11. bölüm · Aşk-ı Berdel
GEÇMİŞİN AĞIR YÜKÜ
raf'ın anlatımı ile...
" lan oğlum bırak beni... izin veremem asel gidemez olmaz anladın mı olmaz."
Sesimdeki acı çığlık ormanı inletti,
Yaptığımın hatanın pişmanlığı ile yanıp tutuşuyordum.
Asel e nasıl bu kadar bağlandım, aşık oldum bilmiyorum, kendimi kaptırmamak için elimden geleni yaptım ama olmadı, bir çift ela göze vurulmuştum...
Onun masumiyetini ellerinden almıştım. Gözlerine baktığımda eski ışık yoktu sönmüştü,
Ben sündürmüştüm....
" Yaw yeter abicim yeter... kızı zorla tutamazsın yanında görmüyor musun ne hale gelmiş.
Onada yazık perişan halde, Herşey daha kötüye gidecek dur artık."
Karan Bıkkınlıkla bağırıp çağırdı, öfkelenmişti.
Ama benim içimdeki öfkeyi pişmanlığı bastıramıyordu. " Kendimi affettirecektim, olmadı yapamadım..."
Sesim sonlara doru kısılmış çatlatmıştı.
Bedenimdeki acılar umrumda değildi,
Asel in gözümün önünde acı çekip erimesine izin veremem. Bırakamam onu....
Büyük konuştum aşık olmam dedim hiçbir kıza.
Şimdi ne olmuştu....
Asel i ilk gördüğümde gözlerime değen elaları...
Mis gibi Vanilya kokusu, ürkek hareketleri,
Masum bakışları beni çok etkilemişti.
Onu göründe dokunma isteğimi bastıramıyordum. Sürekli yanımda olsun istiyordum. Mis gibi lavanta kokan saçlarına burnumu gömüp ömür boyu koklamak istiyordum.
Onun kokusu yaşama sebebim olmuştu,
Şimdi ise değil kokusunu koklamak yüzüne bakmama bile izin vermiyordu.
benden nefret ediyordu, haklıydı
Yapmamam gerek bir hata yaptım.
Babaannemin dolduruşuna geldim.
O gece konağın arka kapısında gördüklerim...
O gece işten çok geç çıkmıştım. Saat gece ikiyi geçiyordu, yurt dışına gönderdiğimiz mallarla ilgili sıkıntı çıktığı için çok geç çıkmıştık karanla.
Ben arabama binip konağa doğru gelince arka mahallede tanımadığım bir araç park edilmişti.
Aracımı oraya park edip torpidodan silahımı aldım...
Bunda bir iş vardı, bu saate bu aracın burada olmasını geçtim. Araç çalışır vaziyette olması beni şüpheye düşürdü....
Arabaya doğru gidince plakasına baktım,
Tanıdık değildi.
Arka tarafı kontrol edeyim derken bir adım attığımda karşıdan gelen kişiler ile beynimden vurulmuşa döndüm...
Sinem ve vahit şerefsizini el ele tutuşup buraya doğru geldiklerimi gördüm, tedirginlikle koşar adımlarla geliyorlardı araca doğru.
Önlerine döndükkeri zaman beni görünce adamları yavaşladı... sinemin korkuyla titrediğini gördüm, vahit ise kendinden emin bir duruşu vardı, sinirden elimdeki metal parçasını bükercesine sıkıyordum avucumda.
" Abii... sen...."
Ağzından başka kelime çıkmadı, dolan gözlerinden yaş geliyordu.
Karanlıkta pek görünmese de çok korkuyordu.
Bir kaç adımla yaklaştım yanlarına. Sinemin elinden tutup arkama aldım o şerefsize de kafa attım.
Kafa atmamla sendeleyip düşmesi bir oldu.
" senin gelmişini geçmişini sikerim lan...
Sen ne cesaret ile benim kız kardeşimi kaçırırsın amına koduğumun piçi."
Sesim şerr ve öfkeli çıkmıştı. Sinirden dişlerimi biraz daha sıksaydım çenemde diş kalmayacaktı.
Ayağa kalkıp önümde durdu.
" ben sinemi seviyorum. Evet bir hata yaptım yarıyılda bıraktım, ama almaya geldim...
Almadan da gitmeyeceğim."
Bu sefer silahın kabzanı ile yüzüne vurdum,
Vurduğum çenesinden kırılma sesi gelmişti.
" ne sevmesinden bahsediyorsun lan sen.
Hamile kızı ortada bırakıp almadın. Bebek öldükten sonra mı aklına geldi sevgin."
Öfkeden deliye dönmüştüm. Kardeşimi kandırıp onunla beraber olduktan sonra hamile olduğu ortaya çıkınca ortada bıraktı. Bu yaptığını ona zaten bırakmayacaktım, babaannemin söylediği şeyler aklıma yatmaya başlamıştı.
" Ben alacaktım sinemi, sadece zamanı değildi.
Ne yapacağımı bilemedim ama siz...
Siz benim çocuğumun katilisiniz.
Zorla aldırttınız bebeğimizi."
Öfkeyle sırtıma bağırıp çağırdı.
Bebeği babaannem hepimizden gizli aldırtmıştı.
Öğrendiğimde çılgına dönmüştüm.
Daha doğmamış olan bebeğin ne günahlı vardı...
Ama olan olmuştu artık elimden hiçbir şey gelmiyordu, ağlıyordu karşımda çocuk gibi.
Koluma dokundu sinem.
" Abi yalvarıyorum sana dokunma ona.
Seviyoruz biz birbirimizi bırak ta gidelim."
Hıçkırıklarla ağlaya ağlaya bana baktı. konuşamıyordu..
" seni hamile halinle ortada bıraktı.
Ne gitmesinden bahsediyorsun sen."
Sonlara doğru sesim kısılmıştı.
Kardeşimin gözünden akan bir damla yaş için dünyayı yakardım, ağlamadı içimi acıtmıştı bu yüzden tepki gösteremiyordum ona.
" Ben gelecektim... siz beklemediniz çocuğumu öldürdünüz bari sevdiğimi verin bana."
Yıkılmış durumdaydı. Bir kadın için bu hale gelir mi bir adam... gelebiliyormuş bugün onu anladım...
Üzerine yürüdüm, yakasına yapışıp dibine kadar girdim, gözlerimden ateş fışkırıyordu sanki.
" Bu saaten Sonra ölsen de alamazdın sinem i."
Tekrar bir kafa attım yere yapıştı.
Silahımı ona doğrulttum, yüzünü yerden kaldırıp bana baktı. Ağzı yüzü kanlar içerisindeydi ama zerre acımıyordum, kardeşime çektirdiği onca acıyı onun yanına bırakmayacaktım.
ondan da ailesinden de alacaktım bunun acısını.
Sinem birden silahın önüne geçti, önümde diz çöküp hıçkırarak ağlamaya başladı.
" kurbanın olayım yapma abi... öldürme onu, sen onu öldürürsen bende ölmüş olacağım..
Yapma yalvarıyorum, bırak gitsin abi, söz veriyorum sana vaz geçeceğim ondan, sevdamı kalbime gömerim yeterki öldürme onu."
Silahın namlusunu alnına dayadı. Omuzları sarsıla sarsıla ağlıyordu, onu bu kadar çok sevdiğini hiç düşünmemiştim, sevmek bumuydu gerçekten.
" Sinem çekil şurdan, sen olmazsan ben öleceğim zaten bırakta öldürsün... öldürsünde kurtulsun benden."
İçim buz kesmişti. Birbirlerini çok seviyorlardı gözlerinden ve direnişlerinden belliydi.
Sesizce onları izledim.
" tamam abi, madem bırakmıyorsun o zaman önce beni öldür yoksa ben kendimi öldürecem."
Nefesi kesilir hibi ağlıyordu.
İçim parçalandı sonuçta kanımdan canımdandı,
Sinemin tek bir damla göz yaşına Mardin'i yakardım.
Silahımı sinemin avuçlarından çekip belime sıkıştırdım, şaşırmış gibiydiler bakışları bendeydi.
Eğilip sinemin kolundan tutup kaldırdım,
Telefonumu cebimden çıkartıp adamlarımı aradım.
" konağın arka sokağına gelin çabuk, hepiniz gelin evdekilere çaktırmayın."
" abi hayır abiii... lütfen yapma öldürme onu."
Hıçkırıklara boğulmuş bir şekilde ağlıyordu.
İçim acısa da belli etmedim, sert duruşumdan ödün veremezdim.
Kısa sürede adamlarımın geldiğini gördüm.
Sinemi işaret ettim, onu eve götürmeleri için,
Adamlarımdan Cemal geldi ellerini önünde bağlamış emir bekliyordu.
" konağa götürün sinemi, babaannemler görmesin bilmesinler de. Odasına götürüp kapıyı kitleyin ben gelene kadar da kimse açmasın kapıyı."
" emredersiniz ağam."
İki kişi sinemin kolundan tutup çekiştirdiler.
" Abii kurbanın olayım yapma... beni nefesiz bırakma yalvarıyorum sana..."
Bağıra çağıra haykırıyordu, üzülmemesi için yapıyordum harbuki, eğer bu şerefisiz onu sevseydi hamile valiyle ortalıkta bırakmaz gelir alırdı, göz göre göre kandırıyordu kardeşimi.
Buna izin veremezdim vermeyecektim de.
Bir adamımın sinemin kolunu fazla sıktığını gördüm, sinem acıyla yüzünü buluşturmuştu.
kolunu tutan bileğinden tutup çevirdim.
" belani sikerim senin orospu çocuğu.
Sen kimsin de kardeşimin canını yakarsın, çıktığın deliğe sokarım seni."
Çevirdiğim bileğinden kırılma sesi geldi,
Acıyla inleyip yere diz çöktü.
" özür dilerim ağam...bilmeden oldu."
Acı çektiğini boğuk çıkan sesinden anlamıştım,
Bileğimi bırakıp diğer adamlarıma döndüm.
" eğer bir tanenizin kız kardeşimin canını yaktığını görürsem hiçbirinize acımam vururum."
Sesimdeki öfke bakışlarımdaki tehdit onları korkutmuş gibiydi, hepside kafalarını onaylar anlamında sallayınca elimi götürün anlamında işaret verince sinemi götürmek için kolundan turp çekiştirince sinem gitmemek için direniyordu.
" Hayır abi hiçbir yere gitmeyeceğim, beni buradan götürmen için öldürmen lazım."
Öfkeyle yüzüme bağırdı, omuzlarındaki yük gün geçtikçe artıyordu, babamın ölümü...
Sevgilimin ve dostumun ihaneti...
Şimdi de kız kardeşim,
Göğüsüm sıkışıyordu.
Bu yük bana fazlaydı...
Kardeşim gözlerimin önünde acı çekiyordu ama onunla gitmesine izin verirsem daha çok acı çekecekti. Onu buradan göndermek için aklıma bir fikir gelmişti.
Yanına yaklaşıp yüzünü avuçlarımın içine aldım.
Gözyaşlarını sildim, eğilip gözlerine baktım.
" güzelim sana söz veriyorum onu öldürmeyeceğim...
Ama seninde buradan gitmen lazım, tamam mı."
Şaşırmıştı, gözlerinden yaş aksada gülümsedi
Gülümsemesi içimi ısıttı,
" gerçekten mi abi, öldürmeyecek misin."
Tebessümüne tebessümle karşılık verdim.
" ne zaman sözümde durmadığımı gördün.
Söz verdim, hadi git şimdi."
Sevinçe gülümseyip kafasını onaylar anlamında salladı. Kafasını kendime yakınlaştırdım dudaklarımı alnına yapıştırıp öptüm.
Kardeşimin durumu beni üzse de ağlamamak için savaş veriyordum kendi kendime,
Ondan uzaklaştım, gözlerine bakmamak için arkamı döndüğümde bana seslendi.
" abi." Döndüğümde kollarını açıp boynuma doladı, sıkıca sarılıp ağladı.
" çok teşekkür ederim abicim. Babamı hatırlamazsam da bana sen babalık ettin, İyiki varsın seni çok seviyorum."
Gözlerim dolmuştu, konu ailem olunca çok hassastım, hele ki sinem benim küçük kızım o,
Babam öldüğünde üç yaşındaydı, baba nedir bilmezdi, o yaştan beridir onlara ben hem abilik hem babalık yaptım, küçücük yaşımda omuzlarıma haddinden fazla yük binmişti.
O günden sonra ben eski ben olamadım, bir çocukluğum olmadı, ergenlik çağımda bile hep olgun durdum durmak zorundaydım,
Miroğlu aşiretinin ağası olmuştum on bir yaşımda dile kolay tabi, okul okumayı bırakmam için baskı uyguladılar sürekli,
Sen ağasın artık okul okuyupta ne yapacaksın dediler ama ben dinlemedim, hem ağalık yaptım, hem evin erkeği oldum, Hemde okul okudum.
Çocukken okuyup savcı olmak istiyordum, okudum da, üniversiteye ye hazırlanacaktım hepsini bir arada yürütecektim ama olmadı.
Sınavdan bir gün önce arzu ve jiyanı birlikte yakaladım, o gün benim tamamen hayatımın değiştiği o gündü...
O günden sonra sert katı acımasız birisine dönüştüm, üniversite yi bırakıp tamami ile aileme ve ağalığa yöneldim.
Sırtımdaki bıçak izleri birden fazlaydı, yüklerim ağır olsada omuzlarımdan indirmedim yıkılmadım, dik duruşumdan ödün vermedim
Ailemden başka kimseye de merhamet etmedim...
Çünkü insanlar acımaya değer değiller hepsinde bir hainlik namusuzluk var, kimseye güven olunmaz bu yüzden ailem ve karan hariç kimseyi yanıma yaklaştırmadım.
Arzudan sonra da hiçbir kadın ilgimi çekmez diyordum ama sanki o kızı görünce bana başka bir şeyler oluyordu.
Bugün abisinin yaptığı bu son hatadan sonra bedelini o ödeyecek....
Düşüncelerimden sıyrılıp kollarımı kardeşimin sırtına doladım, saçlarına öpücük kondurup kendimden uzaklaştırdım.
" hadi abicim git buradan."
Uzaklaştı benden arkasına bile bakmadan gitti koşar adımlarla adamlarım da takip ediyordu onu.
Kafamı vahap itine çevirdim.
Normalde kafasına sıkar gebertmem gerekirdi ama söz vermiştim kardeşime yapmayacaktım, ama doğduğuna da pişman edecektim.
" alın bu piçi, depoya götürüp bayıltana kadar dövün, sonrada sınır dışına atın gelin.
Sakın ölmesin, ölürse sizde ölürsünüz."
Sonlara doğru sesim öfkeli çıkmıştı, korkudan başlarını kaldırıp yüzüme bakmadılar.
Celal vahapın kolunundan tutup çekiştire çekiştire arabaya bindirdiler.
Onların gidişini izlemeyi bırakıp hızla arabama binip çalıştırdım, Mardin sokaklarını geçince arabamın hızını arttırdım, içimde tarif edemeyeceğim kadar öfke ve hüzün vardı,
Elimdeki direksiyonu parçalarcasına sıkıyordum,
Barmak doğumlarım bembeyaz kesilmişti,
Öfkeden titriyor nefes alışverişlerim hızlanıyordu.
Aracımı her zaman gittiğim kayalıklara sürdüm,
Kafamda savaş veriyordum, kardeşime söz vermiştim öldüremezdim piçi, aklıma babaannemin söyledikleri geldi.
" onların senin kardeşine ettiklerini sende onların kızına edeceksin, namusunu alıp ortada bırakacaksın."
Kafamdaki sesler susmuyordu delirecekmiş gribiydim, aniden frene basıp arabayı kayalıkların orada durdurdum.
Yumruklarımı direksiyona geçirdim.
" yeter ulan yeter... sus artık sus beynimi siktiniz yeter."
Bağıra çağıra içimdeki öfkeyi siniri atmaya çalıştım ama fayda etmiyordu.
Kemerimi açıp araçtan indim, nefes alamıyordum bir kaç gömleğin düğmesini açıp nefes alıp verdim, öfkeden titriyor deliriyordum.
Aracın ön kaputuna dayandım, gözlerim kararıyordu yaşadıklarımı kaldıramıyordum artık.
Kalpsizmişim gibi duruyordum.
İçim cayır cayır yanarken buz gibi durmak çok zor geliyordu kimse anlamasa da bilmese de bu günlere çok zor geldim, çocuk olamadım hiç hep olgun bir adam olmam gerekti ve öylede oldum,
Bundan sonra istesem de masum bir kişiliğige sahip olamazdım. karanlık benim içime ruhuma işlemiş....
" beni bu hale getirenlere bedelini ödeteceğim...
Hepsinin burnundan fitil fitil getirmez isem benim adım da Araf değildir."
Hırıltılı öfke dolu sesle bağırdım, sesim uçurumdaki boşlukta yankılanıyordu.
Uçurum o kadar derin di ki uzaktan bakınca beni içine çekecekmiş gibi geliyordu...
Halbuki benim içimdeki uçurum, karanlık daha derindi. İçine düşen bir daha çıkamazdı bende çıkamadım oradan ve karanlığa mahkum oldum.
İçimdeki öfke nefret her geçen saniye Dahada artıyordu, böylesine öfkeli nefret dolu biri olmayı ben seçmemiştim,
Derin değen nefes alıp verdim, içimde savaş veriyordum, canın kanım kız kardeşimin hayatıyla oynamıştı o şerefsiz...
Gebertmemem lazımdı onu.
Ne yaptı kardeşime de ona böylesine aşıktı,
Kör olmuş sanki gözleri....
Namusluyla oynadı, ardına bile bakmadan bırakıp gitti, sonra tekrardan dönüp almak istedi.
Daha doğrusu istemedi kaçıracaktı adi köpek.
Kardeşime söz verdim o iti gebermeyeceğim,
Ama onu ve ailesini öyle bir resim edeceğim ki,
Midyat sokaklarında yürüyemez başlarını kaldıramaz hale getireceğim.
Birden telefonum çaldı.
Bu saate kim olabilirdi,
Elimi cebime atıp telefonumu çıkarttığımda ekrana baktım,
Arayan kişi babaannemdi,
Bu saate ne diye arıyordu,
Hemen açıp kulağıma götürdüm.
" hayırdır babaanne bu saate ne diye arıyorsun."
Sesimi yumuşak tutmaya çalıştım, öfkemi belli etmemeliydim.
" torunum bu ne rezilliktir yine, bu sinem daha başımıza ne işler açacaktır."
Sesi sert öfke doluydu anlamıştım olanları öğrendiğini,
" Ne diyorsun sen yine babaanne, derdin nedir söyle hele."
" Yine o soysuza kaçacaktı değil mi, ben sana ne dedim. O soysuz haddini bilmezlere gününü göster demedim mi, sen ne yaptın peki torunum...
Olmaz öyle şey deyip kapatın üstünü, ama o namussuzlar önce kardeşinin namusunu aldılar sonrada hamile haliyle ortada bıraktılar, bu gidişle miroğlu soy adımız yerlerde sürünecek,
Herkesin diline düşeceğiz, sen halen bir şeyler etme...
de hele şimdi ne yapacaksın. Namusunu mu temizleyeceksin yoksam susacak mısın."
Öfkeden elimdeki telefonu öyle bir sıkmıştım ki her an elimde paramparça olabilirdi,
Nefes alışverişlerim sıklaşmış sinirden göğsüm inip kalkıyordu. Dişlerimi sıkarak öfkeyle tısladım.
"Kimse miroğlu aşiretini yerlerde süründüremez,
O haddi kimseye vermedim...
Benim boşverdiğim falan yok babaanne,
Kim be yaptı ise misliyle ödeyecek."
Diyip telefonu suratına kapattım,
Öfkeden deliye dönecektim, benim aklımla oynuyorlar sırayla.
Kimse benim adımı kirletemez, kimsenin gücü yetmez, buna asla izin vermeyeceğim...
Abisinin bedelini o ödeyecek, ilk başta reddetmemin sebebi masum olduğunu düşünmemdi.
Ama gördüm ki onında abisinden kalır bir yanı yok. Jiyan kahpesinin biricik sevgilisi.
Ben nasıl karanlıktaysam onlarıda o karanlığa gömeceğim, Hemde diri diri.
O karanlığa mahkum edeceğim ilk kişi,
Asel viranlı...
Her gün lanet edecek ailesine abisine,
O mutlu aile tablosunu darma dağın edeceğim...
Kız kardeşim hangi durumda ise o daha beterinde olacak.
Gözleri bakışları masumiyetini andırıyordu,
İlk defa bir insan hakında yanılmıştım,
Masum kendi halinde bir kız zannetmiştim.
O gün gördüklerimden sonra ne halt olduğunu anladım, nasıl bir erkeği kendisine çekebileceğini biliyordu. Kadınlığını kullanıyordu, basit bir kız çocuğu beni az daha efendi bir kız olduğuna inandıracaktı.
Ama iyiki o gün düğünde gerçek yüzünü gördüm,
Nasıl birisi olduğunu beynime kazıdım. Önce sıra sende asel viranlı...
Sonrada o çok sevdiğin sevgilin Jiyan vuraloğlu da...!
Telefonumdan Saate baktığımda sabaha karşıydı,
Saat 03: 45 ti Saatlerdir burda uçurumun kenarında arabanın kaputuna sırtımı dayamış düşüncelerimle baş başaydım.
Bu gece burda verdiğim karar pek çok kişinin hayatını mahvedecek, özellikle de viranlı soyadını etkileyecek benimde istediğim bu onların mahvolması...
Bunun içinde çok sevdikleri biricik kızları asel kurban olacak.!
Yerimden kalkıp yakamı düzelttim, telefonumu cebime atıp ellerimi ceplerime yerleştirdim. Derin bir nefes alıp gözlerimi yumdum.
Kısa bir süre gözlerim kapalı nefes alıp verdim sakinleşmek adına, gözlerimi açıp uçurumu izledim.
" onlara Araf miroğlu nun kim olduğunu öğretmenin zamanı geldi..."
Bu sefer kazabımdan kimse kurtulamayacaktı,
Kimseye acımayacağım masum yüzlü şeytana bile....
Arabama yönelip kapıyı açtım,
Yorgun bedenimi koltuğa bıraktım.
Ruhen yorgun olsam da bedenen güçlü görünmem lazımdı, bu hayat acımasız çünkü,
Eğer zalim güçlü olmaz isen her zaman ezilen taraf olursun....
Kapıyı kapatıp arabayı çalıştırdım,
Uçurumun kenarından yola sürdüm aracı.
Kısa sürece taşlı yollara geçtim,
Aracı son hıza verdim,
Camı açtım yanımda duran sigara paketinden bir sal sigara alıp dudaklarıma yerleştirdim,
Cebimden çakmağı çıkartıp yaktım.
Sigaramdan bir yudum çektim ciğerlerime,
Sabaha karşı olduğu için hafif aydınlanmıştı gökyüzü.
Midyata yaklaşınca aracı viranlı konağına çevirdim.
Aklımdaki plan çok başkaydı,
Kardeşime yapılanın aynısını yaşayacaktı ama başka yollarla, aselin gözleri gözlerime deyince bir garip oluyorum, ilk defa böyle bir şeyle karşılaşmıştım.
Dudaklarına kayıyordu her seferinde gözlerim.
Sanki özene bezene kalemle çizmiş gibiydi dudakları, uzun siyah saçlarındaki çiçeksi kokusu her seferinde ciğerlerimi talan ediyordu.
Aklımı karıştırıyor her seferinde,
İçimdeki onu öpme isteğini bastıramıyordum her seferinde,
Bir yudum daha çektim ciğerlerime sigara dumanını.
Her sigara içişimde aklıma asel'in gelmesi çok saçma, oda diğer kızlar gibi bastit ve sıradan dı neden bu kadar çok dikkatimi çekmişti anlamıyordum.
Acemi hareketleri...
Utanınca yanaklarının kızarması,
Heyecanlanınca kekelemesi,
Nefesinin kesilmesi hele.
O sıra dudaklarına yapışmak istemiştim,
Ama kendimi törpüleyip toparladım,
Öyle basit bir kıza aşık olacak değilim değil mi.
Taşa dönmüş kalbimde kıvılcımlar vardı,
Korktuğum şey başıma mı geliyordu.
Hayır Tabikide aşık olsam bile böyle basit,
Sıradan bir kıza mı aşık olacağım...
Delireceğim en sonunda kalbimle aklım savaş halindeydi,
Bir yanım onu isterken diğer yanım kardeşime yapılanları hazm edemiyordu.
Kalbimi hiçbir zaman dinlemedim, bugünde dinlemeyeceğim, çünkü aklım her zaman doğru yolu gösterdi bana.
Midyat ın taş yollarında viranlı konağının arka kapısına yakın bir yere aracımı durdurdum.
Sigaramdan son bir yudum alıp araçtan indim.
Sigara dumanı burnumdan dudaklarımdan firar etti, kalan sigarayı yere atıp ayağımla ezdim.
Ellerimi yakama atıp dik duruşumdan ödün vermeden konağın arka kapısının olduğu sokağa doğru yürümeden önce telefonumu elime aldım.
Adamım Cemal i aradım.
Bir iki çalıştan sonra açtı.
" buyur ağam, bir sorun mu oldu."
" yok aslanım bana sadece vahap itinin bir videosunu yolla. İyice benzettiniz değil mi."
" ayıp ettin ağam, konuşacak hali yok bayılıyor ikide bir."
" Afferin tam istediğim gibi. Videoyu hemen yolla sonrada sınır dışına atın gitsin."
" Tamamdır ağam sen nasıl istersen, hemen yolluyorum."
Telefonu kapatıp cebime attım.
Sokakta yürürken içeriye arka kapıdan girip aseli kaçırma gibi bir fikrim vardı.
Benimle gelmeme gibi bir seçeneği yoktu,
Zaten abisini o halde görünce kendisi gelecek benimle.
Tam sokağın başından dönecekken bana çarpan bir bedenle karşılaştım,
Burnuma dolan buram buram vanilya kokusu çok tanıdık geliyordu,
Kafamı eğip baktığımda oydu Asel...
Ne arıyordu bu saate burada, kimden ve beyden kaçıyordu bilmiyorum ama benim için çok iyi olmuştu hiç yorulmadan onu burdan götürecektim.
İster kendi isteği ile ister sürükleye sürükleye...
Öyle veya böyle benimle gelecekti...
O gece o olaylardan sonra içimdeki öfkeye hakim olamayıp Herşeyin bedelini aselden çıkartmıştım. Hata yaptım, o masumdu.
Sonradan öğrendim dedesinden sürekli şiddet gördüğünü, o evden bu yüzden koltuğ kaçmak istediğini.
Ben ise hayatını mahvettim.
Onu kandırdım.
Masumiyetini elinden aldım
Ve cehennemi olan o konağa geri götürdüm.
Aseli oradan almadan asla durmatacaktım,
Evet korktuğum şey başıma gelmişti,
Ben asel e aşık olmuştum, kokusu yaşama sebebim olmuştu.
" hadi yürü bir hastaneye falan gidelim.
Her yerin yara bere içerisinde."
Yanımda kaşları çatık karana döndüm,
Bu zor zamanlarımda hep yanımda olmuştu.
Kuzenden öte kardeşimdi.
" olmaz önce Asel i almam lazım, yaralarım hafif geçer onlar, ama eğer asel beni affetmezse kalbimdeki yara asla iğleşmeyecek."
Taş kalbimi yumuşatan onun masum gözleriydi.
Hiç olmadığı kadar acıyordu kalbim hiç böyle bir acıyla baş Bala kalmamıştım.
Arzuyu sevmiştim ama aşık olmamıştım,
Asel bana ne yaptı da ona delicesine aşık oldum.
Ne yapıp ne edip aseli oradan almam lazım,
Kendimi affettireceğim affetmesi için elimden ne geliyorsa yapacağım ölmemi istese ölürüm.
" Allahım sen sabır ver, abicim anlamıyor musun kız gitti, bırakta biraz toparlansın sonra bir çaresini buluruz."
" önce asel kardeşim. Önce asel sonrası sonra."
" sana söz veriyorum bak elimden geleni yapacağım, Melike'yle konuşur mutlaka ortak bir yol buluruz, tamam mı.."
Haklıydı biraz zaman vermem lazım belkide,
Ama ya o süreçte başına bir şey getirseler.
" hadi kalk bizim otele gidelim bari,
Konağa bu halle gidersen teyzemler endişelenir."
" peki öyle olsun."
Bu geceyi de atlatırsam gerisi kolay olacak inşallah.
Karanla onun aracına yürümeye başladık karanlık ormanda, saatlerdir buradaydık,
Bedenen acı hissediyordum ama kalbimdeki ağrı daha ağır basıyordu.
Aracın yanına geldiğimizde sürücü koltuğun yanındaki koltuka yaralı bedenimi attım.
Karanda sürücü koltuğuna geçince arabayı çalıştırdı.
Orman yolundan çıkıp ana yola geçti, başımı koltuğa yaslayıp gözlerimi yumdum,
Gözlerimin önüne Asel in ağlamaktan morarmış gözleri geldi.
Yıkılmıştı, gözlerindeki ışık sönmüş bir çiçek gibi solmuştu, Allah kahretsin ki ben soldurmuştum.
Hakkında fazla bilgiye sahip değildim ama bundan sonra en ince ayrıntısına kadar her şeyi öğreneceğim, neden o konakta huzursuz ve neden ailesi ona kötü davranıyor hepsini öğreneceğim en kısa sürede.
" Asel'i mi düşünüyorsun kardeşim."
Karanın alaylı çıkan sesiyle gözlerimi açtım,
Kafamı çevirip ona baktım kaşlarım derince çatılmıştı.
Yüzünde piç bir sırıtış vardı,
" Vay beee koskoca Araf miroğlu aşık mı oldu,
Hemde düşmanının kardeşine."
Benimle alay ediyordu nede olsa eline bir koz vermiştim, Bıkkınlıkla nefes alıp verdim.
" Saçma sapan konuşma karan, Yoluna bak."
Önüme döndüm sırf yüz ifadesini görmemek için,
" ben mi saçmalıyorum Araf ağa... eriyorsun asel için eriyor."
Aracın içerinde yankılandı kahkaha sesi,
Sabır çektim, ama hoşuma gitmişti sözleri yüzümde belli belirsiz bir gülüş oluştu.
" ha şöyle be kardeşim gül biraz, seni ilk defa böyle yıkılmış bir halde görüyorum, alışkın değilim ama gidişata bakılırsa asel seni daha çok süründürecek."
Ciddi başladığı cümlesinin sonuna alayla tamamladı, başımın belasıydı ama onsuzda olmazdı hiç bir zaman.
" Ben mahvettim her şeyi, şimdi düzeltmekte bana düşüyor...İstediği kadar süründürsün istediği hakareti etsin hakkıdır."
" Abicim sen harbiden çok aşıksın, şaka maka bir yana hiç böyle görmedim ben seni ne bileyim garip geldi senin kadınlarla aran hiç iyi olmamıştı arzudan sonra."
" Ben arzuya aşık değildim, erkenlik dönemlerimde hoşlanıyordum sonra yaptığı ihanetten sonra bir Dahada başka kadına güvenmedim biliyorsun."
" biliyorum da yinede seni böyle aşk sarhoşu yapan kızın asel olabileceğini asla düşünmezdim
Aklımın ucundan bile geçmedi helal olsun kıza vallahi."
" Asel'de başka bir şey var beni ona çeken,
Masumiyeti, saflığı, pozitif enerjisi...
Asel Çok başka kardeşim diğer kızlar gibi değil,
Onlara benzemediği için belkide Aşık oldum."
Asel E aşık olacağımı asla düşünmemiştim aşk beni ansızın yakalamıştı Hemde zamansız....
" İşin zor abicim kıza yaptığın şey öyle basit bir şey değil, şahsen asel benim kardeşim olsaydı hiç düşünmez kardeşim için seni öldürürdüm."
Alayla söylemişti ama ben ciddiye aldım.
" Senin kız kardeşine bunu yapacak kadar ahmak mıyım ben oğlum, hem ne o öyle öldürürüm falan yaparmıydın cidden."
" saçmalama lan seni vuracağıma kendimi vururum daha iyi, biz birbirimize kardeş dedik bizde kardeşe ihanet yoktur."
" yoktur kardeşim yoktur."
Elimi karanın dizine vurdum güven verircesine,
Bana baktı yüzündeki tebessümle,
Benim için kardeştende öteydi bunu oda biliyordu.
Araç otelin önüne gelince durdu, kapıyı açıp aşağıya indim, karanda araçtan inince otele doğru giderken tüm adamlarımız etrafımıza toplandı.
" Ağam noldu size bu ne hal."
İzlerime baktığımda çok kötü bir haldeydim,
Her yerimde kesikler vardı gömleğim kana bulanmış yer bir yanı yırtılmıştı.
" Ufak bir kaza yok bir şeyim, ormanda araçla kaza yaptım aracın hurdasını oradan çekin."
" Emredersiniz ağam başka bir emriniz var mı."
Ben hiç beklemeden otele yöneldim, karan onlarla konuştu.
" ilk yardım Malzemeleri ağrı kesici krem falan getirin Araf'ın odasına acil."
" tamamdır ağam."
Ben otele girip direk kendime ait odaya yöneldim,
Etrafta çalışanlardan başka kimse yoktu saat epey bi geçti.
Odaya girince üzerimdekilerden kurtulup direk kendimi düşün altına bıraktım, ılık su vücudumda yap gibi akıyordu, yaralarıma su değiyordu acısa da aldırıl etmedim, saçımı şampuanlayıp güzelce duruladım, elime duş jeli sıkıp vücudumda gezdirdim elimi,
Omuzlarımı ovaladım elim bandaja değdi, baktığımda asel'in bağladığı kumaş parçasıydı,
Parmağımın ucuyla okşadım sardığı yaramı.
Kendi elleriyle sarmıştı kalbinde binlerce yara açan adamın yarasını, bunca şeye rağmen bana kıyamamıştı, kalbimdeki ağrı geçmiyordu asel aklımdan çıkmıyordu böyle olmaz aseli yanıma almam lazım,
Sardığı yarayı açmaya kıyamadım, üstten yıkadım vücudumuzda duruladıktan sonra çıktım, alt bedenime havlu sarıp odaya girdim
Yatağın yanında oturup saçlarımı kuruttum.
Kapı çaldı,
" Ağam ilaçlarınızı getirdim."
Karanın istediği ilk yardım malzemelerini getirmişti,
" gel içeri."
Kapıyı açıp girdi,
"Komidiye bırak git... ve Cemal E söyle Viranlı konağında ne oluyor ne bitiyor hepsini öğrensin, geçmişten bu güne kadar tamam mı.
diğerlerine de söyle beni rahatsız etmesinler sakın."
" Emredersiniz ağam, söylerim hemen Allah rahatlık versin."
" Sağol koçum Sanada."
Kapıyı kapatıp çıktı, elimdeki saç kurutma makinasını bir kenara bırakıp yatağa uzandım,
Şu an yaralarımla uğraşacak halde değildim,
Çok yordundum gözlerim kapandı kapmacak.
Gözlerimi kapattım Yarın yorucu bir gün olacak şimdi uyuyup dinlenmem lazım yolsa Aseli buraya getirecek gücü bulamazdım kendimde...
Asel'in anlatımı ile...
Başımı sağa sola çevirdiğimde şiddetli bir ağrı saplandı başıma, sanki tokmakla vurmuşlar gibiydi, gözlerimi araladığımda kaç saatir uykuda olduğumu bilmiyordum öyle güzel bir uyku çekmiştim ki uyanamamıştım ağrılarıma rağmen.
Yataktan hafifçe doğruldum sırtımı yatak başlığına verdim, her yerim ağrıyordu dayak yemiş gibiydim hatta daha beterdim,
Elimi yüzüme götürüp ovaladım gözlerimi kendime gelmek için, sonrada boynumu tuttum baya bi ağrı hissediyordum orada.
" tünaydın mı diyim iyi akşamlar mı diyim bilemedim."
Kapı eşiğinden gelen Özgür hocanın neşeli sesine kulak verdim.
Tünaydın mı demişti.? Yoksa iyi geceler mi.?
Anlamamıştım,
" Anlamadım hocam, saat kaç acaba."
Sersem gibiydim ne dediğimi bile bilmiyordum.
" Öncelikle dün söylediğim gibi hocam değil Özgür, ve saat akşam 16:00 Asel."
Duyduğum şeyle şoka uğradım gözlerim kocaman açıldı,
" Neee saat dört mü yani, ben nasıl bu kadar uyudum ya... neden beni uyandırmadın."
" öyle güzel huzurlu uyuyordun ki bölmek istemedim."dudağının kenarında samimi tatlı bir gülüş vardı.
" peki Melike... o gelmedi mi hiç."
" Aradı beni bende gelmemesini söyledim uyuduğunu uyanınca haber vereceğimi söyledim, istersen arayalım gelsin kendini rahat hissetmiyorsan."
" Kendimi rahat hissetmemekten değil bir gören duyan olursa laf söz olur şu sıralar insanların dedikodularından kurtulamıyorum zaten birde üstüne bu gece burda kaldığım duyulursa hiç iyi olmaz, hele dedem bu sefer kessin öldürür."
" Tamam sakin ol ararım hemen Melikeyi gelir, ama önce bir şeyler atıştır açsındır şimdi."
"Gerçekten hiç gerek yok ben aç falan değilim sadece gitmek istiyorum."
İçimde bir sıkıntı vardı, sanki yine kötü bir şeyler olacakmış gibi, allahım sen yardım et bana...
" olmaz öyle ya aç açına durulur mu asel."
Üzerimdeki yorganı bir kenara attım, üzerinde özgürün pijamaları vardı,
" Asel bir şeyler yemeden gitmene izin vermiyorum duydun mu beni."
Özgür E dönüp Bıkkınlıkla nefes alıp verdim
Omuzlarım düşmüş ona karşı gelemeyeceğimi anlamıştım.
" peki tamam öyle olsun, ama önce Melikeyi ara gelsin o gelene kadar ben bir şeyler yerim."
" Emredersiniz asel hanım, sizi şöyle mutfağa alayım yemek için."
Bu tavrı komiğime gitmişti, yüzümde tatlı bir gülümseme oluştu, birazcıkta olsun acılarımı unutmamı sağlıyordu.
Kapının eşiğinde bana yol veren özgürün önünden geçtim ama koridorda duraksadım çünkü neresinin mutfak olduğunu bilmiyordum.
" düz ilerle mutfak koridorun sonundaki oda."
Kafamı onaylar anlamında sallayıp dediğini yaptım, telefonda Melike'yle konuştuğunu duydum ama durmadan ilerledim,
mutfağa girince masanın üzerindeki yiyecekleri görür görmez gözlerim kocaman açıldı. Çeşit çeşit yemekler vardı, şaşkınlıkla masadaki yiyeceklere bakıyordum.
" B..b..bunlarda ne böyle.... Ne gerek vardı bunca şeye."
Çok mahcup olmuştum benim için böyle bir zahmete girmesi üzmüştü açıkçası.
" Az bile getirttim, sen daha iyilerine layıksın Asel." Arkama dönüp baktığımda kapı eşiğine yaslanmış ellerimi cebine yerleştirmişti,
yüzündeki samimi gülüşle gözlerimin içine bakıyordu, bana olan ilgisini görmemek için kör olmak gerekirdi.
" hadi otursana."
Eliyle masayı işaret ettiğinde önüme dönüp masaya yaklaştım, sandalyemi çektim oturmam için, bu nazik hareketiyle ufak bir tebessüm sundum ona,
Sandalyeye oturunca arkamdan geçip karşımdaki sandalyeye oturdu, önümdeki tabağı alıp yemek doldurmaya başladı.
" kahvaltı hazırlayayım dedim sonra vazgeçtim, çünkü saat epey bir geç oldu yemek yemen daha mantıklı geldi bana."
Tabağa bir şeyler doldururken Sesizce onu izliyordum,
Aşırı ilgili şefkatliydi, aslında yakışıklıydı da.
Uzun beyaz tenli, kirli sakalı, simsiyah bana bakınca parlayan gözleri vardı, siyah gür saçlara sahipti kaslı yakışıklı ve çoğu kızın hayalindeki o erkekti.
Ama benim ilgimi çekmiyordu ne kadar inkar etsem de Araf ı seviyordum...
şu sıralar erkek milletinden uzak durmak istiyorum, Araf'ın açtığı yaralar yeterdi bana
Ve mümkünde hayatıma kimseyi almayı düşünmüyorum.
Yanıma bir kade çorba bıraktı, tabağıma kuru patlıcan dolması kızarmış tavuk beyran gibi diğer yemeklerden bırakmıştı, hepsini yiyemeyeceğim galiba, midem bulanıyordu çünkü.
" ama bunlar çok fazla hepsini bitiremem ki."
" hepsi bitecek asel itiraz istemiyorum."
Anladım kurtuluş yoktu beni rahat bırakmayacaktı eğer yemezsem.
Elime kaşık alıp çorbadan içmeye başladım Sesizce, bir kaşık alınca mideme doğru dürüst bir şeyler girmediği için midem bulanıyor almıyordu,
Biraz durdum nefes aldım kendime gelmek için. Karşımdaki camdan dışarı bakınca havanın bulutlu olduğunu gördüm, saatin daha erken olmasına rağmen etraf kararmaya başlamıştı içim gibi.
Bir kaç kaşık çorbadan içince kenara bıraktım,
Kafamı kaldırdığımda özgür karşımda ellerini çenesinin altında birleştirmiş beni izliyordu hayranlıkla.
Beni izlediğini anlayınca yanaklarım kızardı utançtan sandalyeye sinmiştim,
Önümdeki tabağa döndüm çatalımı dolmaya batırıp ağzıma atacağım sıra dışardan bağırış sesleri geldi,
Korkudan elimdeki çatal tabağa düştü,
Bir hışımla ayağa kalktım, kimdi bu böyle,
Dışarda birleri tartılıyordu sanki.
Kulak verdiğimde Melike'sin sesi geliyordu,
Hemen koşarak kapıya doğru ilerledim,
Kapıyı açıp dışarı fırladım panikle.
Kapıyı açar açmaz gördüğüm kişilerle duruma uğradım, ne işi vardı burada.
" Hayırdır bilader ne oluyor burda, neden tartılıyorsun Melike'yle."
Şaşkınlıkla Melike'ye ve yanındaki Araf ve karan a baktım.
Nasıl bulmuştu beni, ne istiyordu neden peşimi bırakmıyordu kafayı yiyeceğim.
Araf'ın gözü benim üzerimdeydi, çatık kaşla beni baştan aşağıya süzdü, üzerimdeki pijama takımına bende bakınca ne için dikkatle baktığını anladım.
Birden eli yumruk oldu, öfkelendiğini anlamıştım üzerimdekilerden dolayı yanlış anlamış olabilirdi.
" Asel senin bu adamın evinde ne işin var."
Benimle konuşurken kelimelerinş seçerek konuşuyordu kırmak istemiyor gibiydi fakat zaten beni paramparça etmişti.
" Pardon da sen kimsin de asel E hesap soruyorsun bilader."
Özgür bir adım önüme geçip beni arkasına aldı,
Koşuşturmaktan saçlarım yüzüme geldiği için kulağımın arkasına sıkıştırdım,
Panik olduğum için yine nefes alışverişlerim düzensiz olmaya başlamış ellerim titriyordu,
" karım lan o benim karım..."
Araf öfkeyle bağırıp Özgür atıldı fakat karan izin vermedi, özgürün şaşırmamıştı, Melike'nin anlattığını biliyorum ama o kişinin Araf olduğunu bilmiyordu buna şimdi emin oldum.
" Değil...asel senin karın galan değil, utanmadan birde gelmiş karım mı diyorsun, onu rezil edip ailesinin kapısına attığında aklın nerdeydi."
Karan aradı zar zor tutuyordu Araf öfkeden deliye dönmüş gibiydi, karan bıraksa özgür ölesiye döverdi.
Başım dönüyordu, artık olanları kaldıracak bir mantalitem yoktu ne konuştuklarını duyamaz hale geldim kulağıma gelen sesler boğuktu.
Özgürün koluna tutundum düşmemek için çünkü gözlerim kararıyordu, " Asel..."
özgür bana dönüp elini belime atıp düşmemem için tuttu.
" Asel...noldu."
Melike'nin sesi geldi kulağıma,
Elimi başıma atıp ovaladım,
Bayılmamıştım ama bayılacakmışım gibi oldum.
Araf hızla gelip beni özgürün kollarından çekip kucağına aldı.
" güzelim, İyimisin."
Araf'ın sesi kulağıma geldi Başım hala dönse de tepki veremiyordum.
" Bana bak öğretmen bozuntusu bir daha karıma dokunursan senin o parmaklarını tek tek kırarım duydun mu beni."
" Madem bu kadar ilgi gösterip düşünüyorum Asel i neden onu bu hale getirdin diye sormazlarmış adama."
" bak sen çok fena kaşınıyorsun dua et asel kucağımda yolsa seni bir güzel kaşırdım."
" Aseli bırak ve git buradan."
Araf kahkaha attı.
" Bırakmak mı... ben aseli senin yanına bırakacağım öyle mi, sen benim dediklerimi duymadın herhalde, bak oğlum aselin yanında yamacında seni görürsem ölümlerden ölüm beğen."
" ikinizde susun artık, görmüyor musunuz asel iyi değil, kavganın sırasını şimdi. Sende bırak Asel'i
Bugün bu haldeyse tek sorumlusu sensin."
Melike ortaya geçmiş ikisine bağırıp çağırdı,
Ben hala kendime gelememiştim tepki verecek durumda değildim,
Gözlerim kapanıp açılıyordu, başımı Araf'ın göğsüne yasladım, burnuma onun odunsu kokusu geldi, aşinası olduğum kokusu...
Gözlerimi kapatıp içime çektim kokusunu, neden bunu yaptığımı bilmiyorum ama sanki kokusu yaşama sebebim olmuştu.
" Asel iyi değil bırakamam."
Araf direniyordu Melike'ye karşı ama Melike inattı asla vaz geçmezdi,
" eserinle gurur duy işte Araf ağa, bugün bu kız bu haldeyse tek sorumlusu sensin, şimdide onu düşünüyormuş hibi yapıp durma bırak ben götürürüm onu."
Melike Araf'a ayar veriyordu, içinden ne geçiyorsa haykırdı resmen, koluma dokunup bana yaklaştı.
" Gülüm... hadi gel gidelim, bu pisliğin seni kollamasına kalmadın."
Kafamı Araf'ın göğsünden kaldırdım,
İnmek için ittirdim ama öyle hafifti ki dokunuşum etki etmemişti,
Şimşek çakıyor gök gürlüyordu, yağmur yapmaya başladı, hala Araf'ın kucağındaydım, birden yağmurun şiddeti artmış sırılsıklam olmuştuk.
Beni bendine daha çok bastırıp yüzüme baktı,
Yüzü o kadar yakındı ki bana nefesi dudaklarıma çarpıyordu.
" Gitme..."
Yutkundu, gözleri dolmuş sesi titriyordu,
Yaptığı yanlışın pişmanlığıyla yanıp tutuşuyordu.
" Lütfen Araf... bırak beni de gideyim...Lütfen..."
Sesim cılız ve fısıltılı çıkmıştı, sesimi sadece Araf'ın duyduğuna emindim,
Durdu bir süre gözlerinden bir damla yaş aktı yanağıma, kalbim bir kere daha paramparça olmuştu, kulağıma yaklaşıp fısıldadı titrek çıkan sesiyle.
" şimdi bırakıyorum ama beni affedene kadar gerekirse her gün kapında yatarım, beni affedip benimle gelmediğin sürece asla peşini bırakmayacağım asel... biliyorum sende beni seviyorsun, kendimi sana affettireceğim söz veriyorum."
Benden uzaklaşıp yavaşça yere bıraktı beni,
Melike koluma girdi.
" yürüye bilecek misin gülüm."
Kafamı onaylar anlamında salladım, Biraz daha iyiydim, " böyle olmaz bu yağmurda tek başına gidemezsiniz ben sizi bırakırım."
Karan oradan gelip bize yaklaştı fakat Melike keskin bir dille reddeti.
" İstemez... dün ne dedim ben ikinize uzak durun bizden, ne laf anlamaz çıktınız ya siz. Defolun gidin artık."
" Karan haklı asel bu haldeyken olmaz, izin vermiyorum ben."
Araf'ta olaya dahil olunca Melike çıldırdı.
" ya siz kimsiniz kim. Yeter artık be bırakın artık yakamızı... özelliklede sen Araf ağa bırak şu kızın yakasını yetmedi mi yaptıkların."
Araf'a atılıp parmak salladı ona,
Araf Melike'ye ses etmiyordu, karşısında bir kadın olduğu için kaba davranmak istemedi galiba.
Melike'nin koluna dokunup bana bakmasını sağladım.
" Gidelim buradan lütfen... biraz daha durursam nefes alamamaktan boğulacağım..."
Yüzümü avuçlarının arasına aldı.
Yüzüme düşen ıslak saç tutamları kulağımın arkasına yerleştirdi,
" tamam gülüm... hadi bana tutun."
Melike'nin koluna girip iki adım atıp durdum,
Araf'ın bana baktığını hissediyordum omuzumun üzerinden baktığımda bana bakıyordu,
Melike'nin kolumdan çıkıp Araf a yaklaştım,
Şaşırmış olmalı ki oda bana bir adım attı,
Yağmur bir an olsun durmamış aksine şiddetini Dahada arttırıyordu, benden uzun olduğu için kafamı kaldırıp yüzüne baktım daha fazla dibine girdim,
" daha demin bana dedin ya beni affedene kadar gerekirse kapında yatarım diye. Değil bir gün, değil bir ay, değil bir yıl, ömür boyuda kapımda yatsan affetmeyeceğim seni Araf miroğlu....
Sana yaptıklarını ben unutsam annem unutmaz,
Kızının kendi gözleri önünde dağ gibi yıkılışına şahit oldu... şimdi sen söyle nasıl affedeyim ben seni."
Gözlerimden yaşlar aktı, kalbime sayısız iğne battı sanki, kalbimi söküp almak istiyordum içimden.
Araf'ın perişan halde olduğunu görüyordum ama bunu ben değil o yapmıştı.
Her şey bambaşka olabilirdi fakat o berbat etti....
" Asel bak..."
" şşşş"
Baş parmağımla sus çizgisine bastırdım,
Parmağım dudaklarının üzerindeydi.
" boşuna konuşup yorma kendini, bana ne desende boş... seninle hesabımız mahşere bile kalsın istemiyorum."
" sonu hiçbir yere varamayan o yolda beni kendinden kurtardığın için teşekkür Araf."
Söylediğim cümleler boğazıma takılsa da soğuk buz gibi bir ses tonuyla konuştum,
"Aselll... affet..."
" seni asla affetmeyeceğim Araf. Çünkü sen mutlu, neşeli tarafımı yok ettin."
Arafın Gözlerinden yaş akıyordu canı acıyordu,
Eğer biraz daha gözlerinin içine bakarsam gidemeyecektim,
elimi çektim dudaklarından,
Bir kaç adım gerileyip Melike'nin yanında gittim
" şimdi gidelim."
Melike kafasını onaylar anlamında salladı,
Onun koluna girip ardıma bakmadan yürüdüm.
Ardımdan baktığına eminim ama dönüp bakmayacaktım.
Yüreğimdeki acılara inat dik durdum,
Çünkü ben bir kandınım eğer ben kendi ayaklarımın üzerine durmazsam kimse beni dik tutamazdı aksine düşmezsem gelen geçen tekmelerdi.
Acı neydi biliyor musun, kendini güvende hissettiğin evin sandığın kişinin aslında cehenneme giriş biletinin olduğunu anladığım o andır, bende o gece bunu anlamış ve Araf'tan uzak durmaya çalışmıştım....
Bölüm sonu.....
Bir bölümün daha sonuna geldik...
Çok şükür Bunuda bitirdim biraz ara girdi ama olsun öyle veya böyle size yetiştirdim,
Güzel yorumlarınızı okuyorum destekleriniz için çooooookkk teşekkür ediyorum hepinize🫶🏻
İyiki varsınız. Öpüyorum hepinizi kocaman...
Asel konağa dönünce ne olacak...?
Araf vazgeçecek mi aselin son söylediklerinden sonra...?
Özgür bu duruma karşı nasıl bir hamle yapacak...?
