5. bölüm · Ateş Altında

5. Bölüm

İlkim 28

21.03.2005

Yazarın anlatımıyla...

"yeter vurma artık çocuğa ne istiyorsun ondan yeter her yeri mosmor, kıpkırmızı oldu yeter!" Bukuroshe bir darbe daha alarak yere savruldu. Babası eve yine alkollü gelmişti ve Bukuroshe'yi dövüyordu.
"Kes sesini hep sen yüz veriyorsun bu gereksize!" Diye kükredi babası ve bir tokat daha geçirdi. Bukuroshe alışmıştı artık canı dahi acımıyordu o kadar darbe almasına rağmen gözünden tek damla dahi yaş düşmemişti.

"Ben ne yaptım sadece kızım okul okusun istedim neden böyle yapıyorsun?" Dedi annesi yılmış ve yorgun bir sesle. "Okumayacak bu kız demedim mi ben sana?" Dedi.

Babası bu defa annesini doğru yönelmişti. Bukuroshe annesinin önüne küçücük bedeniyle sipher olmaya çalışmıştı.

"Çekil aradan!" Diye kükredi babası ama Bukuroshe yerinden dahi oynamadan bütün öfkesi ile başını dikip babasına bakıyordu.

"Bir dakika bekle yalvarırım gözünün önünde yapma ne yapacaksan lütfen içeriye götüreyim izin ver." Dedi annesi soğuk ama yorgun bir sesle. "İkinizi de gebertirim sizin defolup gitsin nereye gidiyorsa ama sen burada kalacaksın!" Dedi ve Bukuroshe'yi kolundan tutup dışarıya doğru sürükledi resmen bir eşya fırlatıyormuş gibi fırlatıp kapıyı kapattı içeriye girmesine izin vermeden.

Bukuroshe kapıyı dinlemeye çalışıyordu. Yoğun bağırma sesleri geliyordu evin içerisinden ama bir anda tiz ve acı dolu bir bağırma sesi geldi ve bütün sesler kesildi.

Aradan bir iki dakika geçti seslerin kesildiğini fark etti Bukuroshe. Tam içeriye girecekken kapı açıldı. Kapının açılmasıyla Bukuroshe irkildi ama karşısında duran babası hiç bir şey demeden hızlı adımlarla evin bahçesinden dışarıya çıktı.

Bukuroshe korkuyla içeriye girdiğinde hayatı boyunca hiç unutamayacaği beynine mıh gibi kazınacak bir görüntü görmüştü.

Kanlar içinde yatan annesi ve bir köşeye fırlatılmış kanlı bir bıçak...

Küçücük aklıyla bazı şeyleri idrak edememişti Bukuroshe. Annesini uyuyor sandı ve yanına sakince kıvrıldı.

Sabaha karşı kapının kırılmasıyla uyandı Bukuroshe. Evde polisler ve komşuları vardı. Komşulardan birisi onu yanına alarak dışarıya çıkarttı ve sarıldı. "Bir şey yok geçti sakin ol!" Diyordu ama onu sakinleştirebilecek tek kişi de şuan da yanından değildi.

Bukuroshe daha küçücük bir çocukken kalbinde büyük bir yükle yanmıştı canı. Hem yetim hem öksüz kalmıştı kimsesizdi.

'Annen öldü!" dediklerinde her şeyin daha yeni farkına varmıştı. Annesinin neden kanlar içerisindee yattığını tek bir cümle ile anlamıştı.

Yıkılmıştı, yanmıştı ama tekrardan küllerinden doğmuştu bir Anka kuşu misali.

Babası bütün suçu daha küçücük bir çocukken Bukuroshe'nin üzerine yüklemişti ve ömrü boyunca bunun suçluluk hissi ile yaşayacaktı Bukuroshe.

Yetimhane de büyümüştü babası hapiste annesi mezardaydı kimse bakmak istememişte anneannesi de babası gibi 'senin yüzünden' demişti ona. Babaannesi de babasının onun yüzünden hapse girdiğini düşündüğü için bakmak istememişti. Devlet son çare olarak yetimhaneye bırakmıştı onu...

"Evet Seher bu defa ne sebeple karşımdasın?" Dedi Seher'in karşısın da oturan komiser. "Süleyman abi şimdi şöyle oldu ben bir iç mimarım zaten biliyorsun bunu neyse bir müşterim vardı işte burda olmama sebep olan kişi. Bir iş verdi bana bende yapmamı istediği işi yaptım bire bir söylediğinin aynısıydı. Teslim günü geldiğinde yani projeyi bitirdiğimde gösterdim ona hatta istersen çizimleri de sana gösteririm. Benim yaptığımı beğenmedi tamam buna diyecek bir şeyim yok olabilir nereyi beğenmediyse söylesin düzeltirim benim işim bu. Fakat gelipte bana hakaretler yağdırırsa kusura bakılmasın ama yerimde de durmam." Diye kendi çapında açıklamasını yaptı Seher.

"Bak Seher seni kendi kızım gibi severim ama sen neden adama saldırıyorsun? Hayır birde adamı tehdit ediyorsun." Dedi yılmış bir sesle.

"Abim duydum?" Diye sordu tek merak ettiği şey buydu çünki abisi duyarsa iki saat çenesinden kurtulamazdı. "Aradı arkadaşlar haberi var yani." Gözleri fal taşı gibi açıldı Seher'in. "Abi kendi aramızda çözerdik biz abime neden haber verdinki şimdi." Karşısında oturan komiser derin bir nefes alıp verdi. "Bizden duymamış zaten Miray komutanımla konuşuyormuşsun sanırım o sırada oda Mert komutanıma söylemiş." Dedi karşısında oturan komiser.

"Dua et seni şikayet etmemişler kurtuldun yoksa biliyosun abin görevi bırakıp buraya gelirdi." Dedi süleyman komiser. "Bilmezmiyim!" Dedi aklına gelenlerle.

"Neyse tamam hadi imzala şu evrakları da çıkarsın sonra." Dedi komiser ve çekmeceden bir kaç evrak çıkarttı. Seher onları imzaladı ve çıktı.

Mert otele gelmiş odasına doğru ilerliyordu. Tam odanın kapısını açıp içeriye girdiği sırada Miray panik halinde Mert'e doğru ilerledi.

"Abi Seher'i polisler götürdü!" Diyordu telaşla. Mert onun aksine gayet sakindi. "Biliyorum." Dedi. Miray'ın gözleri kocaman açıldı. "Nasıl bu kadar sakin olabiliyorsun o zaman!" Diye yükseldi Miray. "Her zamanki hali ilk defa düşmüyor sonuç olarak Süleyman abiyle konuştum zaten." Dedi Mert. İçeriden bir ses daha geldi. "Ben sana demiştim boşa panik yapıyorsun diye değilmi?" Dedi Poyraz. "Seni geberticem Poyraz!" Diye bağırdı Miray. İçeriye doğru geçtikleri sırada Poyraz sırıtıyordu. "Hoş geldin kardeşim." Dedi Poyraz. "Hoç buldum hoç buldum da ne yaptında delirttin gene bunu." Dedi kafasıyla Mirayı göstererek.

"Uyuyordu yemek yemesi için uyandırmaya çalıştım uyanmadı bende soğuk suyun altına attım ona bu kadar dellendi." Diye olayı özetle anlattı Poyraz. Mert gülmeye başladı. "Ulan gaybana geberteceğum la seni!" Dedi ve Poyraz'ın üzerine fırladı Miray. "Lan gevşek gevşek güleceğune al şu kardaşuni tepemden ula!" Diye bağırdı Mert'e. Mert hiç bir şey demeden gülmeye devam ediyordu hatta o kadar gülüyorduki kendini yerlere atıyordu resmen.

"Ula bir dur da iki dakika dur yeminle kaçmayacağum ama iki dakika dur." Dedi Poyraz. Miray acıdığı için bir kaç dakikalığına durdu. Poyraz ayağa kalkıp Mert'e doğru ilerledi ve kafasına güzel bir sille yapıştırdı. "Ula it heruf ne güleysun?" Dedi. Mert aldığı darbeyle gülmeyi bıraktı. "Ula dingoz az mı vurdun da buna? Biraz daha vur." Dedi. Dingoz laz dilinde inatçı demekti. Mert iki kardeşine de dingoz derdi çünki ikisinde de katır inadı vardı ikiside birbirinden inatçıydı. "Lan gevşek herif aynı kandansınız zaten kışkırtma şunu!" Dedi Poyraz.

Poyraz yılmış bir şekilde teslim olmuştu. "Of böyle yapınca keyfi çıkmıyo yürü git gözümün önünden ya." Dedi Miray. Poyraz biliyordu böylebyaparsa bir şey yapmayacağını o yüzden teslim olmuştu. Sırıtarak kendisini koltuğa bırakmış telefonuyla ilgilenmeye başlamıştı.

Bukuroshe'nin anlatımıyla...

Kapının çalmasıyla kafamı önüm de duran dosyalardan kaldırdım. "Gel!" İçeriye Arben'in korumalarından birisi içeriye girdi. "Efendim bunlar istediğiniz dosyalar Arben bey gönderdi." Dedi ve elinde duran dosyaları bana uzattı. "Şöyle bırakabilirsin teşekkür ederim." Dedim. Adam daha fazla bir şey demeden arkasını dönüp odadan çıktı.

Önümdeki dosyalar şirketin bütün çalışanlarının bilgileriydi.

Dosyalardan bir kaç tanesini açıp incelemeye başladım. Kayda değer bir şey bulamadığım için gelen dosyaları bir kenara koyup tekrardan çömezlerin dosyalarını incelemeye başladım. Gelen dosyaların işey yaramamasının nedeni bu kişilerin en az iki senedir şirket de çalışıyor olmalarıydı. Aynı zamanda şirkette çalışan kimsenin değişmemiş olmasıydı.

Fakat Miray'ı incelediğim zaman onunki gibi bal rengi gözleri olan kimse yoktu çömezlerin arasında. Lens takıyor olmalıydı. Gece uyumak için de lenslerini çıkartması gerekiyordu yani gece ani bir baskın yapmam gerekiyordu.

Geldikleri zaman bir gece vakti ansızın yatakhaneye gitmem gerekiyor.

En azından bir ip ucu bulduğum için bir rahatlama yaşadım.

Sandalyede geriye doğru yaslandım ve aklımı kurcalıyan bir kaç şeyi düşünmeye başladım. Sırf kafamı dağıtabilmek için saatlerdir şirketteydim. Fakat artık lafamı dağıtabileceğim hiç bir şey kalmamıştı bende düşünmeyi seçtim.

Mert bana hâlâ çok tanıdık geliyordu ama nerden? Her gördüğümde sanki daha önce görmüşüm gibi geliyordu. Özellikle de gözleri gri gözlü kimi görmüş olabilirim ki ben. Hem Mert Türk nerede görmüş olabilirim ki? Acaba farklı bir görev de daha mı denk geldik? Kafamı çok kurcalıyordu bu mesele çünki ben gördüğüm yüzü hatırlardım.

Bunun yanı sıra kafamı kurcalayan bir şey daha vardı...

Babam olucak pisliği görmek. Annemin öldüğü geceden sonra davadan davaya görüyordum. Hâlâ net bir ceza almamıştı sağ olsun Arben müebbet yemesi için çok uğraşıyordu bende fazlasıyla uğraşıyordum. En son onu bu senenin başında olan dava da görmüştüm ondan sonra daha da görmedim.

Bu gün annemin yanına gittiğimden beri içimden bir ses oraya da gitmemi söylüyor ama gitmemem gerektiğini biliyorum. Eğer gidersem her dava çıkışında olduğu gibi birbirimize nefretle bakıcaz ve beni suçlayacağını biliyordum.

Hiç soramadım ona bunu neden yaptığını mahkeme salonunda iken zırvaladığı bir kaç şey vardı ama ortada doğru düzgün bir neden yoktu. Gerçi sorsam da neden olarak beni gösterirdi. Gitmeli miyim gitmemeli miyim? Gidersem söyleyeceği şeyleri kaldıra bilirmiydim? Kaldıramaz mıydım? Kafam da bir dünya düşünce vardı.

Bir yarım saat kadar düşündüm ve bu düşüncelerin hepsinden sıyrılıp gitme kararı aldım. Belki söyledikleri beni yılardı beni yakardı ama ben küllerimden yeniden ve daha güçlü doğardım kendimi tanıyordum.

Kendi odamdan çıkıp asansöre doğru ilerledim ve Arben'in odasının bulunduğu kata gittim. Asansörden indiğim de ilerledim ve odanın önüne geldiğimde bir nefes alıp kapıyı çaldım. "Gel." Diye bir ses yükseldi içeriden.

İçeriye girdiğim de içeri de Valon vardı.

"Ben sizinle bir şey konuşmak istiyordum da efendim sanırım müsait değilsiniz ben daha sonra gelirim." Dedim ve tam odadan çıkacaktım ki arkadan bir ses geldi. "Kalkıyorum ben zaten siz konuşun izninizle efendim." Demişti Valon. Bende o sırada arkamı dönmüştüm. Valon kapıya doğru ilerlerken bana göz kürptı ve sırıtarak odadan çıktı.

Yemin ederim bu pezevenk arsız. Hayır dövüyorum, boğazına yapışıyorum ama gene de akıllanmıyo. En sonunda çekip vuracağım.

Derin bir nefes alarak Arben'in masasının önünde duran koltuklardan birisine oturdum. "Ne konuşacağız?" Diye sordu Arben. "Efendim ben sizden bir şey rica edecektim." Diye konuya doğrudan girmeye çalıştım. "Buyur?" Dedi tek kaşını havaya kaldırarak. "Ben babam olacak o adamla görüşmek istiyorum ayarlaya bilirmisin?" Diye pat diye söyledim. Arben'in gözleri kocaman açılmıştı. "Babanla mı?" Dedi anlam veremeyerek. "Evet onunla." Dedim. "Eminmisin görüşmek istediğine Bukuroshe?" Diye sordu bu defa. "Evet eminim efendim." Dedim. "Tamam avukatlarla konuşacağım eğer ki tamamsan yarına ayarlamaya çalışayım." Dedi ama sesi hala şaşkındı. "Olur." Dedim. "Şimdi izniniz varsa çıka bilirmiyim efendim?" Dedim. "Çıka bilirsin." Demesiyle odadan dışarı kendimi attım.

Yazarın anlatımıyla...

Bukuroshe gelmeden önce Arben ve Valon'un konuştukları.

"Bukuroshe'nin bunu kesinlikle öğrenmemesi lazım!" Demişti Arben. "Ama er yada geç öğrenecek efendim." Arben'in elindeki dosyaya uzandı Valon. "Öğrenmemesi için her şeyi yapmamız lazım bu itin onun çocukluk arkadaşı olduğunu öğrenirse görev bir hiç olur o yüzden öğrenmemesi lazım." Dedi Arben.

"Peki nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Belki değil." Diye sorguluyordu Valon. "Bu Mert'i araştırırken önceden burada yaşadığını buldum. Sonra biraz derinlerine inince Bukuroshe ile komşu olduğunu da buldum aynı zamanda Mert'in çocukluk fotoğraflarına kadar buldum ve Bukuroshe'nin çocukluğunu zaten biliyorum. Dökümanları kurcalarken ikisinin resmini buldum." Bu konuyla ilgili bildiği her şeyi anlatmıştı Arben.

"Peki ya öğrenirse Bukuroshe?" Dedi merak dolu bir sesle. "İşte o zaman Türk askerleri bizim sonumuz olur Valon çünki Bukuroshe bu göreve devam etmez Türk askerlerine sızdırır her şeyi ve onlar da amaçlarına ulaşmış olurlar." Arben endişeli görünüyordu Bukuroshe'nin öğrenme ihtimali onu endişelendiriyordu. "Peki aklınızda ne var efendim nasıl saklayacağız saklanan her şey ortaya çıkar her zaman." Dedi Valon.

"Aklımda şu-" Lafını bitiremeden kapının çalmasıyla duraksadı Arben.

"Lan oğlum çocuk gibisiniz yeter bir yeriniz de durun artık!" Diye sitem ediyordu Mert Poyraz ve Miray'a karşı. "Sen git onu bu dingoza söyle her şey onun başının altından çıkıyo!" Diye bağırdı Poyraz. "Lan bağırma dibimdesin zaten sağır değilim." Dedi Mert.

"Miray sana üç saniye veriyorum beni şal artık!" Dedi ve saymaya başladı Poyraz. "1... 2... 3..." Dedi ve Miray rahat durmadığı için tek hamlede omzuna attı. "Bırak beni salak herif bırak!" Diye bağırarak Poyraz'ın omzuna ard arda vuruyordu Miray. "Kızım dur acıyo bendeki de can taştan yaratılmadım ben." Dedi Poyraz hafif sinirle ama ukala bir tabırla.

O sırada Miray'ı yatağa fırlatıp üzerine eğildi ve kollarını tutu. "Rahat dur artık laz kızı beni de rahat bırak." Dedi Miray'ın gözlerinin içine bakarak. "Durmazsam ne olur?" Dedi onun zıttıne giden Miray. "Bu olur!" Dedi Poyraz. Yatağın üzerinde duran çarşafı alıp ilk önce kollarını kıpırdatamacağı şekilde sarıp sonrada bütün bedenini sarmıştı. "Beyinsiz şey ne yapıyorsun mal herif bıraksana beni!" Diye çırpınıyordu. Poyraz bağlama işlemini bitirdikten sonra Mirayı omzuna atıp Mert'in yanına götürdü.

"Naptın lan kıza?" Diye ufak bir sorguladı ama sonra nefessiz kalana kadar gülmeye başladı. "Abi çözsene beni ya bu mal sardı beni kundaktaki Bebek gibi!" Diye bütün çirlefliğiyle bağırdı Miray. "Lan iyi aklına gelmiş he bunu çözersek sıçar azına en iyisi kızların odaya bırakalım bunu odaya geri dönelim." Diye bir akıl verdi Mert.

Poyraza mantıklı gelmiş olacak ki daha fazla bir şey demeden Mirayı tekrardan omzuna atıp kapıya doğru ilerledi. "Ulan gaybana ödetmez miyim ben bunu sana intikamamım çok pis olucak bunu bil!" Dedi Miray ve kafasını birazcık yukarıya kaldırarak omzunu ısırdı Poyraz'ın. Poyraz omzunun acısıyle Miray'ı yere bırakmıştı. "Köpek misin kızım sen ne ısırıyorsun?" Dedi demesine de kafasını omzundan laldırdığında Miray zıplayarak ilerlemeye çalışıyordu. "Nereye kaçıyorsun sen acaba he?" Diye tekrardan takaladı Poyraz Miray'ı.

Kızların odasının önüne geldiklerinde Poyraz ayağıyle kapıyı çaldı. Kapıya İrisa çıkmıştı. "Komutanım?" Diye pörtleyen gözlerle bakıyordu Poyraz ve Miray'a. "İrisa şimdi sen Miray'ı tutucaksın bende kaçıcam tamamı ama ben kaçana kadar dikkat et sakın kaçmasın." Dedi Poyraz. Miray'ı omzundan indirip İrisa'ya teslim ederk koşarak odaya kaçtı Poyraz.

Bukuroshe'nin anlatımıyla...

Saat sabahın erken saatleriydi ben yola düşmüştüm. Sırf o babam olucak insan israfını görmek için bu kadar erken kalkıp da şehrin diğer ucuna gideceğimi hiç düşünmemiştim. Bazı şeylerle yüzleşmek gerekirdi çünki yüzleşemediğin şeylerin hiç birisi iyileşmez açik ve kanayan bir yara halinde kalır o yüzden bende bu gün yüzleşmeye gidiyorum.

Arben yanımda Valon olucak gerzekalıyı da göndermişti. Ben araba sürerken yanımdaki koltukta prensesler gibi uyuyodu salak neyseki uyuyor olması uyanık olmasından iyiydi. En azından salak salak hareketler yapıpta sinirlerimi bozan birisi yok.

En az iki saatlik yolumuz kalmıştı. Benim çok uykum geliyordu bu gevşekte yanımda yayıla yayıla uyuyunca daha çok uykumu getiriyordu.

Bir kaç kilometre sonra bir benzinliğe girdim. Arabadan indiğim de bir ürperti hissettim. Arabanın bagaj kısmındaki siyah poları çıkartıp üstüme geçirdim ve benzinliğin içine girip kendime kahve aldım. Tekrardan arabaya döndüğümde Valon hâlâ uyuyordu yani insan bir uyanır değilmi kaç saattir uyuyordu ölmüş falanmıydı acaba? Aman ölmemiştir bu beni öldürür kendisi haşar salak herif.

Arabaya tekrardan binip yoluma devam ettim.

Bir kaç saat sonra cezaevinin kapısının önündeydim.

Ne hissetriğine dair hiç bir fikrim yoktu. Korkumu sanmıyorum yada öfke insan onun için hiç bir şey ifade etmeyen birisine öfke duyarmıydı? Hiç sanmıyordum çünki o benim için nefes alan bir varlıktan öteye geçememişti ve asla da geçemeyecekti.

Kapının önün de öylece beklerken kolumda bir el hissettim. "İstersen içeriye girmeden dönelim emin misin onu görmek istediğine?" Diye sordu Valon ama ben onun nasıl çürüdüğünü görmek nasıl çürüyeceğini de anlatmak istiyordum. "Eminim buraya kadar geldim ve konuşmadan dönmeyeceğim!" Dedim sert, soğuk ve net bir sesle.

Valon kolumu bıraktı. Ben ağır ama kendimden emin adımlarla ilerliyordum ama adımlarım sanki geriye
doğru gidiyordu. Dinlemedim adımlarımı veya kalbimi beynimi dinledim sadece. Yüzleşmem gerekiyordu onunla belki bu hayatta beni en lçok korkutan şey de onunla yüzleşmekti ama o korkutmuyordu beni. Acizdi o bir çocuğu annesiz, kimsesiz bırakabilecek kadar acizdi.

Çürüsün istiyordum burada. Gitsin bu dünyadan istiyordum gebersin istiyordum. Ben ilk defa bir insandan bunları istiyordum çünki o beni yaktı hemde küllerimi dahi yaktı ama ben yanan küllerimden dahi yeniden doğdum her şeye rağmen.

İçeride beni iyi bir denetlemeye soktular.

Denetlemeyi geçtikten sonra görüşlerin yapıldığı bölümd geçtim ve beklemeye başladım.

Kapıya odaklanmış izliyordum. Sonra içeriye birisi girdi ve bana doğru ilerledi. Sanki iki alev topu karşılaşmış gibiydi. O nefret dolu bakışları hiç değişmemişti...