6. bölüm · ASALETİN SESİ.

Bölüm 6;Fırtına Öncesi Sessizlik.

Azra Yapıcı

Şehrin surlarının dışında Kuzey Krallığı’nın devasa ordusu bir kara bulut gibi toplanmıştı. Binlerce meşale, geceyi kana bulamaya hazır bir canavarın gözleri gibi parlıyordu.

İçeride ise Maral, harabe bir handa, önündeki yırtık haritaya bakıyordu. Yanında Gölge, karşısında ise halkın arasından seçilen cesur liderler vardı.

"Kuzey ordusu şafakla saldıracak," dedi Gölge, kılıcını bileyerek. "Surları tutacak kadar askerimiz yok Maral. Halkın tırpanları, onların çelik zırhlarını delemeyecek."

Maral, başını kaldırdı. Gözleri yorgun ama zihni her zamankinden daha keskindi. "Biz onların zırhlarını delmeyeceğiz Gölge. Biz onların inancını kıracağız. Bu savaş meydanda kazanılmayacak, bu savaş kalplerde kazanılacak."

Tam o sırada hanın kapısı gürültüyle açıldı. Gelen, yüzü pelerinle gizlenmiş bir haberciydi. Pelerinini açtığında Maral’ın nefesi kesildi. Bu, babasının sarayındaki Başmuhafız’dı; Maral'a kılıç tutmayı gizlice öğreten o eski adam.

"Efendim," dedi yaşlı adam, diz çökerek. "Abiniz Alaz, şehrin anahtarlarını Kuzey Kralı’na vermek için anlaşmayı imzaladı. Şafak vakti kapıları içeriden açacaklar. Şehir kan gölüne dönecek."

Maral’ın yumrukları sıkıldı. Abisi, kendi tahtı için halkını boğazlatmaya karar vermişti. "Demek kapıları açacaklar..." dedi Maral, sesi buz gibi bir sakinlikle. "O halde biz de onları hiç beklemedikleri bir şekilde karşılayacağız."

Maral, masanın üzerindeki haritayı bir kenara itti. "Halkın elindeki tüm yağları, samanları ve barutu şehrin ana meydanına yığın. Surları savunmayacağız. Kapıları biz açacağız."

Gölge şaşkınlıkla baktı. "Bu delilik! İçeri girmelerine izin mi vereceksin?"
"İçeri girmelerine değil, tuzağa düşmelerine izin vereceğim," dedi Maral.
"Onlar bir zafer yürüyüşü beklerken, karşılarında bu şehrin gerçek sahibini görecekler."

Gecenin en karanlık anında, Maral şehrin en yüksek kulesine çıktı. Aşağıdaki binlerce insana baktı.
Hepsi ona bakıyordu; korkuyla ama aynı zamanda bir kurtarıcıya olan inançla. Maral, sesini bir kez daha yükseltti:
"Bugün asaletimizle ölebiliriz! Ama yarın çocuklarımız, köle olarak doğmayacak! Kapıları açın! Bırakın gelsinler! Çünkü bu gece, asalet sadece bir isim değil, bu şehrin sönmeyecek tek ateşidir!"

Şafak sökmeye başladığında, şehrin devasa kapıları gıcırtıyla açıldı. Alaz, atının üzerinde zaferden emin bir şekilde Kuzey Kralı’nın yanında duruyordu. Sokaklar boştu, her yer ölüm sessizliğine bürünmüştü. Alaz sırıttı, "Gördünüz mü? Korkudan evlerine saklandılar."

Ancak tam meydana ulaştıklarında, bir ıslık sesi duyuldu.
Meydanın tam ortasında, tek başına oturan bir figür vardı. Maral.

Üzerinde artık hiçbir mücevher yoktu. Sadece elinde bir meşale ve kucağında babasının o parçalanmış tacı vardı. Maral, yaklaşan orduya baktı ve meşaleyi yere, yağ dökülmüş samanların üzerine bıraktı.
🩸⚔️👑