8. bölüm · Ateş Altında
8. Bölüm
Bukuroshe'nin anlatımıyla...
Siktir bu da nereden çıkmıştı şimdi. Silah kullansam bir dert kullanmadan bir dert. Mert üzerime sipher olmuş bir şekil de ateş ediyordu. "Başka silahın var mı?" Diye sorduğumda eli beline gitti. "Al bunu, şuradaki ağacın arkasına geç!" Dediğinde itiraz etmeden hemen ağacın arkasına geçtim. Bu saldırı nereden çıktı şimdi? Kim düzenledi lan bu saldırıyı?
Etrafımı kontrol ederek ateş seslerinin yoğun olduğu bölgeye gittim. Karşımda gördüğüm lavuklar Valon'un adamlarıy dı. Bu yavşak gene neyin peşinde lan? Her şeyi mahvetmek üzere. Nefesimi derin bir şekilde sinirle verdim.
Geldiğim yere geri dönecektim ki Mert'in orada tek olduğu aklıma gelmişti. Siktir ben adamı tek bırakmıştım bir çatışmanın ortasında. Hızlı adımlarla Mert'in yanına koştum.
"Sana karşıda ki ağacın arkasına gitmeni söylemiştim!" Dediğinde onu gram umursamıyordum. Cebinden hemen telefonunu çıkarttı Mert. "Poyraz saldırıya uğradık!" Dediğinde kendi timini aradığını anlamıştım. "Çatışmadan sonra kaldığımız ağaç evin bulunduğu ormandayız elinizi çabuk tutun." Dediğjnde durdu ve karşı tarafı dinledi. "Bilmiyorum gelen kurşunlardan ve çıkan seslerden yola çıkarsam on beş kişinden daha fazlalar!" Dediğinde telefonu hızla kapatarak bana döndü.
"Buradan sakın çıkma! Ben arabaya gidip mermi ve diğer iki silahı daha alacağım." Dediğinde kafamı salladım arkasını bana doğru dönmüş gidiyordu. "Motorun koltuğunu kaldır orada da iki tane silah olacak bir de mermi onları da al!" Dediğim de normalde olsa şaşırır dı ama şuanda normal dışı bir durumdaydık.
Mert temkinli bir şekilde gidiyordu. Arada bir onun gittiği taraftan kurşun sesleri geliyordu. Ya leş indiriyordu ya da indirmeye çalışıyordu.
Ben Mert'in yokluğunu bilip telefonumu cebimden çıkarttım ve hızla Valon'u aradım. "Senin Allah belanı versin piç herif! Bekle lan sen ben şirkete bir geleyim senin eveliyatini sikiceğim! Siktiğimin pişi her şeyi mahvettin!" Benim ona sövmem sanki hoşuna gidiyordu itin. "Sen de mi oradaydın?" Dediğinde sesinde endişe vardı. "Gerizekalı herif tabi bende burdayım!" Diye bağırdığım da bir kaç kez ard arda ateş ettim. "Ben döneceğim ama bu adamların var ya bu çatışmadan sağlam çıksalar ben geberteceğim onları!" Dediğimde önce bir sesizlik oldu. "Hemen geri çektieiyorum adamlarımı." Bu herif nasıl donanımlı bir ajandı! Ne kadar da zeki bir ajan (!) "Sen salak mısın? Şimdi geri çekersen bir bokluk olduğundan şüphelenilir!" Salak bunların hiç birisini hesaba katmamıştı.
"Sen oradasın hiçbir şey sikimde değil şuanda!" Dediğinde etkilenmemiş sayılmazdım ama bu onun yavşak olduğu gerçeğini değiştirmez di.
Mert'in koşar adım buraya geldiğini görünce telefonu kapattım ve ateş etmeye devam ettim. "Al!" Diye kucağıma doğru bir silah fırlattı. Fırlattığı silahı alıp iki diğer elime de onu alıp ateş etmeye baladım.
"Sen motorun da silah mı taşıyorsun?" Yani konumuz bu muydu şuan da. Be adam çatışmanın ortasın da iki kişi kaldık! "Konumuz bu mu şuan da? Bence daha mühim meselekerimiz var şuan da!" Dediğimde gülme sesi geldi. Manyakmıydı bu adam! "Sen deli misin? Ne gülüyorsun orada? Geberip gideceğiz şimdi!" Dediğim de silah sesleri tamamen kesildi. Valon geri çekmiş olmalıy dı adamlarını. "Deli değilim bu benim günlük rutinim. Asker olduğumu unutma." Dediğin de göz kırpmıştı.
Mert tekrardan Poyraz'ı aradı. Bende o esnada hepsi ölmüşmü diye kontrol ediyordum. Gerçi şuan da ölmemiş olsada sonrasında hepsini teker teker ben öldürürdüm.
"Hadi gidelim burası güvenli değil anlaşılan." Dediğin de bu defa beni tek seferde omzuna attı. Çuvalmıydım lan ben! Hem beni niye omzuna attı şimdi bu? "Kaplumbağa gibi yürüyosun üzgünüm ama bunu yapmam gerekiyo hızlıca buradan çıkabilmemiz için."
"Çuvalmıyım ben?" Dediğim de güldü. Cidden gülmüşmüydü? Omzunda tepinmeye başladığım da ilk önce kollarının arasına aldı sonrada beni yere bıraktı. Çok şükür yarrabi bugün de ölmedik.
"Şimdilik görüşürüz." Diyip arabasına bindi. Arabayı çalıştırdığında camı açtı. "Valon denen şahıslada bir an önce tanışmak isterim." Ah bir bilse o lavuk yüzünden saldıraga uğradık! "Tamam salı günü o zaman yarın burada değil de kendisi." Dediğimde kafasını aşağıya ve yukarıya salladı. "Tamam o zaman iyi akşamlar." Dediğinde tebessüm ederek motoruma bindim.
Nereye gideceğim belliydi...
✧
Yazarın anlatımıyla...
Mert odaya girdiğinde oda da sadece Poyraz ve Miray vardı. Miray eşyalarını topluyoru Poyraz ise tavanı seyrediyordu.
Miray Mert'i görür görmez elimdekileri bırakıp Mert'e yöneldi. "Abi ne yaptın? Ne dedi sana?" Dediğinde Mert sakin bir şekilde üzerindeki deri ceketi çıkartıp rast gele bir yere fırlettı. "Al onu fırtlattığın yerden!" Diye bir ses duyunca Mert kaşlarını çatarak Poyraz'a baktı. "Abi, kardeş bu ne dağınıklık lan? Oda oda değil dingonun ahırı sanki!" Diyerek sitem etti Poyraz.
"Sikerim lan şimdi senin temizlik takıntını!" Diye yükseldi Mert. Poyraz yattığı yerden kalkarak Mert'in fırlattığı ceketi alıp askıya astı. "Bunu buraya asmak bu kadar da zor değil." Dediğinde Mert göz devirdi.
"Ha oraya asmışım ha oraya fırlatmışım ne fark eder?" Dediğinde Poyraz'ın ensesine bir tane geçirdi. "Abi durun bir başlamayın çocuk gibi. Anlat ne dedi sana birşey bulabildin mi?" Dediğinde Mert Miray'a gözlerini belerterek baktı. "Çocuk gibi mi? Lan daha bir kaç saat önce limon yüzünden kavga eden ebem miydi?" Dediğinde Miray abisine öldürücü bir bakış fırlatmıştı. "Bu kız bir şeyler karıştırıyor ama ne bende çözemedim. Bana dedi ki benim bir tanıdığım var o beni sınava soktu sınavdan tam puan aldığım için doktor olarak kabul edildim dedi." Mert'in dedidiğiyle hem Miray'ın hem de Poyraz'ın kaşları çatıldı.
"Bu hiç etik bir şey değil ama." Miray'ın dediğiyle Mert başını aşağıya ve yukarıya doğru salladı. "Biliyorum ama burada bu işlerin nasıl işlediğini bilmiyoruz." Dedi Mert. "Nasıl çözmeyi düşünüyorsun kardeşim?" Diye konuştu Poyraz. Mert'in kafası fazla karışmıştı. "Miray'ın yarın erkenden gitmesi gerekiyormuş." Dediğinde Miray eşyalarını toparlamaya devam ediyordu. "Sabah ben bırakırım onu sen de git bu tanıdıkmıdır ne haltsa git onunla konuş."
Mert'in gözleri bir Miray'a bir de Poyraz'a gidip geldi. yüzünü sanki bir şeyden tiksinmiş gibi yüzünü buruşturdu. "Ben bırakamıyormuyum lan kardeşimi?" Dediğinde Miray ve Poyraz'ın gözleri kesişti. "Ne biliyim ya sen işlerini hallet diye dedim." Poyraz konuştuğunda Miray ilk önce çantasını kapattı sonrada konuşmaya başladı. "Abi sen işlerini hallet hem bu hörüğün işi ne bıraksın beni işte sabah erkenden."
Poyraz gözlerini belerterek Miray'a baktı. "Ne hödüğü lan!" Diye yükselmişti Poyraz Poyraz'ın omzuna kolunu atarak konuştu Miray. "Laz hödüğü canım." dediğinde sol gözünü kırpmıştı. "Laz kızı kaşınma!" Dediğinde Mert ters ters bakmaya başlamıştı. "Lan ne yapıyorsanız az ötede yapın yorgunum ben rahat durun!" Dediğinde Mert ikisine de uyarı dolu bakışlar atıyordu.
✧
Bukuroshe'nin anlatımıyla...
Bir rezidansın önüne geldiğimde motorumu Park edip içeriye doğru ilerlemeye başladım. Güvenlikten 'Arkadaşıma sürpriz yapacağım da şifreyi öğrene bilirmiyim?" Diyerek şifreyi almış ve hatta oturduğu daireye kadar almıştım o yavşağın. Hemen asansöre binim 26. Kata çıktıp, 104 numaralı dairenin önüne geldim.
Zili ilk çalışımda kapı açıldığı zaman belimde duran silahı alıp Valon piçinin üzerine yürüdüm. Silahı burnunun ucunda tutarak içeriye girdiğimde gözleri silahın namlusundaydı. "Bak elindeki şeytan dolurdurur." Dediğinde yüzümde bir sırıtış belirdi. "Bana doğrultulan silahları da şeytan doldurmuştu." Dediğimde çom sakin konuşmuştum.
"Özür dilerim gerçekten senin orada olduğunu bilmiyordum." Dediğinde gözlerini benim gözlerime çevirdi. "Ölebilirdik orda hem görev hiç olabilirdi hem ben geberip gidebilirim, ne sikime böyle bir işe kalkışıyorsun lan sen yavşak herif!" Dediğimde silahı burnunun ucundan çekip bir iki defa evin içinde ateş ettim. En sonunda silahı tekrardan ona doğrulttum.
"İşime yaramayacak olsaydın seni şuan şu saniye gebertmiştim ama dua et işim var seninle." Dediğimde kaşlarını çatarak bana bakmaya başlamıştı. "Şimdi gidiyorum yarın şirkette konuşacağız bu konuyu." Dediğim de arkamı döndüm tam çıkacakken durdum. "Bu arada Arben'e söyleyeceğim o halletsin bu konuyu." Dediğimde keyfim yerine gelmişti. Kim bilir belki bu yediği halt yüzünden bir süre şirkette bile göremeyebilirdim onu kim bu harika olurdu.
Geldiğim gibi geriye gittim. Motorumu çalıştırarak eve doğru sürmeye başladım.
Yaklaşık yarım saat sonra şehirden birazcık uzakta, ormanın birazcık içerisinde iki katlı evime gelmiştim. Belki kızlar uyuyordur diye kapıyı çalmayıp anahtarlarımı bulmaya çalışırken telefonum çaldı.
"Alo, Bukuroshe! yarın bu tanıdığınla beni tanıştırabilirim misin?" Dediğinde gözlerimi devirdim. Sonuç olarak o görmüyordu beni. Ayrıca bu ne acale ve adam sakin ol biraz ya. "Tabii, yarın öğleden sonra dört buçuk beş gibi hastanede olur. Yurt dışındaydı da bir seminer için." Dediğimde uydurduğum yalanlara ben bile şok olmuştum. "Tamam o zaman yarın beş buçukta orda olacağım." Dediğinde onaylayan bir mırıltı çıkarttım. Daha sonrasında cevap vermesini beklemeden telefonu kapattım.
Telefonda konuşurken bir yandan da anahtarları arıyordum. Küçücük çantanın içerisinde nereye kaybolmuştu bu Allah'ın cezası anahtarlar. Derken kapı bir anda açıldı. "Siz uyumadınız mı daha?" Sara lacivert ve saten şortlu pijama takımını giyinmiş, Lira ise lila renginde ki ayıcıklı ve şortlu pijamasını giyinmiş kapıda dikiliyorlardı. "Evet, uyuduk şekerim hatta rüyamızda açıyoruz sana kapıyı." Dedi Sara ciddi bir sesle.
"Ay durun ayol size anlatıcaklarım var geçin içeriye üzerimi değiştirip geliyorum." Dediğimde ikiside merakla bana baktılar. "Ay hadi hemen geç geç." Dedi Lira dedikoduyla ve olayla beslenen birisi olarak.
Ben hızla içeriye girip ilk önce ayağımdaki Spor ayakkabılarımı çıkarttım sonra da üzerimde ki motorcu ceketini çıkarttıp askılığa astım. Ayağıma filli peluş ev terliklerimi giyindim ve hızlıca odama çıkıp üzerimi değiştirdim. Üzerime açık gri filli pijama takımımı giyindikten sonra hızlıca aşağıya indim.
"Ay hadi anlat artık! Meraktan çatlayacağız ayol." Dedi Lira sitemle karışık bir şekilde.
Olan herşeyi anlattıktan sonra ikiside şoka girmiş bir şekilde bana bakıyordu. İlk konuşan kişi Sara olmuştu. "Siktiğimin piçine bak hele sen! Virsaydın ya ne halta vurmadın onu!" Dediğinde Valon yavşağından bahsediyordu. "Çünkü bana lazım o." Dediğim de yüzümde sinsi bir gülüş belirdi. "Hem yarın çömezler geliyor. bakalım kim hain çıkacak." Dediğimde masanın üzerinde duran siyah kupada ki kahvemden bir yudum daha aldım.
"Neyse bana müsade artık ben yatmaya gideceğim, uyku bastırdı bana." Dediğimde ikiside aynı ağızdan "iyi geceler boncuk." Dediler. Boncuk sadece o ikisinin bana hitap şekliydi ayrica aramızda bir parolaydı da. "Size de iyi geceler güzellikler." Dedikten sonra odama çıktım. Cilt bakımımı yapıp uyudum.
✧
Yazarın anlatımıyla...
"Herşeyini aldınmı? Bak geri getirmem sonra." Diye söyleniyordu Poyraz sağ koltuğun da oturan Miray'a. Fakat kendisi de biliyordu ki eşek gibi getirecekti. "Ne nazlı bir şeysin sen öyle ya kıyamam. İncilerin dökülür dimi getirsen davar!" Diye cırladığın da Poyraz Miray'a döndü. "Ya kızım senin hakaret kelime darcığında neden sadece hayvanlar var?" Diye merakla bir soru soru sordu. Miray sinir bozukluğuyla güldü. "Çünki sen insan değil bir hayvansın şimdi dön önüne de sür şu arabaya oritoreng suratlı maymun." Dediğinde Poyraz ya sabır dercesine bir nefes aldı.
"Rabbim ben ne günah işledim de ceza olarak bana bunu verdin." Derken sesi besmiş bir şekilde çıkmıştı. "Benim nerem cezaymuş da asul ben sağa verulmiş bir hediyeyim da ne sevap işledum da diyecesun o yüzden got kafali davar!" Dediğinde Poyraz sırıttı. "Gene laz kanaluna geçtuk mi laz güzelu. Dediğin de Miray afallayarak Poyraz'a baktı.
"Güzeli mi?" Diye sordu şaşkınca. "He güzelu, ya neyu okacağdu?" Dediğinde Miray'ın yanakları hafif hifif yanmaya başlamıştı. "Ula bağa ettuğin ilk iktifat falan dur heralde." Dediğinde Poyraz yola bakarken sırıtıyordu.
"Neyse hadi geldik. İn artıkta dikkat çekmeden gideyim." Miray onaylayan bir mırıltı çıkarttı. Hızlı bir şekil de arabadan inip şirket görünümlü yere girdi.
Poyraz tam arabayı sürmeye başlayacakken yerde duran lacivert füları gördü. Bu Miray'ındı. Yerdeki füları aldı ve avucunun arasına aldı sım sıkı tutu Poyraz elindeki bez parçasını. Sonra istemsiz bir şekikde burnuna götürdü. Ciğerlerine dokan hasamin kokusu baş döndürücüydü.
Poyraz ne yaptığını fark edince elindeki füları hızla cebine yerleştirdi. "Delirdin mi olum sen? Senin kardeşinin kardeşi o herşeyden öte oda senin kardeşin kendine gel!" Diye arabanın içerisinde kendi kendisine konuşuyordu.
Kendini yola odaklanmaya zorlasada az önce ciğerlerine dolan yasemin kokusu onu düşüncelere sürüklemişti...
✧
Bukuroshe'nin anlatımıyla...
"Çömezlerin hepsi geldi." Dedi korumalardan bir tanesi. Hemen oturduğum yerde ayaklandım ve odanın kapısına doğru ilerledim.
Üzerimdeki ceketin cebinden telefonumu çıkartıp Sara'yı aradım. "Cihazı hazırlayın ve yatakhaneye gelin." Dedim ve daha fazla cevap vermesine izin vermeden kapattım.
Her zamanki gibi fazla göz alıcı göründüğümün fazladıyla farkındaydım. Kumral saçlarımı tepeden sıkı bir at kuyruğu yapmıştım. Gözlerimin içerisine de bordo kalem çekmiştim. Üzerimde ise bordo saten bir gömlek ve İspanyol siyah bir kumaş pantolon vardı. Tabi ki de Star parça olan şey her zamanki gibi topuklularımdı. Ayağıma bu gün Louboutin topuklularımı giyinmiştim.
Topuklularımla koridorda ilerlerken adımlarım hızlıydı. Bu defa bulacaktım onu.
Bir süre ilerledikten sonra yatakhanenin önünde durdum.
Kızlar hemen kapının önünde beni bekliyorlardı. "Hadi girelim içeriye." Yatakhanenin büyük kapısını açtığımda çömezlerin hemen hemen hepsi yataklarında uzanıyorları, ben girince hepsi birden ayağa kalktı.
"Şimdi sizlere bir test yapacağız." Dediğimde hepsi anlamayan gözlerle bana bakıyordu. Bazıları ise yanlarında duran arkadaşlarıyla fısıldaşıyordu.
"Herkes teker teker gözlerini bu cihaza koyacak sadece bu kadar arkadaşlar." Dedi yanımda duran Sara Lira'nın elindeki makinayı göztererek.
✧
Miray'ın anlatımıyla...
Bu makina büyük ihtimalle gözünde lens olup olmadığını buluyor olmalıydı.
Yüzümde küçük bir sırıtış belirdi. Salaklar hangi yüz yılda yaşıyorlardı? Böyle işler için geliştirilmiş lenslerden haberleri yok muydu? Gözümde ki lensler özel lensler di yani bu tarz cihazlarda görünmesinin imkanı yoktu.
Sıra çok yavaş ilerliyordu, oldukça canım sıkılmaya başlamıştı. "O kızdan sonra ben gelebilirmiyim?" Dediğimde makinanın önünde duran kızlar söz de eğitmenimiz olan kadına bakıp onay beklediler. Kadın onay verince ikiside kafasını salladı. "Tabii," dedi kızlardan bir tanesi.
Bir kaç dakika geçtikten sonra sıra bana gelmişti. Dedikleri gibi gözlerimi makinanın çıkıntılı kısmına yasladım. Ve bir lazer gördüm. Büyük ihtimalle gözlerimi inceliyordu şuan da. Bir kaç dakika o şekilde kaldıktan sonra eğitmen bozuntusu konuşmaya başladı. "Tamam, temizsin çıkabilirsin. İşlem bitene kadar serbestsin." Dediğinde oturduğum yerden kalktım.
Kapıya doğru ilerleyip yatakhaneden dışarıya çıktım. Farklı bir şeyler bulmam lazım. Yeni bir plan üstüne çalıştıklarına eminim. Ayrıca bunlar çocuk kaçırıp, mafyacılık falan oynamıyorlarmıydı? Neden bunlar ajanlık yapıyor? Bura da başka şeyler de olduğuna eminim.
Uzun koridorda ilerlerken bir takım sesler duydum. Biraz daha ilerlediğim zaman hafif aralıklı bir kapı vardı ve içeride bir şeyler konuşuyorlardı.
"Efendim Irak istihbaratının içerisine sızdık. Tam tahmin ettiğiniz gibi bize saldırı düzenlemeye çalışıyorlar." Bu ses bana çok tanıdık geliyordu. Bu abim ve Poyraz'la konuşurken bizi basan adamın sesiydi.
Hemen telefonumdan ses kaydediciyi açtım.
"Onlar bize saldırı düzenlemeden biz onlara düzenleyeceğiz. He bir de bu resimlerde ki yedi çocuk bunları alın ve bizim depolardan birisine götürün, çocukların bilgileri dosyada yazıyor." Ne? Allah kahretsin! Abimlere bunu bildirmen gerekiyor. Tam arkamı dönüp gidecekken konuşmaya devam ettiklerini duydum ve geri dinlemeye başladım. "Uyuşturucu ve silah sevkiyatını erkene alın bu bizim işimize yarayacak." Dedi tanımadığım o ses. Biliyordum işte biliyordum bu kar başka işlerde çeviriyorlardı. "Tabi efendim, hangi güne alalım." Hiç beklemeden cevap geldi. "Bu çarşamba olsun." Dedi adam ve bir kaç saniye sonra ayak sesleri gelmeye başladı.
