2. bölüm · Aykırı

1. Bölüm: Uyanış

Aley Aloş

Bölüm şarkısı: Skillet - Awake and Alive

"Dünyayla savaştayım çünkü ben
I'm at war with the world cause I

Ruhumu asla satmayacağım
Ain't never gonna sell my soul"

⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆

"Geç kalıyoruz!"
Lyra beni çekiştirirken bense sadece peşinden sürükleniyordum.

"Yavaş ol!"
Onun yüzünden dengemi kaybedip yere yapışmak isteyeceğim son şey olurdu.

Nereye mi gidiyoruz? Eğitim alanına. Kendi küçük topluluğumuzun küçük okulu diyebileceğimiz açık bir alandı. Lyra ve ben birer kaçakçı olmayı düşünüyorduk, atıldığımız krallığın sınırlarına sızıp onlardan bir şeyler çalmak kulağa oldukça eğlenceli geliyordu.

Peki biz kim miyiz? Bizler, sırf kollarında tuhaf işaretler olduğu için kendi krallığından atılmış insanlarız. Açıkçası bu biraz uzun bir hikâye bu yüzden o kısımları şimdilik atlayalım.

Ben Aira, kendimi bildim bileli Sivera Krallığının bu ücra yerlerinde yaşıyorum. İtiraz edemeyeceğim, burayı seviyorum...

Lyra ile koştururken, bizden birkaç yaş büyük olanların bir araya toplandığını fark ettim. En olasılıklı tahminim ise aramıza yeni birinin gelmiş olmasıydı.
Fakat bunu derslerden sonra öğrenebilirdim çünkü gerçek anlamda geç kalmıştık!

⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆

Eğitim alanını çevreleyen çitler göründüğünde bizim eğitimcimiz Taron, çitlere yaslanmış bir vaziyette eşi Nora'yı ve onu takip eden çocukları izliyordu.
Lyra ile aynı anda yutkunduk, biraz fazla geç kalmıştık ve Taron bundan pek hoşlanmayacaktı...
Sessizce Taron'un arkasından dolanıp geçecektik ama Taron başını bizim olduğumuz tarafa çevirince yakalanmış olduk.

"Bir an gelmeye korktunuz diye düşündüm."
Taron'un sesinde alay vardı.

"Biz hiçbir şeyden korkmayız!"
Gözlerim saniyesinde Lyra'yı buldu, yaklaşık bir saat öncesinde gördüğü yılan ile çığlık atan kendisi değilmiş gibi bir tavrı vardı...

"Bunu duyduğuma sevindim," Başıyla diğer yaşıtlarımızın olduğu yönü gösterdi. "Yerlerinize geçin ve hazırda bekleyin."

İkimizde başımızı sallayarak diğerlerinin yanına geçtik ve sessizce beklemeye başladık. Nora'nın yanındaki çocuklar, bizim ekibimiz tamamlandığında parlayan heyecanlı gözlerini bizlere sabitlemişti. İleride onlar da bizler gibi çeşitli eğitimlere tâbi tutulacaklardı, sanırım bizi merakla izlemelerinin sebebi de buydu...

Taron tam önümüzde durdu, ciddi bir ifade ile bizleri izliyordu, tahminimce bizleri nasıl eşleştireceğini düşünüyordu.
Konuşacağı anda arkadan gelen sesle hepimiz irkildik.

"Haber var!"
Bu habercilerden Roen'di, umarım iyi haberler getirmişti...

Roen hızlı adımlara Taron'un yanına vardı, elindeki mektubu ona uzattı.

"Kael, bunun önemli olduğunu ve derhal size getirmem gerektiğini söyledi."

Kael... Krallığın askeri sisteminde belki bir onbaşı olurdu. Fakat bizim sistemimiz öyle işlemiyordu, bizde rütbe gibi şeyler geçersizdi ve bu her konuda böyleydi.
Kullandığımız terimler; öğrenci, piyade, sağlıkçı, gözlemci, haberci ve kaçakçı gibi şeylerdi. Basit ve oldukça anlaşılır.

Taron mektubu eline aldı, açıp okumaya başladığında nefesimi tuttum. Gözlerindeki duyguların değişimini, yüzünün ifadesini dikkatle inceledim.

Kahretsin, bu bir kötü haberdi...

Roen giderken bana bakarak kaşlarını kaldırdı, anlaşılan buluşma yerinde onu beklememiz gerekecekti.

"Eğitim iptal, dağılabilirsiniz."
Taron'un sesi ilk hâline göre daha sertti. Bizlere bakmadan alandan çıkıp gitti.
Ekip dağılırken Lyra'nın yanında durmaya devam ediyordum.

"Buluşma yerine gitmeliyiz."
Fısıldayarak söyledim, Lyra ise başını salladı.

Derin bir nefes aldım ve aklıma gelen tüm düşünceleri bir kenara kaldırdım...

⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆

Buluşma yerine vardığımızda Roen henüz gelmemişti. Sırtımı iri gövdeli meşe ağacına yasladım, Lyra ise yere oturdu.

"Sence Roen bize ne söyleyecek?"

"Krallık ile ilgili olabilir, gözlemciler hareketlilik sezmişti."
Diyerek cevapladım.

"Kötü bir haber midir?"

"Kötü bir haberdir."

"Ya iyi bir haberse?"
Lyra'nın kolundaki turuncu ize baktım, onun izi ve rengi umut demekti...

"Sanmıyorum, Taron'un mektubu okurken ki yüz ifadesi oldukça..."
Bir süre sessiz kaldım, en doğru nasıl tanımlardım?

"Sinirli ve bıkkın?"

"Sinirli ve yorgun daha doğru olabilir."

"Kimden bahsediyorsunuz?"
Roen'in sesiyle sağ tarafa baktım, oradaydı ve sırıtarak bizi izliyordu. Kötü haberden önceki son mutlu anlar...

"Erken geldin,"

"Bugün öğlene kadar benim haberlerimi Telyn aldı, şanslıyım."

"Şanlısın, peki bize ne haber getirdin?"

Bunu Lyra kadar bende merak ediyordum. Roen'in gülümseyen yüzü ciddi bir hâl aldı, onu böyle görmek beni geriyordu.

"Sivera'nın şuan ki kralı, komşu krallığa toprak verme kararı almış. Tahmin edersiniz ki verilecek olan alan, bizim yaşam kurduğumuz alan olacak..."

Dona kaldım, bu gerçek olamazdı...

"Ama bu saçma olur, iz ile doğanları buraya bırakıyorlar. Başka bir krallık burayı alırsa ne yapacaklar?"

"İz ile doğanları kendi elleri ile öldürürler."
Yapabilecekleri en hızlı çözüm bu olurdu.

Bir bebek iz ile doğarsa, onu alıp krallığın bu ücra yerine getirerek ölüme terk ederlerdi. Fakat ilk ize sahip olanlar hayatta kaldı ve bir koloni oluşturdu, bir düzen kurdular ve yaşamayı öğrendiler.

İze sahip olan herkes ilk önce yaşamayı öğrendi...

"Peki biz ne yapacağız? Eğer bu anlaşma resmi olarak kesinleşirse bizlere kimse acımaz."

Gözlerimi kapattım, düşündüm. Ruhumun derinlerinde bir sızı hissettim...

"Aira..."

Gözlerimi açtım ve şaşkın bir ifadeyle bana bakan Roen'e döndüm.

"Evet?"

"Kolundaki iz, parlıyor..."

Kaşlarımı çattım, bu imkansızdı. Fakat sağ koluma baktığımda bunun gerçek olduğunu anladım.
İzimin mor desenleri altın rengi ile karışmış, belirgin bir şekilde parlamaya başlamıştı.

"Bu normal mi?"

"Ben gidip bilgeleri çağıracağım!"

⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆

Bilge Syla sağ kolumu incelerken diğer bilge Crux gözlerini kapatmış bir şekilde düşünüyordu.

"Aira iyi, değil mi Syla?"
Lyra'nın endişeli sesine karışan o umut parçası hâlâ hissediliyordu.

"Bu çok ilginç..."

"İlginç olan ne Syla?"

"Aira'nın içinde bir kıvılcım ateşlenmiş..."

Kaşlarımı çattım, bu ne demek oluyordu? Syla beni bekleyen arkadaşlarıma döndü.

"Bizleri biraz yalnız bırakın."

Roen yavaşça başını sallarken Lyra beni yalnız bırakmak istemiyor gibiydi ama mecbur kaldı ve Roen ile uzaklaştı.
Onlar gittiğinde Syla bana döndü.

"İzin parlamaya başladığında neler düşünüyordun?"

"Gerak'ın aldığı kararı düşünüyordum..."
Aptal kralın aptal kararı.

"Peki ne hissettin?"

Yutkundum, bunu nasıl tarif edebilirdim? Düşündüm, ne diyecektim?
Derin bir nefes aldım, Syla'ya baktım.

"Bunun değişmesini istedim. Öfkeyi hissettim..."

Syla bir an Crux ile göz göze geldi, sonra bana baktı.

"Peki bunu değiştirmek için sence ne gerekiyor?"

"Bizlerin birleşip krallığı yıkması."
Bu zor ama en doğru olan yoldu. Krallık bizi istemiyordu, halk ise yanlış şartlarda yönetiliyordu. Buna rağmen herkesin susması beni daha çok sinirlendiriyordu.

"Bunu yapabileceğine inanıyor musun?"
Crux'a baktım.

"Belki..."

"Bunun imkanı yok Aira, bu fikirden vazgeçmelisin. En azından kendi iyiliğin için bu düşünceyi aklından çıkar."

⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆

Tüm günün ardından kaldığım küçük kulübede, yer yatağımda uzanıyordum.
Yine düşüncelere dalmıştım, Syla ve Crux'un dedikleri aklımdan çıkmıyordu...

İçimde bitmek bilmeyen yoğun bir his vardı ve ben bunun ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum.
Kralın aldığı kararı ve bize olacakları düşündüm tekrar, sonra durdum. Çözüm olarak krallığın yıkılması gerektiğini düşünmüştüm.

Peki ama nasıl?

Artık her şeyin değişmesi gerektiğini hissediyordum, saklanmaktan ve susmaktan bıkmıştım.

Bir değişim nasıl olurdu? Kocaman ve sert bir krallığı yıkmak için ne gerekirdi?

Bir isyan. Bir devrim.

Artık içimde ki kıvılcımın ne olduğunu biliyorum, artık neye inandığımı biliyorum.
Beni durdurmak isteyenler eminim olacaktı ama ben çoktan kararımı vermiştim.
Ve bu kararımdan dönmeyecektim...

⋆༺𓆩⚔️𓆪༻⋆

"İçimde neye inandığımı biliyorum
I know what I believe inside

Uyanığım ve hayattayım
I'm awake and I'm alive"