5. bölüm · Aşk-ı Berdel
YÜREK DEĞİL YANGIN YERİ
Bu yaşıma kadar hiçbir zaman şanslı olmamıştım, ne zaman bir şeye heveslensem hep kursağımda kalır veya elime yüzüme bulaştırırdım, içten içe hep kaderime ağladım,
Neşeliydim cıvıl cıvıldım, ama şu hayatta hiçbir şeyin gönlümce olmadığını bir ben bilirim.
Ruhumdaki derin yaralar hiç geçmeyecek gibi yüreğimi yaktı hep, düştüm elimi turan olmadı,
Kendim için hep çabaladım, çabalarım sürekli boşa çıktı, çünkü ben ailesi hiçbir zaman arkasında olmayan bir kız çocuğuydum...
Küçükken okuldaki arkadaşlarım gelecekteki kariyer planlarını konuşuyorlardı heyecanla, ben susup onları dinliyordum, o zaman bile biliyordum hayal kursam bile gerçekleştirecek bir aileye sahip değildim, bir gün olsun merak edip okuluma gelmemişlerdi, veli toplantılarında herkes ailesiyle annesi babası ile iken ben utançtan tuvaletten çıkmazdım o gün,
hocalara görünmemeye çalışırdım, okula gelen babalar kızlarının ellerinde. Tutup yanlarında diz çöktüğünü, minicik yanakları ellerimin içine aldıklarını kızlarının alnından öpüp kocaman sarıldıklarını görünce bir köşeye geçer sesizce ağlardım, okulda yerim bir kız çocuğu gibiydim,
Hocalar bile bana acıdığı için ailemden bahsetmezlerdi,
okul arkadaşlarım tarafından hep zorbalanırdım, babamın okşamadığı saçları onlar çekerdi, dalga geçerlerdi, senin anne baban seni hiç sevmiyor çirkinsin diye, diyip duruyorlardı, sürekli ezikliyor zorbalıyorlardı,
O sırada beni hep koruyan biri vardı, Melike o hep yanımdaydı, bana nazaran hırçın dik duruşlu bir çocuktu hala da öyle,
ben ise çıt kırıldım nazik bir kızdım bu yüzden kendimi hiçbir zaman ne ifade edebildim nede savunabildim, benimle alay edenlerle aynı şekilde alay eder eziklerdi Melike, hep koruyucu meleğim olmuştu, bu yüzden canımdan bir parçaydı benim için, kalbimin bir köşesinde çocukluğunu yaşayamamış o küçük kız çocuğu hep ağlıyordu, ona o kadar acıyordum ki ama elimden de hiçbir şey gelmiyordu.
Hep aciz oldum kendi ayaklarımın üzerinde durmayı beceremedim, dik durmak istediğim zaman ailemden bir darbe yiyordum, bu benim tüm direncimi kırıyordu, bende vaz geçmiştim çabalamaktan hayatın beni nereye sürükleyeceğini bilmeden kendimi salmıştım,
Hani şöyle ki,
bir denizin ortasındasın, boğulacağını bilmene rağmen yüzüyorsun ya işte o meseleydi benimki de...
Mardin'in karanlık sokağında bir bedene çarpmıştım, korkudan tir tir titriyordum,
Gözlerimi sıkıca yumdum açmaya takatim yoktu,
Karşımda göreceğim kişi ya babam yâda dedemdir düşüncesi öldürüyordu beni içten içe,
Derince nefes aldım, bir dakika bu o, o koku yoksa o muydu.
Saçmalama Asel bu saate ne işi olacak burada,
Cesaretimi toplayıp gözlerimi açtım, kafamı kaldırınca şok oldum, aşinası olduğum kahve rengi gözler üzerimde tehditkâr bir şekilde geziniyordu, nefes alıyor muydum almıyor muydum onu bile bilmiyorum donup kalmıştım,
" beni gördüğüne şaşırmış gibisin küçük kız"
Mekanik ama tehditkâr bir şekilde konuştu,
Ne yapacağımı bilmeden ittirdim onu kendimden,
Tam arkamı dönüp kaçacaktım ki kolumdan tutup sırtımı duvara yasladı, beni duvar ve kendisi arasında haps etti, gözlerine bakmaya korkuyordum, " b b bırakın kolumu ağam"
Şaka yapıyor olmalısın asel sadece bu kelimeler mi döküldü dudaklarından, dedim kendi kendime, adamın öyle bir etkisi vardı ki üzerimde
Onu görünce kitleniyordum, kolumu bırakıp çenemi kavradı, ona bakmam için çenemi kaldırıp gözlerine bakmaya zorladı,
" gözlerime bak ve öyle konuş asel"
titrememe engel olamıyordum lanet olsun, neden onun karşısında bu kadar aciz ve güçsüzdüm, " nereye gidiyorsun, sevgilini mi özledin yoksa" tehtit barındıran bir fısıltı ile konuşunca nefes alış verişim hızlandı,
Kahve gözleri kararmış, çenemdeki eli sıklaşmıştı, sürekli bir sevgiliden bahsediyordu,
Kim olduğunu Bilmiyorum neden bunu sorguluyorsun onuda anlamış değilim,
Öfkene hakim olamadan konuştum,
" bu sizi hiç ilgilendirmiyor ağam, ikide beş sorgulayıp durmayın, hem sizi niye bu kadar ilgilendiriyor, size ne sevgilimle aramda olup bitenlerden"
Tek nefeste tüm öfkemi kusar gibi konuştum,
Çenesinin kasıldığını gördüm, öfkeden göğsü inip kalkıyordu, başını eğdi yüzümle aynı hizaya gelip konuştu" bakıyorum da pek bir dilin uzamış küçük kız, ama merak etme ben terbiye edeceğim o dilini" öfkeyle tısladı yüzüme, içimdeki endişe korku Dahada büyüdü, ne demek istiyordu bu şimdi.
Çenemdeki elini indirip bileğimden tuttu,
Peşinden sürükledi, " ağam napıyorsunuz bırakın beni " ağlamaklı çıkan sesine lanet ettim, gözlerim dolmuş kalbim derimi sökecekmişçesine hızlı atıyordu,
" fazla konuşma kes sesini"
beni peşinden götürüyordu, ona yetişemiyordum, onun bir adımı benim üç adımımdı, Araf ağa yürüyordu ben peşinden koşuyordum sanki,
" bırakın diyorum size neden anlamak istemiyorsunuz, nereye götürüyorsunuz beni"
bu sefer sesim yüksek ve sert çıkmıştı diğer elimle de bileğimi tutan elini açmaya çalışıyordum, birden durup bana döndü,
Elini enseme atıp yüzümü yüzüne yaklaştırdı, burunlarımız birbirine değiyordu, bu ani yaptığı hareket ile azıcık olan
cesaretim de uçup gitmişti'
Kararan gözlerle dolan gözlerime baktı,
" sus dedim demi sana, laf dinlememekte ısrarcısın demek, ama ben seni nasıl susturacağımı iyi biliyorum" fısıltılı çıkan tehdit barındıran sesle konuştu, ne demek istediğini anlamıştım, kısa bir an gözleri dudaklarıma kaydı, tekrar kararmış gözlerini korkudan titreyen gözlerime çıkardı, gözümden bir damla yaş aktı,
benden uzaklaşıp yürümeye devam etti,
Ne yapmaya çalıştığı hakında tek bir fikrim dahi yoktu, sesizce ağladım peşinden sürüklenirken,
İlerde duran arabasının yanına gittik, kapıyı açıp içeri fırlattı beni, sertçe kapıyı kapatıp diğer taraftan dönüp sürücü koltuğuna geçti,
Kemerini taktı, bana bakmadan konuştu,
" kemerini tak" buz gibi sesle konuşunca ruhumun üşüdüğünü hissettim, dediğini yapmaz isem yine bağırıp çağıracaktı, sağ tarafımda duran kemeri çekmeye çalıştım ama gelmedi, dönüp çekiştirdim ama inatla çıkmamaya kararlıydı,
Elimin üzerine onun elini görünce irkildim,
Kafamı çevirmem le göz göze geldik,
Nefesi dudaklarıma çarpıyordu,
Nefes alışverişim sıklaştı, bir an öpecek sandım ama o kemeri tek hamlede çekip çıkartı, geri çekilip yerine taktı,
arabayı çalıştırıp sokaktan çıktı, içim içimi yiyordu, ne yapacak bana diye,
Neden beni götürüyordu ve nereye gidiyorduk,
Korkuyordum, kaçamamıştım da sıkıntıyla nefes alıp verdim usulca gözlerimden yaş aktı, göğsüm sıkışıyor sanki boğazımda bir el nefes almama engel oluyordu.
Arabanın camını açıp temiz havayı çürümüş ciğerlerime çektim, aldığım her nefes canımı yakıyordu, sanki şu an Araf ağanın bakışları üzerimdeymiş gibi hissediyordum, gözlerine bakmaya korktuğum için dönüp bakamadım,
Usulca akan yaşlarımı elimin tersiyle sildim,
Dağlık taş bir yola girdik,
" ağam beni nereye götürüyorsunuz, lütfen bırakın gideyim, ne istiyorsunuz benden anlamıyorum, neden böyle öfkelisiniz bana"
Fısıltı gibi çıkan sesimi duydu mu bilmiyorum,
Duymamış olması imkansız illa duymuştur arabada benim sesimde başka hiçbir ses yoktu,
Bilerek duymamazlıktan geliyordu,
Boş konuşuyordum sanki, öfkeden allerim titredi
Nefes alışverişim sıklaştı, " size diyorum duymuyor musunuz beni, durdurun şu arabayı ineceğim ben, durdurun dedim"
sinirle bağırıp çağırdım, ama çıtı çıkmadı yine, ama sinirlendiğini boynundan belirginleşen damatlardan, direksiyonu tutan ellerinden anladım, direksiyonu öyle sıkıyordu ki parmak doğumları kıpkırmızı olmuştu,
araç birden durunca ani boşluğuma denk geldi ve öne savruldum, hızla kemerini çözüp aşağıya indi,
Kafamı kaldırıp etrafa baktığımda bir bağ evinin önüne gelmiştik içimdeki ağlayan kız çocuğunu susturamıyordum ben bunları hak edecek bir şey yapmadım diye kendimi yiyordum ,
benim olduğum yöne gelip kapıyı açıp bileğimden kavradı o kadar sert tutuyordu ki bileğimin morardığından emindim.
" bana Napacaksınız ağam neden beni buraya getirdiniz nolur bir şey diyin korkuyorum" ne kadar kekeledim bilmiyorum cümleleri kurarken ağlamaktan sesim kısılmıştı durmadan göz yaşlarım akıyordu,
" Bencede korkmalısın sana yapacaklarımdan sonra keşke ölseydim diyeceksin" dediği an beynimden vurulmuş a döndüm hayır lütfen düşündüğüm şey olmasın.
" nolur ağam lütfen bırakın beni ne isterseniz yaparım ömrümünüz boyunca hizmetçimiz olurum yeterki bana bir şey yapmayın" sürükleye sürükleye tahtalardan oluşan bağ evinin girişine girdik kapıyı açıp beni içeri itmesi bir oldu, kendimi tutamayıp düştüm dizlerimin üstüne düştüğüm için acımıştı ama bu acı ruhumun acısının yanında bir hiçti....
kafamı kaldırıp baktım ona celladıma baktım öfkeden inip kalkan göğsüne sinirden çatılan kaşlarına birden diz çöküp çenemden kavradıyıp ona bakmama zorladı.
" istesen de istemesen de ben ne dersem onu yapacaksın başka bir seçeneğin yok asel" dediğinde yalvarırcasına ağlayan gözlerle ona baktım " n n nasıl yyaani" kekeleyerek söylediğim kelimeye sırıtarak cevap verdi, " sana iki seçenek sunacağım, ikisinden birisi seçmek mecburiyetindesin"
neyin seçeneğiydi ne demek istiyordu anlamıyorum kafam allak bullak, cebinden telefonunu çıkartıp bir şeyler açtı bana çevirdi, bir videoydu,
Videoda gördüğüm kişiyle dumura uğradım,
" a.a.abi..."
istemsizce ağzımdan çıktı ismi, evet abimdi videodaki, yüzü gözü dağılmış kanlar içerisinde baygın bir haldeydi, gözümden kaç yaş aktı bilmiyorum abimi o halde görünce kalbime sayısız cam kırıkları battı,
" bil bakalım abini nerde yakaladım" öfkeyle dişlerimi sıkıp konuştu, " kız kardeşimle kaçarken yakaladım ikisini, peki sence neden gebertmedim bu iti"
nefretle tısladı yüzüme karşı, " düşündüm ki kız kardeşi asel onu kurtarır belki, demi asel abini kurtarmak istemez misin" gözlerimden akan yaşlara engel olmadım,
" ne istiyorsun benden"
ruhsuzlaştım sanki, soğuk acınası bir sesle konuştum, onun gücü karşısında hiçbir şey yapamıyordum,
" he şöyle bende bunu bekliyordum senden"
Keyifle konuştu, nefretle yüzüne baktım, parkelere dayanmış olan ellerimi sıktım,
Kendimi bir çöpmüş gibi hissetim, orda oraya savrulan bir çöp.
" ya benimle evlenir abinin ölümünü engellersin,
Ya da, şimdi burda abinin ölümüne şahit olursun"
Söyledikleri beynimde yankılandı, benimle evlenmek istiyordu, neden ama niye bunu yapıyordu, hiç bu kadar aşağılanmamıştım,
Bana bir malmışım gibi davranıyordu,
Kabul etmez isem öldürecekti abimi biliyorum
Çünkü onda merhamet denilen şey yokttu.
" bir şartla kabul edeceğim" kendimden emin bir sesle konuştum, " senin şart koşma gibi bir şansın yok asel" ölümü Çağıran buz gibi ses tonuyla konuştu, kararmış gözlerini ağlamaktan helak olmuş elalarıma dikti, düşen omuzlarımı dik tutmaya çalıştım.
" Sinem i abim ile evlendireceksin" yumruğunu sıktı" öfkeden çıldırdı resmen ayaklanıp etrafında turladı, elini saçına geçirip çekiştirdi ve bana döndü, " gördüğüm ilk an gebertecektim o abini, sen kardeşime dua et" nasıl yani sinem mi engellemişti onu, kardeşine kıyamayıp yapmamış,
" peki öyle olsun kabul ediyorum ama sende bir daha aileni görmeyeceksin adımını dahi atmayacaksın o eve" söylediği şeyler bana zor gelmiyordu, çünkü ben daha bir iki saat önce o konaktan kaçmak üzere çıktım dönmeye de hiç niyetli değilim, bu zamana kadar sayısız kalp kırıklığı yaşamıştım,
kanayan yarama tuz basıyordu her an, zerre acıması yoktu, bir kalbinin olduğuna da inanmıyorum, kafamı onaylar anlamında salladım, gözlerimden akan yaşların sayısını unuttum, keşke acılarımda gözyaşlarım gibi akıp gitseydi, " güzel, benimle evleneceksin ama asla karım olmayacaksın"
Bu neydi şimdi, çatık kaşlarla ona bakakaldım, bana dokunmayacaktı yani, içten içe sevinmiştim buna," ben sana gel diyorsam geleceksin, git diyorsam gideceksin, altımda inle diyorsam inleyeceksin" sanki bu sözü bekliyordu gözyaşlarım, sarsılarak ağlamaya başladım.
" lütfen bunu benden isteme " ağlamaktan kısılan sesimle konuşunca" şşşşş Fazla nefesini tüketip durma, ağlama daha çok göz yaşı dökeceksin bunlar daha iyi günlerin asel viranlı" diyip kolmdan tutup kaldırdı,
benden çok daha uzun olduğu için yüzüne bakınca kafamı kaldırmak zorun da kalıyordum, ben 167 boyunda iken o 198 den aşağı değildi eminim, konuşmak istedim ama yapamadım çünkü gözlerine bakınca anladım ne dersem boş olacağını o yüzden susup sessizce gözyaşlarımı akıttım, kolumdan çekiştirip koltuğa oturttu beni elini cebine atıp telefonunu çıkarttı, arama yaptı" karan acil bir imam bulup benim bağ evine getir " dediğinde elimle yüzümü kapatıp daha çok ağladım" ulan sana dediğimi yap gelince anlatacam sana.
tamam çabuk ol" diyip kapattı.
etrafa bakındım kendisi camdan oluşan sürgülü kapının yanına geçip açtı,
cebinden sigara paketini çıkartıp dudaklarına yerleştirdi ve yaktı, yakarken gözlerime baktı, benim ona baktığımı anlayınca hemen başımı başka yöne çevirdim şu an bana baktığına eminim, etrafa dolu gözlerle bakarken içerisinin güzel döşenmiş olması beni şaşırttı.
kahve rengi ağırlıklı araya krem karışık mobilyalar dizilmişti sade ve şık bir görüntüşü vardı, iki katlı güzel bir bağ eviydi ferah ve şık.
ne kadar geçti bilmiyorum ama öylece koltukta oturup etrafa bakıyordum güneş doğmuştu,
birden kapı çalınca yukardan inip kapıya yöneldi, karan ve imam içeri girdiler onları görür görmez dolan gözlerime lanet ettim, karan Araf ağaya yaklaşıp,
" noluyor kardeşim bu kız da kim" bana bakarak konuştu karan " anlatacam ama nikahtan sonra " imam bana bakarak konuştu
" kızım saçını ört de başlayalım "dediğinde Araf a baktım " böyle olsa ne olacak, uzatmadan kıy şu nikahı" demesi ile yanıma geçip yerimi aldı.
imam hemen başladı dualar okudu ve bana bakıp konuştu " merir olarak ne istiyorsun kızım" Öylece baka kaldım ne diyeceğimi bilemeden tam konuşur iken " kilosu kadar altın, ve Mardin'deki diğer konağı verdim" söylediklerine inanamadım resmen, kafamı kaldırıp gözlerine baktım, bana bakıyordu oda, karan ise arkadaşına yakışır kardeşime der gibi baktı Araf'a,
" Ahmet kızı asel, bawer oğlu Araf ı kocalığa kabul ettin mi"
Hocanın söylediği sözler kulaklarımda yankılanıyordu ellerim titriyordu, sakinleşmek adına derin bir nefes aldım,
" ettim" ettin mi,
" ettim" ettin mi
"Ettim"
dediğim an Herşey bitmişti benim için, zaten bir hayalım ve hayatım yoktu, olanı da abimin yoluna harcamıştım.
İmam bu sefer Araf a dönüp,
" sen bawer oğlu Araf, Ahmet kızı Asel i karın olarak kabul ettin mi" dik durmuş kendinden emin bir şekilde konuştu,
" ettim" ettin mi"
" ettim" ettin mi"
" ettim" usulca gözlerimden düşüp elime damlayan yaşlarımı seyrettim, hoca birkaç dua daha okuyup bize döndü " Rabbim bir yastıkta kocasın, hayırlı uğurlu olsun" son sözü söyleyince yutkundum,
artık ben asel viranlı değil asel miroğlu idim...
hoca kalkıp tebrik edip çıkışa yöneldi, Araf ve karan da çıkışa yönelip bir şeyler konuştular, hoca ile tokalaştı Araf, sonra karan bana dönüp
" hayırlı olsun yenge " diyince öylece bakakaldım, sadece kafamı sağol anlamında salladım Araf ve karan vedalaşırken bir kaç şey konuştular ve çıktılar hepsi.
benim içim içimi yiyordu nolucak nasıl olucak derken annem aklıma geldi o beni buralardan gitti zannediyordu, bende öyle düşünmüştüm ama kader ağlarını çoktan örmüştü bizim için...
Koltukta oturdum elimle yüzümdeki yaşları sildim, ağlamayacaktım güçlü durmam gerekiyordu çünkü ne kadar ağlarsam ağlim hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Araf içeri girince bana doğru geldi, ondan kaçmak adına ayaklandım tam mutfak olduğunu düşündüğüm yere giderken kolumdan tutup kendine çevirdi, birden belimden kavrayıp kendine daha da yaklaştırıp kulağıma eğildi,
" cehennemine hoşgeldin asel miroğlu" demesi ile ona döndüm bana o kadar yakındı ki nefesi yüzüme çarpıyordu ellerimi göğsüne yerleştirip kendimden uzaklaştırmak istedim ama yapamadım o kadar heybetli ve güçlüydü ki milim kıpırdamadı onun yanında minnacık kalıyordun " uzak dur benden"
diyebildim sadece daha fazla yaklaştı bana,
" o Jiyan itinin sevgilisi olduğunu biliyorum, aranızda ne geçti bilmiyorum, ama eğer o çarşaf lekelenmez ise ölümün benim elimden olur anladın mı asel miroğlu" öfkeden inip kalkan göğsüme engel olamadım, elimi kaldırıp tokat atacaktım ki elimi tutup arkama yerleştirdi ve kulağıma fısıldadı.
" evcilik oynamıyoruz küçük kız, bu evlilik gerçek bir evlilik olacak" bunu baştan anlamıştım zaten ama o söyleyince içime bilmediğim bir tedirginlik girdi, beni o pislikle birlikte mi zannediyordu, midem bulandı, nasıl böyle bir şey düşünebilir, içimdeki öfkeye hakim olamadım,
" ben o iğrenç herifin sevgilisi değilim" yüzüne sinirle konuştum, bir an kaşları çatıldı, söylediklerime inanmıyordu, nasıl böyle bir şeye kanaat getirmişti, anlamıyorum, " öyle mi, beni mi kandırıyorsun sen küçük kız, bugün nişanınız olmayacak mıydı" hayretle ona baktım, sinirle çenemi sıktım, söylediği sözlere katlanamadım düşüncesi bile mide bulandırıcı,
" ben sırf onunla evlenmemek için evden kaçtım, dedemden dayak yedim, ne sevmesinden bahsediyorsun sen" yeni fark etmiş gibi dudağımın kenarındaki yaraya baktı, anlatırken gözümden yaş gelmişti, " timsah gözyaşlarına inanacağımı zannediyorsan yanılıyorsun, kendi gözlerimle gördüm öpüşüp koklaştığınızı"
Belimdeki eli sıklaştı, içinde jiyana karşı bir öfke nefret vardı ama neden, " yıllardır taciz ediyor beni ve sen sen gelmiş... ne desem boş bildiğini okuyacaksın" söylerken sesim titremişti, boğuluyormuş gibi hissetim, dudağım kuruluktan çatlamıştı, dilimle ıslatınca gözleri dudaklarıma kaydı sonra tekrardan gözlerimin içine baktı.
" sana inanmıyorum zırvalamayı kes...
sana söylediğimi unutmuş gibisin artık benim karımsın ve ben ne istersem onu yapacaksın" ne oluyordu bana neden heyecanlanıyordum ben,
Araf a çekiliyordum sanki, ondan uzaklaşmak istedim ama kıpırdayacak gücüm yoktu,
" önce abim i serbest bırak, sonra istediğin her şeyi yapacağım, söz" dedim cılız çıkan sesimle, durdu birden,
" sana söz hakkı verdiğimi hatırlamıyorum, onu yarın düşüneceğim anladın mı" evet ama ben nedense güvenmiyordum ona korkuyordum bir şey yapacak diye,
" ya ona bir şey yapa..."konuşmama bile izin vermeden dudaklarıma kapandı ilk başta yavaş başlasa da sonradan hunharca öpmeye başladı.
belnimdeki eli kalçalarıma yavaş yavaş inince inlememek için kendimi zor tuttum Buda neydi böyle şu an yaşadıklarım bana fazlaydı kafam kaldırmıyordu olanları ama araf beni öpünce hiç rahatsız olmadım aksıne ona çekiliyormuşum gibi hissediyorum " bana karşılık ver" diyip tekrardan dudaklarıma kapandı,
ben nasıl öpüşülür bilmiyordum daha önce kimsenin elini bile tutmadım ne bir sevgilim nede flörtüm oldu
" sana karşılık ver dedim" diyip kalçalarımı sıktı
"b b ben nnasıl yapılır bilmiyorum" kekeleyerek kurduğum cümle onu keyiflendirdi sanırsam dudağının kenarı kıvrıldı,
" bana ayak uydur" dediğinde ben nasıl hala ona karşı bu kadar çaresizim diye düşündüm bir anda dudaklarıma yapışıp öpmesi ile dediğini yapma zorunluluğu hissetim onun gibi yapıp dudaklarımı kıpırdattım, araladığım dudaklarımdan Araf'ın dili içeri sızdı sanki yıllardır aç mış gibi emip öpüyordu dudaklarımı .
alt dudağımı dişlerinin arasına alıp ısırdığı an minik bir inilti döküldü dudaklarımdan bir eli ile elbisemin eteklerinden tutup yukarı sıyırıp çıplak bacaklarıma dokundu Araf dokununca elektrik akımına kapılmış gibi titredim, boşta olan eli ise boynuma dolandı o kadar sertti ki bunun sonunda vücudumun her yerinde onun izlerinin kalacağına eminim birden ayrılıp,
" sikeyim ben böyle lezzetli bir dudak la karşılaşmadım daha önce " tekrar kapandı dudaklarıma kahretsin ona teslim ediyordum kendimi bu olmamalı diye düşünüp onu kendimden uzaklaştırmam ile afalladı
" istemiyorum dokunma bana" dememle kaşları çatıldı " senin isteyip istemediğini sormadım " demesi ile bağırdım ona
" abimi ve sinemi evlendirmeden dokunamazsın bana, buna izin vermiyorum, istemiyorum anladın mı "demem ile kendine çekti, bana nerden geldi bu cesaret hayret ediyordum kendime, kolumdaki eli sıklaşınca acıyla yüzümü buruşturdum " birazdan anlarız beni isteyip istemediğini "
elini elbisemin altından iç çamaşırıma sızdırdı, orta parmağı ile vajinama dokununca titredim, dudağının kenarı kıvrıldı
" istemiyorum diyorsun ama bedenin senin aksine benim için tepki veriyor" dediğinde ben bile ıslandığımı yeni anlamıştım utançtan yerin dibine girdim, yutkundum ne diyeceğimi bilmiyordum, bedenim ona karşı tepki veriyordu onu istiyordu, ama neden..
beni sevmeyen bir adamı arzulamak ya neyin nesi, tekrardan ittim benden uzaklaştı, " önce abim" dedim dik duruşumu bozmadan kararlı bir ses tonu ile,
Sıkıntıyla nefes alıp verdi elini saçlarına geçirip gözlerime baktı,
" peki öyle olsun, bu sefer bahane bulabildin bakalım bahanen kalmadığında ne yapacaksın"
Gözlerimi kaçırdım ondan, ben kabullendim bir yere kaçamazdım zaten,
" o zaman geldiğinde altımda zevkten inlemelerini keyifle dinleyeceğim" söyledikleriyle yanaklarıma kan pompalanmış gibi hissetim, eminim kıpkırmızı olmuştur yanaklarım gözlerimi kaçırdım, yutkundum,
Telefonu çaldı, cebinden çıkarttım cevap verdi,
Konuşurken gözlerimin içine bakıyordu ısrarla,
Kopmak istemiyordu sanki, " güzel aferin size, karışmayın mallara ben gelecem birazdan"
Ne duydu bilmiyorum ama keyiflendi duyduğu şeyle, telefonu kapatıp koltuktan ceketini aldı,
" üst kata çık, sağdan girince ilk odaya gir ve çıkma, benim biraz işlerim var halledip döneceğim" kafamı onaylar anlamında salladım, evden gideceği için sevinçliydim en azından rahat nefes alırdım, " sakın kaçayım deme, gittiğin an abini ölmüş bil ve nereye kaçarsan kaç seni bulurum, bulduğum vakit ne yapacağımı iyi biliyorsun"
tehdit barındıran ses tonuyla konuştu, kaçsam bile nereye gidecektim, konağa mı yıllardır huzur vermeyen aileme mi dönecektim, başka gidecek yerim yoktu ki, kaçmam için bir neden yoktu, her zamanki gibi kaderime boyun eğdim,
" kaçacak bir yerim yok merak etme bir yere gideceğim de yok" güvenmiyordu bana biliyordum, " kapıda korumalar olacak, odaya çık şimdi" demesi ile koşar adımlarla üst kata çıktım onun odası olduğunu düşündüğüm odaya girdiğim an yanılmadığımı anladım aşağıdakilerin aksine buradaki oda deseni kapkaranlıktı tıpkı kendisi gibi.
siyah yatak siyah dolap hatta siyah ahşaplarla döşenmişti yatagin kenarına oturup düşünmeye başladım gözlerim doldu bugün başıma gelenleri bir bir aklımdan geçirdim annem beni merak etmiştir önce ona ulasmam gerekiyordu peki ulaşınca ne diyecektim anne abim kız kaçıracağı sıra abisine yakalandı ve beni de kızın abisi Araf miroğlu mu kaçırdı diyecektim,
hiçbir şey diyemezdim gerçi zaten onlar anlamıştır şimdi, nasıl uzandığımı farkında bile varmadım gözlerim o kadar ağırlaşmıştı ki ağlamaktan helak olmuştum, ailem yüzünden yüzüm gülmemişti hiç gözyaşı ile büyüdüm, hevesim kursağımda bırakıldı sürekli, bu yüzden hayal kurmazdım çünkü bilirdim gerçekleşmeyeceğini,
Belkide sevinmem gerekirdi, sonuçta abim sevdiği kız ile evlenecek, bende o cehennemden kurtulmuş oldum.
Peki ya miroğlu konağı...
Orası bana ne olacaktı, cennet mi cehennem mi.
Kendi kendime sorular sordum aslında sevabi belliydi, cehennem olacaktı, Araf ın dediği gibi,
Cehennemine hoşgeldin asel....
Yutkundum zorlukla, içimdeki acılara inat dik durmam gerekiyordu, yolsa daha çok yıpranacaktım, Araf benimle birlikte olmak istiyordu, bu evliliğin gerçek bir evlilik olacağını söyledi, ben nasıl becereceğim onu bile bilmiyordum, ilişkiler konusunda çok cahil kalmıştım, birlikte olduğum kimse olmamıştı,
Bir sevgilim bile olmadı hiç, burası midyat,
Sevgilere önem verilmezdi,
bir kızın bir oğlanla adı çıktı mı dilden dile rezil kepaze ederlerdi,
Olanlar bile gizli yürütür işim sonunda ya kaçar ya da başkalarına yar olurlardı, acı ama gerçekti
Zaten gerçekler hep acı verici değil midir,
Benim o pisliğin sevgilisi olduğumu zannediyordu, söylememe rağmen inanmamıştı,
Bana dokunduğunu ima etmiş bu yüzden de çarşafın lekelenmemesi hakkında tehdit etmişti,
Nasıl düşünürdü böyle bir şey imkanı yoktu olamazdı da bizim için, iliklerime kadar nefret ettiğim birisi ile birlikte olmak mı, midem kalktı düşüncesi bile berbat, madem o çarşafı istiyordu
Bende ona istediğini vereceğim masum olduğumu kanıtlayacağım sana Araf miroğlu...
Yatakta uzanmış ne kadar süredir tavanı izledim bilmiyorum, midem bulanıyordu dünden beridir hiçbir şey yememiştim, ondan olmalı, ayaklandım pencereden dışarıya baktım saatin kaç olduğunu bilmiyordum, telefonum ve çantam onun arabasında kalmıştı, akşam olmak üzereydi.
Aşağıya inip mutfak olduğunu düşündüğüm yere doğru gittim, içeri girince tamda tahmin ettiğim gibi mutfaktı, ahşap mutfak dolapları kremle karışık kahve rengi fayanslarla döşenmiş şık bir mutfaktı, buzdolabına yöneldim kapağını açtım,
Gözlerim kocaman açıldı, hangi ara dolabı fullemişlerdi anlamadım, kessin ben odadayken dışardaki korumalar bırakmıştır, dolabın içini karıştırıyordum, midemi doyurabilecek bir şeyler olması gerekiyordu, hazır yemeklerde vardı, bir tanesinin kapağını açıp içine bakacaktım ki açmamla elimden kayıdı ve hepsi üzerime döküldü, etli kuru fasülyeydi,
" Allah kahretmesin ya mahvoldu üstüm başım"
Kendi kendime sitem ettim, neden indimki ben aşağıya ne güzel uzanıyordum, aldım başım belayı, giyecek bir elbise de yoktu burda,
Söylene söylene mutfaktan çıkıp vakur adımlarla
Üst katta Araf'ın odasına girdim yine,
elbise dolabı olduğuna kanaat getirdiğim yere gittim,
Kapağını açtığım an burnuma dolan odunsu koluyla gözlerim kapandı, derince içime çektim
Buram buram Araf korkuyordu, kendisi değil ama kokusu çok güzeldi, evet yakışıklıydı, yapılı iri cüsseli kafam kadar kasları vardı, benden yaşça büyük olmasına rağmen yaşını ı göstermiyordu,
eğilip alt çekmeceyi açtığımda bir sürü tişört ve boxer vardı, çoğu kendisi gibi siyah tı giydikleri, aralarından siyah bir tişört aldım,
Banyoya girip elbisemden kurtuldum, araf evde yoktu diye rahat davranıyordum, iç çamaşırlarımı da çıkartınca çıplak kalmıştım,
Araf gelmeden bunları makinaya atmam lazım ki hemen çıksınlar ve giyeyim,
tişört ü üzerime giydiğimde bir elbise gibi olmuştu bana, 5 beden büyüktü, dizlerimin çok üstünde bitiyordu buna sevinmiştim, elbiselerimi alıp banyoda bulunan çamaşır makinasına attım deterjan kutusunu bulup ekledim kısa derecede çalıştırdım, ayakta aniden kalktığım için başım dönmüştü açıklıktan bedenim beni taşıyamıyordu artık,
hemen bir şeyler yemez isem bayılacaktım, kapı kuluna tutunup açtım yavaş ama dikkatlı adımlarla merdivenlerden indim, mutfağa girip dolaptan hazır olan diğer yemeklerde. Alıp masaya yerleştirdim, sürahiyede su doldurup masaya yerleştirdim, masaya oturup bir şeyler yemeye başladım, o kadar acıkmıştım ki yerken ellerim titriyordu, yemek yemeyi çok seven birisiyim ama üzüntü veya stres yapınca mide bulantısından yiyemiyordum hiçbir şey.
Kısa sürede karnımı doyurduktan sonra ayağa kalktım yere döktüğüm kuru fasülye yi de temizlemem gerekiyordu, sofranın üzerindekileri topladım, kalan yemekleri dolaba yerleştirdim,
Olan bulaşıkları elle yıkayıp yerlerine bıraktım, elime bir bez alıp yerdekileri temizlemeye başladım, eğilince saçlarım yüzümü kapatıyordu,
Homurdanarak itmeye çalıştım ama olmadı ellerim kirliydi diye yapamadım da,
yerdekileri sildikten sonra kalkıp bezi yıkadım, ellerimi kurutup saçlarımdan bir tutam kulağımın arkasına yerleştirdim, masadan sürahiyi alıp dolaba atmak için arkamı döndüğüm an kapıda gördüğüm kişi ile elimdeki sürahi yeri boylayı param parça oldu kokudan kısa bir inilti döküldü dudaklarımdan,
Araf kapı eşiğine yaslanmış kollarını birbirine dolayıp beni izliyordu,
Baştan aşağıya beni süzdü, kahve gözleri siyahın en karanlık tonuna büründü, ellerim titriyordu korkudan, lanet olsun beni böyle görmemesi gerekiyordu, gözlerime bakınca utançtan kafamı eğdim, yerdeki cam kırıklarına baktım,
" ş ş şey b b ben özür dilerim, elbiselerim kirlenmişti onları makinaya attım, giyecek bir şeyim de yoktu, o yüzden giydim" o ağzını açmadan ben herşeyi söyledim, heyecandan mı korkudan mı bilemiyorum yine kekelemiştim,
Tedirginlikle eğilip yerdeki camları toparlamaya başladım titreyen ellerimle,
ondan çıt çıkmıyordu, sadece beni izliyordu, birden aklima iç çamaşırlarımın üzerimde olmadığı gelince öyle kala kaldım, Afferin asel Afferin sana iyi halt ettin, kendi kendime kızıyordum yaptığım şey için,
çömeldiğim için zaten kısa olan tişört daha da yukarı sıyrılmıştı, aniden ayağa kalkıp ellerimdeki camları çöpe attıp tam döneceğim sıra acıyla inledim, " ahhh " lanet olsun bu kadar sakar olmak zorunda mıydım, ayağım cam kırkları batmıştı,
Araf koşar adımlarla yanıma yaklaştı, koltuk altlarımdan tutup bir oyuncak kaldırıyormuş gibi beni kaldırıp tezgahın üzerine oturttu, " hep böyle sakar mısın" mekanik çıkan sesle konuştu, elimi bacağıma atınca elektrik akımına kapılmış gibi hissediyordum, ayak altıma bakıp,
" küçük bir parça batmış sadece, derin nefes al" dediği an camı çekip aldı, anın verdiği acıyla bir elimi onun omzuna atıp sıkmıştım istemsizce, önce kolundaki elime sonra da gözlerime baktı, ben sanki ateşe dokummuşum gibi hemen elimi çektim'
yanımdaki çekmeceye uzanıp içerisinde ilk yardım malzemeleri olan çantayı eline aldı, ayağım sızlıyordu, ne yaptığını dikkatle izledim, kutudan pamuk alıp üzerine dezenfektan sıktı, hayretle ona baktım, nasıl yani
Ayağıma pansuman mı yapacaktı, onun gibi egolu ve merhametsiz birisinden kessinlikle beklemiyordum böyle bir şeyi,
kalbimde açtığı yarayı unutmuş gibi ayağımdaki yatayı sarmak istiyordu, bacağımı kendime çektim,
" ben hallederim sizin yapmanıza gerek yok ağam" gözlerine bakmadan fısıltı gibi çıkan cılız sesle konuşunca kızmış olacak ki bacak bileğimden sertçe kavrayıp kendisine çekti,
" kendin halledebilseydin bu halde olmazdın zaten"
ne demek istedi, kaşlarımı çattım,
" sizden yardım istemedim" diyince öfkeyle doğrulup bana baktı, " sizli bizli konuşma çıldırtma beni asel" mesafeli davranmama sinirlendi, ne dememi bekliyor kocacığım mı,
Hayatım mı sevgilim mi ne diye hitap etmem gerekecek, " böyle daha iyi ağam" dememle sıkıntıyla nefes aldı elindeki pamuğu tezgah a bırakıp dibime kadar geldi.
iki eliyle bacaklarımı açıp arasında yerleşti, heyecandanmı bilmiyorum ama nefes alışverişim hızlanmıştı, kalbim deli gibi çarpıyordu, ellerini belimin iki tarafımdan tutup kendine yakınlaştırdı, o kadar uzundu ki ben tezgahta olmama rağmen, benden uzun duruyordu, gözlerimi ondan kaçırmak istiyordum ama yapamıyordum,
sanki hapsetmişti gözlerine,
" ben senin kocamım asel, sizli bizli konuşman hiç hoşuma gitmedi"
Kararmış gözlerini ela gözlerime dikmiş fısıltılı bir tonda tehdit etti sanki, ben ne diyeceğimi bilemeden gözlerine bakıyordum, bir elini belimden çekip yüzüme düşen saçlarımı kulağımın altına sıkıştırdı, parmakları ordan usulca boynuma dolandı,
aniden boynumdan çekip yüzlerimizi daha da yakınlaştırdı,
" sen yabancıların evinde böyle yarı çıplak mı geziyorsun asel" ne demek istediğini anlamıştım
Sen benim karım olduğun için evde böyle rahat takılıyorsun, bide üstüne onun tişörtünü giymişsin sizli bizli konuşuyorsun, helal sana asle gerçekten tebrik ederim seni,
konuşunca nefesi sürekli dudaklarımı yalıyordu, o her konuştuğunda ben konuşma yetkimi kaybediyordum sanki, boynumdaki eli sıklaştı,
" karşımda böyle yarı çıplak duruyorken sencede fazla iddialı konuşmuyor musun" fısıltılı tehditkar bir tonda konuştu gözlerime bakarken,
Cevap vermem gerekirken neden konuşamıyordum,
kalp atış sesimi onun bile duyduğuna eminim, derimi yırtarcasına hızlı atıyordu, belimdeki elini tenime sürtüp açıkta olan baldırlarıma indi, dokunuşu ile tüylerim diken diken oldu, kızacak olan tişörttü baldırlarımdan yukarıya sıyırdı, dokunduğu yerler alev aldı vücudunda, kaba etimi avucuyla sıkınca dudaklarımdan ufak bir inilti döküldü,
İstemsizce dudağımı ısırdım, ısırdığım dudağıma baktı, bakışlarını gözlerime çevirdi, eşsiz güzellikle olan gözleri tehlikeyi çağırıyordu şu an
Yüzlerimiz o kadar yakındı ki nefes alışverişlerimiz birbirine karışmıştı, aniden dudaklarıma yapıştı öpüşü çok sertti, istemsizce gözlerim kapanmış kendimi ona teslim etmiştim,
Dokunuşları hoşuma gidiyordu, baldırlarımda olan eli usulca kalçalarıma sızdı tişörtün altından, kalçalarımı sıkıp bedenine yapıştırdı bedenimi, boynumdaki eli sert değil ama sahiplenici bir tutuştaydı, kasıklarımda bir hareketlilik sezdim, daha önce hiç hissetmediğim bir istek vardı içimde,
bana daha fazla dokunsun istiyordum, alt dudağımı dişlerinin arasına alıp emdi ısırdı, çeşitli işkenceler yaptı sanki bütün hıncını onlardan çıkartmak ister gibi, kalçamdaki eli gevşedi, parmak uçları ile sürtünerek kasıklarıma kadar geldi, iç çamaşırı olmadığı için açılmış bacaklarımın arasına rahatça yerleşti eli,
Vajinamdaki üstü bölgeye dokununca,dudakları dudaklarımdayken boğukça inledim, ne oluyordu bana sanki kendimi kaybedecekmişim gibi hissediyordum bu işin sonunda utançtan yerin dinine gireceğimi biliyordum ama şu an umrumda bile değildi şimdi istediğim yek şey bana daha fazla dokunmasıydı,
orta parmağını vajina girişime yerleştirince dudaklarımdan ayrıldı afflamıştım gözlerimi açınca istek dolu kararmış gözlerle karşılaştım, yutkundum,
" sırılsıklam olmuşsun küçük kız"
Söylediği cümleyle dumura uğradım, keyifle dudağının kenarı kıvrıldı, gözlerimi kaçıracakken boynumdaki elimi enseme yönlendirip ona bakmama zorladı,
" bedenin beni deli gibi arzuluyorken benden kaçman aptalca... sana istediğini vereceğim asel"
Konuşma yetkimi kaybetmişsim sanki cevap dahi veremiyordum, arzuyla gözlerime bakıp orta parmağını içime ittirdi, " aahhh" aniden yaptığı hareket kasıklarımın sinyaller vermesini sağladı başımı geriye kaldırıp zevkten inledim,
boynumda dudaklarının sıcaklığını hissettim, boydan boya yaladı boynumu dişlerimi geçirdi,
Nefes nefese iki elinin arasında tatmin ediyordu beni, parmak sayısını ikiye çıkarttıp içime ittirdi tekrardan,
" aahh araf" hafif acıyla karışık inledim, ismini inledim, başını boynumdan kaldırıp közlerime baktı, istekle ona bakıyordum bana daha fazlasını ver der gibi,
" siktir... sakın susayım deme adımı inlemeni istiyorum" aniden dudaklarıma kapandı tekrardan, aç kurtlar gibi delicesine saldırdı dudaklarıma, tuttuğu boynum ve öptüğü dudaklarımın morardığına eminim,
İçimdeki parmaklarını daha derinlerime ittirdi,
Sanki o beni tutmazsa düşecekmişim gibi hissediyordum gözlerim kayıyor öpüşme seslerimiz mutfakta yankılanıyordu,
Araf'ın boğazından erkeksi hırıltılar çıkıyordu, parmakları hızlandı ıslak olan vajinam içime girmesini kolaylaştırıyordu daha derinlerime girmek ister gibi ittiriyordu parmaklarını,
Zevkten belim yay gibi geriliyordu, sonlara yaklaşmış gibi hissediyordum, dudaklarımdan ayrılıp ıslak ıslak öptü çenemden boynuma kadar,
" kokun beni deli ediyor" derince içine çekti kokumu, parmaklarını girişimden çıkarttım tam tepe noktasına dokundu, orası okşadı, hızlı hızlı yaptığı hareketlerle bayılacakmışım gibi omuzlarına tutundum,
" ahhh... Araf lütfen..." nefes nefese zar zor konuşabildim, içindeki tarifsiz zevki ifade edemiyordum, " lütfen ne asel, susma söyle söyle ki sana istediğini vereyim" boynumu yalarken konuşuyordu sesi boğuk çıkıyor sanki oda kendisini kaybediyordu,
ensemdeki elini göğüslerime indirdi, tişörtün üstünden meme ucumu parmaklarının arasına aldı, " lütfen Araf lütfen... daha hızlı yap şunu" cümle kuramıyordum, söylediklerime pişman olacaktım belki ama şu an umrumda bile değildi, vajinamdaki eli hızlanmaya başladı, düşecekmişim gibi omuzlarına tutundum
Kaslı sert omuzlarını sıktım, kasıldığını hissediyordum..
Birden kapı çaldı, Araf benden uzaklaşmak yerine Dahada hızlandı, kapı ısrarla çalınca derince kaçları çatıldı, " sizin geleceğiniz zamani sikim" homurdanarak benden uzaklaştı, kapıyı açmıştı her kim geldiyse, benden uzaklaştı,
daha demin yaşadıklarımız aklıma gelince yanaklarım kızardı, aşağıya inmek adına kıpırdandım, Araf belimden tutup indirdi, şaşkınlıkla ona bakakaldım, kafamı önüme eğip yürüyordum ki, kolumdan tutup kendisine çekti
" nereye çıkıyorsun bu halin ile, ben sana çık demeyene kadar çıkma burdan"
kafamı onaylar anlamında salladım, kolumu bırakıp mutfaktan çıktı, biz daha demin ne yaşamıştık öyle,
Elimi kalbimin üzerine yerleştirdim, sakin olmaya çalışıyordum, ah asell ahh adamin kollarında kendinden geçtin, inledin daha fazlasını istedin, utançtan yerin dinine girecektim
Ben nasıl kendimi kaybettim o kadar, dokunuşları öpüşü...
" Asel" arkamdan gelen tanıdık ses E döndüğümde gözlerim kocaman açıldı, " Melike" sevinçle bana koşup sarıldı, bende sıkı sıkı sarıldım gözlerim doldu aniden
Benden uzaklaşıp, " gülüm nasılsın, noluyor böyle sen niye bu haldesin" baştan aşağıya süzdü beni, Melike'nin burda ne işi vardı,
" yoksa biz gelmeden önce siz Araf ağayla"
Diyip kıkırdadı, anında yanaklarım kızarmıştı,
" anlatacam hepsini ama önce üzerime bişeyler giymem lazım, elbise de yok hem sen nasıl geldin ve kim haber verdi" Melike hala bana bakıp kıkırdıyordu, " ben getirdim bir şeyler, karan geldi yanıma sizden bahsedince yanıma iki üç parça bişeyler aldım"
sevinçle ona sarıldım,
" canımsın gülüm, annemlerden haber aldınmı hiç" birden sinirlendi " senin deden konağı inletti
O pislik ve ailesi geldi, senin gittiğini duyunca çıldırdı, dedenleri tehdit etti, silah sıktı, sonrada defolup gitti" sıkıntıyla nefes alıp verdim, umarım dedem anneme bir şey yapmamıştır
Annemi sıkıştırdıklarına eminim,
" hadi şu üstünü değiştirelim öyle konuşalım, işinizi yarıda bıraktık kusurumuza bakmayın artık" alayla kıkırdadı, koluna vurdum,
" yok öyle bir şey"
Dedim yutkunarak, yaşadıklarımız gözümün önüne geldi, kalbim hızlandı yine,
" aynen canım bir şey olmamış belli, sen galiba şu an nasıl durduğununun farkında değilsin, saçın başım dağılmış, hele şu üstündeki " kahkaha attı sevinçle, sanki ben zorla kaçırılmadım ve evlenmemişim gibi davranıyordu,
" dalga geçmeyi bırak ta şu elbiseleri ver giyinip geleyim konuşalım yoksa kafayı yiyeceğim"
Ciddiyetle konuştum, çünkü bugün yaşadıklarım bana ağır geliyordu, sıkıntıyla nefes aldım, Melike'nin getirdiği çantayı elinden aldım,
" Araf ve karan salonda mı" yukarı çıkacaktım karanın beni bu halde görmesini istemiyordum,
" bahçedeler onlar, yukarı çıkıp giyin gel"
Kafamı onaylar anlamında salladım, yukarı çıkmak adına yürüdüğüm an ayağındaki ağrıyla yüzümü buruşturdum,
" noldu gülüm" tedirginlikle bana baktı Melike, ayağımın kesik olmasını unutmuşum, " bir şey yok ayağıma cam batmıştı ondan acıyor biraz" dememle güldü alaylı bir şekilde, " artık ne yaptıysanız heryeri kırıp dökmüşsünüz" kendimi tutamayıp bende güldüm, benimle alay etmesini özlemişim,
" melikeeee" dedim yalandan kızgınlıkla,
Eliyle ağzına fermuar çekti gülümsedi.
Sekerek yürüyüp merdivenlerin oraya geldim,
Camdan olan kapıya baktım, Araf'la karan önemli bir konu hakkında konuşuyorlardı galiba yüzünde ciddi bir ifade vardı, birden döndüğü zaman beni gördü, ona baktığımı anlayınca afalladım,
tedirginlikle merdivenleri çıkmaya çalışıyordum ama yapamadım ayağımı sarmadığım için çok yanıyordu, zorlukla bir adım attım acıyla ufak bir çığlık döküldü dudaklarımdan, " ayyyhhh... sende tam yaralanacak zamanı buldun asel" kendi kendime sesli söyledim, bu sakatlık başıma daha çok bela açacaktı,
" ne o küçük kız delirdin mi, kendi kendine konuşuyorsun" alaylı tonda konuşan Araf'ın kucağında buldum kendimi bir an,
Hayretle gözlerine baktım, kalp atışım hızlandı
Gözlerinin içine bakınca daha demin mutfakta yaşananlar aklıma gelince yanaklarıma kan pompalanıyormuş gibi hissettim, utançla başımı eğip,
" indirin beni ağam ben kendim yürüyebilirim" bacaklarıma ve belime dolanan kolları arasında minnacık kalmıştım, kendine bastırıp kulağıma eğildi, nefesi tenime çarpıyordu,
" daha 15 dakika önce kollarımda adımı inliyordun, ne ara sizli bizliye geçiş yaptın asel" keyifle fısıldadı, yukarı çıkardı beni kucağında merdivenlerden ilerledik, adam haklı asel seninde bir ortan yok sizli bizli konuşarak kendimi rezil ettim bir kere daha, merdivenlerin sonuna gelince odaya yöneldi kapıyı açıp içeri geçti ayağı ile sertçe kapıyı kapattı.
beni bırakması gerekirken bırakmadı, yatağın yanına geldiğimizden yatağa bıraktı beni, üzerime eğilip yakınlaştı bana, yoksa aşağıdakilerin devamını mı getirecekti, ama aşağıda birileri var, kararan gözlerine baktım, lanet olsun yine heyecanlanmıştım, Dahada yakınlaşınca gözlerimi kapattım, öpmesini bekledim ama o öpmek yerine kulağıma fısıldadı,
" beni bu kadar arzuladığını bilmiyordum karıcım" gözlerimi açıp yüzümü ona döndüm,
Aşağıda yaşananlardan bahsediyordu,
Utançtan yüzüne bakamadım daha fazla kafamı çevirdim nefes almayı unutmuşum gibi derin bir nefes çektim ciğerlerime, odunsu kokusunu ciğerlerime çektim.
" şimdi bir şey yapmayacağım merak etme,
Konağa geçince hazırlıklı ol, tamami ile benim olacaksın" yakasını tutuğum elim titremeye başladı, sıcak bastı birden, yaşadığımız o anlar azmış gibi bide daha fazlası olacaktı, yutkundum,
" utanınca çok daha çekici oluyorsun küçük kız"
Anlamıştı off kendimi hiç iyi hissetmiyorum
İyi miyim kötü müyüm ben bile bilmiyordum.
Üzerimden kalkıp odadan çıktı derin bir nefes aldım, ellerimi yanaklarıma verdim yanıyordum,
Utanınca sıcak basıyordu, yavaşça doğrulup ayağa kalktım,
çantayı açıp içindeki elbiseyi alıp elime baktım, ah Melike ahh bu nasıl bir elbise
Çok iddialıydı ama güzeldi, beyaz kırmızı vişneler vardı üzerinde, bel kısmında dekolte vardı göğüs kısmında ve sırt ta da,
yandan yırtmaçlı bana göre çok iddialı bir elbiseydi, şu an bundan başka giyecek bir şeyim olmadığı için aldım çantada iç çamaşırıda vardı onlarıda alıp banyoya girip hızla giyindim, bileğimdeki tokamla saçlarımı at kuyruğu yapıp sıkıca bağlayınca banyodan çıktım.
Çıplak ayakla seke seke aşağıya indim,
Araf Melike ve karan salonda oturuyorlardı,
Yavaşça yürüdüm, aşağıya inince tüm gözler üzerime yöneldi,
usulca yürüyüp Melike'nin yanında oturdum, Araf'ın keskin bakışlarını üzerimde hissedince kafamı kaldırıp ona baktım,
Öfkelenmişti üzerimdekileri görünce, beni gözleri ile öldürecekmiş gibi süzdü, yutkundum tedirgin olmuştum, keşke giymeseydim elbiselerimin çıkmasını bekleseydim,
karanın telefonu çaldı
Ayaklanıp uzaklaştı, kısa sürede geldi telaşla konuştu, " araf acil gitmemiz lazım depoya saldırı düzenlenmiş" Araf öfkeyle ayağa kalkıp sıkan dişleri arasında konuştu, " kim yapmış"
Neyin deposu noldu bende tedirgin olmuştum,
" bilmiyorum kardeşim hemen çıkmamız lazım"
Deyince Araf ceketini alıp üzerine geçirdi ve bize döndü," siz burda kalın adamlar kapıda, kısa sürede geliriz" gözlerime baktı derince bir cevap bekliyormuş gibi, " siz bizi düşünmeyin, kendinize dikkat edin"dedim dudağının kenarı kıvrıldı,
dönüp hızla çıktılar, kafamda binbir türlü soru vardı, biz hangi ara bu seviyeye geldik ne oluyor ne bitiyor anlamış değilim
Umarım kötü bir şeyler yoktur,
İçimde bilmediğim bir sıkıntı vardı sanki
Kötü şeyler olacakmış gibi.......
Bölüm sonu....
