dedi sana o aptal sarışın?" dedi.

"Bir şey yok." dedim konuyu kapatmaya çalışarak.

"Gidelim mi?" dedi Emir sabırsızca. Pars kendi arabasına yürürken diğer dördü diğer arabaya yürüdü. Onlar ile aynı arabaya binersem büyük ihtimalle yine saçma salak bir kaç kelime duyacaktım. Pars'ın arabasına doğru yürüyerek ön koltuğa yerleştim.

Atalay: Neden Pars'ın arabasına bindin?

Rüya: Siz beşiniz o arabada gidin. Ben yine o üçünden laf işitmek istemiyorum.

Yazdığım cevap ile telefonumu sessize alıp telefonu çantamın derinliklerine attım.

Pencereyi açarak güneşin batışını izledim. "Yedinci Ev sevdiğimi nereden anladın?" diye sordum gözlerim hala açık olan penceredeydi.

"Tahmin." dedi kendinden emin bir şekilde.

Cevap vermedim. Güneş yavaş yavaş batarken radyoya çalan şarkı ile nefes alıp verdim. Kahraman Deniz'in şarkısı sessiz olan ortamın sessizliği bozarak kulaklarımı doldurdu.

Böyle sevmek olur mu?

Böyle sevsek olur mu?

Geç olmadan ver cevabı, şimdi sevsek olur mu?

"Rüya, fazla düşünme." dedi Pars.

Bir süre sonra kırmızı ışıktan durduğumuzda Pars kafasını çevirip bana baktı. "Sen fazla düşünüp derinlere dalma diye buradayım, Rüya." dedi elimi tutarak. Gözlerim bir kaç saniye elimi tutan ellerine kaydı. Sıkmıyordu, canımı yakmaya kokuyordu.

"Pars..." dedim fısıldayarak. Ankara'nın hafif rüzgarı saçlarımı savururken Pars dikkatle beni izledi. Elini elimden çekerek saçlarıma dokundu. "Çok güzelsin." diye fısıldadı benimle aynı tonla.

"Pars, yapma." dedim.

"Ne yapma?" dedi.

"Beni sevme. Biz seninle imkansızın ötesiyiz." dediğimde dudakları titredi.

"Değiliz, ben imkânsız olan aşkımızı imkanlı yapacağım. Sadece bir şans." dediğinde eli ile saçlarımı okşadı sonrada yanağıma koydu elini. "Seni seviyorum." dedi bu sefer.

Yeşil ışık yanarken elini benden çekerek arabayı hareket ettirdi. Yol boyunca sessiz kaldık. İkimizde konuşmadık, ben pencereden batan güneşi izledim oda yola odaklandı.

Arabayı otoparka park ederken pencereyi kapatarak arabadan indim. Diğerleri ise arabayı hemen yanımıza park etmişlerdi. Selin arabadan inerken Atalay ve Emirle uğraşıyordu.

Çantamı omzuma takarken Pars ile göz göze geldim. "Konserin başlamasına yarım saat var, isterseniz bir şeyler yiyelim?" dedi Pars.

Herkes onaylarken yemek yemek için otoparktan çıkarak çorbacıya girdik. Hepimiz birer çorba söylerken kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı. Çok zaman geçmeden ilk önce önümüze mezeler geldi. Sonra garsonun önüme koyduğu mercimek çorbasını içerek sessizce diğerlerinin konuşmalarını dinledim.

🪡🧵

Konser girişine geldiğimizde güvenliğe biletleri göstererek içeriye girdik. VİP almış. En önden izlyecektik.

Konserin başlamasına beş dakika vardı. En önde yerimizi alırken Pars yanımda durdu. "Sence hangi şarkı ile başlayacaklar?" diye sordu.

Biraz düşündüm. "Bence Sevsene beni şarkısı ile giriş yapacaklar."

"Bence Anlat Ona şarkısı ile giriş yapacaklar." dedi. Pars gülerken güldüm. Ellerimiz bir birine değdi. Gözlerimin bir birine değdiğinde yutkundum.

Heyecanlanıyordum. İçimdeki o heyecanı öldüremiyordum.

Alkışlar yükselirken Selin yerinde kıpırdandı. Konser alanındaki ışıklar birer birer sönmeye başladığında kalabalığın sesi daha da yükseldi. Birkaç saniye önce herkes kendi arasında konuşurken şimdi bütün gözler sahneye çevrilmişti. Sahnenin üzerinde asılı duran büyük ışıklar karanlığın içinde belli belirsiz görünüyordu. Kalbim, sanki göğsümden çıkıp sahneye doğru koşacakmış gibi hızlı atıyordu.

"Başlıyor." dedi Selin heyecanla.

Gülümsedim. "Biliyorum."

Sahnenin ortasında önce küçük bir ışık yandı. Ardından gitarın ilk sesi duyuldu. O tek nota bile kalabalığın çığlık atmasına yetmişti. Birkaç saniye sonra diğer enstrümanların sesi de yükselirken sahnenin tamamı aydınlandı.

Yedinci Ev sahnedeydi.

Gözlerimi sahneden ayıramıyordum. Sevdiğim bir grubu ilk kez bu kadar yakından izlemek garip bir heyecan veriyordu. Sahnenin ışıkları sanatçıların üzerine vuruyor, gitarların metal tellerinde küçük parıltılar oluşturuyordu. Kalabalığın arasında yükselen telefon ekranları ise gökyüzündeki yıldızlar gibi sahnenin önünde uzanıyordu.

Selin koluma sarıldı. "Rüya, gerçekten buradayız!"

Gülerek başımı salladım. "Evet, buradayız."

Tam o sırada ilk şarkının giriş müziği duyuldu.

Bir anda herkes bağırmaya başladı.

Pars'a doğru dönerek yüzüne baktım. O da bana bakıyordu. Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme vardı.

"Anlat Ona." dedi.

Kaşlarımı kaldırdım. "Sen kazandın."

"Ben sana söylemiştim."

"Şanslıydın."

"Hayır." dedi başını iki yana sallayarak. "Seni tanıyorum."

Söylediği cümleyle birkaç saniye sustum.

Seni tanıyorum.

Bu iki kelime nedense içimde başka bir yere dokunmuştu. Onu tanıyalı sadece birkaç gün olmuştu. Buna rağmen Pars bazen beni benden daha iyi tanıyormuş gibi davranıyordu. Hangi şarkıyı sevdiğimi, ne zaman susacağımı, ne zaman fazla düşündüğümü...

Belki de en korkutucu olan buydu.

Beni tanıması değildi. Benim onu tanımaya başlamamdı.

Sahnedeki müzik yükselirken kendimi şarkıya bıraktım. Sözlere eşlik ederken birkaç saat önce yaşadıklarımı düşünmemeye çalışıyordum. Okan'ın söyledikleri, babamın sessizliği, DNA testi ve Alperen'in yorumuyla birlikte içimde büyüyen o karmaşa bir süreliğine zihnimin arka tarafına çekildi.

Sadece müzik vardı.
Kalabalığın sesi.

Ve yanımda Pars.

Şarkının ortalarında ellerimizin birbirine değdiğini hissettim. Önce elimizi ayıracak gibi oldum ama Pars parmaklarını hafifçe elime dokundurdu. Birkaç saniye tereddüt ettikten sonra ben de elimi geri çekmedim.

Parmaklarımız birbirine geçtiğinde içimde tuhaf bir sıcaklık yayıldı.

Kalabalığın içinde kimsenin bizi görmediğini düşünüyordum.

Ama ben onun elini fazlasıyla hissediyordum.

Pars başını bana doğru eğdi. Müziğin yüksek sesinden dolayı söylediklerini zar zor duydum.

"İyi misin?"

Başımı salladım. "İyiyim."

"Gerçekten?"

Gözlerimi sahneye çevirerek gülümsedim. "Şu an iyiyim."

Elimi biraz daha sıktı. Canımı acıtacak kadar değil. Sadece burada olduğunu hissettirecek kadar.

Sahnedeki ışıklar mor ve beyaz renklere dönerken kalabalığın sesi yeniden yükseldi. Şarkının sonuna yaklaşmıştık. Ben de diğer herkes gibi sözlere eşlik ederken bir an gözlerimi kapattım.

Müziğin içinde kaybolmak istiyordum.

Hiçbir şeyi düşünmeden. Hiçbir şeyden korkmadan.

Sadece birkaç dakika boyunca Rüya olmak istiyordum.

Şarkı bittiğinde alkışlar ve çığlıklar bütün alanı doldurdu. Sahnedeki sanatçı mikrofona yaklaşırken gitarın sesi yavaş yavaş kesildi. Kalabalığa baktı ve gülümsedi.

"Ankara!"

Çığlıklar yeniden yükseldi.

Selin iki elini havaya kaldırıp bağırırken Atalay da ona katıldı. Ekin, Emir ve Okan da sahneye doğru bakıyordu. Pars ise hâlâ yanımdaydı.

Elimi bırakmadı. Ben de çekmedim. Tutmasına izin verdim.

"Mutlu oldun mu?" diye sordu.

Başımı ona çevirdim. "Çok."

"İyi."

"Neden?"

"Çünkü yüzün ilk kez gerçekten gülüyor."

Sözleriyle gülümsemem yavaşladı. Bir şey söylemedim.

Pars gözlerini benden çekmeden birkaç saniye daha bekledi. Sonra sahneye döndü.

Ben de sahneye bakmaya başladım.

Sahnedeki müzik yeniden yükseldiğinde kalabalık bir kez daha hareketlendi. Selin beni kolumdan çekerek kendisiyle birlikte şarkıya eşlik etmeye başladı. Ben de gülerek ona katıldım.

Bir süre sonra gözüm istemsizce Pars'a kaydı.

O da bana bakıyordu.

Göz göze geldiğimiz anda ikimiz de aynı anda gülümsedik.

Sanki bütün kalabalığın içinde küçük, kimsenin bilmediği bir sırrımız vardı.

Bir çok şarkı çaldı ama Pars elimi asla bırakmadı. Sıkıca tuttu. Sanki bırakırsa ortadan kaybolacakmışım gibi. Her şarkıya gülerek eşlik ederken bu güzel günün heyecanını sindirmeye çakışıyordum.

Selin ve diğerleride dans ederken bir yönden şarkıya eşlik ediyorlardı. Göz ucuyla Pars'a baktım. Bana bakmıyordu, elimin termesi ile Pars'dan elimi kurtararak çantamdan mendil çıkarıp sildim. Pars'ın bakışlarını üzerimde hissederken başımı kaldırıp ona baktım. "Ne?" dedim.

Bir şey demeden elini uzattı. Gülümseyerek elini tuttum. Sanırım üvey abimden hoşlanıyordum.

Ama artık her şey için çok geçti. Artık geri dönüşü olmayan bir imkânsıza aşık olmuştum. Fakat benim için önemi yok. Kimin yanında yüzüm gülüyorsa o kişiyle olacaktım.

Ve ben Pars'ı seviyordum. Sadece buna kendimi ikna edemiyordum.

Pars'ın elini tuttuğumda Pars gülümsedi. Anlamıştı onu sevdiğimi.

Bazen hayat imkânsızlar ile dolu olabiliyordu. Ama o imkânsızları başarmanın tek yolu bizim çabamızdı.

BÖLÜM SONU.

Yedinci Ev konser biletleriniz hazır mı? 🙂↔️🩶

Ve kurgumuza özel olan Tarçınlı Kurabiyenin tarifini ister misiniz?

Yorumlarda buluşalım,
nasıl bir bölümdü konuşalım🩷

Instagram: mmelo0s
Tiktok: kirazhs

Wattpad hesabımın biosunda
whatsapp kanalım bulunuyor, gelmeyi
unutmayın. Sizi seviyorum.