2. bölüm · Ateş Altında

2. Bölüm

İlkim 28

Bukuroshe'nin anlatımıyla...

Arkamı döndüğümde gördüğüm kişiyle afalladım. Ne işi vardı bunun burada. Her halta burnunu mu sokucaktı şimdi bu?

"Seni senin yerinden kovmak gibi oldu ama kusura bakma." Dedi adının Mavi olduğunu hatırladığım kadın. "Sorun yok sizin konuşmanız bittimi gelebilirmiyim?" Dedim masum olmaya çalışarak. "Bitti" dedi net bir şekilde. Bu kadına şimdiden ayar olmaya başlamıştım. İçeride ayrı yükseldi, yarayı dikerken ayrı ahiretlik sorular sordu, şimdi de sanki beni dinlemiş gibi arkamda dikiliyor. Ben bu kızı yolarım! Neyse sakin ol Bukuroshe, sakin ol görevdesin şuanda.

Yavaş adımlarla arkamı dönüp içeriye doğru ilerledim. Duymamış olmasının rahatlığıyla derin bir nefes verdim.

İçeri girdiğimdeki görüntüyle rahatlığım sekteye uğradı. Timin üyeleri Mert'in toparlanmasına yardım ediyordu. Gidiyorlarmıdı? Gidemezler.

"Mert nereye gidiyorsun yaran daha çok taze." Bir anda hepsi bana döndü. "Mert'mi adımı nereden biliyorsun?" Allah kahretsin şu dilimi eşek arısı soksun inşalah. "Ee şey sen bilincini kaybettiğin zaman cebinden cüzdanına bakmıştım orda gördüm." Diye o anki panikle saçma sapan bir yalan uydurdum. "Anladım" dedi şükür inandı.

"Biz artık gidelim doktor hanım." Diye lafa atladı adının Poyraz olduğunu hatırladığım kişi. "İyide komutanınızın yarası daha çok taze daha bir iki saat önce yaralandı!" Diye yükseldim bir anda ama çok geçmeden yükselişimin gereksiz bir dikkat çektiğini fark edince toparlamaya çalıştım. "Yani dikişleri patlaya bilir." Diye en saçma bahanemi uydurdum. Neredeyse şuan da yıllık yalan kotamı doldurmuştum.

"Sen neden bizim kalmamıza veya gitmemize bu kadar takılı kaldın?" Yine konuştu terminatör. Bu kız terminatör gibiydi ciddi anlamda kıza ayar olmaya başlamıştım. Her şeye atlıyor. "Yani neden takıcakmışım hem burda nerede kalacaksınızki? Buranın dilini biliyormusunuz?" Kendimce mantıklı bir açıklama yaptım.

"Faleminderit për gjithçka, por le të ikim tani." (Her şey için sağ ol ama biz artık gidelim.) Şaşkınca baktım. Hiç beklemiyordum. "Duhet të presësh që plaga të shërohet." (Yaranın iyileşmesini beklemelisin.) Herkes bize bakıyordu.

"Sen nereden biliyorsun Arnavutçayı?"hâlâ şaşkın bir şekilde yüzüne bakıyordum. "Dilini bilmediğimiz bir ülkeye başta gelmezdik zaten." Diye bir yanıt aldım. Mantıklıydı.

"Ne konuşuyordunuz lan demin" diye atladı demin önceki adam. "Bu gece burada kalacağız yarın gideceğiz." Evet ikna etmiştim kendimle gurur duyuyorum. Canım kendim. Daha sonra kendimi bu konu için şımartacaktım. "Ama komutanım." Diyerek bu defa yanımızdaki diğer bir kadın atladı lafın arasına. Yahu bir durun artık. "İrisa benim lafımın üstüne laf ne zamandanberi laf söyleniyor bu timde!" Yürü br aslanım kim tutar seni. "Haklısınız komutanım." Diye başını öne eğdi kız.

"Poyraz komutanım bir dışarı gelirmisiniz?" Mavi misin Nesin sus artık be kadın. Poyraz denilen kişi kaşlarını çatarak bakıyordu. "Tamam geliyorum."

Yazarın anlatımıyla...

Poyraz ve Mavi ağaç evin dışındalardı. "Komutanım bu kadına ben hiç güvenmiyorum. Çağırmak için dışarıya çıktığımda biriyle telefonda konuşuyordu ama tam kapattığı esnada gördüm. Arkasını döndüğü zaman beni görünce panikledi ifadesini toparlamaya çalıştı ama ben fark ettim. Bir şey saklıyor olmalı." Mavi'nin bunu anlatabileceği en mantıklı insandı Poyraz şuan da. "Ailesiyle konuşuyodur seni bir anda arkasında göeünce korkmuş olabilir." Poyraz her zamanki gibi en basit yolu düşünmeyi seçri. "Hadi diyelim ki öyle bizi neden burada tutmaya çalışıyor?" Son kozunu oynadı Mavi.

"Bunu bana sormak yerine gidip ona sorman daha mantıklı değilmi Mavi?" Mavi bu cevaba gözlerini devirerek konuşmaya başladı. "O da diyecekti ya nedenini."

"Mavi komutanım şuanda burada duruyorsa bir bildiği vardır o yüzden sorgulama inanki timden kimsenin ona güvendiğini düşünmüyorum." Mavi daha fazla zorlamadan arkasını dönüp ormana doğru ilerledi. Poyraz ise Mavi'yi umursamadan ağaç eve ilerledi.

Aradan bir kaç saat geçmişti. Gece yarasına geliyordu saat. Mavi hala ortalıkta yoktu. Bukuroshe'de bu konudan pek bir hoşnuttu.

Bukuroshe kolundaki saate baktı ve saatin gece yarısına doğru geldiğini fark etti.

"Ben artık gideyim. Dolabın içerisinde yorganlar ve battaniyeler var haberiniz olsun." Diyerek ayaklandı bukuroshe. "Ha bir de dolapta pansuman malzemeleri de var haberiniz olsun." Dedi Bukuroshe. Hemen sandalyenin üzerinden deri ceketini ve madan da silahını alıp ağaç evden çıktı.

Ormanın diğer çıkışına doğru ilerlemeye başladı. Çünkü Arben arabayla onu orada bekliyordu. O sırada fark ettiği şeyle yerinde durdu. Ses kaydetme cihazını ağaç evde unutmuştu. Kendisine bir ağız dolusu söverek tekrardan ağaç eve doğru ilerledi. Neyseki çok uzaklaşmamıştı.

Bir kaç dakika sonra tekrardan ağaç evin kapısının önündeydi. Kapıyı çaldı ve "gelebilirmiyim?" Dedi. İçerden "gel" sesini duydu. İçeriye girdiği zaman herkes ona baktı. Bukuroshe bir bahane bulmak adına etrafa baktığı esnada aklına bir yalan gelmişti.

"Şey ev anahtarlarım cebimde yokta burada düşürmüş olabilirim ona bakmak için geri döndüm." Diyerek sıyrıldı işin içerisinden. Anahtarlarını arıyormuş gibi yapmaya başladı Bukuroshe.

Temkinli bir şekilde ilk önce masanın altına eğildi ve masanın duvara tarafındaki bacağının arkasında duran ses dinleme cihazını aldı. Sanki anahtarları oradaymış gibi görünmesi için ses dinleme cihazını cebine koyarken anahtarlarını aldı. Derin bir nefes vererek eğildiği yerden doğruldu. "Buldun mu anahtarlarını?" Dedi Mert. Elimdeki anahtarları yukarıya tutup salladı Bukuroshe.

"İyi geceler hepinize." Dedi ve kimsenin cevap vermesine izin vermeden tekrardan dışarıya çıktı.

Tam o sırada telefonu çaldı arayan kişi Arben'di. Telefonu açmak için yürümeye başladı.

"Neredesin?" Telefonu açar açmaz dediği şey buydu. "Geliyorum bir kaç dakikaya oradayım." Diye yanıt verdi. "Tamam" dedi ve bukuroshe'nin yüzüne kapattı telefonu.

Bir kaç dakika yürümeye devam etti taki züpbenin birisi yolunu kesene kadar.

Bir adam "Güzellik ne yapıyorsun bu saate dışarıda?" Diyerek bir kolunu Bukuroshe'nin omuzlarına attı. Bukuroshe ilk önce gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı ve verdi daha sonrasında kafasını ağır bir şekilde yanında duran adama çevirdi.

Adam ile kısa bir süre bakıştıkdan sonra hiç konuşmadan kolunu sert bir şekilde tutup çevirdi. O esnada adam acı ile inledi. "Yavşak herif sen kendini ne zannediyorsun da bir kadına yavşaklık yapıyorsun?" Adam kolunu Bukuroshe'nin elinden kurtarmaya çalışırken "eğerki bu saate dışarıda olursan bune mecbur kalırsın" dedi. Bukuroshe öfke ile yüzüne bir yumruk indirdi. "Hiç bir kadın sen ve senin gibi yavşakların oyun oynayabileceği uğraşa bileceği birisi değil bu bir. Dizi ile cinsel organına vurdu. "Gece dışarıda olmamız sizi ilgilendirmez. Geceleri dışarıya çıkmamız sizin bize yavşaya bileceğiniz anlamanı gelmez bu iki." Bir yumruk da diğer yanağına indirdi. "Ve ayrıca senin annen, ablam veya kız kardeşin yokmu senin annene bu şekilde davransalar ortalığı birbirine katarsın ama bunu başkalarına yapacak kadar namussuzsunuz siz erkekler işte bu da üç." Dedi Bukuroshe. Son olarak bir tokat daha atacakken Bukuroshe arkadan bir el bileğini kavradı.

Arkasını döndüğünde "yavaş ol bayan" diyen bir adam bileğini tutuyordu. Arkasında 4 adam daha vardı. "Buralar karışacak desenize." Diye varla yok arası bir mırıltı çıktı Bukuroshe'nin dudaklarının arasından.

İlk önc diğer eli ile yakasını kavradığı adama son bir kafa darbesi indirerek etkisiz hale getirdi. Bir anda ne olduğunu anlayamadan arkadan sesler yükselmeye başlamıştı. Bukuroshe daha arkasını dönmeden gözlerinin önünden bu adam uçmuştu resmen.

"Öncelikle bayan değil kadın!" Diyerek az önce Bukuroshe'nin kolunu tutan adamın ensesine dirseği ile sert bir darbe indirdi. Bukuroshe şaşkınlık ile bakıyordu Mavi'ye. "Öylece bakacak isen köşeden izlemeye devam et." Asıl ortalığı Mavi karıştırmaya başlamışdı. Bukuroshe şaşkın ifadesini yüzünden silerek bir adamın tam kafasına doğru bir tekme geçirdi. Mavi ise sendeleyerek yere düşecek olan adamı ensesinden yakalayım kafasını yüzüne geçirdi. O sırada arkadından gelen bir adamın karnına dirseği ile vurdu."Ve artık kaldı sıfır." Dedi.

"Teşekkürler" dedi nefesini toparlamaya çalışarak bukuroshe. "Teşekkürlük bir konu yok ortada." Mavi yüzüne dahi bakmıyordu yerde baygın yatan adamları bir köşeye yığıyordu. "Çok iyi dövüşüyorsun daha önce eğitimmi aldın?" Mavi'nin bu kargaşada gözünden kaçmamıştı. "Yani dövüs sporu ile uzun bir süre ilgilenmiştim." Mavi kafasını sallayarak onayladı. "Eve gidiyordun sanırım sen." Mavi hala yüzüne bakmıyordu. Onaylayan bir mırıltı çıkartmışdı bukuroshe.

Bukuroshe'nin anlatımıyla...

Bir az önce ne yaşadığım hakkında bir fikrim yokru. Mavi'nin bana yardım edeceğini hiç düşünmezdim. Kızın benden gıcık aldığını hissede biliyordum. Gerçi duygularımız karşılıklıydı. Bende ondan pek haz etmiyordum. Gerçi pek değil baya haz etmiyordum.

Biraz daha ilerledikten sonra ormanın arkasında bulunan çıkışına gelmiştim. Önümde duran siyah arabaya bindim. "Ses kaydı nerede?" Sanada selam Arben ya sabır. Bu lavukta hiç çeklimiyordu da işte hem babam denilecek it yüzünden katlanıyordum hemde mesleğim için. "Burada efendim" diye cebimdeki ses kaydını ona uzattım. Gönül isterdiki fıtlatmak. "Ben oradan çıktıkdan sonraki konuşmalarının hepsini buna kaydettim." Başını sallayarak onayladı beni.

"Peki bu Mert denen şahısı adamlardan hangisi vurmuş biliyormusun?" Yüzümde engel olamadığım bir tebessüm belirdi. "Ben vurdum" dedim tüm netliğim ile. Cidden bu gün kendimi eve gider gitmez şımartmam gerekiyordu. "Tahmin etmiştim adamların hiç birisi o kadar mesafeden vurabilecek kadar becerikli değil çünkü." Haklıydı hepsi çok beceriksiz.

"Şirkete geçip beraber dinleyelim bakalım şu sesi." Başımı onaylamak adına salladım.

Aradan yarım saat gibi bir zaman geçti. Şirkete gelmiş Arben'in odasında cihazı dinleyorduk.

"Miray kim? Aramıza kimi göndermişler bunlar?" Tam tahmin ettiğim gibiydi. "Odamdaki dosyada var. İzin verirseniz odamdan bana verdiğiniz dosyayı alıp geleyim." Başını sallayarak onayladı.

Odadan çıktım ve asansöre doğru ilerlemeye başladım.

Ben bu Mert denen herifi nereden tanıyordum da bana bu denli tanıdık geliyordu. Adamı gördüğümdeen beri aklımdan geçen tek sor buydu. Gözleri özellikle çok tanıdık geliyordu. Bukuroshe saçmalama istersen nerenden tanıyacaksın sen elin Türkünü. Bugün ki yalanların çarptı seni heralde.

Tam asansöre binecekken Valon denen yavşakla karşı karşıya geldim. Adam beni her gördüğünde yavşıyor resmen. Kendime bol bol sabır diliyorum.

"Selam bukuroshe" duymazdan gelmek istedim ama mümkün değildi şuanda cevap vermezsem peşimi bırakmazdı. Yüzüme sahte bir gülümdeme yerleştirerek "sanada" dedim. "Uzun zaman sonra yeni görev almışsın." Başımı aşağı yukarı salladım. "Bu gün çok güzelsin her zamanki gibi." başlıyordu gene en son eğtim alanında çömezlere göstericeğim diye adamın sinirden lafasın uçurmak üzarydim ama onunda benimle aynı tekniklere sahip olduğunu unutmuştum. Kafasını eğerek bu darbemden kurtulmuşdu. O zamandan sonra yavşamayı kesmişti.

Daha fazla muhattap olmama gerek kalmadan asansör çok şükürki gelmişti. Hiç bir şey demeden odama doğru ilerledim. Odaya girdiğimde masamın altındaki çekmeceden dosyaları alıp odadan hızlı adımlarla çıktım. Asansöre bindim tekrardan Arben'in odasına doğru ilerledim.

Odaya tekrar girdiğimde dosyaların arasından hemen Miray denilen kızın olduğu sayfayı açtım.
"Miray bu efendim" dedim. Kağıda baktı bir süre inceledi. "Çömezlerin aralarına özellikle bakılsın. Valon'a haber ver o baksın." Valon mu ciddenmi ben adamdan kurtulmaya çalışıyorum adamı benim görevimin içine sokuyorlar resmen. "Gerek yok ben yarın sabah ağaç eve uğrayıp buraya gelir bakarım." Ben bu görevde herkesi kabul edebilirim ama o zaman salağı asla. "Sen yarın onların yanından ayrılmayacaksın bukuroshe. Yarın Valon bakacak o meseleye sen dersin ona." Birde benmi diyeceğim. Zorla "peki efendim" dedim. "Sen onun haberini ver ayriyetten hastaneye haber versin sana oda hazırlasınlar. Bu da doktor kimlik kartın." Masanın üstünden kartı alıp odadan çıktım.

Valon'un odasına doğru ilerledim. Odanın önüne geldiğimde kapısını tıklatıp içeriye girdim.

Yüzüme şaşkın bir şekilde baktı ilk önce sonrasında dudakları iki yana kıvrıldı. Ben bu adamı boğacağım yakında. "Buyur ne oldu?" Dedi yerinden kalkarak. "Demin önce Arben ile konuşuyorduk çömezlerin arasına senin bakmanı söyledi." Merakla yüzüme baktı. "Nedeni?" Yanına doğru ilerledim ve Miray'ın resmini gösterdim. "Bu kızı arıyacaksın. Arben çömezlerin arasında olduğunu düşünüyor. Aynı zamanda hastaneye de haber vereceksin benim için oda hazırlayacak." Miray'ın resmini inceliyordu. "Bu defada doktormu oldun?" Diyerek bana yaklaştı. "Evet" dedim net bir şekilde ve kendimi geri çektim. "Kokun çok güzel daha önce söylemişmiydim?" Dedi. Be adam beni bir şal vallahi boğarim seni. Bütün ifadesizliğim ile "sağ ol" dedim.

Bana doğru bir adım attığı esnada kendimi daha çok tutamayıp boğazına yapıştım. "Bir daha bana bu denli yavşamaya kalkarsan bu defa seni elimden kimse alamaz. Kendine gel konumunu bil." Nefes alamıyordu ama salak gibi sırıtıyordu. "Bir dahaki sefere bu kadar sakin karşılamam." Dedim ve boğazını bırakıp dosyaları alıp hiç bir şey demeden odadan dışarıya çıktım.

Pezevenk elimde kalacak benim. Dayak istiyor başka açıklaması olamaz. Allah'ım beni sabır yağmurunda şemsiyesiz bırak.

Aldığım sinir dolu nefesler ile otoparka doğru yürüyordum. İçimden sakin olmak adına annemin bana küçükken söylediği şarkıyı söylüyordum. je në çdo varg të kënges time je frymzimi si të jetoj
ti ma e shtrenjta ime. Diye geçiriyordum içimden.

Otoparka vardığımda doğrudan kendi aramabamın yanına ilerledim. Kapıyı açtım ve o anki sinirimi kapıdan çıkartmak istercesine kapıyı sert bir şekilde kapattım. Arabayı çalıştırırken ilk önce telefonumu arabaya bağladım sonra da telefonumdan içimden söylediğim şarkıyı açtım ve şarkıyı söylemeye başladım. Yaklaşık yarım saat gibi bir sürenin sonunda kızlarla yaşadığımız eve geldim. Kızlar şimdilik ev de yoklardı.

İlk önce kendimi şımartmak için sıcak bir duşa girdim duştan çıkınca da ilk önce cilt bakımımı yaptım sonra da saçlarımın bakımını yapıp ensemde bir topuz yaptım. Aşağıya inip duşa girmeden önce makinaya koyduğum kahvemi alıp lacivert üzerinde küçük abla kuşları olan kupama koydum.

Kahvemi aldım ve mutfaktaki bahçe kapısından dışarıya çıkıp havuzun önünde duran tek kişilik salıncağa oturdum. Kafamı yukarıya kaldırıp yıldızlara baktım. Elim her zaman olduğu gibi yine kolyeme giderken bu gün olanları düşünmeye başladım...

Yazarın anlatımıyla...

Mert hariç herkes uyumuştu. Mert'in gözüne bir türlü uyku girmiyordu. Gördüğü andan beri bukuroshe'yi tanıyormuş gibi hissediyordu ve bu sürekli aklını kurcalıyordu. Bu bulundukları yer bu ağaç ev nereden tanıdık geliyordu ona.

Kahretsin ki burası ile hatırladığı tek şey eskiden burada yaşıyor olmalarıydı. Zorluyordu ama o zorladıkça başına ağrılar giriyordu. Ama bir türlüde aklından çıkmıyordu nereden tanıdık geliyordu.

Yağmur damlaları eşliğinde tavanı izleyerek düşünmeye devam ediyordu Mert. Sabaha karşı artık yorgunlukdan gözleri dayanamayıp kapanmışlardı.

Bir kaç saat sonra kapl çalma sesi ile Mert irkilerek uyandı. Etrafına baktı ama diğerleri uyuyorlardı. Kalkıp kendisi kapıyı açmıştı.

"Senin ayakta ne işin var?" Diye içeriye daldı Bukuroshe. "Ne varmış ayağa kalkmamda?" Mert soruya soru ile karşılık vermişti. "Sen yaralısın farkındamısın?" Bir soruda Bukuroshe'den gelmişti. "Ben askerim bu benim için gayet normal bişey sen fazla abartıyorsun." Dedi Mert. "İyi geç şurayada pansumanını yapayım bari uyuyor herkes zaten." Diyerek pansuman için gereken malzemeleri hazırlamaya başladı Bukuroshe.

Mert kalktığı yere geri uzandı. "Üstündekini çıkartsana kıyafetinin üzerindenmi pansuman yapmamı bekliyorsun?" Diyerek yükseldi Bukuroshe. Mert üzerindeki haki yeşili üniformayı çıkarttı ve tekrardan uzandı.

Bukuroshe'nin gözüne yarayı dikerkende çarpan yara izleri çarptı ve bu defa sesiz kalamadı. "Memlekette tek senmi vardın?" Diye bir soru yöneltti. Mert aval aval Bukuroshe'ye bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Anlamadım?" Dedi. "Bu kadar yara izi nereden geliyor memlekette bir asker senmi varsın diyorum." Dedi Bukuroshe. "Ben az öncede dediğim gibi askerim ben bu vatan için can alırımda can veririmde ben hatta biz bu vatan için yaşıyoruz Bizim bu vatana sadece canımız değil her şeyimiz feda!" Diye yükselişte bulunmuştu Mert. "Anladım. Pansumanın bitti bir kaç güne hastaneye gel dikişlerini alayım onu burada alamam."

Masanın üzerine bir kart bıraktı. Mert karta baktığında Bukuroshe'nin doktor kartı olduğunu gördü. "Tamam" dedi.
"Ben gidiyorum o zaman işlerim var daha sonra görüşürüz. O kartta numaramda yazıyor bir şey olursa araraın veya yazarsın." Mert kafasını sallayarak onayladı.

Bukuroshe daha fazla bir şey demedi. Çaktırmadan etrafta uyuyan kişilere bakıyordu. İçinden "Miray burada yok. Demekki dün çömezlerin kaldığı yerde kaldı eğerki çömezlerin arasında ise." Diye geçirdi. Ve daha fazla durmadan çıktı. Arabasına doğru ilerledi.

Bukuroshe'nin anlatımıyla...

Arabama doğru ilerliyordum. Biliyorum Arben kızacaktı bana ama bu benim görevimdi Valon'a bırakamazdım meydanı heleki dün tepemi attırmışken. Arabaya geldiğimde ilk işim radyoyu açmak olmuştu. Radyodan çalan Arnavutça şarkı ile şirkete doğru ilerlıyordum.

Bir yarım saat sonra şirkete varmıştım. Arabayı otoparka park edip çömezlerin kaldığı kata doğru ilerledim.

Kata geldiğimde çömezlerin yatakhanesine girdim. "Uyanın!" Diye bağırdım. Genellik olarak sıçrayarak uyandılar. Herkes ayılmaya çalışıyordu. "Hepiniz hazırlanıp parkura gelsin." Dedim. Yatakhaneden çıkıp Arben'nin odasına ilerledim.

Odanın önüne geldiğimde kapıyı tıklattım ve odaya girdim. Arben beni görünce ilk başta şaşırdı sonra kaşlarını çattı.

"Senin burada bu saat de ne işin var Bukuroshe?" Diye bir soru yöneltti. " Efendim Sabah pansuman yapma bahanesi ile ağaç eve gittim zaten şimdide yanlarından dönüyorum. Bu görev benim görevim izin verin Valon'a gerek kalmadan ben halledeyim." Sesim kendimden emin çıkmıştı. "Bukuroshe uzun süre sonra ilk görevin ve görevinde kolay bir görev değil tek başına her yere nasıl yetişeceksin? Hem hastane, şirket ve onların bulunduğu yerde nasıl olacaksın?" Dedi Arben. "Ben hallederim bana güvenin." Bana güvendiğini biliyordum. "Peki ama zorlanır isen Valon'dan yardım isteyeceksin."biliyotdum ikna edebileceğimi. Başımı ağır ağır salladıkdan sonra odadan çıkmıştım.

Tekrardan çömezlerin yanlarına gittim. Gittiğimde hepsi sıraya dizilmiş beni bekliyorlardı. Hepsinde yavaş yavaş gözlerimi gezdirdim.

Herşeyi geçtim burada Miray'a benziyen kimse yoktu. Kılıkmı değiştirmişti? "Parkurlara başlayın" dedim. Çömezlerin hepsi
parkurda ilerlemeye başlamışlardı.

O sırada omzunda hissettiğim kol ile arkamı döndüm. Arkamı döndüğümde gördüğüm şeyle beraber sinir hücrelerim beynime büyük bir darbe vurdu. "Senin ne işin var burada?" Bütün tersliğim ile ona bakıyordum. İğneleyici bir ses tonuyla "Dün sen gelip demedinmi bana çömezlerin arasınada bu kız varmı diye bak diye bende ona bakmaya geldim." Dedi. "Tamam sana gerek kalmadı gördüğün üzere ben buradayım ve görev benim görevim." Kafamı çömezlerin olduğu yöne doğru çevirdim. "İyi bu dosyayı al işine yarayabilir." Dedi dosyayı elime verdi ve arkasını dönüp alandan çıktı. Arkasından şaşkın bir şekilde bakıyordum. Dünkü dayak işey yaramış. Diye içimden geçirdim.

Kafamı ellerimde duran dosyaya indirdim. Çömezler ile ilgili bilgilerin olduğu dosyayı getirmişti. Bu adam bazen işey yarıyordu ama bazen. Dosyayı inceledikden sonra masanın üzerine bıraktım. Çömezleri izlemeye başladım. Eyerki Miray denen kız buradaysa illaki bu çömezlerden daha iyi olucaktır.

Bir kaç saat boyunca izledikden sonra bir kaç kişiyi kafama takmıştım. O kişileri ayrı bir grup yapıp oraya koymuştum.

Yazarın anlatımıyla...

Mert'in Miray ile görüşmesi gerekiyordu. Miray'dan gelen haberle şirkete girmek için hazırlanıyordu. Sarışın bir peruk, takma sakal ve bıyık gözlerinede siyah bir güneş gözlü takmıştı. Üzerine siyah bir takım elbise giyinmişti.

Poyraz'da Mert ile beraber gidecekti. Timin diğer üyeleri şirketin giriş ve çıkışlarını her ihtimale karşı kapatacaklardı. Geldikleri araç onları bıraktıkdan sonra geri döndüğü için burda kaaldıkları süre zarfında kullanabilmek adına iki tane araç kiralamışlardı.

Miray'ın dediği şirket şehrin biraz dışarısındaydı aslında ağaç evin olduğu ormana yakındı. Dışarıdan bakıldığı zaman normal bir iş şirketiymiş gibi görünüyordu. Ama aslında devletlerin içerisine sızarak insan kaçırıyorlardı. Kaçırdıkları insanları ya satıyor yada öldürüyorlardı. Kara parada aklanıyordu bu şirkette. En son Van'ın sınır köylerinden birisinden 13 kişi kaçırılmışdı. Başka bir tim sadece 8 tanesini geri Van'a götürülmüşdü ama kalan 5 kişi nerde veya ne oldu bilmiyorlardı ama bu işin arkasında Arben denen itin olduğunu biliyorlardı.

Bir iki saate yakın yok gittikden sonra Miray'ın dediği yere ulaşmışlardı.

Bukuroshe'nin anlatımıyla...

Parkurla işim bitmişdi ayırdığım grup hiç zorlanmıyorlardı oysaki larkurları en zor seviyede ayarlamıştım. Yani normal bir çömezin kolay kolay başarılı olabileceği türden değildi.

Dövüş için hazırlanılan alana geçmişdik. "Siz dinlenebilirsiniz." Kafamı ayırdığım kişilere doğru çevirdim. "Siz benimle çalışacaksınız." Dedim. Herkes ayrı bir köşeye dağılırken benim dediğim ekip yanımda duruyorlardı. 6 kişilik bir gruplardı. Ortaya geçtiğimde esmer bir kızı karşıma çağırdım. Bakalım benimle dövüşme konusundada başarılı olabileceklermiydi eyer bir tanesi bile olur ise onu iyice araştıracaktım ama olmazsa daha fazla uğraşmayada gerek yok zaten.

İlk darbe kızdan geldi. Kolay bir darbeydi kafamı sağa yatırarak kaçtım. Sonraki darbeyi ise ben vurdum. İlk önce göğüs kafesine doğru bir yumruk atacakken kolumu tutup ter çevirdi. Güzel hamleydi. Kolumu çevirdiği için sırtım dönüktü. Kolumu umursamadan hızlı bir hareket ile dönerek tam çenesine tekme savurdum ve kız yerdeydi. Eğerki bir özel kuvvetler askeri olsaydı aldığı bu basit darbe ile yıkılacağını düşünmediğimden iki kişiyi çağırıp kızı götürmelerini söyledim.

Bir kaç dakika sonra sadece iki kız kalmışlardı. Diğer 4 tanesinin Miray olduğunu düşünmüyordum.

Diğer kızı çağırdığımda "efendim ben sizinle dövüşmesem olurmu?" Dediğinde uğraşmaya tenezzül dahi etmeden gönderdim. Normalde eğitmenlerle dövüşmüyordu çömezler kendi aralarında dövüşüyorlardı. Tek bir kız kapmıştı. Kız karşıma geçtiği an dövüşmeye başlamıştı kafama bir dönen tekme atmaya çalışırken bacağından turmuştum ama diğer ayağı ile sıçrayarak tekme savurmuştu ve ayağını kurtarmıştı. Bu darbenin etkisi ile şoka girerken çok geçmeden ben bir darbe vurdum. Karnına bir tekme attığımda ilk önce geriledi. Tekrar ileriye doğru geldiğinde bir yumruk savuracakken kafasını sola yatırarak kaçtı. Kafasını tekrardan dikleştirdiğinde ise benim boynuma dirseği ile bir darbe vurdu. İlk önce sendeledim ama en sonunda dayanamayıp bütün kuvvetim ile kafasına bir tekme savurdum ve yerdeydi. Bu kız iyiydi aklımda bulunmalıydı. Dosyada onun bulunduğu kağıdı aldım. Bu kızı daha iyi araştıracaktım bu akşam.

Yazarın anlatımıyla...

Bütün bu hengamenin arkasında Miray alandan sessizce çıkmıştı. Abisinin yanına doğru ilerliyordu. Bir kaç dakika yürüdükden sonra koridorun bir köşesinde Mert'i ve Poyraz'ı gördü.

Miray Mert'in yanına gider gitmez sarıldı. "İyimisin abi vurulmuşsun. Yaran nasıl?" Panik içindeydi. "İyiyim abim iyiyim merak etme sen nasılsın." Miray Mert'den ayrılarak konuşmaya başladı. "Ben iyiyim ama."
Poyraz ve Mert kaşlarını çatarak Miray'a bakıyorlardı. "Ama ne?" Poyraz Mert'den önce davranmışdı. "Aması sanırım birinin sızdığını anladılar. Belkide bizim geleceğimizi biliyorlardı bilmiyorum. Çömezlerin hepsini denedi. Eğitim gören birisinin kolay kolay yapamayacağı bir parkur hazırlamışlar. Bir kaç kişiyi seçildi aslında teknik olarak iyi yapanları. Dövüş için gidilen alanda şüphelenilen kişilerle dövüştü eğitmen. Merak etmeyin beni o ekibin içerisine almadılar."

İkiside Miray'a bakarken şaşkınlardı. "Nasıl anladılar yada biliyorlardı?" Dedi Mert.

Tam o sırada arkadan gelen ses ile durdular.