10. bölüm · Aşk-ı Berdel
KAN ÇANAĞI
Başıma şiddetli bir ağrı girdi, gözlerim kapalıydı hiç açılmak istemiyordu sanki. Göz kapaklarım ağırlaşmış açılmamaya yemin etmişti, zorlukla açtım gözlerimi, kırpıştırdım...
Baktığımda Ağaca çarpıp durmuştu araç Kollarımı yüzümden çektiğimde aracın ön kaputundan duman yükseliyordu.
Başımı ne kadar korusam da yan tarafa savrulunca kapıya çarpmıştı. Acıyla inledim...
Elimi başıma verdiğimde sıvı bir şey bulaştı parmaklarıma.
Elime baktığımda başım kesilmiş kanıyordu.
Aracın içinin sesiz olması dikkatimi çekti.
Yan tarafıma bakınca Araf kanlar içerisinde baygın halde yatıyordu. Kolunu belime dolamış camdan fırlamama izin vermemişti tutuşu.
Dudaklarımdan minik bir çığlık döküldü.
" A.a.araf..." çenem titriyordu. Konuşma yetkimi kaybettim. Araf'a dokunmak istedim. Yapamadım. Ellerim titriyordu.
Derin bir nefes alıp cesaretimi topladım.
Yüzünü kendime çevirdiğimde yüzü gözü kanlar içerisindeydi.
Kalbim paramparça oldu sanki.
" a.a.araf aç gözlerini..."
Korkudan kekelemeye başladım yine.
Nefes alamıyordum. Ben ne ne yapmıştım,
Ya ona bir şey olduysa...
" Araf, hadi aç gözlerini yalvarıyorum korkutma beni." Nefesim kesilmiş nefes alamıyordum, vücudum elektrik akımına kapılmış gibi tir tir titriyordum, yutkunamıyor nefes alamıyordum.
Yüzünün her yanı kanlar içerisindeydi, Arab'ın içi metalik kan kokusu ile bürünmüştü, kan görünce midem bulanırdı ama Araf'ın kanı ne midemi bulandırmış nede bir tiksinti olmuştu bende..
Ellerim titreye titreye boynuna dokundum, gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
Parmaklarımı boynuna bastırdım.
" allahım nolur ölmüş olmasın."
İçimden binbir türlü dua ettim.
Nabzını kontrol ettim.
Nabzı atıyordu. Sevinçe ağladım.
" çok şükür allahım çok şükür. Yaşıyor."
Araçtan değişik değişik sesler geliyordu,
Öne dikkatlice baktığımda dumanların
çoğaldığını fark ettim.
Hemen araçtan çıkmamız lazımdı,
Elimi ondan çekip araçtan indim.
Koşarak sürücü kapısına geldim,
Kapıyı açıp Araf'ı içerden çıkartacaktım,
Kolunu omzuma atıp çekiştirdim.
O kadar ağırdı ki taşıyamıyordum.
Kaslı kolu altında bile resmen ezilmişti.
Ben nasıl bu adamla birlikte olmuştum anlam veremiyordum. Yanına minnacık duruyor iken nasıl tatmin oldu bende....
Çekiştire çekiştire araçtan indirebildim.
Zar zor araçtan indirmiştim, şimdi ise uzaklaştırmam lazımdı. Çok güçsüzdüm ama yapmam lazımdı, araçtan dumanlar çıkıyordu,
Her an patlayabilirdi. Var gücümle ilerdeki büyük ağacın orasına kadar taşıdım.
Ağacın dinine bıraktım sırtını ağaca yaslayım yanına çöktüm.
Belim ağrımıştı taşımaktan, oturup biraz soluklandım, ellerime baktığımda cam çizikleri ile dolmuştu, bacağımı uzattığımda sesli bir çığlık döküldü dudaklarımdan, " aaahhh" üst bacağımdaki baldır kısmından bir ağrı hissetim,
Elbisemi yukarı çektiğimde cam batmıştı.
Ellerim titreye titreye camı çekmek için bacağıma uzandım, parmak uçlarımla cam parçasını çektim çıkarttım, diğer elimle ise ağzımı kapatıp boğuk bir çığlık çıktı dudaklarımdan...
Cam parçasını ormana fırlattım. Kesik olan yerden kan akıyordu ama sarma gereği duymadım, yaşamak için çabalamayacaktım artık, nereye kadar gidebilirsem gidecektim....
Sırtımı ağaca yaslayıp kafamı ağaca dayadım,
Gözlerim dolmuş taşmayı bekliyordu,
Gözlerimi sıkıca yumdum.
" Allah'ım ben bunları hak edecek ne yaptım..."
Kalbim mahşer yeriydi canımı öyle bir yakıyordu ki soluduğum her nefes bile boğazıma batıyordu...
Kafamı sağ tarafa çevirip Araf a baktım.
Araf'ın gözü hala kapalıydı, neden açmıyordu gözlerini artık. Çok Korkuyordum ormanının içi karanlıktı, çocukluğumdan beri çok korkardım karanlıktan, hep Yanlız uyumaya Yanlız kalınmaya mahkum bırakılmıştım, karanlıktan korktuğum için odamdaki gece lambasını hiç söndürmezdim, küçükken bir kere gece elektrik gittiğinde karanlıktaydım diye yorganımın altına girip sabah güneşi doğana kadar ağlamış uyuyamamıştım....
Karanlık ormanın içinden sesler geliyordu sanki, elimi araf ın burnuma getirdim nefes alıyor mu almıyor mu diye, burnuma dokundurduğumda sıcak nefes alışverişi parmaklarımı okşadı.... Yakınlardan bir çatırtı sesi gelince panikle etrafa bakındım, gözlerim korkuyla kocaman açılmış titriyordum.
Araf'a dönüp dürttüm.
" Araf uyan hadi aç gözlerini. Korkuyorum."
Ormanın içi kaplaranlık, etrafta kimse yoktu,
İçime korku yerleşti, karanlıktan çok korkardım.
Titriyordum elim ayağım birbirine dolaşmıştı.
Bom
Elimle yüzümü kapatıp Araf ın göğsüne sığındım, başım taş gibi sert olan göğsüne biraz sert çarpmıştı, kulağıma Araf ın kalp atışları geldi, kanla karışmış olan odunsu kokusu burnuma dolunca gözlerimi kapatıp derin derin ciğerlerime çektim, kokusu benim zehrimdi buna rağmen koklamaktan vazgeçemiyordum....
Kafamı göğsünden kaldırıp gözlerim i açtım. soluma baktığımda araç cayır cayır yanıyordu, karanlık ormanda aydınlık sağlamıştı araçtan çıkan ateşin ışıltısı. Araç gözlerimin önünde cayır cayır yanıyordu, hıçkırıklarla ağlamaya başladım.
" biraz geç çıksaydık araçta yanarak ölmüştük belkide çoktan."
İçten içe kendimi yiyip bitiriyordum. Eğer iki dakika geç çıksaydık araçtan içerde yanıp kül olacaktık. Neden hala burada durduğumu bile bilmiyordum, Araf'ı neden kurtarmıştım...
O beni öldürmüş iken....
Gözyaşlarımı silip derin bir nefes alıp ayağa kalktım.
Araf uyanmamıştı, o uyanmadan buradan kaçmam lazımdı, Adım attığımda acıyla yüzüm buruştu, kesik olan bacağım acımıştı ama durmamam lazımdı.
bir kaç adım atıp durdum.
Kalbime derin bir ağrı saplandı.
Yerinden çıkacakmış casına hızlı atıyordu kalbim.
Elimi kalbimin üzerine verdim. Gözlerimi yumdum derin bir nefes aldım...
" sakın ardına bakma asel sakın...Araf seni o gün konağa bıraktığında ardına bile bakmadan çekip gitti, sende yaparsın... ardına bakmadan git... git ki daha fazla canın yanmasın."
Kendimi gitmek için ikna ediyordum. Ayaklarım geri geri gidiyordu sanki. Gidecektim, onun bana yaptığını bende ona yapıp ardıma bakmadan gidecektim. Onun kadar can yakamazdım belki çünkü ben kimseye kıyamazdım yapamazdım öyle bir şeyi. Gözlerimi açıp elimi kalbimden çektim. Dik durdum, ardıma bakmadan gidecektim işte....
Lanet olsun içimdeki merhamet buna izin vermiyordu. Yutkundum, derin derin nefes aldım, ciğerlerime çektiğim nefes canımı yakıyordu, gitmek için bir adım attığımda bileğime bir el yapıştı...
Çığlık atıp bileğimi kurtarmak amaçlı kendime çektim, arkama baktığımda gözlerim kocaman açıldı. " nereye gidiyorsun küçük kız."
Yorgun cılız sesle konuşan Araf'a Şaşkınlıkla baktım.
" Benden kolay kolay kurtulamazsın küçük kız." Araf kendisine gelmişti, sapasağlam yanımda duruyordu, yüzündeki kanlar... koluna batan büyük bir cam parçası gözüme çarptı.
Kolunu kıpırdatamıyordu,
" bırak beni gideyim Araf, ne istiyorsun benden."
Yorgun cılız çıkan sesime hakim olamadım,
Yaralıydı daha fazla direnemiyordum gözümü koluna batan camdan alamadım, sanki onun canını değilde benim canımı yakıyordu.
"Hiçbir yere gidemezsin."
Sesi soğuk buz gibiydi. Omuzunu kıpırdattığında acıyla yüzünü buruşturdu.
Camı eline alıp aniden çekince dudaklarımdan bir çığlık koptu, kafasını kaldırıp şaşkınlıkla bana baktı, elim ile ağzımı kapattım. gözlerimi ondan kaçırdım, camı kolundan çektiği için kan fazlası ile akmaya başlamıştı, burnuma metalik kan kokusu gelince acı kokudan yüzüm buruştu...
Hemen elbisemin bir köşesini elime alıp çekip yırttım, Araf sesizce ne yapacağımı merak eder gibi bakıyordu. " bileğimi bırakta kolunu sarayım." Birden bileğimi bırakıp dibime kadar girdi, kafamı kaldırıp gözlerine bakamadım, baksaydım çok başka şeyler olabilirdi....
Önce elimi kolundaki yırtık gömleğe atıp yırttım dikkatlice, kolu acıdı mı diye yüzüne baktım tepkisizce durmuş beni izliyordu,
yanımızda hiçbir şey olmadığı için Elimdeki bez parçasını koluna sardım sıkı bağlamaya dikkat ettim kanaması dursun diye, bezi sıkınca hafif bir inilti geldi kulağıma, gözlerim dolmuştu canı çok yanıyordu benim yüzümden. Aptallık edip ona engel olmasaydım şimdi bu halde olmaz kaza yapmazdık....
Öyle dibimdeydi ki kokusu burnuma dolmuştu,
Kokusunu içine çektim, gözlerimi sıkıca yumunca dolan gözlerimden yaşlar aktı....
Titreyen ellerimle ikinci düğümü de attım.
Ensemde Araf ın nefes alışverişini hissetim.
Saçlarımı kolluyordu.... Yutkundum,
Kafamı kaldırıp baktığımda burunlarımızın uçları birbirine deydi.
Gözlerinin içine baktığımda koyu kahve gözleri karanlığın en derin tonuna bürünmüştü.
Titrememe hakim olamıyordum,
Sık nefes alış verişlerim artmış göğsüm sıkışıyordu.
Araf'ın nefesi dudaklarımı yalıyor gözleri dudaklarıma kayıyordu.
Elimi konundan çekip iki üç adım geriledim,
Ondan uzaklaşınca afalladı birden,
Gözlerime baktı derin iç çekip.
Bana doğru Atılıp hızla bileğimi kavradı.
" ya sen ne laftan anlamazsın. Neden bırakmıyorsun da gideyim, beni bırakan sendin, şimdi ne değişti Araf ağa."
Bileğimi Araf'tan kurtarmak için çırpınıp durdum ama öyle sert sahiplenici bir tutuşu vardı kurtulamadım ondan.
" yürü asel... seni bırakmayacağımı biliyorsun, direnmenin bir manası yok."
Benide peşine takıp yürüdü. Koşar adımlarla yürümeye başladım peşinden, beni sürüklüyordu ardından, bacağım acısa da ses etmedim açımı bilsin görsün istemiyordum. Etrafa bakındım karanlık ormanda peşinden götürüyordu beni,
nereye gittiğimizi bile bilmiyordum.
" nereye götürüyorsun beni bırak." Bileğimi ne kadar ondan kurtarmak istesemde eli kelepçe gibi sarmıştı kolumu.
" sana diyorum Araf duymuyor musun beni."
Peşinden sürüklenirken bağırıp çağırıyordum ama bana mısın demiyordu.
Ormanın içi kaplaranlık korkmaya başlamıştım.
" dur artık dur laftan anlamıyor musun sen."
Bağırmaktan boğazım acımıştı. Gözlerim dolmuş çenem titriyordu.
Durdu birden,
Bana dönüp gözlerime baktı.
Kolumu ondan kurtarmak için sertçe kendime çektim. Bileğimi bırakmadı, erkeksi bir inilti döküldü dudaklarından, kafasını çevirip koluna baktı, yüzü acıdan buruşmuştu, canı çok yanıyordu ama belli etmiyordu,
Sardığım yarasından kan akıyordu.
Canını yaktığım için gözlerim doldu, panikle ne yapacağımı bilemeden elimi koluna dokundurdum. " özür dilerim... a.a.acıdı mı..."
Panikledim korktum canını yaktığım için.
Boğazıma bir yumru oturdu,
Gözlerimden bir damla yaş aktı, acıyla gözlerimin içine baktı Araf. Bir adım atıp dibime girdi,
Gözlerinde derin bir hüzün pişmanlık vardı, yıkılmıştı sanki.
" ben seni paramparça etmişken sen....
Sen benim için endişeleniyor musun."
Sesi yorgun fısıltılı çıktı dudaklarından,
Gözleri dolmuştu sanki, içimde bir yerlerde boşluk bir şey koptu sanki, yüreğim daralıyor kalbim sıkışıyordu...
Ona karşı neden bu kadar iradesizdim. Karşı koyamıyordum, canının yanması benim canımı daha çok yakıyordu.....
Bu dünyadaki en ağır yük,
iyilik ve iyi niyettir. Çünkü sonu hep ihanet ve nankörlükle sonuçlanır.
Bende onu yaşıyordum tam anlamıyla, çabaladığım her şeyin enkazında kalıyordum her seferinde.
Elimi kolundan çekip uzaklaştım, bir kaç adım geriledim, " Asel bak..."
" sakın Araf sakın... tek kelime dahi etme. Senden hiçbir şey duymak istemiyorum."
Vücudum sanki elektrik akımına kapılmış gibi tir tir titriyordum, içimdeki öfke hayal kırıklığı gün yüzüne çıktı.
" bana neden bunu yaptın ne için yaptığın hakında hiçbir şey söylemene gerek yok.
Olan oldu, sen yapacağını yaptın başardın da tebrik ederim seni, şeytanın bile aklına gelmeyecek bir kötülük ettin bana...
Beddua etmiyorum sana ama O gece acın beni uyutmadı Araf.
Ahım da seni uyutmasın. Her gece pişmanlıktan yanıp tutuş, beni içine attığın ateş beni nasıl yaktıysa sende öyle yan. Sende benim gibi bağır çağır ama kimse sesini duyamasın."
Dik durmaya çalıştım. Gözlerimi bir an olsun gözlerinden ayırmadım, öfkeden titriyor göz yaşlarıma hakim olamıyordum.
"Öldüğümde bile mezarıma gelip. Asel sana yaptıklarımı unuttun mu desen, o gün bile asla derim." Sesim ormanda yankılanıyordu,
İçimdeki acı öfke susmamama engel oluyordu.
" ahım var sana Araf miroğlu...
Ne yastığın rahat ersin, nede için huzur görsün.
Benim içime çöken acı senin gecelerine çöküp uyutmasın.... Her gözünü kapattığında ya adımı hatırla yada yaptıklarını. Ve hiçbir zaman iç huzuru ile uyanma, benim dualarım susar ama ahım peşini bırakmaz..."
Ormanın içinde bağıra çağıra tüm nefretimi kustum. Bana yaklaşıp yüzümü avuçlarının içine aldı.
Akan gözyaşlarımı silip yüzüme eğildi, nefesini dudaklarımda hissetim.
" Asel bana bir şans ver. Her şeyi düzeltmem için bir şans. Sana söz veriyorum bütün yaralarını iğleştirmek için elimden gelenin fazlasını yapacağım. Yeterki bize o şansı ver... lütfen güzelim."
Bana o kadar yakındı ki nefesi dudaklarıma çarpıyordu, aklım ile kalbim savaşıyordu.
Kalbim bir şans vermemi haykırır iken,
Aklım ise bana yaptıklarını affetmem için baskı uyguluyordu.
Ellerimi kaldırıp bileklerinden tutum. Gözlerine baktığımda pişmanlık vardı. Acı hüzün,
Eğer Araf ı affedersem kendime olan saygımı yitireceğim, bunu yapamazdım, yüzümü yutan avuçlarını indirdim, gözlerimden akan yaşlarla ıslanmıştı elleri.
Kafamı hayır anlamında şiddetlice salladım,
" Hayır sana o şansı asla vermeyeceğim, sen o şansını kaybettin...ne zaman kaybettin biliyor musun, ben o avluda yerde sana haykırırken bir kere ardına bakmadan gittiğin gün kaybettin..."
Gözlerinden yaş aktı, dağılmış çok kötü bir haldeydi, içimdeki öfkeyi bastıramıyordum.
Kalbimi paramparça eden acı susmama izin vermiyordu, içimdeki tüm acılarımı kustum.
" telafi etmeme izin ver. Sana söz veriyorum her şeyi eskisinden daha güzel bir hale getireceğim, sen yeterki elimden tut benimle gel."
" Ben o eli bir kere tuttum Araf. bir daha sana güvenip değil elinden tutmak, seninle aynı havayı bile solumak istemiyorum... seninle bana cenneti verseler oradan da cayarım."
Sonlara doğru sesim çatlamış çenem titremişti.
Hava sıcak olmasına rağmen titriyordum. Bu soğukluk benim ruhuma işlemişti, ruhum üşüyor hatta buz kesmişti. Ruhumu ne babam nede Araf ısıtamadı.
" Bu hayatta hiçkimse tarafından sevilmeyen kızı sen neden sevesin ki Araf... beni babam bile sevmemiş sen mi sevip sahip çıkacaksın."
Delirmişim gibi kahkaha attım, ormanın sessizliği ruhuma işlemişti, İçimdeki öfke dinmek bilmiyordu.
"Senin beni sevebileceğine inanan kendimden nefret ediyorum... Dirin beni ölün cenneti görmesin Araf miroğlu... Beni bu ateşe sen attın ben o ateşte cayır cayır yandım, yandım ben kül oldum, artık istesen de kurtaramazsın beni."
Boğazım acıyordu bağırmaktan ama onun acısı kalbimdeki acının yanında bir hiçti...
Titrememi durduramıyordum, aniden elimi tutup Kendisine çekti, sertçe dudaklarıma yapıştı.
Yaptığı bu ani hareketin etkisi ile dona kaldım.
Gözlerimi sıkıca yumdum, öpüşü çok yumuşaktı, sanki benim canımı yakmaya korkar gibi öpüyordu...
beynim haykırıyordu bana, kendine ihanet etme diye, sana yaptıklarını unutma asel, uzaklaş ondan diye, bana yaptıkları gözümün önünden gitmiyordu, beni kullanıp attığı...içimdeki öfke çığ gibi büyümüş daraltıyordu beni, birden elimi Araf'ın belindeki silaha atıp göğsünden ittim,
Boşluğuna gelmiş olmalı ki bir iki adım geriledi.
Silahı ona doğrulttum, Elimdeki silaha baktı,
" beni mi vuracaksın asel."
Sesizce fısıldadı, karşımda o güçlü kendinden emin Araf miroğlu yoktu.
" vur asel...vur öldür beni. Sen zaten benimle gelmezsen ben öleceğim. Sensiz ölmekten ise ellerinden ölmeyi tercih ederim."
Ellerim titriyordu, ilk defa elime aldığım bu metal parçası buz gibi soğuk ölümü çağırıyordu.
Gözyaşlarım durmaksızın akıyor içimdeki acıları söküp atmak istercesine....
" seni değil.."
Silahı alnıma dayadım.
" kendimi öldüreceğim."
Korkuyla gözleri kocaman açıldı,
Tedirginlikle bir kaç adım attı bana doğru, geriye gittim. " sakın...sakın yaklaşayım deme sıkarım kendime." Kafasını şiddetle sallayor gözlerinden yaşlar akıyordu, omuzları düşmüş gözlerinde derin bir pişmanlık korku vardı.
" senden iliklerime kadar nefret ediyorum Araf.
Seninle karşılaştığım güne lanet olsun.
Hayatımı mahvettin, beni tüm mardine rezil rüsva ettin, kalbimi bin parçaya ayırdın, yetmedi mi, daha ne istiyorsun benden."
" Asel indir şu silahı oyuncak değil elindeki...
Hadi indir şunu öyle konuşalım."
Bana yaklaşınca silahı havaya kaldırıp iki el ateş ettim, durdu...
" tamam dur tamam yaklaşmayacağım ."
Panikledi, kafasını ellerinin arasına aldı, başını eğip ağladı seslice,
" insanlar değişmez Araf, boşuna çabalayıp kendini yorma , seni ölsem affetmem.
İçimde açtığın yarayı ne ben unuturum nede kalbim..."
Artık hiçbir şey hissetmiyordum, sadece boşluk vardı içimde kocaman bir boşluk.
" burada kafama sıkınca ölmüş olmayacağım Araf. Ben zaten ölüyüm ki, beni o gün buz gibi taşlara fırlattığın avluda zaten öldürmüştün.
Sadece bedenim kalmıştı, kirletip attığın bedenim....şimdi onuda ben öldüreceğim."
Kafasını şiddetle hayır anlamında salladı.
" hayır asel hayır. Yapma bunu sakın, sen kendini değil beni öldürmüş olacaksın. Sen ölünce benim yaşayacağım mı zannediyorsun, sensiz nefes almak haram oldu bana, yapma yalvarıyorum."
Yere diz çöküp bağıra çağıra ağladı,
Koskocaman Araf ağa benim karşımda diz çökmüş yıkılmıştı...
Omuzlarım çökmüş ruhsuzmuşum gibi öylece gözlerine baktım, tek bir tepki dahi veremiyordum, o kadar çok acı çekiyordum ki artık vücudum buna tepki bile veremiyordu.
parmağımı ettiğin üzerinede getirip bastırdım.
Gözlerimi sıkıca yumdum. Bu dünyada bana mutluluğu çok görmüşlerdi ölürsem bile ardımdan bir annem birde arkadaşlarım üzülürdü gerisinin samimiyetine inanmıyorum.
Silah sesi kulağımda çınladı, ama bir yanlışlık vardı, ben bedenimde bir acı hissetmiyordum ve hala ayaktaydım. Gözlerimi açtığımda kolumdan tutup havaya ateş açmamı sağlamıştı.
Silahı elimden çekip aldı. Kim olduğuna baktığımda karşımda gördüğüm kişi ile dumura uğradım...
Karan.... Karanın burada ne işi vardı.
Ardında hıçkırıklarla ağlayan Melikeyi gördüm, koşarak bana sarıldı sıkıca.
" gülüm ne yaptın sen öyle."
Ağlaya ağlaya konuşuyor arada hıçkırıyordu.
Ben öylece durmuş hiçbir tepki vermiyordum.
Hala olayın şokunu atlatamamıştım içimdeki acı tarifsizdi...
Melike yi kendimden uzaklaştırıp karanın yakasına yapıştım, gözlerim dolu dolu bağırdım.
" neden durdurdun beni neden. Rahat ölmeme bile izin vermiyorsunuz."
Yakasından elimi çekip yere çöktüm,
Avuç içlerimle yüzümü kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladım, ağlamamın şiddeti o kadar artmıştı ki sesim ormanda yankılanıyor tekrardan kulaklarıma çarpıyordu, omuzlarım sarsılıyor nefesim kesiliyordu....
" Allah canımı alsında kurtulayım hepinizden....
O kızın ahı bizi bitirdi diyeceğiniz bir geçmiş bırakıyorum size, umarım canımı yaktığınız kadar yanarsınız."
Sesim hıçkırıklara karışmış boğuk can yakıcı çıkıyordu. Kafamı kaldırıp Araf'a baktım perişan haldeydi.
"Araf... senden nefret ediyorum, hayatımı mahvettin, senin yüzünden başım yerden kalkmıyor, nefes almak bile canımı yakıyor, bana bunu yaşattığın için asla affetmeyeceğim seni anladın mı beni affetmeyeceğim."
Bağıra çağıra gözlerinin içine baka baka acımı kustum, içimdeki öfke hayal kırıklığı tarif edilemeyecek bir durumdaydı...
Yanımda diz çöküp elimi tutan Melike'ye baktım, ağlamaktan helak olmuştu, göz altları kızarmıştı.
" gülüm sakin ol lütfen, sen böyle yapınca kahroluyorum ben yapma."
Benim için endişeleniyordu, nasıl bir halde olduğumu benden daha iyi bilirdi, ben böyle bağırıp çağıran öfke kusan bir kız değildim, değiştirdiler beni hayatımla oynadılar mahvettiler hayatımı, elimde avucumda hiçbir şey bırakmadılar.
Araf bir kaç adım yaklaşınca hızla ayağa kalktım.
" sakın... sakın bir adım daha atayım deme, bana yaklaşma uzak dur benden, defol git buradan yüzünü görmek istemiyorum."
" seni almadan hiçbir yere gitmiyorum Asel, o konağa geri dönersen başına bir şey gelmeyeceği ne malum. Olmaz benimle geleceksin."
Sesi keskin ve netti, bakışları sertleşmiş öfkelenmişti.
" benim başıma ne geldi ise senin yüzünden geldi, şimdi gelmiş başına bir şey gelir diyorsun."
Öfkeyle yüzüne tükürür gibi bağırdım, sesimi alçaltamıyordum, kendimi ezdirmekten çok yorulmuştum ama son, artık eski aseli asla bulamayacaklar....
" Araf kardeşim bırak gitsinler, zorla güzellik olmaz."
Karan Araf a yaklaşıp elini omzuna atıp konuştu onunla, Araf öfkeyle karanın gözlerine baktı.
" olmaz oğlum olmaz, o cehenneme bile bile gitmesine izin veremem vermem."
Soğuk keskin Sesi ruhumu üşüttü,
" beni o cehenneme sen atın bırakta yanayım."
Titriyordum, ağlamaktan gözlerim acıyordu,
Ne haldeydim hiç bilmiyorum, vücudumun her yerinde yaralar kesikler çürükler vardı, acısını hissetmeyecek kadar hisizleşmiştim....
" yeter artık ya yeter. Ne istiyorsun sen bu kızdan,
Yetmedi mi yaptığın Araf ağa, önce kandırıp sahte nikah kıydın, sonra manipüle edip seninle birlikte olması için kandırdın. Bir çöp gibi konağın kapısına atıp defolup gittin, şimdi ne değişti pişman mı oldun Araf ağa."
Melike çıldırmış gibiydi, Araf a atılıp yakasına yapıştı, yaptığı bütün iğrençlikleri yüzüne vurdu, bağırdı öfkeyle, Araf tek kelime dahi aktörden öylece durdu,gözlerime baktı acıyla. sustu,
Sustum, omuzları düşmüş yıkık durumdaydı, bu hale gelmesinin sebebi ben değil kendi yaptıklarıydı.
" tamam Melike olan oldu, bırak Araf'ı gelin sizi eve ben bırakacağım." Melike öfkeli sert bakışlarını karana çevirdi bu sefer, Araf ın yakasını bırakıp ona döndü.
" ikinizden de hiçbir şey istemiyoruz, istediğimiz tek şey hayatımızdan defolup gitmeniz."
Öfkeyle tısladı karan a, karan kafasını çevirip bana baktığında çok üzgün çaresiz görünüyordu.
Yıkılmış bir haldeydim, bana acımış olmalı, ben buydum işte insanların acıyarak baktığı zavallı bir kızdım....
Ruhum bedenimden ayrılmış sesizce gözyaşı döküyordu gözlerim, hiçbir olaya tepki gösteremeyecek kadar yorgundum.
Melike onlara arkasını dönüp yanıma geldi,
Yüzümü avuçlarının içine alıp gözyaşlarımı sildi,
Dudaklarını alnıma yapıştırıp öptü,
Bu öpücüğü bana can veremek içindi.
Eğilip gözlerime baktı,
" üzülme güzel kızım, Herşey geçecek sana söz veriyorum seni ayağa ben kaldıracağım. hadi gidelim şimdi."
Ellerini yanaklarımdan indirip koluma girdi,
Araf ın gözlerine takıldı gözlerim,
Her an ağlayacak gibiydi. Gözlerine baktığımda yaşlarla doldu gözlerim, içimdeki yangın alevlendi, yakıyordu beni.
Sırtımı Araf a verip bir adım attığımda kulaklarıma Araf'ın acı dolu sesi geldi.
" Asel....gitme."
Durdum, sesi yüreğimi dağlamıştı, bize bunu yapan oydu, ne değişti de beni istiyor şimdi,
Kafamı çevirip gözlerine baktım, dolan gözlerimden yaşlar aktı, karan Araf ın kolunu tutmuş durdurmaya çalışıyordu.
Hiçbir şey demeden gözlerine baktım en az bir dakika, önüme döndüm tek kelime etmeden,
Gözlerimi sıkıca yumdum derin derin nefes aldım ağlamamak için.
" gülüm hadi."
Melike ye tutunarak yürüdüm,
Ardıma bakmak istemedim bir daha, eğer baksaydım gidemeyecektim,
Bu gün bu ormanda bütün acılarımı yüreğime gömüp ardıma bile bakmadan gidecektim,
Bir daha kimse beni eskisi gibi ezip hor göremeyecekti bu gece benim için acı günlerimin sonuydu.
Sesizce yürüdük karanlık ormanda,
İkimizden de çıt çıkmıyordu,
Arada başım dönüyor gözlerim kararıyordu.
Elimi enseme atıp ovdum, adımlarım yavaşladı.
" Asel İyimisin,"
Melike tedirginlikle bakıyordu bana.
" iyiyim devam edelim."
Kafasını onaylar anlamında salladı,
Yürümeye devam ettik,
Yaklaşık on beş dakikadır yürüyorduk karanlık ormanda, biraz daha ilerledikten sonra oto yol göründü, " çok şükür yolu bulduk."
Melike'sin sesi geldi kulağıma tepki veremeyecek kadar bitkindim.
Sürüne sürüne yola çıktığımızda dayanamayıp yolun kenarına oturdum.
" Melike gözlerim kararıyor."
Sesimi duydu mu onu bile bilmiyorum.
Sesiz fısıltılı konuşmuştum.
Yanımda diz çöküp oturdu.
" tamam gülüm bekle sen ben araba çevireceğim,
Yoksa başka türlü gidemeyeceğiz."
Kafamı onaylar anlamında salladım.
Melike ayağa kalkıp yolun ortasına geçti,
O kadar ısız bir yerdeydik ki nefes alışverişlerimizden başka hiçbir şeyin sesi gelmiyordu.
Dizlerimi kendime çekip kollarımla bacaklarımı sardım, bacağımdaki kesik canımı çok yakıyordu
Aldırış etmeden başımı dizlerimin üzerine bırakıp gözlerimi kapattım.
Midem bulanıyor başım çatlıyordu,
Ölmekten beter bir hale gelmiştim,
Beni bir kurşunla öldürebilirlerdi neden bana bu kadar acı çektirip harap ettiler, derin derin nefes aldım, titriyordum ölüme terk edilmiş bir bedendim, kendime acıyamıyordum bile.
" Allahım canımı al da kurtulayım dayanamıyorum."
Acı içinde Fısıltılı çıkan sesim canımı daha gazla yakmıştı, sanki bu yol kenarında ölümle baş başa kalmış gibiydim.
" Asel bir araba geliyor."
Melike arkamda bana bağırıyordu ama o kadar bitkin bir haldeydim ki dönüp bakamadım bile.
Bir araç sesi geldi kulağıma gittikçe daha fazla yaklaşıyordu sanki.
Birden ses kesildi, galiba araç durmuştu,
Melike ve bir adamın sesi geliyordu.
" Asel..."
Kolajlarıma tandık bir ses geldi, kafam o kadar kalabalıktı ki sesin kime ait olduğunu çözemiyordum.
Önümde çömelip saçlarıma dokundu,
Kafamı kaldırıp bana dolunan kişiye baktım,
Gözlerinde tedirginlik ve hüzün vardı.
" özgür hocam."
Bu tesadüf e çok şaşırmıştım, özgür hoca bu saate ne arıyordu burada.
" ne oldu sana böyle, bu ne hal kim sana yaptı bunu." öfkeyle soluyordu, birden elini başımdaki kesişe dokundurdu, acıyla inledim, hafif başımı oynatarak, dokununca kuruyan kanlar yarayı acıtıyordu.
" hocam anlatırım ben size, aseli götürelim buradan durumu iyi görünmüyor."
Melike ye bakıp kafasını onaylar anlamında salladı, Melike koluma girip beni kaldırdı, bir adım attığımda düşecek gibi oldum,
Birden belime doladı kolunu özgür hoca.
" bırak sen Melike böyle olmaz yürüyemiyor bile." Diyip kucağına aldı beni, bitkin bir haldeydim, ne direnecek nede karşı çıkacak durumda değildim, başımı omuzuna yaslayıp gözlerimi kapattım.
Araca yaklaşıp beni ön koltuğa oturup kapıyı kapattı Melike ve özgür hoca da içeri geçince arabayı çalıştırdı, " bana anlatacak mısınız artık, asel niye bu halde ne oldu ona."
Sesi tedirgin ve sinirli geliyordu, gözlerimi açmak istemiyordum tek isteğim birazcık rahat uykuydu.
" nasıl anlatsam bilemiyorum özgür hocam,
Ortam müsait değil ben size anlatacağım müsait bir zamanda. Sadece şunu bilin asel kaza geçirdi bu yüzden yaralı." Kısaca sonradan olan olayları anlatıyordu Melike, ben buradayım canım daha fazla yanmasın diye anlatmıyordu.
Ne tepki verecek halim nede konuşacak çenem vardı, öylece ölmeyi bekliyorum.
" bana hocam demezseniz sevinirim, özgür yeterli."
Seslerinden başka hiçbir şey duymuyordum,
Yüz ifadelerini görmüyordum.
" hastaneye gidelim böyle olmaz,"
"Hayır hayır hastane olmaz dedesi falan öğrenirse çok kötü yerlere gider, bizim eve bırakırsanız iyi olur."
" olmaz öyle şey benim eve gidelim doktor arkadaşım var ona haber veririm gelir bakar asel e."
" olur mu ki öyle, yanlış karşılanmaz mı Özgür bey."
" hiçbir şey olmaz Asel bu durumda iken sizi başka yere bırakmam."
" peki... teşekkürler ederiz şimdiden."
" rica ederim ne demek."
Onlar konuşuyor ben dinliyordum. Gözlerim kapalı ama bilincim açıktı, araç durdu bir süreden sonra.
Aracın kapıları açılıp kapandı, benim tarafta olan kapı açıldı, Özgür hoca kucağına almıştı beni yine, araçtan indirip kapıyı kapattı, gözlerimi araladım, başımı göğsünden kaldırıp yüzüne baktım, " teşekkür ederim." Fısıltıyla çıktı dudaklarımdan.
kafasını eğip gözlerime baktı, nefesi yüzümü yalıyor siyah gözleri elalarıma tutunmuş bırakmak istemiyordu.
Elimi hangi ara yakasına attığımı bilmiyorum ama gömleğinin yakasını sımsıkı tutmuştum.
Yüzüne kocaman bir tebessüm belirdi.
" teşekkür e gerek yok, sen iyi ol yeter."
Çok yakındı bana, kokusu buram buram geliyordu burnuma, tatlı bir narenciye kokusu vardı, kokusu hoşuma gitmişti fakat aşinası olduğum koku bu değildi....
Evin kapısına geldiğimizde anahtarı Melike'ye uzattı kapıyı açması için, Melike uzanıp anahtarı elinden aldı, kapıyı açıp içeri geçti, tekrardan gözlerim kapandı başımı göğsüne yasladım,
İçeri geçmiştik, beni yumuşacık bir yatağın üzerine bıraktığını hissetim,
Gözlerimi açtığımda çok güzel sade bir yatak odasındaydım, galiba Özgür hocanın odasıydı.
Melike ile Özgür hoca yoktu odada, ama salondan sesler geliyordu, benim hakkımda konuştuklarına eminim, noluyordu ben neden buradaydım, ordan oraya sürüklendim sürekli,
Çok çaresizdim,
çaresiz olduğum için bana acıyordu herkes,
Yataktan doğrulmak istedim ama yapamadım, her yerim ağrıyor sanki iğneler batıyordu her yerime...
Gözlerimden yaş aktı, elimin tersiyle göz yaşımı silip yüzüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım, son bir kaç gündür yaşadıklarım akıl alır gibi değildi, bunca şeye nasıl dayandım nasıl kaldırabildi mantalitem bilmiyordum, bildiğim tek şey bu kadar dayanışmış gibi görünmem gerçekten dayanıklı olduğum anlamına gelmiyordu....
Kısa süre sonra Melike Özgür hoca ve yanlarında başka birisi daha vardı, elindeki çantaya bakılırsa doktor olmalıydı.
" buyur kardeşim, muayene et iyice bir sorun varsa hastaneye götürelim."
" tamamdır sizi dışarı alayım, muayeneden sonra çağırırım sizi." Özgür hoca kafasını onaylar anlamında sallayıp odadan çıktı,
" bir ihtiyacın olursa seslen gülüm kapıdayım."
Diyip Melike'de çıktı ardından, kapıyıda kapatıp yanıma oturdu doktor,
" geçmiş olsun öncelikle, adım Emre. şimdi muayene edeceğim ama benim göremedim yerlerde yaraların var mı."
Çekingen bir tavırla yaklaşıyordu,
" sağolun Emre bey. Benimde adım asel.
Sol üst baldırda bir kesik var cam batmıştı." Kafasını onaylar anlamında salladı,
" bakabilir miyim." Diyince şaşırdım, doktorların bir yemini vardı sonuçta izin istemeden dokunabilirdi yarama.
Kafamı onaylar anlamında sallayınca elini bacağıma atıp elbisemi hafif yukarı kaldırınca yara açığa çıktı, kesik zannettiğimden de büyüktü, akan kanlar kurumuştu bacağımda,
Çantadan malzemeleri çıkartınca pamuğun üzerine dezenfektan döküp bacağıma dokundurunca acıyla inledim, bacağımı kendime çekecektim izin vermedi.
" sakin ol asel acıyacak biraz ama geçecek."
Kafamı onaylar anlamında salladım, gözlerim dolmuştu, derin derin nefes alıp vermeye çalıştım, yaradaki tüm kanı temizleyince bir ilş merhem sürdü, tekrardan dezenfekte edince yara bandı yapıştırıp üzerine sargı bezi çekti.
Ellerimde ve kollarımda olan çiziklerin hepsini de dezenfekte edip merhem sürdü, oraları sarma gereği duymadı, oradan başımdaki kesiğe geçti,
Yüzümdeki kanları silip yaraya gelince acıdan kendimi sıktığımı anlayınca durup bana baktı.
" kendini sıkma asel yaran daha fazla kanayabilir." Diyip tekrardan yarayı sildi,
Elinde bir kanca vardı, alnımdaki kesike batırınca sesli inledim. " aaahhhh"
Diyip uzaklaşmak istedim ensemden tutup izin vermedi.
" az kadı sabret." Diyip kaçmayı takınca derin bir nefes aldım, üzerini yara bandı ile kapatınca dudağımdaki yaraya ve kaşımdaki yaraya baktı.
" bunlar kaza ile olacak yaralar değil, darp mı edildin yoksa." Söylediği şey ile şoka uğramıştım,
Yüzümdeki diğer yaraların yeni olmadığını anlamıştı, yutkundum, gözlerimi gözlerinden kaçırıp derim bir nefes aldım.
" yok öyle bir şey, düştüm geçen ondan oldu."
İçimdeki acıları belli etmemeye çalışıyordum ama canım çok yanıyordu.
" peki öyle olsun."
Pek inanmasa da kararıma saygı duymuştu, dudağımdaki yaraya merhem sürecekken tam o sırada kapı çaldı.
Doktor Emre bey girin diyince Melike içeri girdi.
" gülüm rahatsız ediyorum ama bir şey demem lazım." Endişeli görünüyordu. kaşlarım çatıldı dikkatle ne söyleyeceğini dinledim.
" ben Özgür hoca ile konuştum, bu gece burada kal sen benim gitmem lazım babamla annem gitmez isem mahvederler beni."
Tedirginin ve endişeliydi.
Burada kalmak istemiyordum yabancı birisinin evinde rahat edemezdim. Özgür hoca hemen ardından içeri girdi.
" evet Asel senin bu gece burada kalman en doğrusu."
Haklılardı eve gitseydim yine dedemden dayak yiyecektim, onları çekecek bir halde değildim.
" tamam ama sabah erken gel olur mu."
" sabah işlerimi halleder halletmez hemen buradayım merak etme, dikkat et kendine olur mu." Yanıma yaklaşıp alnımdan öptü,
Kafamı onaylar anlamında salladım.
" kardeşim benlik bir şey kalmadı, sadece kaşında ve dudağının kenarında hafif yaralar var buraya bırakıyorum malzemeleri, sen halledersin."
Doktor Emre de ayaklanıp Özgür hocayla el sıkıştı.
" bir sorun yok değil mi kardeşim, hastanelik bir durum varsa götürelim."
Özgür hocanın beni düşünmesi içimi acıtmıştı,
Yedi yabancı insanlar bana yardım ederken kendi kanımdan olan ailem bana etmediğini bırakmamışlardı.
" hastanelik bir durum yok, sadece dinlenmesi lazım ve beslenmesi, vücudu titriyor besinsizlikten." Özgür hocayla göz göze geldiğimizde kafamı çevirdim,
" tamamdır kardeşim sağol buraya kadar geldin senide yorduk." Elini omzuma atıp konuştu.
" ne zahmeti kardeşim benim görevim bu, gideyim ben şimdi, geçmiş olsun tekrardan."
Bana bakıp konuştuğunda hafif bir tebessüm ile baş selamı verdim.
Melike tam çıkacakken Emre bey konuştu.
" isterseniz evinize kadar bırakabilirim sizi, saat epey geç oldu tek başına gitmeniz uygun olmaz."
Sıcak samimi bir gülüşle Melike'ye baktı.
Melike'ye bakarken gözleri parlıyordu, ondan hoşlanmış gibiydi.
" size zahmet olmasın."
Diyip bana döndü Melike benden onay bekliyordu, gözlerimi evet manasında kırptım,
Bencede haklıydı Emre bey bu saate tek başına gitse başına bir şey gelebilirdi.
" Ne zahmeti, buyurun lütfen."
Melike'ye yol verdi, Melike içerden çıkınca oda ardından çıktı, Özgür hoca onları geçirmek için peşlerine takıldı.
Kısa süre içerisinde geldi tekrardan.
Yanıma oturup gözlerimin içine baktı derince,
Bana bir şeyler sormak istiyor ama soramıyorsun sanki.
" şu yaralara merhem sürelim mi asel."
Kafamı olaylar anlamında salladım,
Eline merhem alıp bana daha fazla yaklaştı,
Önce dudağımın kenarındaki yaraya dokunup okşadı, gözlerinde hüzün vardı, benim için üzülüyordu.
Elini çekip merhem sürdü kabuk tutmuş yaraya.
Dikkatlice sürüyor canımı yakmamaya dikkat ediyordu. " seni bu hale ne hakla getirdiler Asel... neden sesiz kaldın."
Yutkunamadım, sanki boğazıma bir el yapışmış nefes almamı engelliyordu.
Gözlerim anına doldu, " coğrafya kaderdir hocam, bazen ne kadar çabalarsan çabala elinden hiçbir şey gelmiyor."
Sesim fısıltılı çıkmıştı, kelimeler boğazıma takılmış konuşamıyordum.
" bana özgür demen yeterli asel... ve seni bırakma gibi bir niyetim de yok, iyileşene kadar buradasın, seni konağa gönderemem bu halde."
Melike her şeyi anlatmış olmalı,
" sağol özgür... ama benim burada kalmam yakışır almaz, yalan yanlış şeyler konuşulur, biliyorsun burası Mardin insanlar birilerini aşalamak için fırsat kolluyorlar."
Burada olduğumu bilselerdi kim bilir neler konuşulurdu, zaten yeterince kötü bir durumdaydım herkesin diline düşmüştüm, şimdi burada kalsam Dahada kötüye gidecekti her şey.
" kimin ne dediği önemli mi asel, senin hayatım Söz konusu, senin için endişeleniyorum."
Gözlerinde başka bir duygu sezdim, sevgi mi aşk mı bilemedim, sonra aklıma kardeşimin dedikleri geldi, Özgür hoca senden hoşlanıyor abla demişti,
Bu doğru olabilir miydi.
" benim için çok önemli Özgür, ben bir kadınım, ve buralarda hiç hoş karşılanmayacak şeyler oldu hayatımda.... Birde üzerine bu olursa kendimi dedemden kurtaramam."
" Anlıyorum seni asel ama bunları yaşamak zorunda değilsin, senin ise kendine göre bir hayatın olmalı, nereye kadar böyle sürecek."
Söyledikleri o kadar gerçekti ki Yutkunamadım .
Boğazımdaki yumru beni boğarcasına sıkıyordu.
Dolan gözlerimden yaşlar aktı. Acım bitmek bilmedi...
" ben özür dilerim Asel, ağlaman için demedim. bunu senin için söylüyorum üzülmeni istemiyorum anladın mı."
Benim için endişeleniyordu, bir şeyler vardı özgür de ama ne. Gerçekten bana mı aşık tı.
Ama ben kimseyi sevemem ki...
Bir kalbim yoktu benim, öyle davranmış paramparça etmişlerdi....
Bu yüzden Özgür ile aramızda öyle bir şeyin geçmesi söz konusu bile değildi.
" düşüncen için teşekkür ederim ama dediğim gibi coğrafya kaderdir ve Buda benim kaderim.
Kaderime boyun eğmekten başka bir çarem yok..."
Kısa süreliğine derin bir sesizlik oluştu, ama bir an olsun gözleri gözlerimden ayrılmıyordu.
Ben burdayım yanındayım der gibi bir dürülü vardı.
" peki asel sen nasıl istersen. Ama unutma benim kapım her daim sana açık, bir sıkıntı olursa ilk beni haberdar et olur mu."
İyi niyetinden mi yoksa beni sevdiğinden mi bilmiyorum ama aşırı sahiplen işti beni,
Bu davranışı hoşuma gitse de yanlışmış gibime de geliyordu, off bilmiyorum kafam karma katılık bir hayatım yok kalmadı ortada benim şu an düşündüğüm şeye bak.
Kafamı onaylar anlamında salladım.
Merhem tekrardan parmağına sürüp kaşımdaki yaranın yumuşaması için sürdü, öylece susmuş yaralarıma merhem dürmesini izliyordum.
Hayat be kadar da garip ve acımasız değil mi.
Daha 4 gün önce Herşey çok güzel olmasa da güzel ilerliyordu, bugün ise Herşey alt üst olmuş hayatım mahvolmuştu....
Merhem iyice yedirip yanımdan kalkıp odadan çıktı tek bir söz bile etmeden.
Kendimi biraz daha doğrultup oturur pozisyona geldim, dudağımın kenarına gitti elim, Araf'ın beni ormanda öpüşü...
Ardımdan haykırışı...Gitme demesi...
Pişmandı ve pişmanlığıyla cayır cayır yanıyordu,
Önünde öyle görmek içimi acıtmıştı,
Arafı o halde görünce bile mahvolmuştum.
Peki ya o....
Bana Hiç acımadan neler etti.
Midyatta kimsenin yüzüne bakacak yüz bırakmamıştı. Bidona bir daha güvenip gidemezdim yapamaDım bunu....
Kapım tıklanınca düşüncelerimden sıyrılıp gelenin kim olduğuna baktım.
Özgür elinde tepsi üzerinde yemek vardı.
Yanıma yaklaşıp tepsiyi bacaklarına yerleştirdi.
" hadi ye şunları da biraz kendine gel, vitaminsizlikten öleceksin en sonunda."
Alayla karışık tebessümle gülümsedi.
Tepsinin üzerinde çorba ve haşlanmış tavuk vardı.
Bu kadar kısa sürede nasıl yapabildi şaşırdım.
" şimdi sen diyeceksin bu saate ne çabuk yaptı bu yemekleri... ben yapmadım sipariş ettim Emreler gittiğinde."
Yüzündeki tatlı tebessümü bozmadan konuştu, beni güldürmeye çalışıyordu ama içimdeki acı canımı öyle yakıyordu ki gülümsemek haram olmuştu bana...
" evet şaşırdım açıkçası. Teşekkür ederim zahmet verdim size de."
Soğuk mesafeli sesim ortamı buz kesmişti,
Özgür yüzündeki tebessümünü bozmadan çorbayı bana uzattı içmem için, elinden alacaktım ama ellerimden her yanında çizikler çürükler vardı, canımı çok yakıyordu tutabilecek bir durumda değildim.
" ben sana içiririm sorun olmazsa."
Benden onay bekledi, benim için bunca şey yapmış iken kabalık edemezdim.
Gözlerimi yumdum, benden onayı alınca dinşöe kadar girdi, kaşığa çorba doldurup dudaklarıma yaklaştırdı, acıkmamıştım aslında midem bulanıyordu sadece ama mecburiyetten de içmem lazımdı.
Ağzımı açıp içtim, kaşık kaşık çorba içirdi bana kendi elleri ile, elim oğlu bana ailemden daha iyi bakıyordu....
Çorba kasesi neredeyse bitecekti, doymuştum bile. Çatalı haşlanmış tavuğa batırıp Onuda yedirdi bana.
" bu kadar yeterli sağol. Doydum."
Tatlı bir tebessümle göz devirdi bana.
" olmaz asel hepsi bitecek, azıcık kalmış ikisi de, hadi mızmızlanma da ye şunu."
Kurtulamayacağımı anlayınca pes ettim,
İki tabaktaki tüm yemeği bana zorla yedirmişti,
Midem tıka basa dolmuş rahatsız olmuştum doyma hissinden.
Elindeki tepsiyi bir kenara bırakıp bana döndü.
" sana pijama gerdireceğim de evde kadın pijaması yok. Ama benim kullanmadığım yeni pijama takımım var onu vereyim üzerini değiştir kan kokusu üzerine sinmiş."
Diyip odadan çıktı, haklıydı kan kokuyordum,
Üzerimde hem benim Hemde Araf'ın kandı vardı.
Kısa süre sonra elinde pijamalarla içeri girdi,
Yatağa bırakıp bana döndü.
" şunları giy rahat rahat uyu. Bir isteğin olursa seslen gelirim tamam mı."
" tamam teşekkür ederim."
Tatlı tebessümünü hiç yüzünden silmedi.
Bana karşı çok sıcak samimi davranıyordu evlnde yabancı gibi hissetmemi istemiyordu.
" Rica ederim asel ne demek ama bir saha teşekkür etme tamam mı, mahçup oluyorum."
Kafamı onaylar anlamında sallayınca gülümsedi kocaman.
" hadi iyi geceler, Allah rahatlık versin."
" Sanada iyi geceler Özgür."
Hafif tebessümle karşılık verdim.
İçerden çıkıp kapıyı kapattı.
Yavaşça yataktan inip üzerimi değiştirdim.
Canım çok yansa da aldırış etmeden giyinip yatağa uzandım. C nin pozisyonununa geçip kollarımı kendime sardım.
çok yorucu ve kötü bir gündü benim için, gözlerim ağlamaktan şişmiş açılmıyordu, ağırlaşan göz kapaklarım beni uykunun en derin noktasına kadar taşıdı,
Uykuya dalmadan önce Araf ın sesi kulaklarımda çınladı... " Asel... gitme...
Bölüm sonu....
Ayy çok şükür bu bölümün de sonuna geldik, bazı aksaklıklar oldu ama çok şükür düzelttim canlarım...
Bol bol yorum ve VoLTE istiyorum. Öptüm kızlar keyifli okumalar...
