6. bölüm / 10
Ay Tutulması6. Bölüm
Bölümler 10Şu an: 6. Bölüm
6.Bölüm
Aradan neredeyse bir saat geçmişti. Bu süre içinde herkes sırayla kendini tanıttı, nereden geldiklerini, başlarından geçen birkaç şeyi anlattı. Kimi ağzından lafı zor aldırdı, kimi neredeyse hayat hikâyesini döktü ortaya. Ben, Mercan ve Altay oldukça dikkatli dinliyorduk—sonuçta burada kimseye güvenemezdik. Ama Mert? O bambaşka bir kafadaydı.
Yarı uykulu gözlerle etrafa bakıyordu. Başını arkaya yaslamış, sanki birazdan oracıkta uyuyakalacaktı. Gözlerini hafifçe açıp yüzümüze baktı, sonra içini çekip, “Biz bu kadar yavaş ilerlersek...” dedi, sesi hem yorgun hem dalga geçer gibi. “Buradan çıkmayı geçtim, sabah yaşıyor olursak bile sevinirim.”
Altay anında ona döndü, yüzünde sert bir ifade. “Sanırım birileri en uzun kimin konuştuğunu unuttu,” dedi, sesi sakin ama içinde hafif bir uyarı vardı.
Mert beni işaret ederek “Tabii ki Beste. Elinde olsa sülalesini sayacaktı.”
Sinirle iç çektim. Gerçekten sinir bozucuydu. “Bana diyene bak!” dedim. “Yemek zevkine kadar anlatan bendim sanki! Sanki ben tarif verdim burada. Aptal herif. Senin yerinde olsam bana bulaşmazdım.”
Altay “Evet, ben bir kere deneyimledim bir daha da böyle bir niyetim yok.”
Mert, Altay’a bana çaktırmamaya çalışarak fısıldadı. “Bak bu Beste kafadan kontak be sana söyleyeyim kardeşim. Dikkat et kendine. Böyle ceset planları falan hiç normal değil.”
“Kes sesini be! O bir kere hayal ürünü değil gerçekti.”
Mercan eliyle ağzımı kapattı. “Sessiz ol Beste.”
Elini ağzımdan çekip “Nasıl sessiz olayım Mercan ya? Bana deli muamelesi yapılıyor şu an.” Ardından Mert’e bakıp ‘seni öldüreceğim.’ Şeklinde bir işaret yaptım. Ama pek umurunda gibi gözükmüyordu. Ve açıkçası bu beni daha çok sinir ediyordu.
Mercan ikimizin ortasında kalmıştı. Gözlerini devirdi, sonra ikimize birden bakıp, “Tamam, yeter,” dedi net bir sesle. “Eğer böyle devam edersek, buradan kimse çıkamaz. Sabahı göremeyebiliriz, ciddiyim.”
Mert alaycı bir gülümsemeyle döndü ona. “Dedi sarı saçlı kız,” diye mırıldandı. Bir insan neden bu kadar aptal olurdu ki?
Altay’ın kaşları çatıldı. Artık sabrı taşmak üzereydi. “Mert, sen iyi misin?” dedi, dikkatle ona bakarak. “Ciddi soruyorum. Sarhoş falan mısın? Bu kadar rahat olman... normal değil.”
Mert sadece gözlerini devirmekle yetinmişti. Bu çocukta normal olmayan bir şey olduğu kesindi. -Zaten normal olsa buraya gelmezdi.-
Sonra Mercan cebinden bir kağıt çıkardı. Ardından da telefonuna baktı. “Saate baktım. Programa göre şu an grup terapisinde olmamız gerek.”
Muhtemelen cebinden çıkardığı kağıt haftalık program gibi bir şeydi.
“Terapi seansları kişisel olmayacak mıydı?”
“Bilmiyorum. Asında grup halinde olmak daha çok bizim lehimize olur. Hem bu şekilde belki gerçekten sana iyi gelebilir.”
Gözlerimi devirdim. Mercan benim sosyal anksiyete mi yen me konusuna takmıştı. “İyi, öyle olsun. Sen kazandın. Neredeymiş bu grup terapisi?”
“Sanırım ikinci ya da üçüncü katta.”
Biz şu an dördüncü kattaydık ve burada sayamayacağım kadar çok kat vardı. Ama bizim altıncı kattan yukarı çıkmamız yasaktı. Zaten birinci katta bir şey yoktu. Bir şey yoktu derken müdürün odası, güvenlik falan. İkinci ve dördüncü katlarda bizim kaldığımız odalar vardı. Üçüncü katın bir kısmı yemek hane ve kafeterya, kalan kısmı da sosyal aktivitelerin olduğu bir kısım vardı. Grup terapisi büyük ihtimal buradaydı. Beşinci kat teras gibi bir şeydi. Altıncı katsa depoydu. Bunları biliyordum çünkü gece uyuyamadığım zaman krokiyi elime alıp ezberlemiş olmamdı. Merak ettiğim şeyse diğer katlarda ne yapıldığıydı.
Ben bu düşüncelere dalmışken Mercan “Dünyadan Beste’ye, terapi salonuna geldik.” Zaman bu aralar fazla hızlı geçiyordu. Buraya geleli daha yalnızca birkaç gün olmuşken bu zaman dilimi içinde hem babamı kaybetmiş, hem de ölümle burun buruna gezmiştim. Belki e hala geziyordum.
Bunları düşününce birden aklıma babam geldi. Neden onu bu kadar çabuk unutmuştum? Bu normal miydi? Günlerce yas tutup ağlamam gerekiyordu. Bana ne olmuştu böyle? Şu an ağlamak istesem de yapamazdım. Boğazım düğümlenmişti. Ama bunun sebebi babamın ölümü değildi. Babamı, beni bu hayatta en çok seven tek adamı bu kadar çabuk unutmamdı. Babam hala benim yanımdaydı, Ve her zaman burada olacaktı.
Duygularımı zorla içime tıktıktan sonra içeri girdik.
İçerisi bu kata göre beklediğimden çok daha fazla büyük olması beni şaşırtmıştı. Girdiğim gibi gözüme çarpan şey ise tabii ki mavi duvarlar olmuşu. Ama duvarlar sadece mavi değildi, aynı zamanda beyaz çizgilerde vardı. Neden buna takıldığımı bilmiyordum.
Duvarlara daha fazla takılmadan içeriyi incelemeye başladım. Okul sıraları vardı. Bu sıralarda ise oturan kişiler vardı. Yaklaşık on beş kişi vardı. Altay ve Mert muhtemelen diğer gruptalardı. Mercan ile beraber sıralardan en arka köşeye oturduğumuzda okul zamanlarım aklıma geldi. Okul zamanları benim için hep zorlu geçmişti. Her zaman hikayedeki zorbalanan küçük kız olurdum. Bu yüzden okulu hiç sevememiştim. Sınıftayken herkesin bana baktığını düşünür, bu yüzden görünmez olmak isterdim. Ve şu anda yine görünmek olmak istiyordum. Babam bana yargılayıcı insanların her zaman var olacağını, benim yapmam gerekeninse onları umursamamam gerektiğini söylerdi. Ama ben bunu yapamıyordum. Eski anılarımı yaşayıp kendime zulüm etmek istemiyordum. Zaten babamı hatırlamak bile kalbimi acıtıyordu. Hem anksiyete mi yenmem gerekiyordu. Böyle bir ortamda bunu nasıl başarabilirdim ki?
Bunları düşünmektense başka bir şeye odaklanmalıydım. Saate baktım. Sözde grup terapisi birkaç dakikaya başlayacaktı. Bende masasında oturan ve birkaç kağıt dolduran kadını incelemeye başladım. Orta yaşlıydı. Küt kesilmiş kahverengi saçları vardı. Boyu normal bir kadına göre daha uzundu. Ama en çok dikkatimi çeken şey çok ince camlı yuvarlak gözlükler olmuştu. Bu gözlüklerle Harry Potter’ın annesi gibi duruyordu. Tabii Harry Potter’ın annesi çoktan diğer tarafa gitmişti.
Ben kadını incelerken bir anda göz göze geldiğimiz için çok utanmıştım. Mercan ise telefondan sosyal medyaya bakıyordu. Ama belirli saatler dışında sosyal medya, arama yapmak ve internetten araştırma yapmak yasaktı.
“Telefona bakmaman gerektiğini biliyorsun değil mi?”
Mercan sürekli yaptığı gibi eliyle ağzımı kapadı. “Sus Beste ya. Yakalatacaksın beni. Ölmek için gencim daha ben.”
Elini ağzımdan çektim. “Tamam tamam sustum.”
“Sus bence de.”
O sırada masada oturan kadın ayağa kalktı. “Herkes geldiyse seansımıza başlayabiliriz.” Sıraların arasında gezinmeye başladı. “Öncelikle tanışalım. Ben psikolog doktor Tülin Şahin. Bu gün burada sizi görmekten mutluluk duyduğumu bilmenizi isterim. Bir çoğunuzun burada bulunmak istemediğini biliyorum ve sizi anlıyorum. Ancak burada olmaktan çekinmeyin. Bir insana güvenmek zordur. Yeşeren bir tohum gibi zamanla güzelliğini gösterir. Bana güvenmek içinde biraz zaman tanıyın. Beni bir arkadaş olarak düşünebilirsiniz. Ya da size yardım etmek isteyen bir insan. Bu size kalmış bir şey. Beni sevmek zorunda değilsiniz ama bilin ki ne zaman isterseniz yanınızda olurum.”
Doktor Tülin çok cana yakın gelmişti. İster istemez on güvenmiştim. Ama bunu yapmamam gerekiyordu. Her an burada biri ölebilirdi ve bunun altında yatan kişilerden biri de Doktor Tülin olabilirdi.
“Bu gün yapacağımız fazla bir şey yok. Ama size yaptırmak istediğim bir şey var. Bu şey kendinize güvenmeniz. Bir insan kendine güvenmezse hiçbir şey yapamaz. Benimde gelecek haftaya kadar yapmanızı istediğim şey bu. Kendinize güvenmek için çözümler üretmeniz. Şimdi çıkabilirsiniz. Evet, seansımız kısa olmuş olabilir ama insanlarda çok kısa süreler içinde ölürler. Bu arada kişisel seans isteyenler benimle görüşebilirler.”
Mercan bana baktı. “Tuhaf. Bir seans neden bu kadar kısa olur ki?”
“Bilemiyorum. Neyse hadi gidelim.”
Dışarı çıktığımızda etraf çok sessizdi. Ama bu sefer sessizliği bozan ben olmuştum. “Altay ve Mert’e beş kişiyi nasıl söyleyeceğiz?”
Bu olayı onlara anlatmamıştık çünkü nasıl tepki vereceklerini bilmiyorduk.
Mercan derin bir iç çekti. “Bilmiyorum. Ama bildiğim şey şu an zamanı değil.”
“Neden?”
“İçimden bir ses öyle söylüyor.”
“Söyle o içindeki sese haini bulsun da bizi bu katliamdan kurtarsın.”
Mercan sadece gülmekle yetindi.
Mercan’ın odasının önüne geldiğimizde durduk. “Akşam benim odama gelsene.” Mercan neden bir anda böyle bir şey istemişti?
“Neden?”
“Hiç. Burada canım sıkılıyor. Zaten yalnız olunca da korkuyorum. Film fala izleriz. Hadi kırma beni.”
“Tamam tamam, sen kazandın.” Bu işin kokusu yakında çıkardı.
Mercan’ın yüzü zafer gülüşüyle parladı. Ve ardında içeri girdi. Bende kendi odama doğru ilerledim.
Tek başıma olunca sessizlik daha derinleşmişti. Ve açıkçası bu içimin daha da tedirgin olmasına neden oluyordu. Kendi odama varana kadar telefonuma bakma kararı aldım. Ama telefonumu açtığımda ki gelen mesaj kanımın donmasına sebep olmuştu.
Yabancı bir numaradan gelen mesajda sadece “Arkandayım.” Yazıyordu. Yavaşça arkamı döndüğümde gördüğüm şeyse neredeyse düşüp bayılmama sebep olacaktı.
Arkamda simsiyah giyinmiş bir silüet vardı. Yüzünü tamamen örten bir maske takmıştı ve daha da kötüsü elinde bir bıçak vardı.
Sanırım sonum gelmişti.
Yazım yanlışları için kusura bakmayın.
Bölüm etkileşimi
