4. bölüm · Aykırı
3. Bölüm: Ölme
Bölüm şarkısı: Skillet - Not Gonna Die
"Bu dünyanın istismarına katlanmayacağım
I won't take this world's abuse
Vazgeçmeyeceğim, reddediyorum
I won't give up, I refuse"
⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆
(İlahi bakış açısı)
İze sahip olanların hikayesi çok eskiye dayanır, fakat çok da kesin bir tarih tutulmamıştır.
Sivera krallığı eski zamanlarda inançlı bir krallıktı, tek Tanrı'ya inanırlardı o da Odris'di.
Odris'i kabul ettiklerinde, inançlar diğer krallıklara yeni yeni yayılıyordu. Bu yüzden her krallık tarihini inançları ile başlatmak istedi ve o yıl tarihin başlangıcıymış gibi 0 kabul edildi.
Sivera, Odris'i kabul ettikten yaklaşık 12 yıl sonra III. Xaril'in ölümü ile herşey değişmeye başlar.
III. Xaril'in yerini alan I. Zheor, halkına eziyet ediyordu ve Odris'e uymuyordu. Halk acı ile yakınıyor, adeta bunun durması için yalvarıyordu ama Zheor bunu umursamıyor, işkencesine devam ediyordu.
Odris, seçtiği bir krallık kahininden sözünü iletir;
"Ey yeni kral Zheor, yaptığın yanlışların farkında değil misin? Yoldan çıktığını görmüyor musun? Durman gerekiyor."
Zheor bunu da umursamaz.
"Neymiş yaptığım yanlış? Sözde Tanrısın, göstersene kendini. Hiçbir üstün güç beni durduramayacak!" Der gökyüzüne bakarak.
Tanrı Odris bunun üzerine sinirlenir fakat ona bir şans daha verir. Zheor'un rüyasına girer;
"Sana doğruya dönmen için son bir şans veriyorum, aksi takdirde olacaklara katlanmak zorundasın."
Zheor o gün korkuyla uyanmıştı, yine de pes etmedi ve bu kez bir inanca sahip olmayı yasakladı. Odris ile iletişim kurabilen tüm kahinlerini idam ettirdi, Odris'e inananları hücreye attırdı.
Bu, bardağı taşıran son damla oldu. Odris bu kez yeni kahinlerden Maeh'in rüyasına girer;
"Maeh, duy sesimi! Titresin bütün bedenin benim gücümle, kralın hata yapmaka, halkın kör olmakta. Beni dikkatli dinle, emirlerime uy, krallığın lanetlenecek..."
Maeh uyandığı zaman rüyasında ne gördüyse, ne duyduysa hepsini hatırlıyordu. Masasının başına oturup hepsini yazmaya başlar, işi bittiğinde koşarak kralına gider.
"Yüce kralım, üzerimize bir lanet geliyor!"
Zheor inanmaz.
"Ne laneti? Bunu da nereden çıkardın?"
Maeh, idam edilme riskini göze alır.
"Tanrı Odris söyledi, ben yazdım. Yüce kralım, izniniz olursa okuyayım..."
Zheor ister istemez meraklanmıştı.
"Oku bakayım,"
Kahin Maeh okumaya başladı;
"Ey zulmedenler, bu sözler size! Kim ki bir masumun hakkına girer, kim ki lideri olduğu topluma eziyet eder, bilsin ki sonu yakındır. Kim ki adaleti çiğner, yanlış bir düzen kurar, kendi halkını korumaz, bilsin ki gazabımdan kaçamayacaktır. Ruhumun her bir parçası vücut bulacak, ete kemiğe bürünecek. Onlar, zulmünüzü sonlandıracak; adalet, küllerinizin arasından yükselecek!"
Zheor buna pek inanmamıştı.
"Uydurduğun belli, kralına karşı geldiğin için idam edileceksin, kellesini alın!"
Maeh o gün idam edildi fakat yazdıkları uzun bir süre yaşamaya devam etti.
Aradan ne kadar zaman geçmiş olabilir ki?
Tam 500 yıl, aradan 500 yıl geçmişti. Sivera hâlâ bir inanışa mensup değildi, en üstünleri krallarıydı.
O dönemin kralı II. Sylor tahtındaydı.
Herkes, herşey normaldi, ta ki ilk ize sahip bebek doğana kadar... Bebeğin ailesi endişelenir, çocuğunu halkın en bilindik şifacısına götürür. Şifacı ise bunun bir hastalık olmadığını anlar ve haber kısa sürede krala kadar uğlaşır. Sylor'un adamları bebeği kontrol etmek için gittiklerinde, lanetin gerçekleştiği kesinleşir. Sadece bir bebek olduğu için Sylor hiçbir şey yapmaz.
Fakat zaman geçtikçe ize sahip olanlarn sayısı hızla artıyordu, öyle ki 521 yılında bir ayrım gerçekleşir, buna "Büyük Ayrım" adı verildi.
İze sahip olan tüm insanları, krallığın ücra topraklarında ölüme terk ettiler. Fakat onlar ölmedi, yaşamayı öğrendi ve kendi yaşam alanlarını kurdular.
İze sahip olanlar, krallıktan gizli olarak yaşamaya başladı ve terk edilen her bir izliyi kendilerinden saydılar. Yine de onlar da korkuyordu, fark edilip öldürülmekten hepsi korkuyordu...
560 yılının başında, IV. Gerak eşi Enzola'dan ikinci bebeğini bekliyordu.
Bebek doğduğunda ise hizmetliler şaşkındı, aralarından birisi bebeği alarak odanın dışında bekleyen kralın yanına koşar.
"Kralım!"
Gerak, yanına gelen hizmetliye bakar, cevap vermez.
"Sağlıklı bir kızınız oldu fakat..."
Hizmetli yutkunur, bebeğin etrafına sarılı kumaşı biraz açar, bebeğin sağ kolunu gösterir.
"İz ile doğdu..."
Gerak hem şaşkın hem de öfkeliydi, bu nasıl olabilirdi? Askerlerini çağırır, bebeği onlara verir;
"Kimse görmesin, kimse duymasın, onu da diğerleri gibi ölüme bırakın. Bebeğin haberini bekleyen herkese ölü doğdu diyin."
Askerler bebeği saraydan çıkarırken Gerak ise yalanını konuşturdu, herkes bebeği ölü bildi. Gerak, ilk eşi olan Enzola'nın idam emrini verir. Sebebi aslında bebeğin ize saip oluşuydu, fakat bunu kimse bilmiyordu. Herkes Enzola'nın ölüm sebebinin kralı tehdit etmek olduğuna inanmıştı, taze bir yalan daha...
Askerler, bebeği ücra topraklara bırakıp gitmişti, onun da öleceğini düşündüler. Fakat bebek, diğer izliler tarafından bulundu.
Ona, Aira ismini verdiler...
⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆
(Aira'nın gözünden)
Kaçmak, saklanmak, hayatta kalmak...
Hayatımız bunlar üzerine kurulmuştu ve biz, elimizden alınan hayat için hiç savaşmamıştık.
Titrek bir nefes aldım, öfke yeniden damarlarımda dolanmaya başladı.
Beni öfkelendiren şey asla denememiş olmamızdı, kimse çıkıp da bunu değiştirmeyi denememişti.
Beni öfkelendiren şey, birer korkak gibi saklanmayı seçmiş olmamızdı.
Ama beni en çok öfkelendiren, çalınan hayatımıza kör kalıp susmamızdı.
Ben buna daha fazla dayanamıyordum, aynı düşünce defalarca kafamın içinde dönüyordu ve bu beni delirtiyordu.
Kafamı dağıtmak adına uzandığım yerden kalktım, ilk odağım kırılan aynanın yerdeki parçaları oldu. Parçalardan birini elime aldım, odamı aydınlatan küçük mumlar ve duvara sabitlenmiş iki meşale sayesinde yansımamı net görüyordum.
İsyan, devrim, güç, savaş...
Aynı şeyler zihnimde yankılanıyordu, aynanın yansımasından arkamda duran mumlara baktım.
Yaşadığımız koşullar aklıma gelince öfke bu kez parmak uçlarımdan fırlamışçasına bedenimi titretti, içeriye yayılan boğucu his ile mumların ateşi aniden yükseldi. Elimdeki parça yere düşerken hızla mumlara baktım, uçlarında yanan ateş daha parlak ve yoğundu.
Duvarda asılı olan meşalelere baktım, aynı düşünceleri tekrar ederken güç dalgası yeniden yayıldı ve ateş önce büyüdü. Dalga bir anda kontrolüm dışında aktı ve ateş sanki patlamış gibi parlayıp bir anda yok oldu. Ateş, hiçbir başka etken olmadan öylece sönmüştü. Fakat mumların ateşi henüz sönmemişti, giderek büyüyorlardı ve sanırım onlar da patlayacaktı...
Ne yapacağımı bilemez bir şekilde kendimi kulübenin dışına attım, hızlı nefesler alıyordum. Korku ile açık kapıdan içeri bakıyor, ne yaptığımı anlamaya çalışıyordum.
Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu, ben daha demin ne yapmıştım?
Haber dağıtmak için etrafta gezinen Telyn'ı bir anda önümde gördüm.
"Aira," Kulübeye baktı. "İyi misin?"
Yere bakarak başımı iki yana salladım...
⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆
"Yani ateş birden mi yükseldi?"
"Öyle oldu."
Derin bir nefes aldım, sağ koluma baktığımda damarlarım yerine izimin bordo olmaya başladığını fark ettim.
"Bunu sen mi yaptın?"
"Sanırım..."
Telyn kaşlarını çattı, sonra ifadesi bir anda yumuşadı.
"Aira, bana herşeyi anlatabilirsin. İçinde tutmaktansa söyle gitsin..."
Başımı büyük meşe ağacının kalın gövdesine yaslayıp gözlerimi kapattım.
"Hiçbir şey beceremeyen o kahrolası kralın kararını duyduğumdan beri böyleyim..."
"Peki, bu sana ne hissettiriyor? Seni bölmeyeceğim, herşeyi anlat."
"Öfke hissediyorum, böyle bir hayata mahkûm edildiğimiz için sinirlemiyorum. Elimizden alınan şeyler için savaşmamış olmamıza, sessiz kalmamıza ve saklanmamıza... Bunlar beni sinirlendiriyor. Düşünsene, sadece biz değiliz, kendi halkı da işkence çekmekte. Kim bilir kaç masum can heba oldu, kaç kişi susturuldu... Yaşamaya mahkûm edildiğimiz hayatlar adil değil ama bunu değiştirebiliriz..."
"Neden böyle düşünüyorsun?"
"Bilmiyorum, sadece... İnandığım şey bu, gerçekleri gördüğümde içimdeki bu yanı serbest bırakan hisler ve düşünceler bunlar... Gerçekler beni serbest bıraktı ve ben, bu acıya daha fazla katlanmak istemiyorum."
Ayağa kalkıp ona baktım.
"Tüm bu acıyı reddediyorum, inandığım şey bu ve ben buna tutunacağım. Çalınan hayatlarımız için, gerçekler için savaşacağım ve ölmeyeceğim. Tüm bunları gördükten ve anladıktan sonra, kimse beni zincirlere vuramaz. Bu nasıl hissettiriyor biliyor musun? Hak ettiğin şeyler elinden alındığında gururun çalınmış gibi, sessiz kaldığında zincirlenmiş gibi, saklandığında önemsizmişsin gibi hissettiriyor."
Ona baktığımda, beni anlamadığını fark ettim.
"Boşa konuşuyorum, değil mi?"
Beni kimse anlayamazdı, ne istediğimi kimse göremezdi...
"Sadece, eğer fikrin bana karşı gelmek olursa asla karşıma geçip beni durdurmayı deneme."
Beni anlamayan, yanımda olmayan düşmanım demekti, çünkü yanımda değilse bana engel olacak demektir.
Onun yüzüne bakmadan yanından geçip gittim.
Beni anlayacak birini bulmam gerekiyordu çünkü bu şeyi tek başıma kontrol edemezdim.
⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆
Merkeze inmiştim, burası ücra olsa da oldukça büyük bir alandı. Yine düşünüyordum, beni anlayabilecek birisi olacak mıydı?
Bunu düşünürken Roen'i gördüm, tahta bir sandığın üzerine çıkmıştı. Çevresindeki insan kalabalığının arasına karıştım.
"Kaçakçılardan Ceyr ve Azric esir düştü! Duyduk duymadık demeyin!"
Dona kaldım, ize sahip iki kişi esir alınmıştı. Artık bizim yaşadığımızı biliyorlar...
Bir anda birisi kolumdan tutarak beni geriye, kalabalıktan uzağa çekti. Karanlık etrafımızı sardığında elimde bir ağırlık hissettim, bu bir çantaydı.
"Sakın ölme."
Kulağımın dibinden gelen bu fısıltı ile ürperdim, çantayı sıkıca tuttum. Karanlık geri çekildiğinde kimse yoktu...
⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆
"Kendimiz için birlikte savaşacağız
We're gonna fight for us together"
Ň
